24 Mayıs 2008 Cumartesi

Datça tatilinden notlar

Daha önce defalarca gittik Datça'ya. Hem de her mevsimini görmek için çok farklı zamanlarda. Eylül'de, Ocak'ta, Ağustos'ta... En son gittiğimde hamileliğimin 30 küsuruncu haftalarındaydım. Hem de İzmir'den klimasız bir arabayla gitmiştik. Hava çok sıcaktı. Ben hiç şikayet etmiş miydim? Evet, her zamanki gibi sadece dönüş yolunda :))
19 Mayıs tatilini fırsat bilip, bu tatile Osman'ın nöbet ertesi olan Cuma gününü de ekleyip, annemlerle birlikte çıktık yola. Belki yanımda annem de olduğu için ama en kuvvetli nedenle gidilen yer Datça olduğundan, hiç endişe duymadım bu yolculuktan. Zeynep yola dayanabilir mi, oralarda huzursuzluk eder mi, düzeni bozulur mu diye hiç düşünmedim. Nedense O'nun da Datça'yı çok seveceğini ve bize sorun çıkarmayacağını söylüyordu beynim de kalbim de. Öyle de oldu.
Elbette araba koltuğunu takacaktık babamın arabasına. Akşamdan indirdik babamla aşağıya. Ama gördük ki, Deniz Alp'ten bize miras kalan bu koltuk biraz büyükçe olduğundan, yerleştirdiğimizde arkada iki kişi için yeterli yer kalmıyor maalesef. Bu nedenle hiç içime sinmese de bu işten vazgeçtik. Arabanın arka koltuğunda oturarak ve tabii sürekli kontrol altında yolculuk etti Zeyno. Güvenlik açısından elbette riskti ama seyahat sırasında sorun oldu mu? Hayır.
Yanımıza aldığımız buzluk çok işimize yaradı. Özellikle de benim. Zeyno'nun yemeklerini, meyvelerini bu buzlukta tuttum hep. Böylece yemek sorunu olmadı. İlk gün için evden hazırlamıştım yemeğini. İkinci gün için de babaannenin yemeklerinden almıştık kaplarına. Bunlarla birlikte dışarıdaki yemeklerin tadına da baktı: Patatesli haşlama, ızgara köfte, sütlaç, pilav, barbun, kalamar dışarda yediklerinden.
Meteorolojinin 5 günlük hava tahminini yakından takip etmeme rağmen ve sıcak olacağını bile bile yine de kalın şeyler almışım yanıma. Ana yüreği işte, ya üşürse :)) T-shirtleri ve kolsuz body'leriyle maçı idare ettik ama. Zaten tatilde çok da üst baş temizliğine takılmıyor insan. Şapkasını sürekli takmayı ihmal etmedim tabii. 50 koruma faktörlü güneş kremini sürmeyi de. Bu arada bol bol da su içirdim. Sıcakla başka türlü baş edemezdik yoksa.
Bugün kadar hiç olmamıştı ama Zeyno'nun poposu sıcağa fazla dayanamadı ve 2 günde kızarıverdi. Allah'tan Desitin'le toparladık hemen durumu.
Hep denizi çok seveceğini hayal etmiştik Zeyno'nun ama olmadı. Ovabükü'nde çoraplarını ve pantolonunu çıkarıp sahile indirdik. Denizle ilk kez yakından tanışacaktı ama daha ayakları kuma değer değmez yaygarayı koparıverdi. Sonra değil ayağını suya sokmak, kucağımızdan bile inmedi. Bence kumun dokusundan ve soğukluğundan rahatsız oldu. Yazın denizle bir sorunu olacağını düşünmüyorum (inşallah!)
Düzenimiz bozuldu mu? Evet bozuldu. Uyku saatleri değişti. Akşam uykusundan uyanan Zeyno, evdeki gibi tekrar hemen uyumak yerine etrafa gülücükler saçarak oturdu bizimle. Bol bol ara öğün yaptı. Yemeğini bazen sildi süpürdü bazen ağzını bile sürmedi. Ama genel olarak mutlu muydu? Evet. O da biz de... Hem tatiller düzeni bozmak için değil midir? Yani iyi ki, gittik Datça'ya! Bu kez hayallerimize Zeyno'yu da canlı canlı dahil ettik.

Hiç yorum yok: