8 Temmuz 2008 Salı

Denize merhaba

Bugün akşamüstü Foça'ya geçtik. Ve güneş hükmünü kaybetmeden hemen kampa attık kendimizi. Dileğimiz, isteğimiz, umut ettiğimiz, gönlümüzden geçen, hayal ettiğimiz, Zeyno'yu kucağımıza alarak kendimizi Ege sularına bırakmaktı. Ama böyle olamayacağının sinyallerini 19 Mayıs'ta Datça'dayken aldığımızdan hiç zorlamadık kendimizi. Zeyno'nun havuzunu biraz suyla doldurup, ılınması için güneşe bıraktık. O'nu kucağımıza alıp, iskelede yürüdük. Gülüşen, rengarenk giyimli çocukları seyrederken çok mutluydu ama ayağı yere değmediği sürece. Bir kısa seyrin ardından şezlongumuza geri döndük. Ama o da ne? Zeyno havuza da girmek istemiyor! Tam bir hayal kırıklığı... Güneş batana kadar ancak Zeyno'yu havuzuna girmeye ikna edebildik. Neyse, bu da bir gelişme!
Tatilde Zeyno için yemek felsefem "umduğunu değil, bulduğunu yiyecek". Bu akşam köfte ve ızgara balık düştü şansına. Yemeklerde Osman'la farklı şeyler tercih ediyoruz. Böylece Zeyno'ya da farklı seçenekler sunmuş oluyoruz. Açık hava acıktırdığından herhalde, bol bol yemek yedi akşam. Ve geceye son noktayı bizim sakızlı dondurmalarımızın tadına bakarak koydu.
Misafirhanedeki odamıza geldiğimizde, ilk iş yeniden düzenledik odayı. İki tek yatağı birleştirip, üç kişilik geniş bir yatak yaptık. Zeyno duvar dibine, ben ortaya, Osman kenara... Boşta kalan alana babanneden aldığımız kilimi yaydık. Bu da Zeyno'nun oyun alanı.
Üçümüz de yorulmuşuz. Hemen daldık uykuya. Ortalığı toparlama, kıyafetleri yerleştirme yarına...

Hiç yorum yok: