21 Temmuz 2008 Pazartesi

Datça yolları

Çok sevdiğimizden mi, hayallerimizin temelini oluşturduğundan mı bilmem, hiç zor gelmiyor bize Datça'ya gitmek. Hele hele İzmir'den gitmek... 2 günlüğüne İstanbul'dan Datça'ya gitmişliğimiz var kaç kere ne de olsa.
Bugün kahvaltının ardından çıktık hemen yola. Niyetim Zeyno'nun sabah uykusunu yola denk getirmekti ki, öyle de oldu. Daha Balçova'dan otobana çıkmadan uyudu ve Muğla'da açtı gözlerini. Yani sıcağa rağmen yolun yarısını gayet sorunsuz ve sakin atlattık. Öğle yemeği için Çetibeli'deki Pınarbaşı-Şelale'de mola verdik. Ağaçların arasında minik bir cennet burası. Her şeyden önemlisi sıcağa kapı komşusu serin bir alan. Ve her şeyden önemlisi mama sandalyesi var. Evden yanıma aldığım tarhana çorbasını mideye indirdikten sonra üstüne bir de bizim gözlemelerimizden tırtıkladı Zeynep. Bezini de orada değiştirince, rahat rahat çıktık yeniden yola. Ve yaklaşık 2,5 saat sonra, Datça'ya hiç uğramadan Ovabükü'ne gittik. Altınkum Pansiyon'daki odamıza henüz yerleşmiştik ki, büyük bir tesadüf sonucu bizimle aynı tarihlerde orada tatilde olan Burak geldi bizi almaya. Pansiyona yürüyerek birkaç dakika mesafede kaldıkları eve gittik ki, ortam süper. Badem ağaçlarıyla dolu bahçede, yanyana yapılmış iki ev. Her türlü konforları var. Birinde Burak'la Arzu, diğerinde de Arzu'nun abisi ve kız arkadaşı kalıyor. Terastaki masaya sofrayı hazırlamış, bizi bekliyorlar. Ve günün haberi, Arzu'nun abisi yarın Bodrum'a gitmek üzere evden ayrılıyorlar. Bu da süper, yarın hemen buraya yerleşmeye karar verdiyoruz.
Akşam yemeği için pansiyonun bahçesindeyiz. Tercihimiz tabii ki balık. 4 melanur, 1 porsiyon kamalar (yerlisinden) ve bira... Zeyno çevresindeki tüm gürültüye rağmen hemen masanın yanındaki hamakta derin bir uykuya dalınca yavaş yavaş, keyfine vara vara yiyoruz balıklarımızı. Zeyno'nun balıklarını ve kalamarlarını ayırmak şartıyla tabii.

Hiç yorum yok: