10 Temmuz 2008 Perşembe

Aynen devam

Dünkü programda Zeyno da ben de çok rahat edince bugün de günü aynı şekilde geçirmeye karar verdim. Sabah Zeyno uyanır uyanmaz arabaya atlayıp, Kara Kampı'na geldik. Kahvaltının ardından Zeyno'nun sabah şekerlemesi için Deniz Bar'a indik. Ben Posta Gazetesi'nin tüm bulmacalarını çözüp, kahvemi içene kadar, yaklaşık 1,5 saat uyudu Zeyno. Uyandıktan sonra gölgede oynamaya devam edip, saat 14:30'da öğlen yemeği için restorana çıktık. Sebzeli Çorba ve Beytili Tavuk yemeğinin tavuklarından biraz yedi. Birkaç kaşık da yoğurt. Yemeğin ardından bolca güneş kremi sürüp, üstüne bir de t-shirt'ünü giydirerek plaja indik. Yaklaşık 1 saat kadar şezlongun üzerinde oyuncaklarıyla oynadı bizimki. Tam "acaba ayaklarını denize soksam mı?" diye düşünürken, bu düşüncemi anlamışçasına uyumak için mızırdanmaya başladı. Niyetim şezlongda uyutmaktı ama olmadı. Alıştı Deniz Bar konforuna bir kere. Yine oraya gidip, yüzünü akan sulara çevirdim. 5 dakikaya kalmadı daldı uykuya. 40 dakika sonra uyandığında Osman yanımıza gelmiş, Zeyno'nun havuzundaki su da iyice ılınmıştı. Hep beraber plaja indik yine. Havuzunda mutlu mesut oynadı bizimki. Ama bugün ellerini ve ayaklarını suyun içinde çırpmanın zevkine iyice vararak. Ve bir keşifte daha bulundu: Islak ellerle kuma dokununca bunlar ele yapışıyor ve tekrar suya sokunca kayboluyor. (Bu keşif sırasında kumların tadına bakmayı da ihmal etmedi tabii) Denize sokma girişimleri yine başarısız oldu. Güneş de artık hükmünü iyice kaybettiğinden ısrar etmedik zaten. Kısa bir ağlama eşliğinde yapılan duşun ardından akşam yemeği için deniz kenarındaki restorana gittik. Cacık ve pide eşliğinde tavuk beyti yedi. Üstüne de birkaç parça kavun.
Misafirhaneye dönmeden önce Foça'ya inip, sakızlı dondurma yedik. Hepberaber. Osman dondurma kuyruğunda beklerken, oyalanması için Zeyno'nun eline de boş bir külah verdik. Uzunca bir süre bunun içi niye boş diye soran gözlerle baktıkta sonra kemirmeye başladı külahını. Osman gelince sakızlı dondurmalarımızdan bir parça koyduk onun külahına da. İlk defa denemesine rağmen, 40 yıldır dondurma yermişçesine yaladı yuttu. İçine biraz daha dondurma koymak için külahını elinden aldığımızda da ağladı. Yani sakızlı dondurmaya bayıldı. Zaten kim sevmez ki? Hem de Foça'da...
Not: Akşamları gezerken ağlarsa onu kucağımıza alacağımızı öğrendi. Direndik ama yine biz kaybettik. Gözyaşlarına dayanamayıp, alıyoruz kucağımıza...

Hiç yorum yok: