24 Nisan 2008 Perşembe

Plan bir anda değişince...

Bazı günler vardır hani, önceden planlarsın ama bir anda senin elinde olmadan değişir her şey. İşte bugün öyle bir gündü. Sabah babam geldi Erzurum'dan. Hep beraber, memleket sohbeti eşliğinde yaptığımız kahvaltının ardından biz pılımızı pırtımızı toplayıp, çıktık dışarı. Bugün yemek dergisinin fotoğraf çekimleri olacaktı karşıda. Niyetimiz oraya gitmekti. Taksim üzerinden Galatasaray'a gidip, bir süre yemek çekimlerini izleyecek, ardından Kabataş üzerinden Ada'ya dönecektik. Durakta iki katlı Taksim otobüsünü beklerken birden aklıma geldi ve işimi sağlama almak için çekimde olacak iş arkadaşlarımdan Hasan'ı aradım. "Çekim öğleden sonra saat 3'te başlayacak. Ben de Moda'dayım" deyince bir anda değişti bizim plan. Karşıya geçmekten vazgeçip, Moda'ya gitmeye karar verdik bizde. Aniden değişen planla birlikte Zeyno için ilklerle dolu bir gün de başlamış oldu.
Kadıköy'e nasıl ineceğimizi düşünürken 17 Pendik-Kadıköy otobüsü tıslayarak durdu önümüzde. Şu klimalı yeni otobüslerdendi ve çok kalabalık görünmüyordu. Anlık bir kararla attık kendimizi otobüsün içine. Böylece Zeynep de ilk otobüs yolculuğunu yapmaya başlamış oldu. Şoför de, yolcular da çok yardımcı oldu bize. Orta kapının önündeki boş alana yerleştirdik Zeyno'nun arabasını. Hava da otobüs de çok sıcaktı ama O'nun keyfi yerinde görünüyordu. Kadıköy son durakta inince Hasan'ı aradım tekrar. Burundaki çay bahçelerinden birindeydiler. O tarafa doğru yürümeye başlamıştık ki, Zeyno günün büyük sürprizini yaptı. Birkaç gün önce Gülden Teyze'lerde yaptığı gibi fışkırtarak hem de bol miktarda kustu. Birkaç saat önce yediği kahvaltısı olduğu gibi üstünde başında duruyordu. Hem de felaket bir kokuyla. Yolunda ortasında "şimdi ne yapacağız?" diye küçük bir şaşkınlık yaşadıktan sonra, bir duvarın kenarına yanaşıp, Zeyno'nun kıyafetlerini değiştirdik. Böylece ilk kez sokak ortasında soyunma-giyinme deneyimini de yaşadık. Sabah kahvaltısını annemin biraz ısrarla yedirmesi, otobüsün tutmuş olabileceği, aşırı sıcak hava, devam eden hastalığı ya da hepsi. Bu kusmayla ilgili aklımıza gelen nedenler bunlardı. Zeyno'ya bol bol su içirip, çay bahçelerinin oradaki sokak tezgahlarından birinden şapka aldık başına. (Bakınız sol üst köşedeki fotoda görünen, Zeynep'in başına büyük şapka). Çay bahçesi tıklım tıklımdı. Yaz gibi değil, bir yaz günüydü adeta. Yüzümüzü güneşe döndük, soğuk bir şeyler içtik, Hasan'la bol bol lafladık ve vapura yetişmek üzere ayrıldık. Ama daha birkaç adım yürümüştük ki, yine değişiverdi plan.

Çiya'ya gitmeye karar verdik. Kadıköy'e kadar gelip de, Çiya'ya uğramadan olur mu? Ara sokaklardan Bahariye'ye çıkıp, oradan da çarşıya indik. Çiya'nın önündeki son boş masaya kurulup, siparişlerimizi verdik. Kebap değil, yöresel yemekler istedik bu kez. Zeynep'i de mama sandalyesine yerleştirip, oturttuk masaya. Keyfi yine yerindeydi. Arabada şekerlemesini yapmıştı ve önünden gelip geçen hemen herkes O'na laf atıyordu. (Üst soldaki foto Çiya'dan) Üstelik çok geçmeden arka masaya 15 aylık Zeynep ve ailesi de geldi. Hem Zeynep'e hem de ailesine o kadar ilgi gösterdi ki bizimki, uzunca bir süre onların masasında oturdu. Hem de bize dönüp bakmadan. Masaya gelen ekmek eşliğinde çorbasından birkaç kaşık aldıktan sonra temizlik vakti geldi Zeynep için. Şu sıralar en büyük streslerimden birisi bu benim. Dışarıda Zeynep'in altını temizlemek zorunda kalmak. Çünkü uygun bir yer bulmak çok zor. Hele artık dışarıya bu kadar koku salıyorken. Ama Çiya bu konuda taktir ettiğim yerlerden biri. Üst kattaki tuvaletin duvarında, bu iş için duvara asılı bir tezgah var.
Çayların ardından iskeleye doğru yola koyulduk. Ama vapura daha epey vakit olduğundan önce Tansaş'a uğrayıp mini bir alışveriş yaptık.

Zeyno ilk kez alışveriş arabasına oturdu. Ardından birkaç kitapçıya girdik Zeynep'e kitap almak için ama uygun bir şey bulamadık. Bir de içinde çıngırak olan yumuşak bir top arıyordum. Bakındım ama onu da bulamadım. Bu arada kitapçılardan birinde, kasanın hemen önündeki kutuda duran yumuşak stres toplarından birini kestirdi gözüne Zeyno. Bakması için eline verdik ama sonra almak ne mümkün. Almak istediğim gibi bir şey olmasa da aldık bu topu. Böylece ilk kez bir oyuncak için ağlamış da oldu küçük hanım. Ve istediği yapıldı. Bakalım ilerleyen zamanda nasıl bir boyut alacak bu durum? Ama en azından aldırdığı şeyden hemen sıkılıp, bırakmadı. Eve gidene kadar sıkı sıkı tuttu topunu elinde
Sabah evden çıkmadan önceki planımız başkaydı ama gün bambaşka ilerledi bizim için. İyi de oldu. Bazen akışa bırakmalı insan kendini. Yorgun ama mutluyduk hepimiz dönüş vapurunda. Bir de kırmızı yanaklı ve burunlu...

5 yorum:

Sudamlam dedi ki...

şapkaya bayıldım ben.ben de damla'ya alayım öyle bir şey diye düşünüyordum.ben stres oluyorum damla yanımda dışarı çıkınca, uyku saatleri, düzeni bozulacak diye pek çıkmıyoruz beraber zaten.sana hayran kaldım.çok keyifli bir gün olmuş belli ki.ve ilklerin günüymüş zeyno için :)

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba Yaprak,
dışarıya çıkmak çok iyi geliyor bana. Bu kaçamaklar da olmasa çok bunalırım herhalde. Ama ben de Osman'la birlikte çıkmayı tercih ediyorum. Yanında biri olunca stres olmuyor insan. Ama bence sen de her fırsatta dışarı çıkmalısın. Zeynep uykusu gelince arabasında da uyuduğu için (zaten evde de hala böyle uyuyor) sorun olmuyor bizim için.

sevgiler,
Nurdan

pinarbk dedi ki...

Geçen yaz doğum iznindeyken hep toplu ulaşım araçlarıyla seyahat ettim. Deniz otobüsüne, otobüse, dolmuşa bindim Duru ile. İnsanların yardımseverliği beni şaşırtmıştı. özellikle erkeklerin bu kadar çok çocuk sevdiklerini bilmiyordum. Taksiye binerken bile ben arabayı katlayıp bagaja koyarken taksiciler Duru'yu kucaklarında tuttular, koltuğa yatırdığımda yanında beklediler.
Bebekle dışarı çıkınca azıcık gözünü karartıp çok tedbirli olmak lazım. Kural bu. Çift yedekle dolaşmak gerekiyor hep.

bizim bebeğimiz dedi ki...

Merhabalar,uzun zamandır Zeynebi takip ediyorum favorilerime de ekledim hatta blograzziden size yorumda bıraktım ama sanırım orada kayıtlı değilsiniz.Neyse Zeynebin o masum gülümseyen fotolarına bayılıyorum.Çok tatlı maşallah allah bağışlasın.Benim kızımda 14 aylık,zeynebin yaptıklarını okuyunca kızımn geçeirdiği dönemleri hatırlıyorum.Küçük meleği öpüyorum sevgiler...

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba bizim bebeğimiz :)
uzun zamandır takipte olduğumuzun farkında değildim, yorumun için teşekkürler... İnsan daha küçük bebekleri görüp, onların maceralarına ortak olunca zamanın ne kadar hızlı geçtiğini ve her şeyin ne kadar çabuk unutukduğunu anlıyor değil mi?

sevgiler,
Nurdan