6 Mart 2008 Perşembe

İdrar tahlili işkencesi

Geçen Cumartesi başarısızlıkla sonuçlanan idrar tahlilinin hikayesini yazmıştım. Bu sabah Bostancı'da babamla buluşup, yeniden gittik Düzen Laboratuvarı'na. Sanki sözleşmiş gibi çocuklu ailelerle dolmuştu laboratuvar. Evden çıkarken, daha önce aldığım torbayı bağlamıştım ben Zeyno'ya. Tek umudum, bezini açtığımızda torbada idrar görebilmek ve bir an önce burdan çıkmaktı. Çünkü içerde kan almaya çalıştıkları daha birkaç günlük bebek ağladıkça benim içim parçalanıyordu. Üstelik ağır derecede hasta olduğu belli bir erkek çocuk da annesinin kucağında ağlıyordu bekleme salonunda. Uzun bir bekleyişten sonra maalesef Zeyno'nun tüm çişlerinin beze gittiğini gördük. Bir damla bile yoktu torbada. Ve sil baştan. Yeniden torba bağlandı, Zeyno'yu yeniden emzirdim. Bekledik, bekledik ve sonuç yine aynı: Çişle ıslanmış bir bez, bomboş bir torba. Neredeyse bu işten vazgeçmişken son bir umut, yanıma iki torba alıp, doğru annemlerin evin yolunu tuttum. Evde torbaları ve Zeyno'yu anneme teslim edip, bu işten elimi eteğimi çektim tamamen. Yaklaşık 1 saat sonra annemin sevinçli haykırışını duyduk içerki odadan. Dibinde 1 parmak idrar bulunan torbayı sıkı sıkı tutuyordu elinde. Bu kadarının bile yeterli olduğunu öğrendiğimden, babam torbayla yeniden laboratuvarın yolunu tuttu. Ben de artık iyice uyku sıkıştıran ve sabahtan beri perişan olan Zeyno'yu sakinleştirmeye çalıştım. Umarım bir daha idrar tahlili vermek zorunda kalmayız. Zor, hem de çok zormuş bu iş. Annemle benim bu konudaki ortak yorumum şu: Ne kadar dik tutarsanız tutun, yapıştırılan torbanın kaymamasına imkan yok. Bu nedenle en kestirme yol, torbayı yapıştırıp, bebeği yatar pozisyonda ve altı açık bırakıp, torbayı da elle tutmak...

Hiç yorum yok: