6 Ocak 2009 Salı

Kırıyorum, kırılıyorum

Halen iş başında olan hormonlar, delik deşik uykular, sonu hiç gelmeyen "yapılacaklar" listesi, hiç bitmeyen ev işleri, her zaman okunmayı bekleyen yazılar, "bu ayı hallettik, gelecek ay dergiye ne koyacağım?" telaşı, her gün aynı saatlerde aynı şeyleri yapmanın monotonluğu, düşüncelerle dolu olması yetmiyormuş gibi bir de sürekli yaratıcı olmaya çalışan beynimin yorgunluğu, hiç dinlenemeyen bedenimin iflasa yaklaşması, Zeyno'nun anlamsız mızmızlıkları, kışın kasveti, kapının hiç çalmaması... Belki de hepsi? Beceririm sanmıştım ama olmuyor. Hepsi aynı anda yürümüyor. Yalpalıyorum şu sıralar yine. Yalpaladıkça, etrafımdakilere çarpıyorum; kırıp, döküyorum. Ve daha çok kırılıyorum... Geçecek biliyorum. Ya kırıklar?

3 yorum:

pinarbk dedi ki...

Kapının çalmasını bekleme, sen çal kapıları. Aldırma yağmura, sat Zeyno'yu anneannesine, bırak kendini kentin karmaşasına. Yolunu buralara düşür, öğle yemeği yiyelim. bak nasıl iyi gelecek.
Kırıklar da elbet geçecek. Çünkü sevgi var:)))

cAg dedi ki...

Nurdancım, neden seninle aynı şeyleri yaşıyoruz.ben çalışmaya başladığımdan beri yani ev dışına çıktığımdan beri sanki biraz daha düzeldim ama kırıklıklar bitmedi o ayrı mevzu,belki işini evden uzaklaştırma şansın olsa,ev o kadar yorucu ki birde evde çalışıyorsun daha zor,çalışan kadın bence daha az yoruluyor,benim şartlarımı biliyorsun buna rağmen diyorum.Kırgınlıklar çaresiz kaldığımda çok yorulduğumda yardım olmadığında çok oldu, kırıklıkları tamir edemedim ben,unutmaya çalıştım olmadı,sonra kabullenmeye başladım hayatımda ilk kez kabullendim hayatı, sanki daha az yara aldım bu sayede,dene...
Öptüm

Sudamlam dedi ki...

seni okudum, yorumları okudum, yanlız değilmişim demek ki..neden böyle ağır geliyor bize hayat..benim işsel sorunlarım çok daha karışık gerçi.işi eve yansıtınca da beş karış suratlı biri olup çıkıyorum :(( ama bir yol bulmak lazım böyle olmuyor olmaz da...