21 Ağustos 2008 Perşembe

Şu sıralar...

Unutmadan not düşmek lazım bunları. Zeyno şu sıralar:
* Geceleri 3-4 defa uyanıyor. Hemen hepsinde meme emiyor. Acıktığından değil tabii. Bir ara geceleri sadece 1 kere uyanmaya başlamışken neden tekrar böyle oldu bilmiyorum. Artık neden aramıyorum da zaten.
* Meyvelere acayip düşkün oldu. Özellikle de karpuza. Akşam yemeğinin ardından koca bir dilim karpuz yiyor. Tabii yine kendi çatalıyla, kendisi (biz çatalına bir parça karpuz takıyoruz, o da indiriyor mideye)
* Beğendiğini yiyor, beğenmediğini yemiyor. Tadına bakıyor ve eğer beğenmezse hemen eliyle ağzındaki lokmayı çıkarıyor.
* Elindeki yemeğini (ekmek parçası, karpuz vs) bize de uzatıyor yememiz için. Bir bana, bir babasına. Sonra kendine.
* Sadece yemeğini değil, oyuncaklarını da paylaşıyor bizimle. Elindeki oyuncağını bize doğru uzatıp, elimize almamızı istiyor. Öyle ki, artık top oynayamıyoruz eskisi gibi. Çünkü topu atmıyor, elimize doğru uzatıyor.
* Gündüzleri gayet düzenli uyuyor. Kahvaltının peşine 2 saat, akşamüstü 1 saat.
* Her gece aynı saatte yatıyor; 21:30 (emerek uyuduğundan uykuya dalması 22:00'yi buluyor)
Her sabah aynı saatte uyanıyor; 07:30. Eğer şanslıysak yarım saat kadar yatağındaki oyuncaklarıyla oynuyor.
* Her gün banyo yapıyor (bazen günde 2 kere) ve buna bayılıyor.
* Bu kadar yıkanmaya rağmen sürekli ekşi kokuyor. Çünkü kafasının teri hiç kurumuyor.
* Babasıyla "geldim geldim" oynamayı çok seviyor. Bu ne? O yerde emeklerken Osman "geldim, geldim" diye bağırıyor, O da arkasına bile bakmadan tam gaz emekliyor.
* Her gün düzenli olarak akşamüstü Ada turu yapıyor (Osman'la ben rejimdeyiz ya, yürüyoruz her akşamüstü)
* Her köpek görüşünde (ki Ada'da çok fazla), parmağıyla gösterip, "huv huv" diyor.
* Altının değiştirilmesini hiç istemiyor. Tam bir savaşa döndü bu iş. Günde en az 2 kez (biri kahvaltının peşine, diğeri akşam yemeğinin peşine), hatırı sayılır miktarda kaka yapıyor. Ve altının temizliği sırasında sürekli kaçmaya çalışıyor.
* Yanlış bir şey yapınca, daha bizim yapmamızı beklemeden, kendisi işaret parmağını havaya kaldırıp, sallamaya başlıyor.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Birkaç saat yok olun

Depresyon günlerimden birindeydim bugün yine. Osman'ın izni bitiyor, ondandır belki? Havalar çok sıcak, ondandır belki? Zeyno bugün öğlen yemeğinde beni çıldırttı, ondandır belki? Belki, belki, belki? Neden ne olursa olsun, halimi anlayan Osman, Zeyno'yu da yanına alıp, arada yok oldu evden. Önce okula gittiler birlikte. El bebek gül bebek ilgi görünce, çok mutlu geldi eve Zeyno. Birkaç saat sonra da yürüyüşe gittiler. Ben kaytardım bugün. Ne yapayım, depresyondayım!

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Baba ve dede

"Ba" ve "De" hecesini defalarca üst üste söylüyordu Zeyno. Biz de "baba" ve "dede" dedi diye seviniyorduk. Ama bu iki kelimeyi artık çok net, doğru bir şekilde (heceyi sadece iki kez tekrarlayarak) ve anlaşılır olarak söylüyor. Osman 3 gündür sürekli "baba de kızım" diyerek dolaşıyor evde. Zeyno da genelde cevapsız bırakmıyor. O "baba" dedikçe Osman mest. Bakalım dedeler duyunca ne yapacak?
Bu arada su da dahil olmak üzere bize göstermek istediği her şey "fu". Sofrayı hazırlamaya başladığımda ya da tabak içinde bir yemek gördüğünde de "mamma" diyor. Hem de karnı açsa bağıra bağıra. "Köpek nasıl yapıyor?" sorusunun cevabı "huvv". Ve uçak nasıl gidiyor? sorusunun cevabını öğrendi dün. Bu soruyu sorunca ses çıkarmıyor ama elini kaldırabildiği kadar havaya kaldırıp, hafifçe sallıyor.
Not: Fotoğraftaki oyuncak Pamir'den. Genelde biz karşımıza oturtup, oynatmak istediğimizde pek ilgilenmiyor bu oyuncakla ama bir bakıyoruz kendi kendine karşısına geçmiş uğraşıyor. En kolay adımı başarıyor gibi şimdilik...

İsilik yeniden

Yaprak kıpırdamıyor cinsindendi bugün yine hava. Zeyno’yu sabah ve öğlen uykusu için balkonda yatırdım ama bana mısın demedi. Uyandığında boncuk boncuk terlemişti yine. Saçları üç gündür hiç kurumuyor zaten. Bunun sonucunda dün omuzlarında fark ettiğim hafif isilik iyice belirgin hale geldi bugün. Üstelik ensesine ve gerdanına da yayıldı. Her gün banyo yaptırıyoruz. Ve bugün yine bepanthane krem sürmeye başladık. Umarım işe yarar. Ama bu sıcaklarda çok zor. Biz bile dayanamazken bebekler ne yapsın?

Yeni kitaplar

Hava birkaç gündür çok sıcak, evden çıkılacak gibi değil (Aslında evde de pek durulmuyor ya). Ama dolap tamtakır olduğundan alışverişe gitmemiz gerekiyordu.. Sabah kahvaltının ardından hemen fırladık. Önce Çağrı’ya uğrayıp, ağırlığı sebzelerden oluşan alışverişimizi yaptık (Almanya dönüşü tartıda yeni kilolarımızı görünce Osman’la rejime girdik. Daha doğrusu yediklerimize dikkat edeceğiz). Hazır bu tarafa geçmişken de biraz yol aldık Bağdat Caddesi’nde. Zara’da yaz indirimine dair hiçbir şey kalmamıştı. Çocuk katının yeni sezonunda birkaç güzel parça var, kış indiriminde kaçırmamak lazım. Mothercare’de %50+%50 indirim vardı. Yine eli boş çıkamadık. Gelecek sene için birkaç parça aldım Zeynep’e. 35 liradan 9 liraya inmiş kadife pantolon. Alınmaz mı ama? Günün en güzel alışverişini ise Remzi’den yaptık. Aslında Zeynep’e kitap almak için niyetimiz Kadıköy’e gitmekti ama bu sıcaklarda çok zor. Daha önce Pınar’ın hediye ettiği Hayvanlar (Net Çocuk) kitabını çok seviyor Zeyno. O kitabın devamına bakındım. Vardı ama aynı yayınevinin yumuşak sayfalarla hazırlanmış ilk sözcük kitabım serisini görünce tercihimizi ondan yana kullandık. Aldığımız kitabın adı “Evim”. Bir de abc yayınlarının “ilk sözcüklerim” kartlarından aldık. Bu resimli kartlar dokun, hisset, öğren mantığıyla işliyor. Aslında kutuyu açınca henüz Zeyno için çok da uygun olmadığını (çünkü ağzına sokup, kemirmeye çalışıyor) anladım ama yine de kartlara dokunup, farklı dokuları hissetmeyi sevdi. Ayrıca uzun seneler kullanılabilecek bir malzeme bu. İçinde aileler için bir öneri kartı var. Ve uzun bir aradan sonra kendime de kitap aldım. NTV yayınlarının Cahillikler Kitabı. Merak ediyorum ve okumak istiyorum. Ama ne zaman, nasıl yapacağımı bilmiyorum?

Yeni kahvaltı mönüsü

Bir süredir Zeyno farklı kahvaltı yapıyor. Kahvaltı saati ve yediklerinin içeriği aslında aynı ama sunum farklı. Parmak parmak doğranmış bol kaşarlı bir tost (tercihen UNO Büyümek ekmeğiyle hazırlanmış). Yanına tek yumurtadan peynirli omlet ve domates (omletin 1/3'ünü yiyor genelde). En sona da pekmez. Tost parçalarını eline alarak kendisi yiyor. Kimi zaman ısırarak, kimi zaman eliyle minik lokmalar kopararak. Çatalına omlet ve domates takıyorum. Arada da onları atıyor ağzına. Yine kendisi. Son olarak da minik ekmek lokmalarını pekmeze batırıp, ben ağzına koyuyorum. Tüm bunların yanında da çok az şekerle tatlandırılmış limonata. Sonuçta mükellef bir kahvaltı yapıyor sabahları Zeyno.

Dönüş yolunda

Uykusuna hiç ara vermedi Zeyno. Yataktan kucakladım, arabaya kadar yürüyüp, arka koltuğa oturdum. Havalanına kadar uyumaya devam etti. Aslında saat daha çok erken olduğu için ben uçakta da uyuyacağını umut etmiştim ama hem ön sıramızda hem de arka sıramızda, birisi sürekli ağlayan iki kardeş olunca bizimki birden açıldı. Yol boyunca genel olarak rahattı. En çok da diğer çocukların neden sürekli ağladıklarına şaşırdı. Ve 3 saatin sonunda... Videoyu izleyin. Uçağın tekerleri piste değmek üzereyken çekildi.

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Almanya'da son gün

Hava bu sabah kötüydü yine ama önemli değil, Almanya'daki son günümüz bugün. Yarın sabah 06:50'deki uçağımıza kolay yetişebilmek için, Bonn tarafına gideceğiz. Kayınpederimin arkadaşı Hasan Amca'lar orada, Königswinter köyünde oturuyorlarmış.
Dünden hazırlamıştım bavulları. Tek bavulla geldiğimiz Almanya'dan iki bavulla dönüyoruz. Her ne kadar "hiç alışveriş yapamadık" desemde, görünen köy kılavuz istemez. Bugün son kalan ıvır zıvırları yerleştirdim bavullara. Evi topladım şöyle bir. Zeynep sabah uykusuna yatıp, bize de zaman kalınca birkaç gömleğini ütüledim Suat'ın. Tam Zeyno'nun çorbasını pişirmiştim ki, Hasan Amca'nın oğlu Yakup geldi bizi almaya. Son bir kez evi kolaçan ettim unuttuğumuz bir şey var mı diye ve kapıyı çekip çıktım. Otobanı kullanarak yaklaşık 1 saat gittikten sonra öğlen yemeği için durduk. İstanbul'da aylardır yemediğimiz lahmacunu orada, Kilim lokantasında yedik. Sokak boydan boya Türk mağazalarıyla doluydu zaten. Türk yemekleri yapan lokantalar, baklavacılar, düğün davetiyeleri basan matbaa, berber... Yemeğin ardından kısa bir yolculukla geldik Königswinter'e. Evde Hasan Amca'yla kısa bir hoş beş yaptıktan sonra gezmeye çıkardılar bizi. Ren nehrini kuşbakışı gören bir tepeye çıktık. Ceylanlar, tavuklar, horozlar... Hepsini yakından gördü Zeyno. Ardından "Ada" dedikleri yere gittik. Arabasında uyuyan Zeyno, Osman, ben ve Hasan Amca yürüyerek, Yakup arabasıyla. Almanya'da yürüdüğümüz en güzel yollardan biriydi. Ren nehrine paralel, orman içinden geçen daracık bir patika. Böğürtlen toplayıp, yiye yiye ana yola çıktık.
Königswinter şarabıyla ünlü turistik bir köy. Bir sürü turistik şarap evleri var üzüm bağlarının hemen yanında. Akşam şarap evlerinden birine götürdü bizi Yakup. Zeyno öğlen lahmacun yiyince, akşama öğlenden kalan tarhana çorbasını içti. Biz de çok güzel şaraplar eşliğinde, özel yemekler yedik.
Hasan Amca kendi yataklarını hazırlamıştı bizim için. Yolda uyuya kalan Zeyno'yu yatağın ortasına yerleştirdim. Akşam çayı ve kısa bir sohbetin ardından, gece yarısı biz de uykuya bıraktık kendimizi. Yarın saat 05:15'te evden çıkacağız...

Bando eşliğinde


Hava çok kötüydü bu sabah. Rüzgar bir yandan, yağmur bir yandan... Zeyno, kahvaltının ardından 2 saat kadar uyudu. Ancak öğlen 3'te hava açınca dışarı çıktık. Niederkassel'e doğru yürüdük. Yolda oyuncakçıya girdik ve Zeyno'ya tahta arabaya tutunarak yürüme talimi yaptırdık yine. Yolda çocuk parkı görünce hemen girdik. Hemen hemen tüm aletlere bindirip indirdikten sonra Zeyno'yu sallarken bando sesi duyduk uzaktan. Biz çocukları ya da gençleri göreceğimizi düşünürken, her biri farklı kıyafetler giymiş, onlarca gruptan oluşan yetişkinler geçti önümüzden. Meğer Schützenverein festivali varmış. Bandonun peşine takılıp, yürüdük bizde. Biz bira evlerinden birinde biralarımızı yudumlarken Zeyno orada uyudu. Hem de ara sıra yine burdan geçen bandoya ve sohbet edenlerin gürültüsüne rağmen.

Akşamüstü Suat da geldi buraya. Rostbeef yedik. Zeyno da patatesle birlikte tadına baktı etin. Yan masadaki kızın ailesi kalkınca ona verdikleri boyama kitabı ve kalemler bize kaldı. Elbette Zeyno boyama yapamadı ama bunlarla oynamayı çok sevdi.
Dönüşte festival alanına girdik. İçerdeki seramoninin bir kısmını seyrettik. Sahnede şarkı söyleyen çocuk Zeyno'nun yanına gelip, şakısının bir kısmını onun arabasının önünde diz çökerek söyledi.
Eve dönünce Zeyno muz yedi. Bu gece saat 23 gibi yattı. Biz de gece geç saate kadar sohbet ettik yine...

Akşam ziyafeti


Yeni haftaya Düsseldorf'ta girdik. Suat işe gitti, biz de arkasından sokağa attık yine kendimizi. Dün kapalı olan mağazaların içini gezmek üzere Alstadt'a gittik yine. Mağazalara girdik çıktık. Sabah pazardan aldığımız mis kokulu çilekleri yedik hepberaber. Nord See'da ortaya karışık yapıp, Zeyno'nun da dahil olduğu bir balık ziyafeti daha çektik. DM'e gidip, içinde Zeyno'ya diş fırçası, güneş kremi vs'nin de olduğu bir bavul dolusu bakım malzemesi aldık. Akşam üstü Osman kahve içerken pazara gittim ben. Hemen her şeyin 100 gr üzerinden fiyatlandırıldığı, küçük ama renkli bir pazardı. Akşamüstü Suat'la buluştuk. Eksikleri de marketten alıp, eve gittik. Osman Zeyno'yla ilgilenirken biz Suat'la birlikte mutfağa girip, enfes yemeklerle bezeli bir sofra hazırladık. Sarmısaklı yoğurtlu kuşkonmaz, sarmısaklı zeytinyağıyla sotelenmiş fasulye, bruschetta ve olmazsa olmaz minestrone çorbası.

Dinlenme zamanı


Pazar günleri, birkaç restoran hariç her yer kapalı oluyor Almanya'da. Marketler bile... Dinlenme günüymüş bugün. Biz de keyifli ve uzunnn bir kahvaltı yaptık hep beraber evde. Zeyno öğlen uykusunu uzatınca da dışarıya geç çıktık.
Bu kez Suat'la birlikte, bir kez daha gittik Altstadt'a. İlk gelişimizde görmediğimiz sokaklarını gezdik. Bir balık lokantasında yemek yedik. Zeyno masaya gelen her şeyin tadına baktı. Biraz ondan biraz bundan derken de karnını doyurdu iyice. Akşam uzun uzun sohbet ettik evde. Mutfak güzel, konuşacak laf çok ve ayrılık yakın olunca daha bi keyifli sohbet ediyor insan. Zeyno’da akşamları 10:30 gibi uyuyarak sohbet keyfimize katkıda bulundu.

Amsterdam'da ikinci gün


Bugün akşama kadar Amsterdam'daydık yine. Bebekli olduğumuz için sıradaki onca insanın önüne geçip (daha doğrusu geçirilip) Van Gogh Müzesi'ni gezdik. Tekneyle nehir turu yaptık. Bu kez tercihimizi bir İtalyan restoranından yana kullanıp, İtalyan yemekleri yedik. Zeyno soğan çorbasına bayıldı. Garson Türk olunca, aynı bizim buralardakinin tadında yoğurt da bulduk O'na.

Geldiğimiz gibi ICE'la döndük Almanya'ya yine. Akşam yemeği sohbet eşliğinde evdeydi yine...
Not: Almanya'da seyahat için trenler iyi bir alternatif. Zira park yerleri pahalı. Ayrıca bazı büyük şehirlere (Örneğin Köln) dizel motorlu araçların girişi de yasak. Ancak biletleri önceden almak gerekli. Yarı yarıya farkediyor çünkü.

Amsterdam'dayız



Amsterdam'a gittik bugün. Uyandığımızda ıslak Düsseldorf sokakları, ağaçlardan dökülen sapsarı yapraklarla kaplıydı. 8.15'te çıktık evden. Önce metro, ardından ICE. 2 saat 15 dak. sonra Amsterdam'daydık.
Yol boyunca bizimle gelen ve gitgide kararan bulutlar yağmurun habercisiydi ama içlerindeki suyu deli gibi boşaltmak için bizim trenden inmemizi beklediler sanırım. Garın dışarıya açılan salonu tıklım tıklım doluydu. Herkes yağmurun biraz olsun dinmesini bekliyordu. Biz giydik yağmurluklarımızı, taktık Zeyno'nun arabasının naylonunu ve koyulduk yola. Dam Meydanı'nı ve Leidseiplein meydanını gezdik. Uruguay Restoranı'nda et yedik. Zeyno'nun tarhana çorbasına da bu etin iyi pişmiş yerlerinden ekledik.
Akşam saat 6'da Suat'da Budapeşte'den geldi Amsterdam'a ve kalacağımız otelde buluştuk. Biz biraz dinlendik, o üstünü değiştirdi ve yeniden sokaklara... Yanımızda Zeyno'nun olması bizi durdurmadı. Gündüz sokaklar bebek arabalarıyla dolu olmasına rağmen ben gece boyunca bizden başka bebekli görmedim ama yine de engel değildi bu bize. Coffee shop'ların yanından Red Light District Sokağı'na girdik. Biz buraları gezerken, akşam yemeğinin ardından pijamasını giydirdiğim Zeyno çoktannn gece uykusuna dalmıştı bile...

Almanca telsarar

Dün akşam dinlediğimiz hava durumu Düsseldorf'a yağmurlu diyordu ama şanslıydık. Biz öğlen yemeği yerken şöyle bir atıştırdı, biz eve girene kadar da hiç yağmadı. Üstelik hava çok sıcaktı. Eve tam zamanında geldik. Biz içeri girip, Zeyno'yu tam banyoya sokmuştuk ki, gök gürlemeye başladı ve yağmur birden bastırdı. Meşhur Almanya havası bu galiba?

Suat'ın evi Oberkassel'de, ismiyle müsemma; kalburüstü bir mahalle. Bugün Ren nehrinin kıyısı boyunca gezdik durduk. Önce bir taraf, eve dönüp mola verdikten sonra akşama kadar da diğer taraf. Köpekler ve ördeklerden sonra bir de sincapları ekledi Zeyno tanıştığı hayvanlar listesine. Üstelik ağaçta oynaşan iki sincapı, biz O'na göstermeden önce fark edip, O bize gösterdi.
Yoldaki oyuncakçı dükkanına girdik. Burada, daha neredeyse yürümeyi yeni öğrenmiş hemen her çocuğun bindiği pedalsız 3 tekerlekli bisiklete bindirdik Zeyno'yu. Şaşırdık ama ayaklarıyla kendini iterek ilerleyebildi. Bir de kulpu tam onun boyuna göre olan tahta arabayı iterek yürüdü... En çok da bebekleri sevdi ama. Onlarca bebeğin olduğu rafa oturtunca, bir anda hangisine bakacağını şaşırdı...
Dönüş yolunda buraların ünlü birası "Alt"biradan içmek için mola verdiğimizde, Zeynep haftalarca ona "telsarar" öğretmeye çalışan anneannesine inat, yaşlı bir alman kadından almanca "telsarar" öğrendi. Kadının eline baktı baktı ve sonra yapmaya başladı...

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Ördeklerle yakından tanışma

Bugün Düsseldorf'ta Frederich Strasse'deydik. Balkonları, pencere önleri rengarenk çiçeklerle dolu evlerine, ağaçlarına imrene imrene lüks caddelerde dolaştık... Hava 30 dereceydi bugün Düsseldorf'ta. Göl kenarına gittik. Zeyno arabasının içinde bir ağaç gölgesinde, biz de çimenlerin üzerinde daldık uykuya. Uyanınca ördeklere ekmek attık. Bugüne kadar sadece evdeki iki kitabındaki resminden tanıdığı ördeklerle yakından tanıştı bizimki. Hem de ne tanışma. O parmağıyla bize ördekleri gösterirken koca bir kaz gelip parmağını kapıverdi. Ama bizimki bir şey anlamadığından sorunsuz atlattık bu durumu.