31 Ocak 2008 Perşembe

Hayvanlar her yerde

Duru'nun sayfasında, üzerindeki kıyafeti görünce birden aklıma geldi; aynısından bizde de vardı. Annemin arkadaşı Necla bu takımı doğum hediyesi olarak getirdiğinde, uzun uzun bir bu kıyafete bir de Zeyno'ya bakıp, "Allah'ım bunları giymesine daha ne kadar çok var" diye iç geçirmiştim. Meğer o çoookkk uzun zaman geçivermiş bile. Hemen çekmecenin gerisinde duran takımı çıkardım ve bugün Zeyno'ya giydirdim. Tam üstüne göre oldu. Bu kıyafetteki koca kediyi görünce daha bi dikkat ettim; ne kadar çok hayvan figürü var Zeyno'nun eşyalarında. Bezinde ayıcık, eşek, koala, köpek... Önlük takımında eşek, ayıcık ve tavşandan oluşan "sıkı dostlar"... İlk oyuncağı kırmızı su aygırı şeklindeki çıngırak... Yeni oyuncağı kırmızı-turuncu su kaplumbağası... "Mutlu hayvanlar"ın yer aldığı kitap... Balık şeklindeki diş kaşıyıcısı... Bakalım sırada neler var?

27 Ocak 2008 Pazar

Banyoda işbölümü

Bu sabah Zeyno'nun gülücük çığlıklarıyla uyandık. Bir süre uyuyor taklidi yapıp, içten içe gülerek seyrettik O'nu. Kendi kendine bir şeyler yapıp, ardından patlatıyordu kahkahayı. Sanki sabah saat 06:30'da gözleri kapalı yaygarayı basan O değil... Zeynep Hanım'ın çığlıkları bütün evi kaplayınca, annemle babam da kendilerini hemen Zeyno'nun yanında buldular. Karnında "acıktım" zilleri çalana kadar başucundaki mini kalabalığa bütün sevimliliğiyle gülücükler dağıtıp, neşe saçtı. Karnı doyduktan sonra da yine arabasına kurulup, biz kahvaltı ederken yanımızda durdu ve yine orada uyuyakaldı (iki gün üstüste test edildi, kesin bu arabanın bir kerameti var). Hazır Osman'da evdeyken Zeyno'yu yıkamak istediğimizden, saat 13:00 vapuruna yetişmek üzere, anne yapımı yemekle dolu çıkınımızı da alıp çıktık evden. 3 numara bez almak içi girdiğimiz marketten 4 poşet dolusu malzemeyle çıkıp, kendimizi vapura attık. Eve girer girmez de banyo hazırlıklarına başladık. Banyo işi için ilk günden beri kendiliğinden oluşan bir işbölümü var Osman'la aramızda. Önce ben odayı, banyo malzemelerini ve kıyafetleri hazırlıyorum. Osman Zeynep'i soyundururken de suyu dolduruyorum. Su dökmesi benden, tutup yıkaması Osman'dan. Banyo sonrasında ben nemlendiricisini sürüyorum. Sonra baba-kız kalıyorlar başbaşa. Ben ortalığı toplama faslına geçiyorum, onlar da giyinme. En çok sevdiğim de süslenme kısmı. Her ne kadar artık önlerde iki tutam saçı kalmış olsa da, Osman büyük bir özenle tarıyor Zeynep'in saçlarını. O da cici kız olup, kıpırdamadan oturuyor babasının kucağında.

Eski dostlar, eski dostlar...

Bundan birkaç gün önce cep telefonumda görünen tanımadığım numaradan, yıllardır görüşmediğim arkadaşım "alo" deyince, heyecanla karışık sevinmiştim. Cumartesi akşamı için evine davet ediyordu. Eski işarkadaşım olan babası Tuncay Abi İstanbul'a gelmişti ve O da babasına bir sürpriz yapmak için ulaşabildiği eski dostları bir araya getirmek istiyordu. Hiç düşünmeden "tamam, geliyoruz" dedim. Dedim demesine ama sonradan da kara kara düşünmeye başladım; Zeyno ne olacaktı? Aklıma gelen ilk çözüm, Zeyno akşam uykusuna yattıktan sonra gitmekti. O'nu, son günlerde alıştığı şekilde emdirerek uyutacak ve anneme bırakarak gidecektik... Sorun hallolmuştu ya da biz öyle sanmıştık. Bu düşüncemizi sanki hisseden Zeyno, beni bırakıp hiçbir yere gidemezsiniz dercesine, o akşam saat 21:00'dan 23:00'e kadar dalamadı uykuya. Defalarca ağlayarak uyandı. Ve anlaşıldı ki, henüz Zeyno'yu bırakarak bir yere gitme zamanı gelmemiş. Çok istediğim bu buluşmaya nasıl gideceğimin yollarını düşünürken, Ahu tekrar aradı ve buluşmanın öğleden sonra olacağını söyledi. İşte bir kez daha olmuştu, insan bir şeyi gerçekten çok isteyince her şey onun lehine işlemeye başlıyor. Cumartesi sabahı 08:55 vapuruyla annemlere geçtik. Sıkı bir "anne kahvaltısının" ardından Gökçe geldi. Derginin Şubat sayısını da bitirmiştik. Son kontrol için çıkışları okumam gerekiyordu. Ben işe dalmışken, Zeyno yeni arabasına kurulmuş olarak geldi salonun ortasına. Daha hamileyken, Zeyno'nun iki arabası birden olmuştu. Birisi Alpdoğan Ailesi'nden aldığımız pusetli model, diğeri de Osman'ın kuzeni Pınar'ın oğlu Demir'in baston model arabası. Zeyno doğduğundan bu yana halen pusetli olanı kullandığımızdan diğeri annemde duruyordu. Annem bu arabayı açmış, Zeyno'yu da içine oturtup, evin içinde gezdirmeye başlamıştı. Amannn, değmeyin Zeynep Hanım'ın keyfine. Ev içinde de olsa bayıldı bu gezintiye... Ve sonunda dayanamayıp uykuya da burada daldı. Gözlerime inanamadım, günlerden sonra ilk defa emmeden uyuyakalmıştı. Bu arabayı en kısa zamanda bizim eve getirmeli; tabii arabanın büyüsünü keşfeden anneanne verirse... İşleri halleder halletmez yola koyulduk. Süper bir buluşma oldu. Sayımız çok olmasa da birkaç eski dost bir araya gelmiş, sanki yıllarca ara vermemiş gibi kaldığımız yerden devam etmiştik muhabbete... Zeyno ise kucaktan kucağa gezmekle meşguldü. Karnı acıktığında emzirmenin dışında ne O beni aradı, ne de ben O'nu. Geçenlerde bir yazıda bebeklerin 6. aydan itibaren tanımadıkları insanları yabancılamaya başladıklarını okudum. Umarım bizde böyle bir şey olmaz... Zeyno muhabbet etmemize bu kadar güzel izin verip, bizi mutlu edince, biz de O'nun mutsuz olmaması için uyku saatinden önce eve döndük. Bu gece annemlerde kalıyoruz.

Büyümüş mü gerçekten?

Bebeklerin ne kadar hızlı büyüdüklerini, en iyi onları belirli aralıklarla görenler anlıyor. 15 günde bir Cuma günleri temizliğe gelen Hüsniye Abla, daha kapıdan girer girmez "Deniz Kızııııı, ne kadar büyümüşsün sen" diye sevmeye başlıyor Zeyno'yu. Ben de her seferinde soruyorum: "Büyümüş mü gerçekten?" Sadece ne kadar büyüdüğüne değil, edindiği yeni huylara da şaşırıyor Hüsniye Abla. Mesela bundan önceki gelişlerinde ilk iş Zeyno'nun odasını temizlemeye girişirdi. Çünkü Zeyno sabah uyandıktan yaklaşık 1,5 saat sonra tekrar uyur ve yaklaşık 2 saat uyanmazdı. Sonra bu süre azaldı, azaldı ve sonunda "hiç" oldu. Ve bu Cuma, Zeyno tüm gün boyunca "hiç" uyumadı. Sadece bir kez meme emerken göğsümde kestirdi. Bakalım 15 gün sonra Cuma neler olacak? Aslında bu fotoğrafı seçmemin nedeni, Zeyno'nun gün geçtikçe ne kadar erkek bebeğe benzediğini yazacak olmamdı. Bazen acaba erkek olacaktı da, bizim kızı daha çok istediğimizi anlayıp, son anda vazmı geçti diye düşünüyorum şu sıralar. Yaza kadar saçları tokalık kıvama gelir, elbiselerini giymeye başlarsa kıza benzemeye başlar herhalde... Bu arada bu mazlum duruşuna da kanmayın. Canımızı okudu bugün...

Sen anlat, ben kaydediyorum

Hatırlıyorum... 4-5 yaşlarındaydım sanırım. Cır cır o kadar çok konuşurdum ki, teyzem, eğer biraz susarsam bana para vereceğini söylerdi. Susarmıydım hatırlamıyorum ama sanmıyorum... Bu nedenle Zeyno'nun çene düşüklüğüne söyleyecek lafım yok, bu konuda kime benzediği ortada. Hiç durmadan konuşuyor bazen. Kelimelerle değil tabii, çığlıklarla. Ama model model çığlıkla. Kelimeler ağzından birer birer dökülmeye başladımı ne yapacağız bilmiyorum. Yine hiç şikayet etmeden dinleyeceğiz sanırım. Aslında Zeyno konuştuğu kadar iyi bir dinleyici de şimdiden. Mesela bu foto, mutfakta birlikte zaman geçirdiğimiz anlardan birinden. Ben bir yandan ıspanak yıkıyorum, diğer yandan ıspanağın faydalarını anlatıyorum O'na. Hiç ses çıkarmadan dinliyor. Kaydediyor sanırım. Ben susunca da o alıyor sazı eline... En önemlisi de bu sanırım, çocuklarımızın iyi birer dinleyici olmalarını sağlayabilmek. Çünkü iletişim kazalarının çoğun dinlememekten kaynaklanıyor. İşte okuduğum bir yazıdan, çocuğunuza dinlemeyi öğretmenin birkaç püf noktası. Ben şimdiden dikkat ediyorum bunlara. Sanırım konuşmaya başladığı zaman meyvelerini toplarım.
* İlgili ve dikkatli olun. Çocuklar, ebeveynin ilgisini ve dikkatini, cevap verip vermemesinden veya cevap veriş şeklinden anlayabilirler. Çocuğunuzla konuşurken onunla göz teması kurun.
* Konuşmasını cesaretlendirin. Çocuklar konuşmalarının diğer kişiler için önemli olduğunu hissederlerse düşüncelerini ve hislerini daha kolay paylaşırlar.
* Sabırla dinleyin. Çocuklar konuşurken doğru kelimeyi bulmak için yetişkinlere göre daha fazla zaman harcarlar. Bu nedenle onu çok zamanınız varmış gibi dinleyin.
* Onu duyun. Konuşmasını bitirmeden sözünü kesmekten kaçının. Saygıyla dinlemek ve yanlış fikirleri düzeltmemek zor olabilir fakat çocukların fikirlerini söyleme hakkına sahip olduklarını unutmayın.
* Sözsüz mesajlara dikkat edin. Çoğunlukla çocukların bir şeyi söyleyiş tarzı, sözlerine göre daha çok şey ifade eder. Çocuğunuz üzgün bir şekilde yanınıza geldiğinde, o anda veya daha sonra ona zaman ayırın.

26 Ocak 2008 Cumartesi

Sıkı tut kaçmasın

İlk defa parmağını emdiğinde daha çok küçüktü Zeyno (şimdi büyüdü ya :)) Henüz 40'ı çıkmamıştı... Bir gece şapırtı sesine uyanmış, baş parmağını emdiğini görünce de "bu kadar erken mi?" diye düşünmüştüm. O zamanlar parmak emme işini tesadüfen yapan ve parmağını bir kez ağzından kaçırdımı bir daha kolay kolay tekrar ağzını bulup götüremeyen Zeynep'in bugünlerde en bilinçli yaptığı işlerden birisi bu. Hatta durumu biraz abarttı, değişik stiller bile deniyor. Mesela bazen tek tek bakıyor parmaklarına tadına, bazen de birkaçını birden sokuyor ağzına. Geçenlerde meme emerken bir yandan da ağzının kenarından parmaklarını sokmaya çalışıyordu ki, işte bu benim koptuğum an oldu. Bugünün favori hareketi ise bu. Bir elin parmakları emilmek üzere ağıza, diğer elin parmakları ise onları tutmaya. Tutmasa kaçacaklar ya!

25 Ocak 2008 Cuma

"E bi dur be kızım..."

Son günlerde Zeynep'e en çok söylediğimiz cümle bu herhalde. Doğduğu günden beri son derece hareketli bir bebek olan Zeyno, bugünlerde hiç dur durak bilmiyor. Dönmeye başladığına, ayaklarını artık neredeyse göbeğine kadar kaldırabildiğine, iki elini birden koordineli bir şekilde kullanabildiğine bir yandan sevinirken, diğer yandan çok zorlanmaya başladık. Zeyno'nun kıyafetlerini giydirip çıkarmak, altını değiştirmek her zamankinden dah zor artık. Kıyafetlerini çıkarırken en sevdiği şey, üstünü başını bir yerlerinden sıkıca tutup bırakmamak. Altını değiştirirken de sürekli dönmeye çalışmak. Bundan bir süre önce (daha doğum yapmamıştım) "hareketli bebekte bez değişimi" başlıklı bir yazıyı okurken, bu bilgilere ihtiyacım olacağını hiç düşünmemiştim nedense. Nesi vardı ki bunun? Nesi yokmuş ki... Çok zormuş bu iş çokkk... O yazıyı tekrar buldum ve okudum. Şu sıralar benimle aynı dertten muzdarip olanlar varsa, buyrun o yazıda önerilenler. Zaman zaman işe yarıyor. Belki siz de yararlanırsınız...
* Cırt-cırt bantlı bebek bezlerini tercih edin.
* Bebeğinizin bezini değiştirdikten sonra kullanacağınız temizlik malzemelerini, bebeğinizin bezini değiştirmeye başlamadan önce, el mesafenizde olacak şekilde yanınızda bulundurun. Böylece bebeğinizin bezini aldıktan sonra onu kısa bir süreliğine de olsa yalnız bırakmamış olursunuz.
* Altını değiştirdiğiniz yerin yakınında ilgisini çekeceğini düşündüğünüz oyuncaklar bulundurarak, ilgisini başka yöne çekmeye çalışın.
* Bez değiştirme zamanlarına özel küçük oyunlar da hem işinizi kolaylaştıracak hem de bu işi her ikiniz için de daha zevkli hale getirecektir.

21 Ocak 2008 Pazartesi

Mama sandalyesi ve kaplumbağa

Dayanamayıp, hemen kuruverdik mama sandalyesini. Kurmuşken de oturttuk tabii hemen Zeyno'yu. Sağdan soldan biraz destekle oturdu ve çok sevdi sandalyesini. Bence de hem çok ergonomik hem de çok kullanışlı bir sandalye. Üstelik temizlemesi de çok kolay; sabunlu ılık suyla silmek yeterli. Diğer markaların 4 kat daha pahalı, kocaman sandalyelerine hiç gerek yok bence. (IKEA'nın bu sandalyesi 40 YTL) Sandalyeye oturunca daha da bi büyüdü sanki Zeyno. O da kendini böyle hissetmiş olmalı ki, çok sevdi bu sandalyeyi. Oyuncaklarıyla da daha bi rahat oynuyor artık burada. Yeni kaplumbağasını da çok sevdi. Şu sıralar bol bol tadına bakıyor :))

Gezme zamanı

Mükellef bir Pazar kahvaltısı için sabah 09:45 vapuruyla annemlere gittik. Anneanne ve dedesinin yanında ya, Zeyno yine uslu kız olup çıkıverdi. Biz kahvaltımızı yaparken, o da pusetinin içinde sessiz sessiz oturup, bizi seyretti. Kahvaltının ardından aklımızda alınacaklar listesi önce IKEA'ya gittik. Buradan alınacak asıl şey mama sandalyesi. Henüz biraz erken ama 2 hafta sonra meyve suyu ve yoğurda geçeceğiz. Hazır fırsat bulmuşken almak lazım. Dün Duru'nun sayfasında, onun IKEA'dan aldıkları tavşanı çok sevdiğini okumuştum. Biz de aradık ama kalmamış. Onun yerine kırmızı-turuncu, boynunu çekince son hız "daha dün annemizin kollarında" şarkısını çalan su kaplumbağasını aldık. IKEA çıkışı Carrefour'a gittik. Evdekiler hızla tükendiğinden ıslak mendil depolamamız lazım. Bugüne kadar hep Nivea Sensitive kullanmıştık. Ama bu kez Huggies'inkilerden aldık. Zeyno artık sensitive dönemini geçti herhalde. Hem Huggies'de 3 al 2 öde kampanyası vardı; 3 paketi 6,80. Tüm bu alışveriş işi yaklaşık 4,5 saat sürdü. Günlerdir saatte bir emmek için ağlayan Zeyno Hanım'ın aklına acıktığı sadece bir kez geldi bu arada. Tüm gün kah şekerleme yaparak, kah meraklı gözlerle etrafı seyrederek gezdi durdu...

Bugün evdeyiz...

Cumartesi, Osman'ın nöbet ertesi. Yarınki programımız yoğun olduğundan bugünü evde geçirmeye karar verdik. Tüm gün evde olacağımız için de Zeyno'yu bir güzel yıkadık yine. Bu banyo işi hepimiz için keyifli bir hal almaya başlayınca, banyo günlerini iple çeker olduk...

18 Ocak 2008 Cuma

Barıştıkkkkk

Akşam uyku saatinin üstünden 2 saat geçmiş olmasına rağmen uyumamakta direnince, daha doğrusu emerek göğsümde uyumak ve uzun uzun orada kalmak isteyince, dün gece ilk kez azarladım Zeyno'yu. Ben onun gözlerinin içine bakıp, "artık mızmızlanmanı istemiyorum" diye bağırırken, O dudağını büküp, başını göğsüme gömüverdi. Birkaç dakika içinde de orda uyuyakaldı. Yatağına bırakırken içim sızlıyordu. Sabah nasıl uyanacağını da çok merak ediyordum. Utandırdı beni kızım, sabah uyanınca gülen gözlerle baktı bana. Ben de öpüp, onu ne kadar çok sevdiğimi söyledim. Barıştıkkk...

Başarmanın hazzı

Bıkmadan, uzanmadan dönmeye devam ediyor Zeyno. Bazen üstüste o kadar çok dönüyor ki, sonunda dönmeye gücü yetmiyor. Ayakları havada, yarı yolda kalıveriyor. Ama pes etmiyor. En çok da bu yönü hoşuma gidiyor. Hemen pes edip, yeniden sırtüstü düşmek varken, O dönebilmek için vargücüyle çabalıyor. Ve başarılı olduğunda... İşte sonuç... Önce kafasını havaya kaldırıp, O'nu izleyen birinin olup olmadığına bakıyor, görünce de koca bir gülücük atıyor.

Sevimli ve saf, bilge ve anlayışlı...

Her gece, yatmadan önce Zeynep Hanım'ın ertesi gün giyeceği kıyafetleri hazırlıyorum. Bu sabah uyandığımızda kaloriferlerin yanmadığını görünce, akşamdan hazırladığım t-shirt'ün yerini bu kazak alıverdi hemen. Zeyno kıyafetlerini giymiş, bana sabah gülücüklerini atarken, kazağın üstündeki yazıya takılıp, düşündüm bir an: Lovely and pure - sevimli ve saf... Bebekleri ne kadar da iyi anlatıyordu bu iki kelime. O gün öğleden sonra, patronumla yaptığım bir yazışmada, 6,5 senelik deneyimli bir anne olarak mailinde şu öğüdü verdi bana: "Kızınla hep büyükmüş gibi konuş, bebekken bile. Bunu sen yaparsın zaten ama etrafından da öyle davranmalarını iste ve ona hep hislerini söyle. Üzgünsen üzgün olduğunu bilsin, mutluysan da mutlu olduğunu ama nedenleriyle. Çocuklar kirlenmemiş zihinleriyle hepimizden daha bilge ve anlayışlı. Bir de her gün birkaç kere onu sevdiğini söyle. 6.5 senedir bunu hiç aksatmadım. Zaten sürekli hissediyorsun onu sevdiğini, uygun bulduğunda söyle. En önemlisi de nasılsa bebiş biraz büyüyünce yaramazlık ve inatlar yapmaya başlayacak ve sabır taşı değilsen mutlaka sabrın bir yerde kırılacak. Kızabilirsin, poposuna, eline vurabilirsin. Ama hemen arkasından hem de her defasında deki “sana kızsam bile seni çok sevdiğimi unutma”. Böylelikle ceza ve sevgiyi birbirinden ayırıp, çok daha affedici oluyorlar..." Bu öğüt için bir kez daha teşekkürler... Umarım bu satırları okuyan herkes bu öğüdü hiç unutmaz. Bu arada belki birileri akıl eder de, bir gün bebek kazaklarının üstüne "bilge ve anlayışlı" da yazarlar.

17 Ocak 2008 Perşembe

Zeyno'ya bir şeyler oldu

Osman'ın nöbet ertelerini seviyorum çünkü tüm gün evde oluyor. Bu da emzirme zamanlarının dışında Zeyno'yla neredeyse tüm gün (sabahki 2 saatlik uykunun dışında) Osman ilgilenecek demek. Ama bugün Zeyno'ya bir şeyler oldu. Neredeyse saat başı bir emmek istiyor. Tıpkı doğduktan sonraki ilk günlerinde olduğu gibi. Nedenini bilmiyorum. Bebekler zaman zaman büyüme atağına geçer ve birkaç günlüğüne böyle krizlere tutulurlarmış. Onlar bol bol emer, bebek emdikçe de annenin sütü artarmış. Eğer neden buysa birkaç gün içinde bu durumun düzeleceğini umuyorum. Doktorumuzun söylediğine göre bebekler enfeksiyona yakalandıklarında da bunu atlatabilmek için her zamankinden daha çok emmek isterlermiş. Ateş vb. bir durum yok. Umarım neden bu değildir. Zeyno'yu şu ana kadar sadece anne sütüyle besliyor olmaktan büyük bir mutluluk duyuyorum. Ama tam her şey düzene girmişken yeniden en başa dönmek biraz sıkıcı.

Hooooop...

Sakın anlamsız gelmesin bu başlık ve fotoğraf. Zeyno'nun artık 180 derece dönebildiğinin belgesidir bu foto. Bugün Osman nöbetçi. Ana-kız başbaşa durumu var yani yine. Birkaç gündür ayaklarını havaya kaldırıp tutmaya çalışıyordu Zeyno. Bugün uzun bir karşılıklı mıkırdanmanın sonunda yine ayaklarını kaldırdı ve tutmaya çalışırken, hoooop dönüverdi. Çevirdim, bir daha... Ve bir daha, bir daha... Günün geri kalanında bıkmadan, usanmadan onlarca kez döndü. Ben çevirmekten yoruldum, o dönmekten yorulmadı. Hem de büyük bir mutlulukla. Bundan böyle çok daha dikkatli olmamız lazım.