15 Eylül 2008 Pazartesi

İlk doğumgünü

Özel günler için özel organizasyonlar yapmayız genelde biz. Bazen o bahaneyle dışarda yemek yediğimiz olur, en fazla o kadar. Zeyno'nun doğumgünü için aklımızdan birkaç organizasyon geçti ama onlardan da vazgeçtik. Hafta içi bir güne ve Ramazan'a denk gelmesine bir de Ada şartları eklenince, bir şeyler planlamak zor olmuştu zaten. Sonunda iftarda annemlere gidip, yemekten sonra kendi aramızda bir pasta kesmeye karar verdik. Aile içi mini bir kutlama yani. İlk 3 sene doğumgünlerinde özel bir şey yapmaya gerek var mı, karar veremiyorum zaten. Bebeklerin o yaşa kadar olaydan pek bir şey anlamayacaklarını düşünürsek, bebek için değil de anne baba kendisi için bir şeyler yapabilir belki. Nitekim sadece bebeğin dünyaya geldiği değil, eşlerin de anne babalığa yani yepyeni bir hayata başladığı gün. Ben de bunu bahane edip, doğum hikayemi yazıyorum. Hem yıllar sonra da detaylarıyla hatırlayabileyim hem de Zeyno sorduğunda O'na anlatabileyim diye...

Tam da yemeğin peşine, annem mutfaktan "çayın suyunu koyuyorummmm" diye bağırdığında gelmişti suyum. 39. haftayı geride bırakıp, 40. haftaya başladığım gün. Oysa daha birkaç saat önce doktora kontrole gitmiştim ve doğumla ilgili herhangi bir belirti yoktu. Sakince mutfağa doğru seslendim ben de banyodan "çayın suyunu koymaaaa. Benim suyum geldiii!" Daha önce defalarca kontrol ettiğim hastane çantam hazırdı. Çantayı aldık, puseti aldık ve arabaya bindik. Direksiyonda Osman, yanındaki koltukta ben, arkada annemle babam. Günlerden Cuma, saat 20:00 civarı ve biz Erenköy'den Zeytinburnu'na gideceğiz. Ağrım yok, sancım yok, gayet sakinim ben. Garip ama heyecandan kırıntı bile yok içimde. Osman'a bakıyorum. Emniyet şeridine geçmiş, dörtlüleri yakmış, sıkışan köprü trafiğine söyleniyor. Sakince "panik yapma, iyiyim ben" diyorum ama arabada benden başka duyan yok söylediklerimi. Arka koltuğa dönüyorum annemlerin yüzündeki korku. Hastaneye geliyoruz. Doktorum aramış, beni bekliyorlar. Odaya yerleşiyoruz. NST'ye bağlıyorlar yine beni. Kontrol ediyor hemşire. Her şey normal. Epiduralin takılabilmesi için geçmesi gereken süreyi bekleyeceğiz. Garip ama hala çok sakinim. Yokluyorum arada kendimi ""heyecanlı mıyım, korkuyor muyum? diye. Ama ı ıhh. Yaklaşık 2 saat sonra serum takıyorlar koluma. Yavaş yavaş başlıyor sancılar. Ve gitgide şiddetleniyor. Hemşireye yalvarıyorum "bi baksanız, zamanı gelmiştir belki" diye. Ama yok. İlk doğumlarda zor açılırmış rahimağzı. Gelip geçen her sancıdan sonra, saçımın her damlasından ter damlıyor. Ve zaman akarak geceyi yeni güne bağlıyor. Sabah saat 06:00'da hemşire "tamam, arayalım, gelip epidurali taksınlar" dediğinde hayatımın en mutlu anlarından birini yaşıyorum. Minnetle bakıyorum gözlerinin içine ve sanki sancılarımın şiddeti azalıyor. Yarım saat sonra başka bir odaya alıyorlar beni. Görür görmez kanımın kaynadığı, şirin mi şirin bir profesörle ekibi takıyor epidurali. "Bitti" diyor ama ben hiçbir şey hissetmedim bile. Bir anda ağrı bitiyor. Hissediyorum sancıların gelişini ama ağrı olarak değil. Farklı bir hisle. Ayaklarım tamamen uyuşacak, felçli gibi olacağım sanıyorum ama hayır. Oynatabiliyorum, sadece dokunduğumda hissetmiyorum. Osman'ı ve annemi alıyorlar birazdan buraya. Gülerek "iyiyim" diyorum. Gerçekten iyiyim. 8 saatlik sancı seansından sonra gelen bu rahatlık hali çok iyi hissettiriyor kendimi bana. Doktorum geliyor, kontrol ediyor ve gidiyor. Yeni bir bekleme sürecine daha giriyoruz. Nazik Ebe sık sık kontrol halinde ama daha vakit var. Sohbet ediyoruz Osman'la. Odadaki diğer sağlık personeliyle. Derken tekrar terlemeye başlıyorum. Ağrım yok ama var gücümle ıkınmak istiyorum. Nazik Ebe "sakın ıkınma, nefes alarak tut" diyor. Çok zor bu. Olmuyor. Tutamıyorum galiba. Böyle ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ben "artık tutamıyorum" deyip, var gücümle ıkınmaya başladığımda, Nazik Ebe'de doktorumu arıyordu "gelin, vakit geldi" diye. Doktorum geldi, her zamanki sakinliğiyle, "panik yapmayın, daha var" dedi ve bana yapmam gerekeni anlattı. Sancı geldiğinde o bana "ıkın" diyecek ve ben nefesimi kaçırmadan ıkınacağım. Yattığım yatağın sağından solundan birer tutacak çıktı. Kuvvet almak için sıkıca tutundum. İlk denemede olmadı. İkincide de. Üçüncü de bir anda boşaldı içim. Rahatlamakla kalmadı, huzur doldu bir anda. Ve Zeynep'i görür görmez hayatımdaki en derin aşk başlamış oldu.

10 yorum:

pinarbk dedi ki...

Etrafımda 20 kişi çalışırken ağlattın beni...

Mutlulukla, sağlıkla sürsün aşkınız. Torunlarının doğumunu yaşayın inşallah...

ÇAĞLAYAN dedi ki...

Nurdan
Benim doğum hikayemin tam tersi.Ne kadar sakin geçmiş, sancı dışında.Zeynonun bebeklik fotoğraflarına baktım geçende, şimdi nasıl güzel kız çocuğu olmuş, büyümüş.Mailde sormuştum ama doom günü pastasını yedi mi hapur hupur...
Çağlayan & Ayça

Sudamlam dedi ki...

Gözümde yaşlarla okudum hikayeni.. kendimi düşündüm Damla' yı düşündüm... Bir okudum, bin düşündüm... Annelik ne kadar kutsal bir şey. Ben hamilelik sırasında çektiğim sıkıntılarda anlamıştım annemin kıymetini.Çok emek var... ve bazen acaba anneme layık bir evlat olabiliyormuyum diye soruyorum kendime.. Hakkını ödeyebilirmiyim ki??

SONGÜL dedi ki...

Benim doğum hikayeme o kadar benzer ki hikayeniz:)

Bu arada sizi ve zeyno'yu çok merak ettim. tatil dışında bu kadar ara vermiyordunuz:)
Sevgilerimle

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba Pınar,
sen misin beni kaç kez ağlatan... :)) O kadar dokunaklı yazdığımı bilmiyordum...

Merhaba Çağlayan,
senin doğum hikayeni biliyorum. Biraz talihsiz geçmiş ama önemli olan sonuç değil mi? :))

Merhaba Yaprak,
hani annelerimiz hep der ya "anne olunca anlarsın" diye... Gerçekten öyleymiş.

Merhaba Songül,
bu aranın nedeni benim tembellliğim :))

sevgiler,

welkin dedi ki...

Merhaba,Zeynepi uzun zamandır takip ediyorum.Çok tatlı oldu maşallah.Doğum günü kutlu olsun.Allah sağlıcakla uzun ömürler versin...

sinem dedi ki...

Nurdancim merhaba,

Guzel Zeyno'muzun dogumgunu kutlu olsun.Omru uzuuun ve kendi gibi guzel olsun.

Kac gundur blogda yeni yazi goremeyince eyvah dedim, 365 gun doldu, blogu kapatacak, o kadar uzuldum ki...Bugun yazini okuyunca rahatladim, Zeyno'dan mahrum birakmayacakmissin bizi...

Zeynep Duru ve benden minik fistiga ve sana sevgiler...

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba Welkin,
çok teşekkürler...

Merhaba Sinem,
aslında zaman zaman sıkılıp "artık bitireyim" dediğim oldu ama bu kadar yazmışken nasıl bırakırım? Rölantide devam edeceğim :)) Güzel dileklerin için teşekkürler...
sevgiler,

Sevgili Sayfa dedi ki...

Kırmızılar da çok yakışmış Zeyno'ya. Doğum günü tekrar kutlu olsun!

Öpüyorum tatlı yanaklarından..

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba Gülfer,
çok teşekürler... sevgiler...