30 Ekim 2008 Perşembe

Uzun bir aranın ardından

Yazmadım, yazamadım. Yetmeyen zaman, artık hiç yetmiyor. Kriz durumu bitmiyor. Ve tam bu arada bir bakıyorum blog'a girilmiyor. Bir panik, sarılıyorum hemen telefona; "ne oldu, uçtu mu yani şimdiye kadar yazdığım her şey?!" "Korkma" diyor Osman. "Başka adreslerden ulaşılabiliyor". İçim rahatlıyor ama korkum yerini öfkeye bırakıyor. "Neden, neden, neden?" Aslında artık Türkiye'de bu soruyu sormanın ne anlamı var ki? Saçmalık çok, neden sorusunun cevabı ise hiç yok... Ama artık iyice çığrından çıkmaya başladı durum. Tabii fark edenler için!

Aslında yazacak çok ama çok şey var ama dedim ya vakit yok. Bu satırları yazmak için uykumdan dakikalar çalıyorum. Hızlı olmalıyım...

Gece uyanma krizleri bir parça düzeldi. Ya da artık ben alıştım. En az 2 kez kalkıyor Zeyno geceleri. Ama bu sayı bazen 5-6'yı buluyor. Akşam yatış saati 21:30-22:00 arası. Sabah kalkış ise uyanma sayısına bağlı olarak 07:00-08:30 arası. En önemli değişim ise gündüz uykusunun teke düşmesi. Daha önceki gibi sabah uyandıktan 2 saat kadar sonra uykusu geliyor ama uyumuyor. Gözlerini ovalıyor, mızmızlanıyor ama uyumuyor. Öğleden sonra saat 13:00-15:00 arası seçtiği herhangi bir zamanda uyuyor ve bu uykusu yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Ve ben tüm işlerimi artık bu 1,5 saate sığdırmaya çalışıyorum: Cevap verilmesi gereken mailler, okunması gereken yazılar, günlük ev işleri ve yemek. Tabii ki her zaman birileri eksik kalıyor. Dinlenmeye ise hiç vakit yok. Uykuda bile...

Geçen sürede değişmeyen şey ise dişler. Hala çıkmadılar. Zeyno'nun dişetleri tıpkı fırındaki bir kek gibi kabardı. Alt ortadaki ve üst ortadaki iki diş adeta damaklarının içinde görünüyor. Ama hala damakları yarmayı başaramadılar.

Artık pusetinden nefret ediyor Zeyno. Öyle ki, gündüz uykularında bile içinde yatmıyor. Bu konuda silbaştan yaptık ve memeye geri döndük. Memede emerek uyumayı bıraksın diye alternatif olarak puseti bulmuştuk ama aylar sonra başa döndük yine.

Yemek konusunda pek bir değişim yok. İstediği zaman yiyor, istemediği zaman yemiyor. Israr yok. Ama geçen ay tüm iştahsızlığına rağmen 400 gr alınca, bu ay makarna ve ekmeği kısıtladım biraz.

Ve birkaç not:

* Birkaç gündür fark edilir derecede farklı sesler çıkarmaya başladı. Farklı sesler, farklı heceler de demek...
* Yürümeyi, kovalamaca oynayacak kadar ilerletti. Ama hala arada sırada dengesini kaybedip, düşüyor.
* Dergilere bakmaya bayılıyor. Artık yırtmıyor, sırayla sayfaları çeviriyor.
* Taklit yapmada son noktada. Her şeyi taklit ediyor.
* Hayvan seslerini ilerletti. Kedi, köpek ve arıya son olarak inek ve horoz eklendi.
* Sanırım artık konuştuğumuz her şeyi anlıyor. Dikkatli olmak lazım!!

Foto: 24 Ekim 2008, Heybeliada-Bostancı 16:55 vapuru

2 yorum:

Sudamlam dedi ki...

uyku konusunda ne kadar çaresiziz :( biz pusetten ayakta sallamaya geçtik. bir arkadaşım geriye gidiyorsunuz dedi. haklı da :( diş de huzursuz ediyordur zeynoyu hepsi birden kabardıysa işiniz zor :(

Nurdan Gencturk dedi ki...

Merhaba Yaprak,
en iyisi kafaya takmadan, biraz da oluruna bırakmak galiba?? Yoksa bizim ruh sağlığı elden gidecek :))
sevgiler...