10 Mart 2008 Pazartesi

Zeynep parkta

Bu Pazar Osman işte olacağından aslında dışarı çıkma konusunda hiç umudum yoktu ama öğleden sonra saat 3 gibi eve geldiğinde, sorduğu ilk soru "dışarı çıkalım mı?" oldu. Yolda iş arkadaşını ve eşini görmüş, Değirmenburnu'na küçük çaplı pikniğe gittiklerini öğrenmiş. Bunu duyunca ben de hemen çayı ocağın üstüne koyup, hazırlanmaya başladım. Kısa bir süre sonra termos ve fincanların olduğu torba Zeyno'nun arabasının kulpuna asılmış şekilde düştük yola. Hem hafta sonu hem de Pazar olunca, Değirmenburnu piknikçi turistlerle dolmuştu bile. Mangal dumanları arasından geçip, arkadaşlarımızın masasına doğru ilerledik. Ağaçlı yoldan yürürken, ağaçların gölgesiyle üşüyen vücudumuzu güneşe doğru çevirip, daldık koyu sohbete. Uzunca bir süre arabasında sessiz sessiz bizi dinleyen Zeyno mıkırdanmaya başlayınca, kısa bir tura çıkardı Osman O'nu. Daha doğrusu ben öyle sandım. Oysa birkaç dakika sonra kafamı arkaya çevirdiğimde, Zeyno'yu mutlu mesut salıncakta sallanırken gördüm. Aslında nerede olduğunun ve ne yaptığının çok da farkında değildi ama içinde bulunduğu durumu sevdiği her halinden belliydi. O sevincini belli ettikçe daha da bi havalara çıkardı Osman O'nu. Bununla da yetinmeyip, bir de kaydıraktan kaydırdı. Sanırım bunu da anlamadı Zeyno. Ama yakın zaman hayallerinden birine ilk adımını böylece atmış olan Osman da, farklı bir şeyler deneyimleyen Zeyno da çok mutluydu...

9 Mart 2008 Pazar

Sihirli değnek: Ada havası

Dün gece boyunca ateşini kontrol ettim Zeyno'nun. Şükürler olsun ki, çıkmadı. Anlaşılan ateşin nedeni aşılarmış. Daha önce Hepatit ve Karma aşının ilk iki dozu Zeyno'da ateş yapmamıştı ama bu kez minik bedeni ikisini birden kaldırmadı herhalde? Sabah uyandığında ateşi yoktu ama hala hasta hasta bakıyordu. Bugün Ankara'dan Anlı geldi bize. Eve yeni birinin gelmesiyle her ne kadar biraz neşelense de, tam olarak keyfi yerine gelmedi. O meşhur gülücüklerini gösterip, çığlıklarının atamadı uzun bir süre Anlı'ya. Güzel havayı fırsat bilip, kısa bir Ada turuna çıktık hep beraber. Biz yol boyunca bol bol Kubilay'ın kulaklarının çınlatırken, Zeyno da arabasında şekerleme yaptı. Ve eve döndüğümüzde sanki sihirli bir değnek değmişçesine birden canlanıverdi. Bakışları canlanmış, her zamanki gülücüğü yüzüne oturuvermişti. Ada havası yaradı sanırım. Gider ayak bol bol gülüştüler Anlı'yla. Hatıra fotoları çektirdiler. Zeyno'nun keyfi yerine gelince, bizim de keyfimiz yerine geldi.
* Üstteki foto Anlı'nın objektifinden...

7 Mart 2008 Cuma

İki aşı=39.6 ateş

Kuvvetli bir hissetme gücü demek bence annelik. Sanki dün gece yaşayacaklarımızı önceden biliyormuş gibi "umarım geceyi iyi geçirir" diye bitirmiştim dünkü yazıyı. Ama umduğum gibi olmadı. Zeyno her zamanki gibi gece 02:00 civarı uyandı. Sütünü emdi. Buraya kadar her şey normaldi. Olanlar sonra oldu. Bir türlü dalamadı uykuya. Daha doğrusu kucağımda daldı, yatağına bırakmaya her kalkışımda canhıraş bir şekilde ağladı. Her ağlayışla ve akan zamanla birlikte de ateşi çıktı. Saat 04:00'da Osman'ı uyandırdığımda her yeri ateş gibiydi artık. Poposundan ateşini ölçünce anladık durumun ciddiyetini. Dijital derece 39.6'yı gösteriyordu. Hemen bir ölçü daha ateş düşürücü şurup verip, koltuk altlarına ve eklem yerlerine ıslattığımız tülbentleri koymaya başladık. Ama ıslak tülbentler tenine deydikçe Zeyno'nun huzursuzluğu daha da arttı. Ağladı, ağladı, ağladı... Kah Osman'ın, kah benim kucağımda ara sıra sızarak uyudu ama o da iniltiler eşliğinde. Ara ara ateşini ölçtük. Artmıyordu ama pek düşmüyordu da.
Günışığı odaya dolmaya başlarken göğsümde uyuyakaldı. Vücudunun ısısı beni bile yakmaya başlamıştı neredeyse. Başı ise adeta sıcak hava üfleyen bir klima gibiydi. Üzüldüm, hem de çok. O'na baktıkça içimin acıdığını hissettim. Ve o zaman anladım, hastalandığım zaman Osman'ın bana çok iyi bakmasına rağmen neden annemi yanımda istediğimi.
Sabah Hüsniye Abla'nın temizlik için geldiği, Osman'ın da işe gitmek için hazırlandığı saatte Zeyno'nun ateşi 38'e düşmüştü. Ama ne kadar yorgun ve bitkin olduğu gözlerinden başta olmak üzere her halinden belliydi. Her şey yolundayken kısa bir süre sonra yeniden ağlamaya başladı. Hem de ne ağlama. Vücudunun ısındığını fark edince ateşini ölçtüm, yine 39.5. Bu kez şurup yerine ateş düşürücü fitilden koydum bir tane. Sakinleştirmek için kucağıma almak üzere kanepeden kaldırır kaldırmaz kustu. Hem de iki ağız dolusu ve fışkırtarak. Bunun üzerine son dönemdeki yaygın virüs salgınlarından birinden şüphelenip, hemen Hilal Hanım'ı aradım. Ne yapmam gerektiğini anlattı telefonda bana. Önce ılık bir duş aldıracaktım. Evdekine ek olarak parasetamollü bir şurup adı daha verdi. 3 saat arayla iki şurubu dönüşümlü olarak vermem gerekiyordu.
Hüsniye Abla'yla Zeyno'ya ılık bir duş aldırdık acele tarafından. Duştayken pek hoşlanmamıştı ama rahatlattı. Duşun peşine biraz sakinleşip, yine kucağımda uykuya dalmıştı ki, annem yetişti imdadımıza. O'nu aradıktan sonraki ilk vapurla gelmişti. Zeyno daha bi toparlamış ve ateşi hafiflemiş uyandı uykudan. Emzirip, anneme teslim ettim O'nu. Ben de birkaç saat uyuyup, kendimi toparlamak için odaya geçtim.
2,5 saat sonra uyandığımda, temizlik bitmiş, ateşi iyice düşen Zeyno da uykuya dalmıştı. Hilal Hanım'la haberleştim tekrar. Ateşi düşmüştü ama yine de zamanı gelince bir ölçü daha ateş düşürücü verecektim. Gece ise kontrolde olacağım. Ateşinin nedeni dün olduğu aşılar olabileceği gibi bir enfeksiyon da olabilirmiş. Bunu da zaman gösterecek.
Şu an baba kız karşılıklı uyuyorlar. Zeyno arada mıkırdansa da henüz yattığından bu yana (yaklaşık 1,5 saat) uyanmadı. Başka ne diyebilirim ki, "umarım bu geceyi iyi geçirir".

6 Mart 2008 Perşembe

6. ay kontrolü

6. ayı tamamlamaya 2 gün kala kontrole gittik bugün. Önce ölçülere bakıldı yine hemen. Zeyno'nun boyu geçen aya göre 1 cm uzayarak 67 cm olmuş. Kilo ise 630 gr artarak 7600 gr. Baş çevresi de 43. 8 cm. Hilal Hanım'a göre çok edepli büyüyormuş Zeyno. Muayene sonucuna göre genel durumu iyi. Geçen hafta yaptırdığımız kan testinin sonucunda bazı değerler referans aralığından çok ya da az çıkmıştı. Bu normalmiş. Ancak fazla değerlerden biri Zeyno'nun alerjiye yatkın olduğunu gösteriyormuş. Diğer bir fazla değer de bir süre önce bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini. Sanırım tek tük öksürüklerinin ve hapşırmalarının nedeni buymuş.
Bu kontrolde iki aşı birden vardı. Hepatit aşısı ile 5'li karmanın üçüncü dozları. Biri sağ, biri sol bacaktan yapıldı ve Zeyno biraz huzursuzlanmasına rağmen bizi şaşırtarak hiç ağlamadı.
Vitamine, demir damlasına ve flour'a devam edeceğiz. Ama beslenme konusunda yeni bir reçete daha aldık. Artık kahvaltı yapacak Zeyno. Güne yine anne sütüyle başlayacak ama ardından mükellef bir kahvaltı yapacak. İşte kahvaltısının içeriği: 2 kaşık Nestum bisküvi (toz halindeymiş ve trans yağ içermiyormuş), 1 çay kaşığı üzüm pekmezi, fındık kadar tereyağı, tuzu iyice alınmış beyaz peynir (zamanla kibrit kutusu kadar konabilecek), 1/8 iyice pişmiş yumurta sarısı (zamanla 1/2'ye çıkarılacak), 2 ceviz ve 2-3 fındık (toz gibi dövülmüş). Tüm bunlar anne sütüyle sulandırılacak ve 1 kaşık 5 tahıllı - meyveli mama eklenecek. Ve diğer öneriler:
* Meyve çeşidine mandalina ve portakal suyu, kivinin çekirdeksiz kısmı, siyah üzüm suyu ve muz eklendi.
* Çorbaya da tavuk eti ile balık. Haftanın iki günü balık olacak sebze çorbasında. İlk 1 sene hamsi ve somon yasak. Öncelikli olarak önerilen dil balığı ancak bulunamazsa mevsim balıkları konacak.
* Yoğurdu pek severek yemediğinden içine muz ezip, koyacağım.
* Çorbasını limon suyuyla tatlandırmamım bir mahsuru yokmuş. (Şaşırtıcı ama Zeyno limon sıkmadan sebze püresini yemiyor)
* Bebekler genelde yer elması ve balkabağının tadını seviyormuş. Deneyeceğiz.
* Zeyno ekşi tadı sevdiğinden kahvaltısına portakal - mandalina suyu da ekleyebilirmişim.
Her şey yolunda olduğu için biz mutluyduk ama sanırım iki aşı birden olduğundan Zeyno biraz keyifsizdi. Takside uyuyakaldı (bakınız foto), vapurda da biraz huzursuzdu. Huzursuzluğu evde de devam etti. Yatmadan önce bir ölçü ateş düşürücü verdik. Umarım geceyi iyi geçirir...

Tay tay tay tay...

Zeyno'yla annemin en sık oynadığı oyun tay tay. Ayakta durmaya bayılıyor Zeynep. Sanırım önemli bir iş yaptığını fark edip, bunun keyfini sürüyor. Annem de onun ayakta durmaya çalışmasını seviyor. Sık sık da "ay, vallahi tay tay duruyor bu!" diye sesleniyor bana. Fotoya bakıp, sakın Zeyno'nun yürüdüğünü sanmayın. Sadece birkaç saniyelik tay tay durma aşamasında. Ama anneanne ve baba ısrarıyla erkenden yürüyecek herhalde?

Kız mı, oğlan mı?

Saçları dökülünce, evde "Ali", "Keloğlan" vs. diye sevmeye başlamıştık Zeyno'yu. Ama bu konu artık iyice ciddileşti. Dün hem gidiş, hem de dönüş vapur yolculuğunda, Zeyno'yu seven herkes "kız mı, oğlan mı?" diye sordu bana. Hatta "oğlan değil mi?" diyenler bile oldu. Bu soruların etkisiylemidir bilmem, bugün elbise giydirdim Zeyno'ya. Bakışlar ve eda oğlan gibi, bari kıyafetlerle kurtaralım işi...

İdrar tahlili işkencesi

Geçen Cumartesi başarısızlıkla sonuçlanan idrar tahlilinin hikayesini yazmıştım. Bu sabah Bostancı'da babamla buluşup, yeniden gittik Düzen Laboratuvarı'na. Sanki sözleşmiş gibi çocuklu ailelerle dolmuştu laboratuvar. Evden çıkarken, daha önce aldığım torbayı bağlamıştım ben Zeyno'ya. Tek umudum, bezini açtığımızda torbada idrar görebilmek ve bir an önce burdan çıkmaktı. Çünkü içerde kan almaya çalıştıkları daha birkaç günlük bebek ağladıkça benim içim parçalanıyordu. Üstelik ağır derecede hasta olduğu belli bir erkek çocuk da annesinin kucağında ağlıyordu bekleme salonunda. Uzun bir bekleyişten sonra maalesef Zeyno'nun tüm çişlerinin beze gittiğini gördük. Bir damla bile yoktu torbada. Ve sil baştan. Yeniden torba bağlandı, Zeyno'yu yeniden emzirdim. Bekledik, bekledik ve sonuç yine aynı: Çişle ıslanmış bir bez, bomboş bir torba. Neredeyse bu işten vazgeçmişken son bir umut, yanıma iki torba alıp, doğru annemlerin evin yolunu tuttum. Evde torbaları ve Zeyno'yu anneme teslim edip, bu işten elimi eteğimi çektim tamamen. Yaklaşık 1 saat sonra annemin sevinçli haykırışını duyduk içerki odadan. Dibinde 1 parmak idrar bulunan torbayı sıkı sıkı tutuyordu elinde. Bu kadarının bile yeterli olduğunu öğrendiğimden, babam torbayla yeniden laboratuvarın yolunu tuttu. Ben de artık iyice uyku sıkıştıran ve sabahtan beri perişan olan Zeyno'yu sakinleştirmeye çalıştım. Umarım bir daha idrar tahlili vermek zorunda kalmayız. Zor, hem de çok zormuş bu iş. Annemle benim bu konudaki ortak yorumum şu: Ne kadar dik tutarsanız tutun, yapıştırılan torbanın kaymamasına imkan yok. Bu nedenle en kestirme yol, torbayı yapıştırıp, bebeği yatar pozisyonda ve altı açık bırakıp, torbayı da elle tutmak...

4 Mart 2008 Salı

Zeyno'nun tavşan kulakları

Tam bahar havası işte... Bir gün pırıl pırıl, bir gün kapalı. Bugün kapalı günlerden biri. Üstelik lodos da var hafiften. Yani evde geçecek tüm gün. Ama iskeleye kadar indik. Nurcan Kadıköy'den Büyükada'ya geçerken, bir torba verdi bize. İskelede ayaküstü öpüştük, koklaştık ve vapurun arkasından el salladık. Bugünkü ganimetimiz 3 tulum, bir Selocan (Turkcell) şapkası ve pembe tavşan kulağı şeklinde tokalar... Rüzgar gezinmemize müsade etmeyince çarşıdan eve doğru saptık hemen. İlk iş Zeyno'nun olmayan saçlarına pembe kulak tokaları taktık. Ve bol bol güldük. O da, biz de... (Fotoda toka yok. Tavşan kulaklı foto saçlar biraz daha uzayınca)

2 Mart 2008 Pazar

Yeni oyuncak ve 6. ay check-up'ı

Ankara'dan görevli olarak 1 hafta önce İstanbul'a gelen Aydın Abi, bu hafta sonu bizde kaldı. Zeynep'e oyuncak almış. Üstünde diş kaşıyıcı ile üstündeki düğmeyi çevirince ses çıkaran bir bölüm olan turuncu maymun. Çok sevdi Zeyno. Nasıl sevmesin? Ses çıkarıyor, yüzü var, renkli ve ısırılabiliyor. Tek kelimeyle süper yani. O'na bu kadar güzel bir oyuncak getirdiğinden midir bilinmez Zeyno çok ısındı Aydın Abi'ye. Kucağından da inmedi.
Bugün hep beraber Çiftehavuzlar'daki Düzen Laboratuvarı'na gittik. Hilal Hanım'ın istediği 6. ay check-up'ı için tam kan sayımı, idrar tahlili ve idrar kültürü yapılacak. Zeyno'dan kan alma işi umduğumuzdan çok daha kolay oldu. Elinin üstündeki damara iğne takıldıktan sonra elini bileğinden birkaç kez oynatmak yetti. İğnenin ucundaki kataterden damla damla akan kanla doldu hemşirenin elindeki tüp. Zeyno ağlamadı ama elini tuttuğumuz için biraz sinirlendi. İdrar için yapışkanlı bir torba bağladılar. Hemen emzirdim Zeyno'yu çiş yapması için. Yarım saat sonra baktığımızda çişini yaptığını ancak torba kaydığı için bezine geldiğini gördük. Laboratuarın kapanma saati geldiğinden bu işi Pazartesiye bıraktık. Bu bekleyiş sırasında iyice acıkan karnımızı Sultanahmet Köftecisi'nde doyurup, güzel havayı fırsat bilerek Çiftehavuzlar'dan Bostancı'ya kadar yürüdük. Vapura binmeden önce Kahve Dünyası'nda kahve içip, tatlı yemeyi ihmal etmedik tabii...

Dişlerim kaşınıyorrrrr

Ne bulsa ağzına sokuyor, bununla da kalmayıp bir güzel kemiriyor Zeyno. Buna benim parmaklarım ve çenem de dahil. Sanırım dişleri fena halde kaşınıyor. Dün akşam markette dişlik görünce hemen attık sepete. Hani şu içi sıvı dolu olan ve buzdolabına koyulup soğutulanlardan. Pembe bir balık şeklinde. Ama şekli ve rengi pek de umrunda değil Zeynep'in. O iştahla kemirmekle meşgul. Sanırım bu dişliği almakla doğru bir karar verdik.

Kendi kendine...

Zeyno hala her an ilgi istiyor. Sürekli birileri (bu birisi çoğunlukla benim) onunla ilgilenmeli. Oynatmalı, konuşmalı, dans etmeli, şarkı söylemeli vs vs... Ama birkaç gündür çok kısa süreli de olsa kendi kendini oyalıyor sanki. Bu oyalama sırasında da, daha önce şöyle bi elinde tuttuğu oyuncaklarını daha bi dikkatli inceler oldu.

Parmak emme stili

Zeyno henüz 1 aylıkken, bir gece O'nun parmak emme şapırtısının sesiyle uyanmıştım. O zamanlar ara sıra, tesadüfen giriyordu parmağı ağzına. Şimdilerde ise resmen, bilerek ve isteyerek emiyor parmağını. Ama ilginç bir stili var bu konuda. Alışılageldiği gibi baş parmağını değil, serçe parmağını emiyor. Ancak fotodaki gibi. Bu alışkanlık devam edecek mi, yoksa diş kaşıntıları geçince bitecek mi bilmiyorum ama şimdilik çok gülüyorum...

Kadıköy gezisi

2 günlük saltanatın sonunda eve dönme zamanı geldi. 16:50 Kadıköy vapuruyla geçeceğiz Ada'ya. Zeyno'nun sabah şekerlemesinin ardından annem, kardeşim, ben ve Zeyno gittik Kadıköy'e. Çok uzun zaman olmuş Bahariye'ye çıkmayalı. İndirimin devam ettiği mağazalara girdik çıktık önce. Yemek vaktinde de Çiya'ya gittik. Restoranlarda genelde bizim evdeki IKEA mama sandalyesinden olduğundan hiç yabancılık çekmiyor Zeyno. Biz kebaplarımızı beklerken Zeyno da sebze püresini yedi. Tabii yine anneanne elinden. Son ana kadar keyfini sürmeli anneanne desteğinin :))

Anneanne eli deyince

Gökçe geldi bugün anneme. Birlikte çalıştık, dergilerin Mart sayısını kontrol ettik. Emme zamanlarının dışında anneanne torun başbaşa kaldılar. İkisi de hayatlarından çok memnundu. Her zamanki gibi anneanne eli deyince, Zeyno her zamankinden daha çok yiyip, daha uzun uyudu. Artık hiç kafa yormuyorum bu işin nasıl olduğuna.

Bebekler arası iletişim

Ana kız hiçbir şeyden eksik kalmıyoruz. 2 gün kalmak üzere annemlere gittik ve ayağımızın tozuyla Gülden Teyze'deki altın gününe katıldık. Birkaç ayrı siteden ay ay bebek gelişimini anlatan yazıları takip ediyorum. Aile.org.tr'deki 6. ay yazısında "Dışarılarda dolaşırken bebekli başka anne-babalarla karşılaşacaksınız. Biz bebeklerin birbirimize ne kadar dikkat ettiğimizi fark ettiniz mi? Bebekler bebeklerden çok hoşlanır çünkü! Bebekli ailelerle parkta veya evde biraraya gelseniz hem ben eğlenirim hem siz. Ayrıca başka bebekli aileleri sadece izlemek bile size çok şey öğretir. Tabii sizi izlemek de onlara!" diyordu. Çok doğru diyormuş. Güne Zeyno'dan 3 hafta büyük kızıyla, annemin arkadaşının kızı Funda da gelmişti. Bennu ve Zeyno birbirini görür görmez kaynaştı hemen. Hem de ne kaynaşma, karşılıklı konuşmalı, bol bol dokunmalı. Bundan böyle sık sık bebekli ailelerle bir araya gelmeliyiz.