Zeyno'nun "mutlu hayvanlar" kitabının son sayfasında, kendini seyredebileceği bir kırılmaz ayna var. O ise rengarenk hayvanlara bakmaktan henüz bunun farkına varamadı. Bugün defalarca kitabı önüne koyup, aynaya bakmasını sağlamaya çalıştım ama o hemen yan sayfadaki yeşil yılanı hayran hayran seyretmeyi tercih etti.17 Kasım 2007 Cumartesi
Yılana değil, aynaya bak kızım
Zeyno'nun "mutlu hayvanlar" kitabının son sayfasında, kendini seyredebileceği bir kırılmaz ayna var. O ise rengarenk hayvanlara bakmaktan henüz bunun farkına varamadı. Bugün defalarca kitabı önüne koyup, aynaya bakmasını sağlamaya çalıştım ama o hemen yan sayfadaki yeşil yılanı hayran hayran seyretmeyi tercih etti.13 Kasım 2007 Salı
Hep gülüyor mu sandınız?
Her gün onlarca kare fotosunu çekiyoruz Zeynep'in. Dijital makine sağolsun. Tabii içlerinden en güzelini, en şirinini, en masumunu seçip koyuyoruz buraya. Gülerken, uyurken, masum bir bakış atarken... Bu duruma aldanıp, Zeyno'nun günün her saati pür neşe içinde olduğunu, hep güldüğünü mü sanıyorsunuz? Yanıldınız. Aslında doğruyu söylemek gerekirse çok ağlamıyor ama ağladımı da açığı kapatıyor. İşte bugün çekilmiş değişik ağlama enstanteneleri... (Ben bu yazıyı yazarken Zeyno babasının kucağında ağlamakla meşgul. Malum kolik durumları)12 Kasım 2007 Pazartesi
Böyle de yapılmaz ki...
11 Kasım 2007 Pazar
Bir Pazar sabahı
"Dün akşam babam eve gelmemişti, nöbetçiymiş. Bugün kapıda karşıladım onu. Çok özlemişim... O kahvaltı yaparken ben de koltuğumda şekerleme yaptım. Anlamıyorum neler olduğunu... Şu sallanan şeylere bakarken birden gözlerim kapanıyor. Uyandığımda kremlerimi sürdü babam. E sürekli güzel kalmak kolay değil. Kendine bakman lazım... (Ama keşke böyle çıplak çekmeseydiniz. Memelerim görünüyor) Nöbet ertesi babamın çok uykusu oluyormuş. Annem sıkı sıkı tembih etti bugün gürültü yapmaman gerektiğini. E o zaman geriye bir tek uyumak kalıyor. Babamla karşılıklı uyumak da çok güzel. (Ben babacıymışım. Annem öyle diyo!)"
Her şey aynı ama...
4 adımda uykuya geçiş
Zeyno uyku için hala beşiğinden vazgeçmiş değil. Gözleri kapayıp mızırdanarak ağlamaya başladımı, anlıyoruz ki "beni beşiğime götürün ve sallamaya başlayın. Siz sallayın, sallayın... Ben istediğim zaman uykuya geçeceğim" diyor. Ama son günlerde koltuğunda 30-45 dakikalık şekerlemeler de yapmaya başladı. Hatta ara sıra çok sevdiği kırmızı koltuklarda da yapıyor bu kuş uykularını. İşte bu uykulara geçişin fotoromanı: Zeyno uzun uzun kameraya bakar önce. Aslında güzel bir poz vermek ister ama hali kalmamıştır buna. Artık umurunda değildir ona dönük objektifler. Ağır ağır kapanır gözleri. Engel olamaz buna. Önce çok sevdiği kırmızı renge yönelir kafası. Ardından yarım saat kadar sürecek uykuya geçilir... Uyanınca neler olacağı Allah Kerim. Tamamen keyfine bağlı...
8 Kasım 2007 Perşembe
Balıkla hipnoz
Bu sabah ben kahvaltı yaparken, Zeyno'da koltuğunun içinde benimle masadaydı. Ben bir yandan tostumu yiyor, bir yandan Zeyno'yla konuşuyor, bir yandan da el alışkanlığı koltuğunu sallayıp duruyordum. Bir fark ettim ki, Zeyno dikmiş gözünü koltuğunun sapında bir o yana bir bu yana sallanan turuncu balığa ve kaydı kayacak. Hemen aldım fotoğraf makinesini elime ve video moduna getirdim. Yani Zeyno'nun adeta hipnoza girerek nasıl uykuya daldığını saniye saniye görüntüledim. Aslında o vidoyu koyacaktım buraya ama biraz uzun olduğu için vazgeçtim. Bu fotoğraf anlattığım olayın son noktasıdır. Herhalde bugüne kadar izlediğimiz filmlerde gördüğümüz karelerden aklımızda kalanlarla, hep sallanan bir saatle hipnoz yapıldığını bilirdik ama sallanan balık da pekala işe yarıyormuş. Tesadüfen keşfedildi, denendi, onaylandı ve kayıt altına alındı...7 Kasım 2007 Çarşamba
Ağlatmayan aşı
Zaman çabuk mu geçiyor, yoksa sanki akmıyor mu? Zeyno'nun küçülen tulumlarına göre son hız akıp gidiyor. Ağlama krizlerine göre de hiç geçmiyor. Bu ikilem arasında gidip gelirken Zeyno 2 ayı doldurdu bile. Sabah uyandığında, karnı doyurulup, altı temizlendikten sonra son derece keyiflenen ve etrafa gülücükler atmaya başlayan Zeyno Hanım babasıyla uzun uzun sohbet etti önce. "a" ve "u" seslerinden oluşan bu sohbetin ardından 10.15 Kabataş vapuruna yetişmek üzere hazırlıklar başladı. En önemli kısım Zeyno'nun hazırlanmasıydı tabii. Bugün daha bi özenli seçildi kıyafetler. Çünkü hem 2. ay kontrolü için doktora gidilecek, hem de bu kontrol yine televizyon programı için çekilecekti. Bugün adeta birden bire kara kış geldiğinden, Yasmin Teyze'nin gönderdiği çantadan çıkan "pembe ayı" montu giyilerek yollara düşüldü. Geçen ay kameralara iyice ısınan Zeyno, çekim boyunca hiç sorun çıkarmadığı gibi, birbirinden değişik pozlar vermeyi de ihmal etmedi. Yapılan ölçümlere göre, kilo 5290 gr, boy ise 58,5 cm. Gidişat gayet iyi yani. Bu kontrolde bizi en çok düşündüren aşılardı. Çünkü bugün hem 5'li karma aşı, hem de verem aşısı yapılacaktı. O ağlarken biz ne yapacaktık? Ama hiç de umduğumuz gibi olmadı. "Hilal Teyze" karma aşının iğnesini onun bacağına batırırken, gözgöze sohbet ediyorlardı. İğne çıktığında ise Zeyno koca bir gülüş attı. Çok şaşırmıştık. Birkaç dakika sonra koldan yapılacak verem aşısı sırasında canının yanacağı ve ağlayacağı konusunda Hilal Hanım bizi uyardı. Gerçekten Zeyno bu aşı sırasında önce dudakları büzüp, sonra da ağladı. Ama onun da çaresi hazırdı, hemen emzirmeye başladım. Yani umduğumuzdan çok daha keyifli geçti bugün. Bu keyfi 16.30 vapuruna kadar Kabataş'taki Kahve Dünyası'nda vakit geçirerek tamamladık. Hem burada hem de dönüş vapurunda, Zeyno sayesinde bir sürü insanla sohbet ettik. Şu sıralar bir facebook çılgınlığıdır aldı başını gidiyor. Ne gerek var böyle şeylere. Sosyalleşmenin en iyi yolu bir çocuk yapmak. Yaşlı genç herkesle derin bir sohbet içinde buluyorsun bir anda kendini.
Bebek fotoğrafı çekmek zor zanaat
5 senedir evden çalışıyorum. Evden yani "home office" çalıştığımı duyan herkes çok imreniyor bana. Ama ben hala evden çalışmanın mı, yoksa ofiste çalışmanın mı daha keyifli olduğunu çözemedim. Evden çalışmanın en büyük avantajı zaman planlamanı daha esnek yapabilmen. Ama tek başına çalışmak da biraz sıkıcı. Ayrıca çevrendekilere evde "çalıştığını" anlatmak da bir o kadar zor. Bu çalışma şeklimle, doğum nedeniyle çalışmaya ara vermedim. Şimdiye kadar, doğum öncesi depoladığım yedek yazılarla idare ettim. Ama hazıra dağ dayanmaz. Yoğun tempoyla çalışma vakti geldi. En büyük avantajım patronumun ve çalışma arkadaşlarımın bana verdiği destek. Sadece anne sütüyle beslendiği için, henüz Zeyno %100 bana bağımlı olduğundan, onu uzun süre bırakıp benim bir yerlere gitmem zor. Bu nedenle Gökçe derginin çıkışlarını alıp bana geliyor. Bugün de Gökçe bendeydi. Anneanne Zeyno'ya bakarken Gökçe'yle ben de çalıştık. Bu arada Zeyno'yu daha önce doğduğu günün akşamı hastanede ve 19. gününde gören Gökçe'den sağlam bir fırça yedim. Söylediğine göre Zeyno fotoğraflardakinden çok daha güzelmiş. Fotoğraflarda onun değimiyle "patates kafa" çıkmasının nedeni de, bizim onu yakından çekmemizmiş. Bu fırçanın üzerine makineyi verdim Gökçe'ye ve bugünün fotolarını onun çekmesini istedim. İşte sonuç :)) Flaş kullanmadan, sürekli hareketli bir "objeyi" profesyonel olmayan bir makineyle çekmek hiç de kolay değil. Bunu halletmenin en kolay yolu geniş açı çekmek. O zaman da biraz koca kafalı çıkmak kaçınılmaz...5 Kasım 2007 Pazartesi
Boşuna inat etmişiz
İşte ilk günlerdekine benzer bir uyku fotosu daha... Zeyno yeniden beşiğinde! Geçen hafta, keyifli bir günün akşamında Zeyno'ya sürpriz yapmış, onu beşiğinden yatağına geçirmiştik. Sanki bir mucize olmuş, Zeyno hiç tepki göstermemiş, mışıl mışıl uyumuştu. E tabii, bu değişimi anlayamayacak kadar küçüktü daha. Hem yatağını da onun ilgisini çekecek oyuncaklarla süslemiştik. Üstelik bu yatak beşiğine göre çok daha konforluydu. Hani dertop olunca boyum 110 cm'e inse ben yatacağım nerdeyse... İnsan başka ne isterdi ki? İstermiş... Meğerse Zeynep Hanım sallanmaya çoktan alışmış bile. Bu nedenle tüm bu konforu ve renkli oyuncakları bir kenara itip, beşiğini istedi. Ama biz onun sallanarak uyumaya alışmasını istemiyoruz ya, inat ettik. Her akşam onu ninnilerle yatağına yatırdık, masallar okuduk, okşayıp sevdik... Sonuç, bütün düzenimiz alt üst oldu. Üstelik sadece akşam değil, gündüz düzeni de. Gözlerinden uyku akan Zeyno bir türlü uyumaz oldu. Bu gündüz uykusuzluğunun üstüne bir de akşam koliği eklenince de ben bir anda vampire dönüşüverdim. Sonunda bugün inadı bıraktık. Öğlen beşiği tekrar yatağının yanına getirip, içini hazırladık. Güzel bir süt ziyafetinin ardından beşiğine bıraktığım Zeyno, keyiften bayıldı nerdeyse. Yine hemen derin bir uykuya geçemedi ama saatlerce beşiğinde kalmaya da "hayır" demedi. Tabii hafif de olsa sallandığı sürece. Sonuçta zafer kazanan o oldu ama bence hiç mahsuru yok. O beşiğinde olduğu için mutlu, biz de saatlerce onun mızmız ağlamasını dinlemek zorunda kalmadığımız için. Hem itiraf edin, hangimiz şöyle hafif hafif sallanarak uyumak istemeyiz ki? Hamaklara bayılmamızın nedeni de bu değil mi? Varsın Zeyno'da sallanarak uyumanın keyfini çıkarsın. Şu anda bizi tek düşündüren ev dışında bir yerde kaldığımızda ne yapacağımız. Onunda çözümü iki bacak, bir yastıktan oluşan ve her yere kolayca taşınabilen beşik :)
Zeynep'in ilk kitabı
Bundan birkaç gün önce babama "kızıma kitap alacağım" dediğimde çok şaşırmış, hatta biraz dalga bile geçmişti. Henüz 2 ayını bile bitirmeyen Zeyno ne yapacaktı ki kitabı? İşte cevabı babacım, bir Pazar sabahı ve Zeyno kitabını okuyor :)) Bu kitabı bulmak için epey bi dolaştık. Hemen hemen her büyük oyuncakçı dükkanında bebekler için kitaplar var ama açıkçası yerlileri pek başarılı değil (keşke olsaydı!) Sonunda Mothercare'de bulduk aradığımızı. Çeşit çok değil ama kitaplar hem malzeme hem de içerik olarak gayet güzel. Bizim aldığımız kitapta hayvanlar var. Her biri farklı dokuda ve canlı renklerde kumaşlardan hazırlanmış. Üstelik bazıları ses çıkarıyor. En güzeli de karnına basınca vikleyen mor su aygırı. Son sayfada bir de kırılmaz ayna var. Bu kitabı çok severek aldım. Zeyno'nun sevmesine de çok sevindim. Elbette şimdilik kendi başına sayfalarını çeviremiyor ama biz tek tek açıp ona anlatarak gösterdikçe ilgilenmeye başladı. Canım kızım, en az düzenli uyumanı ve beslenmeni istediğim kadar kitap okumayı sevmeni de çok istiyorum. Bunun için elimden geleni yapacağım. Umarım başarırım...
3 Kasım 2007 Cumartesi
Ben bir garip Keloğlanım
Anneanne lojistik desteğe tam gaz devam ediyor. İki gündür bizdeydi. Cuma günü ev temizlenirken o da Zeynep Hanım'dan fırsat buldukça dolaptaki tüm sebzeleri yemeğe çevirdi. Osman nöbetçi olduğu için Zeyno'nun akşam krizinde benimle nöbetleşmek de ona kaldı. Cumartesi sabahı Zeyno'yu erkenden banyo yaptırdık. Bana inat, "anneanne bunlar bir şey beceremiyor" dercesine bu kez ne yıkanırken ne de banyo sonrası ağladı. Benim tarafımdan yine rezil olma durumu, anneanne cephesinde de zafer sarhoşluğu yaşandı. Banyo sonrası Yasmin Teyze'den gelen çantaya göz attık tekrar. Bu sarı şapka da o çantadan. Sarı şapkalı Zeyno sabah sabah Keloğlan oldu...
2 Kasım 2007 Cuma
Arapsaçına döndü...
İşler iyice arapsaçına döndü. Zeynep'in uyku düzeni daha doğrusu düzensizliği daha da karışık bir hal aldı. Bir gün 10'ar dakikalık uykular, ertesi gün birkaç saatlik. Uyku sürelerine nasıl karar verdiği konusunda hiçbir fikrim yok. Tek bildiğim, uyurken bu kadar güzel olmasa bu düzensizliğe dayanılamayacağı. Uyurken onu izlemeyi çok seviyoruz...
Sonunda bu da oldu
Anne karnındaki bebeklerin, birkaç ayı geride bıraktıktan sonra dışardan gelen sesleri duyduklarını okumuştum. Hatta bir süre sonra anne baba sesini ayırt ediyorlarmış. Ben daha da ileriye gidiyorum, sadece sesleri duymakla kalmıyor, konuşulanları da anlıyorlar bence. Özellikle de anne babanınkini. Nereden mi biliyorum? "Emziğe alıştırmayacağız, sallamaya da. Hele hele sallayarak uyutmaya asla..." Sen misin daha bebek gelmeden bunları söyleyen. Olanlar oldu. Kendi ellerimle emziğe alıştırma çabalarım hala devam ederken, buna bir de ayakta sallayarak uyutma eklendi bugün. Yastığın önünde gördüğünüz ayaklar benim. Gün içinde neredeyse 10'ar dakikalık tilki uykuları uyumaya başladı Zeyno Hanım. Bunların herhangi birinin birkaç saatlik derin uykuya dönüşmesi için tek şartı var şu sıralar: Sallanmak. Ayakta ya da kollarda. Kollar bu yüke fazla dayanamadığından ayakta sallamayı tercih ettim. Şimdi hamileliğim boyunca Osman'la başka neler konuşmuştuk diye düşünüyorum. Rezil olduk rezil... :))
Bu yabancı da kim?
Pamir'den gelen oyuncakların dışında, bir de komşularımızdan oyuncak aldık. Onlar bir isim koymuşmuydu sormadım ama karnına basınca değişik melodiler çalan ve yüzünde ışık yanan bu sevimli uyku arkadaşı, vakti zamanında Alp'i çok sakinleştirmiş. Zeyno'nun kolik olayını duyunca şansımızı denememiz için bize verdiler. Zeyno'nun keyfinin en çok yerinde olduğu bir sabah saatinde tanıştırayım dedim ama bizimki yüzüne bile bakmadı bu oyuncağın. Hatta sabah gülücüklerinin yerini "bu yabancı da kim?" diye soran kızgın bakışlar aldı bir anda. Ve maalesef akşam kriz anında da Zeyno'yu sakinleştiremedi bu sevimli kız...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)






