9 Ekim 2010 Cumartesi

Artık ben bir "veli"yim...


Aslında 1 ay tamamlanınca yazmayı düşünmüştüm şu okul meselesini. Ama geçen Cuma hayatımın ilk veli toplantısına katılınca, şimdi yazmaya karar verdim...

Evlat, abla, öğrenci, eş, gelin, anne... Bugüne kadar birçok sıfat alan ben, artık bir "veli"yim. Son 3 haftadır, üstünde "sayın veli" yazan kağıtlar alıyorum, Zeyno'yu okula bırakıp, okuldan alıyorum...

Şimdi gelelim okul hikayemize...

Beylerbeyi'ne taşınmamızın üstünden sadece 2 gün geçmişti. Zeyno sürekli "Ada'ya geri dönelim" diye ağlıyordu, ben ise yeni evimize en yakın devlet anaokulunu bulma telaşındaydım. Sonunda hedefi buldum; eve 2 durak uzaklıktaki Sabancı Olgunlaşma Enstitüsü...

Okulun açılmasından önceki son Cuma günü, Zeyno'nun da elinden tutup, okula gittim. Okul müdürü, 4-5 yaşın öğretmeni ve yemekleri hazırlayan Ayşe Hanım'dan başka kimse yoktu okulda. Onlar da son hazırlıkları yapıyorlardı. Ben öğretmenlerle konuşmaya başladım, Zeyno da mekanda ısınma turları atmaya. Ara ara yanıma uğrayarak iki sınıf arasında gidip geldi. Oyuncaklarla oynadı, çekmeceleri karıştırdı... "Ayşe Teyze" ile sohbet edip, laf arasında ona en çok makarnayı sevdiğini söyledi. Ve çişi geldiğinde ilk kez klozete oturmayı kabul edip, sorunsuzca çişini bile yaptı. Renkli sabunluklardaki sabunla ellerini yıkamaya bayıldı. Gidişat süper görünüyordu yani. Emine öğretmen de, "eğer buraya alışmayacak olsa şimdi sizin eteklerinizden ayrılmazdı. Merak etmeyin" deyince, ben kayıt için gerekli evrakları yanıma alıp, eteklerim zil çala çala eve geri döndüm.

Bütün hafta sonu Zeyno okuldayken neler yapabileceğimin hayalini kurdum. 3 sene sonra, nihayet bana, sadece bana ait olan zamanlarım olacaktı!

Pazartesi sabah doğru okulun yolunu tuttuk. Kapıda Zeyno'yla öpüştük, ayrıldık. Sorun yok, süper! Öğlen almaya gittim, "ama anne ben daha oynuyorum" dedi ve ben 2 saat sonra tekrar almaya gitmek üzere ordan ayrıldım. Daha da süper! Saat 3 gibi gidip, aldım. Yine sorun yok. Süper, süper, süper!

Daha doğrusu ben her şeyin süper olduğunu sanmışım. İkinci gün başlayan ağlamalar gösterdi ki, durum hiç de sandığım gibi değil.

2. gün başlayan ve gece-gündüz devam eden ağlama krizleri tam 2 hafta sürdü. Kimi gün, pijamalarla, saçını başını tarayamadan götürdüm Zeyno'yu okula kadar... Kimi gün otobüs şoförünün "siz çocuğunuzu anaokulna değil, psikoloğa götürün" yorumunu sineye çektim... Kimi gün adeta yakamdan söküp aldılar içeri... Eve dönünce tüm gün yalvardı "ama beni oraya bırakma, ben orda çok mutsuzum ve seni çok özlüyorum" diye. Geceleri uykusundan uyanıp uyanıp ağladı "gitmeyeceğim" diye.

Kabus oldu o 2 hafta bize. Ben "nasıl olsa evdeyim, göndermeyeyim bari bu sene" düşüncem ile bu konudaki tecrübelilerin "sakın bu gözyaşlarına aldanma, geçecek. Eğer bir kere bu ağlama nedeniyle okula götürmezsen, bir daha götüremezsin" telkinleri arasında gidip gidip geldim. Bu arada birkaç gün orada öğlen uykusuna dalan Zeyno da, ağlamalara ek olarak orada uyumaya direnmeye başladı...

"Merak etmeyin, içerde sürekli ağlamıyor. Oyunlara katılıyor, yemeğini de yiyor" diyordu Tülay Hanım. Bu içimi rahatlatıyordu ama kapalı kapılar ardında olanları görememek ve Zeyno'nun hali içime kurt düşürüyordu. Hiç düşünmeden Güvem Hanım'ı aradım. Çünkü tam da onun dediği gibi olmuştu durum; ilk gün hiç sorun çıkarmayan Zeyno sonra zıvanadan çıkmıştı. "Ağlıyor, hem de çok" dedim. Orda uyudu mu hiç?" diye sordu; "evet". Peki tuvalet durumu ne alemde?" dedi. "Sorun yok" dedim. "O zaman siz bu işi yırttınız" dedi. Normal ve beklenen bir durumdu bizimkisi ve onun da söylediğine göre geçecekdi...

Benim için değeri büyük bu açıklamanın üstüne ağlamaların şiddeti de biraz olsun azalınca, ben de bu yoldan dönmemeye karar verdim... Ağlaya zırlaya devam ettik. Bu süre içinde gösterdiğim sabra ise hala şaşıyorum!

2 haftanın sonunda bi akşam annemler bize geldiler. Annem Zeyno'nun tırnaklarındaki boyaları sorunca "okulda olmadı, evde boyama yaparken oldu" diye yanıt verdi bizimki. Bunun üzerine annem "aaa, sen okula mı başladın?" diye sordu. Bu tiyatrovari konuşmanın sonunda Zeyno koşarak anneannesine okulda yaptığı boyamaları ve elişilerini gösterdi. O akşamın konusu Zeyno'nun okuluydu. Arkadaşlarını, öğretmenlerini anlatıp, anneanne, dede ve dayıdan bol bol övgü aldı Zeyno.

Okul hayatının 3. haftası başlarken, Pazartesi sabahı gözünü açar açmaz "anne bugün okula gidecek miyim?" diye sordu. Başıma gelecekleri bildiğimden, derin bir nefes alıp, kararlı bir sesle "evet" dedim. Beklenen ağlama ve yalvarmaların yerine "tamam" lafı çıkıverdi Zeyno'nun ağzından. Şaşkınlıktan gözleri faltaşı gibi açılan ben anlamsız anlamsız Zeyno'nun yüzüne bakarken, O sanki gece sihirli bir değnek değmişçesine sakince yataktan inip, odaya doğru yürümeye başladı. Giyinirken hiç ağlamadı, saçını tararken hiç ağlamadı, yolda hiç ağlamadı... ve sınıfına girerken hiç ağlamadı.

Ve böylece 3. hafta itibariyle okula gitmemek için ağlama faslı kapanmış oldu. Son durumumuz ise şu:

Hala her sabah "anne bugün okula gidecek miyim?" diye soruyor. "Evet" yanıtını alınca pek de memnun olmuyor ve "ben okula gitmiycem" diye bi mızırdanma yoklaması çekiyor ama sonunda ağlamadan okula gidiyoruz. Öğretmeni kapıyı açar açmaz içeri girip, onunla sohbete başlıyor. Artık okulda olanlarla ilgili daha çok şey anlatıyor evde. Okul arkadaşlarından bazılarını daha çok seviyor. Şimdilik yarım gün gidiyor okula; sabah 09:30 - 13:00... Eğer sorun çıkarmazsa ilerleyen dönemde yavaş yavaş süreyi uzatacağım. Ama temkinliyim bu kez... Acele etmeyeceğim, yeni bir krize mahal vermeyeceğim...

Doğup, büyüdüğü Ada'yı, oradaki yaşantıyı bırakma krizi ile okul hayatına, dolayısıyla kurallara uyma krizini aynı anda yaşadı Zeyno. Ve bu ona düşündüğümden daha ağır geldi. Ama atlattı. En azından önemli bir bölümünü.

Artık Zeyno bir öğrenci, ben de bir veliyim. Bakalım zaman bizim için ne gösterecek?

* Fotoğraf: 25 Eylül 2010, Heybeliada... 1. okul haftasının sonu

9 yorum:

KEO dedi ki...

alışma sürecini atlatmış gibi görünüyordu bizimki, ama sebepsiz bir ağlama anı krize dönüşünce anladık ki hızlı çekimde bir olgunlaşma bekliyoruz belki de zamansızlıktan...neyseki atlattık şimdi-sanıyoruz- bu sefer de hastalıklar başladı:(
Zeyno'nun okulu hayırlı olsun sayın velim:) hep mutlu olsun okulunda...

imza bir yeni veli:)

Nurdan Gencturk dedi ki...

teşekkürler Özgür... Bizde şimdilik okulla ilgili bir kriz hali yok (gibi!) ama Zeyno kök söktürüyor bize. Huysuz ve mızmız... Sabırla geçmesini bekliyoruz...

AycA dedi ki...

ağlaya ağlaya sonuna kadar geldim yazının..sabrın kararlılığın bana cesaret verdi ama yine de denemeye bir kere daha korkuyorum! bu sefer de beceremezsem kendimde ve oğlumda kalacak izlerden !
ne mutlu sana zotr olan süreci atlattın :) umarım ki ummuyorum bence böyle gidecek ..kendine sadece sana ait zamanlar..kulağa ne hoş geliyor :)öpüyorum sizi

Nurdan Gencturk dedi ki...

Ayça,
Erin'in okul macerasının iyi olmadığını biliyorum ama detaylar hakkında çok da fikir sahibi değilim. Bu nedenle yorum yapamıyorum :( Ama günlerce senden ayrı kalabilen Erin'in bu durumunun başka nedenleri var gibi sanki? Belki de ilk denediğin okulda hoşuna gitmeyen bir şey? Burda o kadar ilginç hikayeler denedim ki! Mesela ilk günlerde okula girişine hayran kaldığım Aras, meğer daha önce 2,5 ay gittiği özel okulda her gün ağlamış! Senin de hazır olduğun (ki bu çok çok önemli) bir doğru zamanda yavaş geçişlerle tekrar denersiniz belki. Ben de umuyorum ki, siz de bu işi kıvıracaksınız... Hadi artık görüşelim de, bu konuyu detaylıca bi konuşalım (hani bahanesi olsun diye söyledim :))

SONGUL dedi ki...

Sevgili Nurdan, yazını sonuna kadar soluksuz okudum, sonunda ise oh be olmuş bu iş dedim:) Ben cansu'ya tam gün verdim okula, ilk hafta herşey süperdi, çok ama çok mutluydu,2.3 ve 4. hafta kesintisiz olarak her sabah ağlar vaziyette okul bıraktım ama okul ve öğretmeni konusunda içim çok rahat olduğu için bıraktım, orada mutlu olduğunu biliyordum... Bu hafta 2 gün sorunsuz olarak okula gitti ama bugün arabadan inmek istemedi, yine ağlar vaziyette bıraktım. İçim paramparça onu bu şekilde ağlar halde bırakmak o denli yıpratıcı ki, bunların üzerine bir de akşam okuldan aldıktan sonra ağlamalar ve inatlaşmalar tuz biber oldu. Sabır sabır diyorum ama olmuyor, bir yere kadar... o bağırıyor ben bağırıyorum derken tam bir kaos yaşıyoruz, işe yarıyor mu hayır:( senin pedagog'un bilgilerini bir versen diyorum:)

Nurdan Gencturk dedi ki...

Songül,
bu okul meselesi zor bir iş-miş! Bizim hikayeyi okudun, sorunsuz devam ediyoruz. Ama okulda o kadar ilginç örneklerle karşılaştım ki! Mesela Zeynep'in sınıf arkadaşı Özgür de, tam 1 ay sonra okula gitmek istemiyorum diye ağlamaya başladı!!! Çocukları anlamak zor. Bu arada sabırlı olmak daha da zor tabii. Seni çok iyi anlıyorum ama en azından şu dönemde mümkün olduğunca kriz yaratmamaya çalışmanı tavsiye ederim. Ben öyle yaptım...

SONGUL dedi ki...

Sevgili Nurdan, gerçekten bu kuzuları anlamak zormuş, açıkcası ben Cansu'nun hiçbir döneminde bu denli zorlanmamıştım. Ama çok haklısın varolan krizi şiddetlendirmemek gerekiyor, en azından bizde hiç bir işe yaramıyor. Artık kızmıyorum, sakin olmaya çalışıyorum, bu durumlarsa yanıma gelip "sen bana kızmıyorsun değil mi annejim " diyor....Zor bir dönem geçiriyor üzerine bende tepki verince iyice altüst oluyor..Bakalım görelim belki daha iyi olur herşey... ne kadar anlamlı bilmiyorum ama bu sorunu yaşayan başka aileler olması da bir derece güç veriyor. Zeyno çok akıllı, okulda daha da mutlu olmasını dilerim, Çok başarılı bir öğrenci olacağına eminim:)

Yazında okulda uyumuş olması, tuvalet sorunu yaşamamsı gibi işaretlerin önemli olduğunu belirtmen benimde içimi rahatlattı. paylaşımın için çok teşekkürler..

Tanya's dedi ki...

Nurdan,

Hooof nassıl iyi geldi bu şimdi gözümde yaşla:)

Seni seviyorum. Zeyno'yu da:)yazı bana

Nurdan Gencturk dedi ki...

Yaşıyoruz ve öğreniyoruz Tanya'cım... Ben de sizi seviyorum ;)