14 Eylül 2011 Çarşamba

Uzunnnn yaz tatili

Uzun olacağını biliyordum; öyle planlamıştım zaten. Ama bazı günlerin hızına ben bile yetişemedim. Karadan havadan yollar gittik, boşlattığımız bavulu 24 saat içinde yeniden doldurduk, denizde yüzdük havuzda yüzdük, gezdik dolaştık, yedik içtik... nihayetinde koskoca yazı bitirdik!

İlk etapta Erzurum vardı. Halil de tatilini ayarlayınca, annem, babam, kardeşim, Zeynep ve ben, 10 Temmuz sabahı bindik arabaya, bastık gaza. Endişeliydim yine! Plana göre 3 günde varacaktık Erzurum’a. Zeynep daha önce arabayla hiç bu kadar uzun bir yol gitmemişti ve sıcak havalarda yaptığı araba yolculuklarına dair nahoş birkaç anımız vardı.

Önce “psikolojik telkin”le başladım işe. “Evet hava sıcak ve biz arabayla gideceğiz. Ama dedenin arabası klimalı ve klimalı arabada mide bulanmaz!” Sanırım işe yaradı. Zeyno her arabaya binişte, daha adımını atmadan “klimayı açınnn” diye bağırdı, biz “açtık bile” dedik ve bu şekilde yolculuğumuzu sorunsuz tamamladık. Ara ara sıkıldı, ben direksiyona geçince biraz mızırdadı ama yine de genel olarak iyi performans gösterdi.

İlk gece Samsun’da, ikinci gece Rize’de kaldık. Üçüncü günün akşamı Erzurum’da, köydeydik. İner inmez çoraplarımızı ve hırkalarımızı giydik; babam evi açana kadar sobası yanan (dikkat tarih 12 Temmuz!) komşu evinde çayımızı içtik. Eve girince, kalın pijamalarımızı giyip, yün yorganlarımıza sarılarak derin bir uyku çektik.


Temmuz ayında, kışlık pijamalarımızla, yün yorganın altında yattık


Bu asırlık evde hemen her şey orijinal. Pencereler de...


Beyaz kedinin adı "Kar" oldu; diğeri "Yıldız"


Eğer o saatte evdeysek, Zeyno danaların gelişini izledi her gün bahçe duvarından. Bu geçit bitince de doğru Filiz'in ahırına...

Eski bir evdi, büyük bir evdi... Ama hiç yadırgamadı Zeyno. Ne bu değişik evi ne de köy hayatını. İlk günün acemiliğini atınca hemen oranın hayatına entegre etti kendini. Bütün gününü, akşam danaların ve ineklerin otlamadan geliş saatine göre ayarladı. Komşu kızları Nurdan ve Şeyma’yla arkadaş oldu. Gündüz bahçede, sokakta oynadı onlarla. Akşamüstü Filiz’lerin ahıra gidip, süt sağımı bitene kadar izledi. Anneanneyle dağdan kır çiçeği topladı, arkadaşlarıyla piknik yaptı. Susayınca bahçedeki çeşmeden kana kana su içti, sabahları sütün en tazesini içti. Dedenin desteğiyle geç yattı-geç kalktı. Neredeyse sınırsız özgürdü yani...


Tortum Gölü...


Kına...
Kom yolu...

Bol gezmeli ve aynı bollukta yeme-içmeli Erzurum’dan 15 gün sonra döndük. Bavuldaki kışlıkları boşaltıp, yazlıkları yerleştirdik. Evde birkaç gün geçirdikten sonra bu kez Osman’ın peşine takılıp, Karamürsel’e gittik. Havanın güzel olduğu günlerde havuza gittik. Burada ilk defa havuzla tanışan Zeyno, kollukların onu suyun üstünde tuttuğunu keşfedince, sudan çıkmak istemedi. Buradaki arkadaşı da Duru oldu. Akşamları biz mangal keyfi yapıp, sohbet ederken; Duru ve Zeyno neredeyse tüm gece bize hiç bulaşmadan, üst katta takıldı. Bu arada her gün çamfıstığı topladık, sabahları klip seyredip dans ettik, yağmurlu bir günü “Şirinler”i izleyerek değerlendirdik.


Duru ile birlikte...


Karamürsel'de havuz arkadaşlarıyla

Karamürsel’den eve sadece bir günlüğüne döndük. 14 Ağustos akşamı biz kendi yataklarımızda uyurken, çamaşırlarımız ipte kurudu. Ertesi gün tekrar bavul hazırlığı ve pırrr İzmir. Dede, babaanne ve her şeyden önemlisi bu kez resmi tatil olduğu için işe gitmeyen hala. Zeynep için şımarık ve özgür” günlerin devamı...

Gidilecek yer Bodrum’du ama Datça’yı nasıl es geçebilirdik ki? İzmir’den direkt Datça’ya gittik. 3 gün boyunca adımımızı Ovabükü’nden başka bir yere atmayıp, tatilimizin en güzel üç gününü geçirdik. En sevdiğimiz denizde yüzdük, en sevdiğimiz sahilde müzik dinledik, akşam kahvemizi samanyolunun altında içtik, çok güzel yemekler yedik, doyumsuz sohbetler ettik. Zeyno burada da buldu arkadaşını: Zeren.


Datça-Ovabükü


Zeynep&Zeren


Müzik dinleyip, dinlenirken... Zeyno'nun bu yazki favorisi:Pinhani


Datça-Bodrum feribotu

3. günün sonunda aklımız ve kalbimiz Ova’da bindik Bodrum feribotuna. İlk kez yaz kampı yazmıştık ama iyi de etmiştik. Daha önce gördüğümüz kamplar içinde en güzellerinden birisiydi burası. Burda ne yaptık? Yüzmeye, yiyip-içmeye devam ettik. Zeyno 2 yaş krizindeki Güneş’le pek anlaşamadığından beklediğimiz arkadaşlığı kuramadı ama sahilde tanıştığı Duru oldu orada da “kanka”sı. Onunla yüzdü, onunla kumdan kaleler yaptı, akşamları çocuk gösterilerini onunla izledi. Kendi alışverişini kendisi yaptı (en çok da su ve dondurma), ilk defa dövme yaptırdı (tabii ki geçici), ilk defa küçük de olsa sirk ve dans gösterileri izledi. Ve ben akşam dönmek üzere sabah erkenden Kos’a gittiğimde babasıyla sorunsuz bir gün geçir(miş)di.

Dönüşte durağımız yine İzmir’di. İzmir kadrosuna bir de amca ve kuzen eklenince bizimkinin İzmir keyfi daha da arttı. Gezildi, tozuldu, babaanne yemekleri mideye indirildi. Bir son an kararıyla mayolar ve havlular tekrar ortaya çıkarılıp, Gümüldür’e gidildi.

Hızlı ve çok dolu bir yazdı yani. Ve tatil boyunca 3 kitap bitirebilen, arkadaşlarıyla kesintisiz sohbet edebilen, şezlongda uzun uzun yatabilen ben anladım ki, anneliğin 4. yılında işler epey kolaylaşıyormuş!


Bodrum arkadaşları


Bu yazın dondurma menüsü: 2 top, çilekli ve çikolatalı


Bodrum'daki kankası Duru

Birkaç küçük not:
• Uzmanların saat 11:00-16:00 arası çocuklarınızı güneşe çıkarmayın önerisine uyabilen var mı bilmiyorum. 3-4 yaş grubu için uymanın pek mümkün olduğunu da sanmıyorum! Sabahları geç uyandığından, kahvaltısını da geç yapan Zeyno, neredeyse tam 11:00 gibi indi sahile. Ve enerjisi (ve güneşın ısısı) bitene kadar –ki bu da saat 18:30 civarına denk geliyordu- deniz kenarında kaldı. 50 faktörlük krem sürdük ara ara. Denize girmediği zamanlarda şapka taktık. Böylece hiçbir acı-ağrı hissetmedi.
• Son bir yıldır bebek arabasını hiç kullanmadığından yanımızda götürmek aklıma bile gelmedi. Hataymış! Bu kadar saat deniz kenarında kalan çocuk, akşam bir adım dahi atamayacak kadar yorgun oluyormuş. Oysa Zeyno’nun arabası yanımızda olsa, o mışıl mışıl uyurken biz uzun akşam yürüyüşleri yapabilirdik. Seneye artık...

Hiç yorum yok: