14 Şubat 2011 Pazartesi

İlk karne ve sömestr tatili

“Koskoca 15 günlük tatil nasıl geçecek?” diye yakına yakına geçirmiştim Ocak ayını. Ocak bitti, Zeyno ilk karnesini aldı ve 15 gün geldi de geçti bile. Hem de öyle bir hızla geçti ki, ben buraya birkaç satır karne yazısı yazmaya zaman bile bulamadım! Şimdi 2 haftalık bir gecikmeyle hem ilk karneyi yazacağım hem de ilk sömestr tatilini.

28 Ocak’ta Zeyno’yu okuldan almaya gittiğimde, hem yıkanıp temizlenmek üzere okuldaki eşyalarının tümünü (yatak takımları, yedek kıyafetler vs) hem de içinde karne, bir sayfalık rapor ve genelde boyamadan oluşam birkaç sayfalık tatil ödevi bulunan bir dosya verdiler. Eve girer girmez ilk iş dosyayı açtım ve karneye şöyle bir göz attım. Değerlendirmeler rakamlar yerine yıldızlarla belirtilmişti. Bol yıldızlı bir karne...

Ardından hızla “gelişim raporu” başlıklı yazıyı okudum. Psikomotor gelişim, sosyal-duygusal gelişim, dil gelişimi, bilişsel gelişim ve özbakım becerileri açısından değerlendirmelerin bulunduğu yazıda özetle şu yazıyordu:

“Zeynep, 1. psikomotor gelişim açısından 1. dönem boyunca yaşıtlarından beklenen düzeyde gelişim göstermiştir.

Fiziksel özelliklerini tanıyan bir çocuktur. Duygularını ve nedenlerini sorduğumda çekinmeden cevap verir. Grup etkinliklerine katılmada oldukçe isteklidir. Oyunlarda kendiliğinden iletişim başlatabilir. Kendine güven duyar ve haklarını korur.

Konuşurken kelimeleri doğru telaffuz eder, konuşurken sesinin tonunu işitilebilir biçimde ayarlar.

Sorulduğunda kendisi ile ilgili bilgileri rahatlıkla açıklayabilir. Genel olarak bilişsel gelişim alanında yaşıtlarından beklenen düzeyde ilerleme göstermektedir.

Özbakım becerilerinde de yaşından beklenen gelişimi göstermektedir. Temizlik kurallarına uyar. El, yüz, diş temizliğini yardımsız yapabilir. Okuldaki eşyalarını temiz ve düzenli kullanır. Yiyecek ve içecekleri ayırım yapmadan yiyip içmesi konusunda OLDUKÇA GELİŞME GÖSTERMEKTEDİR
.”


Uzunca rapordaki benim için anahtar yer burasıydı. Zeynep’in okulda en zorlandığı konu yemek saatleri idi. Son dönemde birkaç çeşit çorba, pilav-makarna ve köfteden başka yemek yemek istemeyen Zeyno, okuldaki bol sebzeli, etli çeşit çeşit yemekle karşılaşınca şaşırıvermişti. Hiç üstüne gitmedim bu konuda. Öyle uzun uzun sorular sorup, eşelemedim de mevzuyu. Oluruna bıraktım. 4 ayın sonunda, sunulan tüm yemeklerin tadına bakması gerektiğini öğrenen –ve bakan-, daha önce ağzına bile sürmediği yemekleri okulda silip süpüren bir çocuk oldu.

Okulda yediği birçok yemeği hala evde yemiyor. Açıklaması da net: “Ayşe Teyze daha güzel yapıyor!”. Ama okuldaki kadar olmasa da, evde de yediği yemeklerin çeşidi arttı. Bu konudaki gelişmelerden birisi de süt. Zeynep okula başlayana kadar ağzına hiç inek sütü sürmedi. Bolca yoğurt yediği, cacığa bayıldığı ve ayranı severek içtiği için bu konuda da hiç zorlamadım onu. Okulda sabah kahvaltısında içecek olarak bir gün süt, bir gün ıhlamur veriyorlar. Orada da sütü reddetmiş. Tüm taktiklere rağmen hiç içmemiş. Taa ki geçen aya kadar. Geçen ay birden okulda süt içmeye karar vermiş. Şimdi okulda sütünü içiyor, evde ise boykota devam. Ayşe Teyze’nin sütü daha güzelmiş. Öyle diyor...

Başlangıçtaki çok sıkıntılı 2 haftanın dışında ilk yarıyı genelde gayet iyi geçirdi Zeynep. Bol bol hastalandı, arada kısa sürelerle okula gidemedi. Ama gittiği günlerde mutluydu. O da, ben de...

Şimdi gelelim 15 gün boyunca neler yaptığımıza.

İlk hafta kapı kapı dolandık. Cumartesi Beşiktaş’taki Alkım Kitapevi’ne gittik. Çocuk kitapları bölümünde ona uygun bir masa yoktu ama dağ taş kitaplarla yığılı olduğundan Zeyno buraya bayıldı. Paltosunu bir üst kata çıkan basamaklara yayıp, uzun uzun kitapları inceledi. Resimlerine bakıp hikayeler uydurdu. Bir de kitap aldık ona: Tübitak yayınlarından çıkan İçiyle Dışıyla Vücudumuz. Bayıldı kitaba. Aldığımızdan beri elinden düşmüyor. Sizinki de “yediğimiz yiyecekler nereye gidiyor? Çocuk nasıl doğuyor?” gibi sorular soruyorsa, bu kitabı şiddetle tavsiye ederim.


Okula başlamadan önce kitap okumayı çok seven Zeyno'nun ciddi sayıda kitaptan oluşan bir kütüphanesi bile var artık. Okulla birlikte okuma senasları biraz sekteye uğramıştı ama şu sıralar kitaplarını elinden düşürmüyor yine... Nereye gidelim sorusuna da iki cevabı var: Kitapçıya ya da ormana. Ormana gitmek için baharı beklediğimizden kış için favori gezme mekanımız kitapçılar

Alkım’dan sonra Kabalcı’ya gidip Zeyno’ya yeni boya kalemleri ve resim defterleri aldık. Bu zamana kadar IKEA’dan aldığım resim kağıdına yapıyordu resimlerini – daha doğru deyimle karalamalarını-. Resim defterine geçmeyi kendisi istedi. Ve bu geçişle birlikte anladık ki, Zeyno karalamadan resim yapmaya çoktan geçmiş. Güneş, örümcek, adam ve ağaç motifleri şu sıralar severek çizdiği şeyler. Bu alışverişin ardından kendimize Kahve Dünyası’nda keyif ısmaladık. Biz kahvelerimizi yudumladık, Zeyno koca bi dilim çikolatalı pastayı mideye indirdi.

Gelecek hafta çok yoğun geçeceğinden Pazar’ı evde geçirdik. Bol bol resim yaptı, yeni kitabını okudu, okuttu. Kurallarını kendisinin koyduğu oyunlar oynattı bize, bebeklerini uyuttu, onlara şarkılar söyledi...


İlk buluşma - Aras'ın evi - Aras - Özgür - Zeynep
Çıkartmalı kitapları bızıklarken




İkinci buluşma - Bizim ev - Aras - Özgür - Zeynep
Oyuna kısa bir mola - resim çizmece



Dördüncü buluşma - Özgür'ün evi - Tuana - İklim - Zeynep - Aras - Özgür
Buluşma günlerinde yiyecekler çocukların damak zevkine göre hazırlandı
İklim-Tuana'nın evine gittiğimizde fotoğraf makinemi unutmuştum. Bu nedenle üçüncü buluşmaya ait foto yok.


İlk haftanın 3 günü okuldan arkadaşlarının evine gittik, bir gün de bize geldiler. Bu buluşmalarda, arada arızalar çıktı ama genel olarak umduğumuzdan daha iyiydiler. En azından onlar oynarken biz anneler çaylarımızı içp, sohbet edebildik. Bu haftanın bir gününde de benimle birlikte matbaaya geldi. O gün önce Profilo alışveriş merkezindeki D&R’a uğradık. Çocuk kitapları bölümünde 1 saate yakın vakit geçirdik. Sonra üst katta yemeğimizi yiyip (Zeyno’nun yeni favorisi porsiyon döner), üstüne bir de pasta götürdük. Ardından benim işim için matbaaya geçtik. Matbaadaki 2 saat boyunca, tıpkı yolda benim ona anlattığım gibi davrandı. Çevresindekilerle sohbet etti, aldığı hediyelerle (çıkartmalı bir kitap, bir çikolata ve bir hikaye kitabı) mutlu oldu, resim yaptı... Kısacası bana hiç zararı dokunmadı.

Cumartesi günü için planımız Zeyno’yu Zorlu Tiyatrosu’nun Oz Büyücüsü oyununa götürmek, ordan da anneanneye geçmekti. Hep beraber Beşiktaş’a geçtik, BKM’nin kapısına geldik, kapıdaki görevliden bize ayrılan davetiyeyi aldık ve olan oldu. Oyunun afişindeki aslanı gören Zeynep içeri girmek istemedi. Merdivenleri çıkmaya razı ettik. Salona giren çocukları görünce ikna olur diye düşünmüştük ama ı ıhh... Nuh dedi, peygamber demedi. Tüm açıklamalarımıza rağmen içeri girmedi. Böylece biraz kulağımızı tersten göstererek Erenköy’e geçtik.

Erenköy’deki 6 gün boyunca Zeyno’ya gelecek kış giyeceği kıyafetleri almak üzere alışverişe gittik, aile ziyareti için ev oturmasına gittik, Aras’larla buluşup tiyatroya gittik, akşam gezmelerine çıktık, komşuya gittik... Kitap okuduk, resim çizdik, lezzetli anneanne yemeklerini mideye indirdik...


Aras'ın anneannesi ile Zeynep'in anneannesinin evi yürüme mesafesi kadar yakın. Aynı dönemde anneannede olunca, bir kez daha buluştuk. Kozzy'deki Prenses ve Bezelye Tanesi oyununa gittik ama foto alışveriş merkezinin içinden. Ayı Yogi'nin bizimkilerin yaşına uygun olmadığını anlayınca bu filme götürmekten vazgeçtik.

Meteoroloji Cumartesi havanın 15 derece olacağını söylüyordu. 12 Şubat’ta, 15 derece ve pırıl pırıl bi hava. Zeyno’yu Ada’ya götürmeyi planladım hemen. Ama bu kez evdeki hesap çarşıya uymadı. Osman Perşembe günü ayağından sakatlanınca ve hastaneden tek ayağı alçıda gelince, tası tarağı toplayıp eve döndük.

Son 3 gün evdeydik. Zeyno bol bol oyun oynadı, gelen misafirlerle coştu.


Geçen Cumartesi Suat-Burcu geldi bize. Burcu Amerika'dan aldıkları, içi tarlatanlı ve dönünce açılan iki elbiseyi Zeyno'ya verince kalbini hemen kazandı. Üstüne onunla sohbet etmekle kalmayıp, bir de koyu pembe renkli rujundan sürünce, bizimki fotodaki gibi mest oldu. Şu sıralar en vazgeçilmez eşyası aynası ve renksiz dudak parlatıcıları zaten...

Dün akşam kıyafetler hazırlandı, sabah saçların nasıl toplanacağına karar verildi ve erkenden yatıldı. Bu sabah hiç arıza olmadan okula gidildi...

Ve bu tatil bana gösterdi ki, artık bana arkadaşlık eden bir kızım var (bunu ona söylediğimde çok güldü) Ve bu tatil bana gösterdi ki, okul Zeynep’i çok büyütmüş, O’na çok şey öğretmiş.

2 yorum:

Aylin dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.
Aylin dedi ki...

Merhaba, mail adresinize ulaşamadığım için buradan yazıyorum. Sizinle bir sosyal sorumluluk projesiyle ilgili görüşmek isterim. aylins@sesliharfler.net adresinden ulaşırsanız çok sevinirim.

Şimdiden teşekkürler.