8 Mayıs 2010 Cumartesi

3,5 gün


Geçen hafta "ikinci kaçamak"ı yaptık. Zeyno'yu anneanneye teslim edip, Datça'ya gittik. Islak mendil, su şişesi, atıştırmalıklar ve yedek kıyafetler yerine mp3 çalarım, yolda dinlemek üzere yanıma aldığım cd'ler ve güneş gözlüklerim vardı bu kez sırt çantamda. Dönüşte deniz kabukları ve sahilden topladığım rengarenk taşlar eklendi bunlara...

Gidilen yer Datça ya... sayfalar dolusu yazabilirim bu 3,5 günü. Aklım, gönlüm, ruhum orda kalmış zaten, daha fazla zorlamayayım kendimi. Kısaca özetleyeyim: Telaşsız bi uçak yolculuğu, Çine'de yenen köfteler, yolda eşlik edilen şarkılar, dolunayda şarap, tanışılan yeni insanlar, konuşulan hayaller, heyecan, ovabükü, içimizi ısıtan güneş, davetkar deniz, merak, palamutbükü, sohbet, orfoz-iskorpit-yerli kalamar, mezeler-rakı, telaşlandıran haberler, dönüş yoluna düşmenin hüznü... ve hepsinden önemlisi, uzun bir aradan sonra tüm bunların telaşsızca ve hafif yaşanması...

Peki gideceğimizi son gün öğrenen Zeyno neler yapmış bu 3,5 günde?

Gezmiş tozmuş, parklara, ev gezmelerine gitmiş, market alışverişleri yapmış, bol bol yemek yemiş... Arada aklına biz vurdukça zalimce davranmış anneanneye ama sonra söylediği tüm sözler için pişman olup, "şaka yaptımmm" demiş. İlk gece ağlayarak uyanıp, "annemi isterim, şimdi gelsin!" demiş, sonra uykuya yenik düşüp, anneannesinin koynunda mışıl mışıl uyumuş...

Annesini babasını çok özlemiş... Telefonda onlarla konuşurken sesi burulmuş ama siparişini vermeyi de unutmamış: "mor evle birlikte kırmızı ve turuncu ev de alın!" (Hani biz Datça'ya Zeyno'ya mor ev almak için gittik ya...)

Hiç yorum yok: