24 Şubat 2010 Çarşamba

Maşallah sana, fıstık!

En son düştüğüm nottan bu yana, o kadar çok yazacak şey oldu ki aslında. Hepsi aklımda sıralanıp duruyor epeydir, maalesef üste yenisi eklendikçe, alttan silinerek :((

Geçen temizlikte, Zeyno'nun büyüdüğünü bir kez daha gayet net anladığımı yazacaktım mesela. Mama sandalyesi parçalarına ayrılıp, kaldırıldı. Elif'in epey zaman önce hediye ettiği porselen yemek takımı çıktı dolaptan. Mama sandalyesinin kaldırıldığını gören Zeynep:


"- Ben artık büyüyüm ya, ondan büyük sandalyesine oturuyorum di mi?" dedi.

Sanki aylardır bu sandalyeye oturmayı reddeden kendisi değilmiş gibi.

Yeni tabaklarını görünce de, önce "bunları kim almıştı?" diye sordu, sonra a ekledi:

"- Bunlar da cam gibi, kırılabilirrrr... Dikkat etmek gerek!"

**

Sabahları sahilde adaçayı sezonunu açtığımızı yazacaktım mesela. Mimozalar açtı, ilk cemre düştü ve Ada'ya gerçekten bahar geldi. Her fırsatı değerlendiriyoruz ama sabahları, kahvaltının ardına illa ki dışardayız yine. Rüzgar yoksa sahildeki çay bahçesinde, varsa çarşıdaki pastanede.

Bizi durdurabilen tek şey kuvvetli rüzgar. Yağmura da kafa tuttuk bugün. Herkes bir yerlere kaçışırken, yağmur çizmeleri ayağında, yağmurluğu sırtında, meydanda koşturup durdu bizimki. Sularda zıpladı, balıkçıyı seyretti, kedileri kovaladı...

**

Kriz durumlarını geride bıraktığımızı yazacaktım mesela. Hiç mi oluyor? Oluyo elbette ama artık durum çok da fena değil. Biraz biz alıştık, biraz o duruldu, daha iyiyiz... Kriz bitince rutin de geri geldi...

**

Gece uyanmalarını yazacaktım mesela... 5 kere, 6 kere... Tam artık canıma tak etmişken, 2 gün önce Ada'daki doktora uğradık. Sürekli tıkalı burun için yeni bi alerji şurubu verince, bu şurup da burnu açmakla kalmayıp, hafif yollu uyumaya yardımcı olunca, iki gecedir daha rahatız.

**

Artık diyaloglara başladığımız Yunanca kursunu yazacaktım mesela. Zeynep'in Çarşamba akşamları beni "okula" nasıl uğurladığını ve nasıl karşıladığını. Bazen mızırdanarak ve "gitmeee" diyerek, bazen de ek sallayıp, "güle güleee" diyerek yolcu ediyor beni... Çarşamba akşam yemeklerini baba-kız birlikte yiyorlar, hatta bir kısmını birlikte hazırlıyorlar. Değişmeyen tek sahne ise dönüşüm. Koşa koşa kapıya gelip, sıkı sıkı sarılıyor bana...

**

Çok, çok şey var yazacak. Ama asıl bombayı yarım saat kadar önce patlattı. Bana işi gücü bıraktırıp, bu satırları yazdıran bomba:



Öğle uykusu için yanyana uzandık yatağa. Gözleri kapandı kapanacak. Birden yanağımdan bir makas aldı ve ekledi:
"- Maşallah sana, fıstık!"

Ardından "Anne maşallah ne demek?" diye sormayı da ihmal etmedi tabii...

5 yorum:

Sevgili Sayfa dedi ki...

Hahahhaa :)
E sana da "Maşallah" Zeyno hanım! Hem de 41 kere.

Crebro dedi ki...

Canım kocaman olmuş ve çok da tatlı maşallah!!!

pinarbk dedi ki...

Ah fıstığım sana da maşallah. Nasıl özledim, nasıl özledim....

Sudamlam dedi ki...

Canım yaaa :)) En tatlı zamanları bu aralar olsa gerek. Çok özeniyorum sana, ne güzel Zeyno'ya bolca vakit ayırabiliyorsun ve kendi kendime de hayıflanıyorum :(

Nurdan Gencturk dedi ki...

Teşekkürler Gülfer

Teşekkürler Meltem, ben de Arel'in her yeni fotosunda aynı şeyi söylüyorum :))

E cemreler düştü, mimozalar açtı siz hala Ada'ya gelmediniz ama Pınar!! :((

Merhaba Yaprak,
mesainin ibresi, baharla birlikte daha çok Zeyno'ya kaydı zaten. Zor ama keyifli bi durum