8 Mayıs 2012 Salı

Bir gösteri daha

3,5 aydır yazmamam, kaydetmeye değer bir şey olmadığından değil, çok şey olduğundan! Hızla akıp giden zamandan, hiç bitmeyen işlerden... Yine de şanslıyız ama biz. İstanbul'u, hem de İstanbul'un ortasında sakince yaşıyoruz. Tamam, itiraf edeyim, biraz da tembellikten yazamamam. Sahilde yüzümü yalayan rüzgar-güneş ikilisini bırakıp eve çıkamamamdan mesela... Akşam film izlemekten vazgeçemediğimizden mesela... Haftasonları ailece öğle uykusu kaçamaklarından vazgeçememekten mesela...

Ama gecikmeli de olsa 23 Nisan gösterisini kayde geçmeden olmaz.

İlayda&Zeynep

19 Nisan'da, okulun girişindeki salonda yapıldı 23 Nisan gösterisi. Yılsonu gösterisi ile birleştirildiğinden de oldukça kapsamlıydı. Zeynep de biz de, daha önceki tecrübelerimizden rahattık ama yine de heyecanlandık tabii. Gururlandık, hislendik...

Balıkkkk... balıkkkk...


Mutlu Şirine


Dansçı Şirine

Dans... dans... dans...

Bu seneki gösteri de benim de görevim vardı. Okulun bu seneki tek mezunu İlayda'nın annesi "ben konuşamam" deyince, veli konuşmasını ben yaptım kürsüde. Ve şöyle dedim:

"Yaklaşık olarak, bundan 1,5 sene önce kadardı. 2010 yılının Eylül ayı... Zeynep’i iki gözü iki çeşme teslim ettiğimde, kapanan mavi kapının önünde öylece kalakalmıştım. Bu andan sonra tam 2 hafta boyunca, Zeyno “okula gitmeyeceğim” diye ağladı. Hem de ne ağlama; geceli-gündüzlü! Bu işten vazgeçmekle – devam etmek arasında gittim gittim geldim bende. Bu konuda gördüğüm, bulduğum her yazıyı okuyordum... bu konuda benden tecrübeli herkesle konuşuyordum... Kiminde içimde kalmış son bir parça cesaret de kırıldı, kiminde yüreklendim. Ve işte bu dönemdeki en büyük cesaret kaynaklarım, şu anda da bizimle olan 4 isimdi. Tülay öğretmen, Emine öğretmen, Tuğba öğretmen ve Ayşe Hanım. Onlar ağzına süt koymayan, 4 çeşit yemek dışında her türlü yemeği reddeden, istemediği her olay karşısında “annemi arayın diyorum size!” diye ağlayan Zeynep’le uğraşmaktan bıkmadıkları gibi beni de yüreklendirdiler. Böylece Zeynep okullu olmaya alıştı, ben de veli.

Ben kendi öğrenim tecrübemden biliyorum ki, bir çocuğun okulu-okumayı sevip sevmemesi, okulunun fiziki şartlarına değil, öğretmenlerine bağlı. Evet, okulumuzun bazı fiziki eksikleri var. Keşke daha bol pencereli, daha büyük oyun alanlı bir yer olsaydı. Bunlar olamadığı gibi, bu sene öğrenim yılı başlarken, oyun odasından vazgeçilmek zorunda bile kalındı. Ama bir an bile düşünmedik Zeynep’in başka bir okula gitmesini. Çünkü o öğretmenlerini seviyordu. O yokken odasında gizli gizli dans ettikleri Tülay öğretmenini, hiç anlamadığı bir şeyler konuşarak insanlarla anlaşabildiği için hayran olduğu Emine öğretmenini, uzun saçları nedeniyle prensese benzettiği Tuğba öğretmenini... Bir de Ayşe Teyzemiz var ki, onun hakkını da asla ödeyemeyiz. Zeynep’in evde hala yemeyi reddettiği yemekleri okulda iştahla mideye indirdiğini söyleyeyim, siz gerisini düşünün artık. Öyle ki, Ayşe Teyze’nin tarçını bile evdekinden daha güzel.

Aslında bir veda konuşması değil benim ki. İnşallah seneye de burada olacağız. Şu sıralar 4+4’lerle aklımızı karıştırıyorlar ama ben kararımdan o kadar eminim ki! Zeynep, seneye de burada, sevdiği yerde olacak. Tıpkı bu sene yaptığı gibi, okula gelirken ağlayan yeni arkadaşlarını “ağlama, annen gelecek” diye teselli edecek ve bana “neden ağlıyorlar hiç anlamıyorum?” diye anlatacak okul çıkışı. Ve umuyorum ki, hayatı boyunca bu dönemini güzel anılarla hatırlayacak.

Ben burayı, burası sayesinde tanıştığım insanları, edindiğim dostları hiç unutmayacağım.

Bu çatı altında, Zeynep’e ve arkadaşlarına emeği geçen herkese bu vesileyle tekrar teşekkürler."