26 Nisan 2011 Salı

23 Nisan anısı


Seneyi tam olarak hatırlamıyorum; galiba 1983’tü. Unutmadığım, aylardan Nisan olduğu. Bir de kırmızı-beyaz puantiyeli eteğimle, üstündeki beyaz gömleği. Buydu kızların 23 Nisan kıyafeti. Stadyumdaki gösterilerde bunu giyecektik. Gömleğin boynuna da kırmızı kurdela takılıyordu galiba. Çorabımdan ayakkabıma tüm kıyafetim hazırdı ama olmadı, gidemedim o gün stada.

Annem, tam da o gün safrakesesi ameliyatı için hastanede olacağını öğrenince, iki kat aşağıda oturan, sınıf arkadaşım Fatih’in annesine emanet etmişti beni. Sabah giderken kapıyı çalıp, babaannemden alacaklardı beni. Onlarla gidecek, onlarla gelecektim.

O 23 Nisan sabahı uyandığımda, gitme vakti çoktannnn geçmişti. Tıpkı bu yıl olduğu gibi soğuk bir 23 Nisan’dı ve babaannem kapıyı çalan komşumuza bunu mazaret göstererek, beni göndermemişti. Üzüldüğümü hatırlıyorum ve gidemediğimi duyunca annemin üzüldüğünü. O 23 Nisan kıyafetim, birkaç ay sonra dayımın düğünü için giyeceğim kıyafet olmuştu.

Zihnimi zorluyorum ama başka da 23 Nisan anım yok benim. Daha sonraki yıllarda 23 Nisan’larda ne yaptık hatırlamıyorum.

Ama bu sene, 22 Nisan günü aklıma kazınan öyle bir anı var ki, tıpkı yıllar önceki ilk 23 Nisan anım gibi hiç ama hiç unutmayacağım.

Bu sene, Zeynep’i izledik sahnede. Tüm sınıf arkadaşları bir ülkenin kızı-oğlanı olmuştu. Ve hepsi kendileri için çalan müzikle dans etti.

Aslında eve gönderilen ilk kostüm Kanada’ya aitti. Bize verilen kahverengi deriden etek-yelek ve içindeki pembe-siyah dantel gömleğe ek olarak bir kovboy şapkası alacaktık. Kıyafetinin altına da siyah ayakkabı giyecekti.

Sonra neler oldu, nasıl oldu bilmiyorum ama bu kıyafetinden hiç memnun olmadığını mızırdanan Zeyno’nun kıyafeti değişiverdi. Zeyno’yu okuldan Osman’ın aldığı bir gün, eve yeni bir kıyafetle döndüler. Kafkas kıyafeti, ya da Zeyno’ya göre kraliçe kıyafeti...

Kıyafeti değişmekle kalmamış, bir de son dönemde dilinden düşürmediği Yağız’la da eş olmuştu. Çifte mutluluk!

Yapacağı dans hakkında ser verdi sır vermedi. Tüm ısrarlarımıza rağmen hiçbir figürünü göstermedi. Sadece bir akşam yemeği masasında şu konuşma geçti aramızda:

- Anne, biliyor musun ben Yağız’la birlikte dans edeceğim!
- Biliyorum, çok güzel. Bunun için mutlusun değil mi?
- Evet, zaten Yağız’ı ben seçtim
- Nasıl yani, Yağız’la dans etmek istediğini sen mi söyledin öğretmenine?
- Evet!
- Peki diğer arkadaşların da, birlikte dans edeceği kişileri kendisi mi seçti?
- Hayırrrrr.
- Peki sana neden seçtirdiler?
- Seçtirmediler ki?
- Ama az önce öğretmenine Yağız’la dans etmek istediğini söylediğini söyledin.
- Söyledimmm... ama içimden söyledim (kıkırdayarak)


22 Nisan günü, akşamüstü tüm veliler okulun girişinde toplandık. Öğretmenleri tarafından özenle hazırlanan çocuklar, çok geçmeden sahnedeydiler. Kıyafetlerini taşıyışlarına, performanslarına inanamadık. Coşkuyla, gözlerimiz ışıl ışıl seyrettik hepsini, kocaman alkışladık.



Yılsonu gösterilerinde, Zeyno’yu bale kıyafetleriyle dans ederken görünce düğüm düğüm olmuştu boğazım. Bu kez düğümler, gözümden yaş olarak döküldü. Yağız’ın kolunun altında, parmaklarının ucunda yürürken, mutluluktan, gururdan, sevinçten ağladım.

Zeyno bu 23 Nisan’ı hatırlar mı bilmiyorum, ama ben hiç unutmayacağım.

Unutulmaması gereken bir dip not: Zeyno bugünlerde, gösteride Fransız kızı olmadığı için mızırdanıyor. En güzel kız Sahra olmuş çünkü ona makyaj yapmışlar! Bir de Ada’nın (İspanyol kızı) topuklu ayakkabıları varmış...