25 Haziran 2009 Perşembe

Türkçe-Zeynepçe

Aslında listeyi çoookkkk uzatmak mümkün. Çünkü her an yeni bir inci dökülüyor Zeyno'nun ağzından. İşte şu sıralar popüler olanlar:

dondurma - dombada (her gün en az bir kez yenilir)
velek - melek (anneannenin adı)
şeşil - yeşil (mavi ve pembeden sonra en çok sevilen renk)
pilovvv - pilav (kuskustan sonra en çok sevilen yemek)
ziytin - zeytin (bırakılsa bir tas yenilebilecek kahvaltılık)
oncak - oyuncak (evde pek durulmadığından hepsi boynu bükük bekliyor)
yudan - nurdan (bu sıralar bana anne demek yerine yudan demeyi tercih ediyor. Gece kalkıp, seslendiğinde bile)
kımbızı - kırmızı (söylemeyi yeni öğrendiği renk)
vavi - mavi (favori rengi)
efil - elif (halanın ve pastanedeki ablanın adı)
kubaa - kurbağa (her akşam masalı istenen hayvan)

23 Haziran 2009 Salı

kısa bir özet

Ne çok şey vardı oysa yazacak... Konuşma konusundaki gelişmeleri yazacaktım mesela, Zeyno'nun Ada'daki ilişkilerini, 21. ay kontrolünü... Olmadı, yazamadım. Ha bu gün, ha şu gün" derken, günler aktı gitti... Ama dün tuvalet konusunda "bence çok önemli" bir gelişme yaşayınca, bunu da bahane edip, artık hepsini toparlamaya karar verdim. Tabii bu arada aklımdan uçup giden bir sürü şey var ne yazık ki... Başlayalım bakalım, belki yazarken yeniden gelirler...

Önce geçen haftaki kontrolün notları:

En kısa kontrollerimizden biriydi. Zeyno'nun boyu ve kilosu bu kez ayakta ölçüldü. Geçen 3 ayda 500 gram artışla 12.500 gram ve 4,5 cm artışla 86,5 cm olmuş. Kafa ölçüsünü hatırlamıyorum çünkü muayene defterimizi götürmeyi unuttuğumdan, şu an kayıtlı olarak elimde yok. Tüm "bu kez Hilal sana aşı yapmayacak, aşı yok" telkinlerime rağmen Zeyno muayene sırasında yine ağladı. Ama kısa sürdü. Hiçbir sağlık sorunu yoktu. E benim de sorum olmayınca hemencecik bitiverdi. Bir dahaki kontrol 2 yaşında. Bu kontrolde chek-up'da isteyecekmiş Hilal Hanım. Bu arada saat 10:00-15:00 arasında güneşe çıkmamak ve mutlaka 50 koruma faktörlü krem kullanmak konusunda sıkı sıkı tembihlendim...

Geçen ayın en önemli gelişmelerinden biri, Zeyno'nun artık tam anlamıyla bir papağan olmasıydı. Aynen de devam ediyor. Ağzımızdan çıkan her kelimeyi eğer kolaysa aynen, zorsa benzer seslerle taklit ediyor. Artık her derdini konuşarak anlatıyor ve yavaş yavaş kelimeleri birleştirmeye başladı. (ağzından dökülen komik laflar ne yazık ki şu anda aklıma gelmiyor. Not alıp, ayrı bir yazıda yazmalı)

Ve geçen aydan bu yana Zeyno neredeyse eve girmiyor. Sabah uyanınca, yatak keyfi ve sabah temizliğinin ardından hızla çantamızı hazırlayıp, dışarı atıyoruz kendimizi. En geç 09:00'da sahildeyiz. Kahvaltımızı yapıp, dondurmamızı yiyoruz. Saat 12:00 yuvaya dönüş. Genel temizlik ve uykuuuu... Saat 15:00 uyanma, yemek ve saat 16:00 ablalarla tekrar dışarı. Saat 18:30 eve dönüş, yemek ve anne ya da babayla parkaaaaa... (eğer anne baba erken yemek yemişse, eve hiç dönmeme) Saat 21:00 eve geliş, biraz kudurma, biraz dans... Yatma hazırlıkları ve saat 21:30 civarı hooppp yatak... (bu sokak mesaisinin ona kazandırdığı ilişkileri de ayrı bir yazı halinde yazacağım)

Ve artık beni yazı yazmaya teşvik eden dünkü gelişme: Zeyno dün ilk kez kendi isteğiyle lazımlığına oturup, çişini yaptı. Bu tuvalet mevzu çok uzuuunnn bir konu ve tabii ki ayrıca yazılacak.

4 Haziran 2009 Perşembe

Bu ne şimdi?

Aslında "neden?" sorusuna cevap bulamadığım hallerden biri olduğundan ve geçen bir haftalık sürede bu şekilde tekrarlamadığından yazmayacaktım. Ama ne zaman ki, Arınç da, Yapıncak da aynı konuyu yazdı; ben de not düşeyim dedim. Not düşeyim ki, çocuğu bu aylara gelenler, bu durumla karşılaştıklarında şaşırmasın. Çünkü kesin doğru olduğuna emin olmamakla birlikte, hem Zeyno'yla aynı gün doğan Duru hem de Zeyno'dan 1 ay büyük olan Ada aynı şeyi yapınca neden soruma bi cevap buldum kendimce: Bu yaş döneminin bi hareketi bu! Herhalde?

Meme biteli yaklaşık 1 ay oldu. O günden bugüne, Zeyno'nun gece uykuları ciddi anlamda düzeldi. Hatta arada sürprizler yapıp, hiç uyanmadan uyuduğu geceler oldu. Uyansa da sadece "anne" diye seslenip, sesimi duyduktan sonra tekrar başını yatağa koyduğu, hiç sesini çıkarmadan suyunu içip, aynı şekilde yattığı, bazen de tekrar uykuya geçmek için yanına çağırıp, elimi tutmak istediği... Ama genel olarak iyiydi durum. Taa ki, geçen Pazar akşamına kadar...

Ne geceydi ama? Aslında hatırlamak bile istemiyorum! Zeyno 10'a doğru uyudu. Ve 12:50'de uyandı. Biraz mızırdandı, yanına gittim, başını tekrar yatağına koydu. Veee birkaç saniye sonra tekrar kalktı. Hem de ne kalkma. Avazı çıktığı kadar ağlayarak. Yatakta sakinleşmedi, kucağıma aldım. Ama ı ıhhh. Ağladı, ağladı, tam 40 dakika. "Dişin mi ağrıyor, karnım mı ağrıyor, bir yerin mi ağrıyor, rüya mı gördün?" sorularıma kızgınca "cık" dedi. Boya yapalım, oyun oynayalım tekliflerimi yine kızgınca reddetti. Yanımıza gelen babasını daha beter bi kızgınlıkla ve elinin tersiyle itti. Kafasını omzuma gömdü ve kendi susmak isteyene kadar ağladı.

40 dakika sonunda Osman'ı diğer odadaki çekyata gönderip, biz yatakta yanyana uyuduk. Tekrar uykuya dalarken biraz inledi, biraz sayıkladı ama gecenin geri kalanında iyiydi. (gecenin diğer bölümünde Osman'ın tekrarlayan vertigosu ortaya çıktı ki, onu hiç hatırlamak istemediğimden, detayları yazmıyorum)

Devam eden gecelere gelince: Tekrar böyle bir durumla karşılaşmadık. Hala ağlayarak uyanıyor ama ben yanına gidince sakinleşiyor ve tekrar uyuyor genelde.