25 Mayıs 2009 Pazartesi

Hızlı Pazar

Cumartesi ne kadar sakin geçtiyse, Pazar da bi o kadar hızlı geçti...

Sabah böyle başladık güne: Saat 08:50 vapuru gelene kadar parkta vakit geçirerek
(ve uzun saçlı)

Zeyno artık bizden hiç yardım almadan tek başına kaydı defalarca.
Ve bunu yapabildiği için çok mutlu oldu...

Sabah kahvaltımızı 08:50 Kabataş vapurunda yaptık. Yolculuk keyifliydi ama bir de Zeyno'nun aklına sık sık aşıya gittiğimiz gelmese daha iyi olacaktı...

4. doz kuduz aşısının ardından annemlere gittik. Kahvaltının ardından soluğu apartmanın altındaki kuaförde aldık. Zeyno'nun iyice uzayan saçları uykuda O'nu sırılsıklam edecek kadar terletmeye başlayınca almıştık zaten bu kararı. Hiç düşünmeden uyguladık.

Neredeyse yarım saat sürmesine rağmen hiç sorun çıkarmadı Zeynep. Biraz kafesteki muhabbet kuşunu severek, biraz tokalarla oynayarak sessiz sessiz oturdu kucağımda...

Uyuyup uyandıktan sonra keyifli bir buluşma için yine dışarı çıktık. İstikamet Göztepe Parkı'ydı... Sonundan sarışın Zeynep ve esmer Zeynep tanıştı. Biz anne babalar da...

Aslında parkın büyüsüne kapıldıklarından pek de birbirlerine takılmadılar ama yine de
ufak hilelerin desteğiyle ara ara birlikteydiler...

Ve eve dönüş... Keyifli ve her ikimiz de kısa saçlı... Yaza hazırız... :))

Ada cumartesisi

Epeydir günlük olayları yazmıyorum aslında. Ama hem Ada'da baharı nasıl geçirdiğimizi hep hatırlamak, hem de bir sonraki günü ne kadar farklı yaşayabildiğimizi not düşmek için yazayım dedim...

Sabah 08:30'da dışardaydık. Önce parka uğradık tabii. Ardından fırından simidimizi alıp, sahile indik. Bomboştu daha çay bahçelerinin masaları. Hatta birçoğu örtülerini yeni yayıyordu daha. Kahvaltılıklarımızı çıkarıp, çaylarımızı söyledik. Peynir, zeytin, domates ve simitle sade ama keyifli bir kahvaltı yaptık. Zeyno da "bir kediye, bir Zeyno'ya" şeklinde ev yapımı bol kaşarlı, tereyağlı koca tostunu, yanında sıkma portakal suyuyla indirdi mideye.

Kahvaltısını böyle güzel yapınca, daha fazla vakit geçmeden köşedeki dondurmacıya gidildi. Kornet külaha, bir top çikolatalı dondurma alındı (Çikolatalı Zeyno'nun özel isteği).

Yavaş yavaş sahile inmeye başlayanlarla selamlaşıldı. Zeyno'nun karakoldaki abileri ziyaret edildi, masamıza gelen yeni "sabah arkadaşımız" Madam Heraklia ile dergiye bakıldı. Kediler sevildi, kuşlara ekmek atıldı. Vapurdan boşalan kalabalığın arasına karışıldı, ilgi gösteren abilere kur yapıldı, ablalara da sevimlilik...

Öğlen uyku molası için eve çıkıldı. Yatıldı, kalkıldı, yemek yendi ve yeniden sahile inildi...

Pırıl pırıl bi Cumartesi bizim için sıradan ama çok keyifli geçti (ve uzun saçlı :)))

18 Mayıs 2009 Pazartesi

Zeynep memeyi nasıl bıraktı?

Evet, artık son noktaya ulaştığıma emin olduğuma göre yazma vakti geldi demektir. Öyle kısadan kesmeye niyetim yok bu konuyu. Uzun uzun yazacağım. Yazacağım ki, hem unutmayayım hem de benim gibi hissedenlere cesaret verebileyim.

Şimdi en baştan anlatmaya başlayayım...

İlk 6 ay sadece anne sütü ile beslendi Zeyno. Su dahil olmak üzere boğazından neredeyse başka hiçbir şey geçmedi (neredeyse diyorum çünkü henüz 3-4 aylıkken babaannenin kokar diye tattırdığı sarmısaklı yoğurt, anneannenin istedi diye tattırdığı turşu suyu gibi şeyler var). 6 aydan sonra ek gıdalara başladık. Meyve suyu, yoğurt, sebze çorbaları... Bir yandan yeni gıdalarla tanışıyor, bir yandan da meme emmeye devam ediyordu bizimki.

Geçen yaz tatile çıktığımızda 10 aylıktı. Yeme içme konusunu tek kelimeyle harika olduğunu hatırlıyorum. Üç ana öğünde kamp lokantasının mutfağından çıkan damağına uygun şeyleri iştahla mideye indiriyor, arada da meyvelerini yiyordu. Bu arada meme öğünleri de giderek azalmıştı. Gün içinde neredeyse hiç emmiyor, sabah uyanınca bir de gece yatmadan meme keyfi yapıyordu.

Sonra olanlar oldu. Birden yeniden “meme canavarına” dönüştü bizimki. Bir şeye mi üzüldü? Meme. Canımı yandı? Meme. Beni mi özledi? Meme. Meme emerkenki pozisyonuna yakın bir pozisyonda mı kaldı? Meme. Ayrıca her uykudan önce yine meme. Ve gece her uyanmada! 2 kere uyandığım geceler kendimi şanslı saydım. 3 kere, 4 kere, saatte bir... Her uyanışta sadece memeyle sakinleşti. Gecenin o saatlerinde başka bir şeyle sakinleşip sakinleşmediğini görmek için deneme yapmadık zaten.

Aylar geçtikçe bunaldım, özellikle geceleri zırt bırt uyanmaktan yoruldum, yoruldukça çekilmez biri oldum... Her doktor kontrolünden önce “bu ay memeyi kesmek istediğimi söyleyeceğim!” diye kesin bir karar aldım ama olmadı. Sanki bu kararımı hissedermişçesine daha ben bir şey demeden “neden bu kadar sağlıklı ve neden aldığı enfeksiyonları bu kadar kolay atlatıyor biliyor musun? Çünkü hala emiyor!” dedi Hilal Hanım. Yuttum boğazımdakileri, sabrettim bir ay daha. Taa ki 20. aya kadar!

Artık “kesin” bir kararla bu işi nasıl yapmam gerektiğinin yollarını aramaya başladığımda Zeyno 20. ayına girmişti. Memeye düşkünlüğünde pek de bir fark yoktu ama ben elimden geldiğince sınırlandırmaya çalışıyordum. En azından her istediğinde sunmuyordum artık. Sabah uyanınca, öğle uykusundan önce, akşam uyumadan önce ve gece her uyandığında meme emiyordu. Ama aylar yeni bir alışkanlık daha kazandırmıştı O’na: Memede uyuma. Öğle uykusuna da, gece uykusuna da memede dalıyordu. Bu da O’nu özellikle geceleri benden başkasının pek uyutamaması demekti. Ve bu da geçen 20 ayda olduğu gibi geceye uzayan bi akşam programı yapamamak!

“Memelerinin ucuna salça sür” diyenler vardı. Zeyno bunu görünce bir daha emmeyecekti! Bu yöntemle meme bıraktıran arkadaşlarım vardı aslında ama kararsızdım. Aslında asıl kararsızlığım memeyi yavaş yavaş mı yoksa birden mi bıraktırmam gerektiği konusundaydı.

Bu kararsızlık içinde araştırmalara devam ederken bir gün, bunaldığım bir gün denedim bu salça işini. Zeyno şaşırdı! Evet emmedi ama çok üzüldü. O gün öğlen uyuyamadı. Akşama benim göğüslerim şişip, ağırmaya başladı. Böylece salça sürerek meme bıraktırmaya çalışma maceramız sadece yarım gün sürebildi. Zeyno akşam şapur şupur memesini emip, uykuya daldı. Ve bende anladım ki, bu yöntem hem Zeyno’nun açısından hem de benim açımdan bize göre değil.

Hilal Hanım’ın 2 yaşına kadar emzirme taraftarı olduğunu biliyordum ama yine de yazdım ona. Aynen şöyle dedim:

Hilal Hanim,

Zeyno 8 Mayıs’ta 20. ayını dolduracak. Hem bana olan bağımlılığından kurtulmak hem de gece uyanmalarını azaltmak için, 2 yaşını doldurmasını beklemeden memeden kesmek istiyorum; sizce de uygun mu?

Eger uygunsa, bu işi nasıl yapmamı önerirsiniz? Birden mi kesmeliyim, yoksa yavaş yavaş mı? Bir de gece emzirmeden nasıl sakinleştirebilirim? Ve şişen göğüslerimi ne yapmalıyım?

Çok soru sordum ama bu iş gözümü çok korkutuyor, yardım edin lütfen!

Aynı gün içinde cevap geldi Hilal Hanım’dan:

Nurdancım,
Kadın doğumcun sana bir hap verecek, onu kullanacaksın. O arada sıkı meme bandajı yapacaksın; öyle kesiliyor süt. Bence yeteri kadar emzirdin... Kolay gelsin, öptüm seni

Evet, Hilal Hanım’dan onay almıştım ama nedense hiç sevmedim bu hap kullanma işini. Kafamın içindeki gel gitler hızla devam ederken bir de Banvit’in web sitesi üzerinden çocuk sağlığı ile ilgili soruları yanıtlayan Mehtap Hanım’a yazmak geldi aklıma. O’nun sorulan tüm sorulara uzun uzun cevap verdiğini biliyordum. Bir de O’na yazdım:

Kızım 10 gün sonra 20. ayını dolduracak. Sabah uyanınca, öğle uykusuna yatmadan önce, akşam uykusuna yatmadan önce ve gece her uyandığında (ortalama 2-4 kez) meme emiyor. Özellikle gece uyanmalarını azaltmak ve tamamen bana bağımlı olmasından kurtulmak için, 2 yaşını doldurmasını beklemeden memeden kesmek istiyorum. Sizce nasıl bir yöntem deneyebilirim? Meme ucunu bandajlamak gibi ani bir yöntem mi, yoksa meme sayısını azaltarak yavaş yavaş bıraktırma yöntemi mi daha doğru olur? Şu anda geceleri uyandığında meme emmenin dışında hiçbir şekilde sakinleşmediği için en çok bu konuda endişe duyuyorum. Geceleri başka hangi sakinleştirme yöntemlerini kullanabilirim?

Merakla beklediğim cevap ertesi gün geldi:

Çocuklarımıza anne sutunu eger mumkunse iki yasina kadar vermeye calismaliyiz. Anne sutu her zaman temiz, uygun isida olan ve dogal besinleri iceren en mukemmel gidadir demek yanlis olmaz. Sindirimi en kolay besinlerdendir. Anne sutu ile beslenen bebeklerde kabizlik ve gaz sancisi daha az gorulur. Anne sutunun cocugu obeziteden koruduguna iliskin arastirmalar mevcuttur. Anne sutunde bulunan "Endorfin" niteligindeki maddelerin bebegi sakinlestirici etkisi yanisira agri giderici ozellikleri de vardir. Anne sutu ile beslenme alerjiye karsi korur ve bu koruyucu etki eriskinlik donemine kadar surer. Icerdigi antikorlar nedeniyle enfeksiyonlari tedavi edici ozellige sahiptir. Ayrica anne sutu ile beslenen cocuklarda dis eti hastaliklari, kanser, colyak, bazi norolojik rahatsizliklar, safra kesesi hastaliklari, hipertansiyon ve diyabet gibi hastaliklarin daha az goruldugu saptanmistir. Anne sutunun aynı zamanda organ ve damar koruyucu etkileri de mevcuttur. Ve emzirme sirasinda cocugun anneye yakin olmasi onu psikolojik olarak rahatlatir ve cocugun sosyal gelisimi anlaminda oldukca yararlidir. Bu gercekler nedeniyle eger mumkunse iki yasina kadar emzirmeye devam etmeniz en dogrusu olurdu.

Gordugunuz gibi anne sutu bulunmaz bir besin turudur. Bununla birlikte elbette zamani gelince anne sutu kesilmelidir. Iki yasindan once belli bir plan dahilinde, yavas yavas emzirme eylemine son verilmezse, cocuk iki yasindan sonra da emzirilmeye devam ederse cocukta sosyal iliski kurmada gucluk, ice donukluk, ozguven eksikligi gibi davranis problemleri ortaya cikabilmektedir. Sizin de belirttiginiz gibi anne bagimli bir cocuk haline gelebilir. Elbette boyle olmasini da istemiyoruz. Ayrica asiri emzirme eylemi cocugun gercek ihtiyaci olan, buyumesi icin gerekli besinlerden uzaklasmasini saglayabilecegi icin ayri bir olumsuzluk da olusturur. Gece emzirmelerinin erken yas dis curuklerini kolaylastirdigini da unutmamak gerekli.

Memeden kesme eylemi dogal olarak cocugun hosuna gitmeyecektir. Memenin ona yasaklanmasi onun kizmasina, hircinlasmasina, huzursuzlanmasina yol acabilir. Bu gercekler nedeniyle memeden ayirma surecinde anne cocukla olan etkilesimini surdurmeli, ozellikle tensel alisverise cocuk doyuma ulasana dek devam etmelidir. Aksi halde huzursuzlugu artan cocukta reddedilmislik duygusu bile ortaya cikabilir. Kizinizin emzirme sıklıgı ve geceleri emzirmediginizde olusan hircinligini onda size karsi bagimliligin gelismeye basladiginin gostergeleri olarak kabul etmek yanlis olmaz. Dolayisiyla 20. ayina girecek olan kizinizi yavas yavas emzirmeden kesmeye baslamanizin dogru bir yaklasim olacagini dusunuyorum.

Normalde emzirmeyi azaltmaya baslamanin belli bir tarihi oldugunu soyleyemeyiz. Ancak bir yasindan sonra kendi otonomisini kazanmaya baslayan ve kendini dunyanin merkezine koyan cocuklarda duygusal anlamda, bireysellesme anlaminda buyuk degisimler yasanmaya baslamaktadir. Ilginin disa donmesi ile anne ve memeyi birlikte algilayan cocugun emzirmeden kesilmesi daha kolay olur. Bu gercekler nedeniyle en dogrusu 12. aylarindan itibaren anne sutu verme sıklıgını ve suresini planli bir sekilde azaltmaktir. 15-16. aylardan sonra memeden kesmek daha zorlu bir hale gelebiliyor. Cunku cocuk buyudukce memeden kesmeye karsi daha guclu bir direnc gosterecektir.

20. ayinda olan kiziniz icin onerim yavas yavas emzirme sıklıgı ve suresini azaltmaya baslamanizdir. Onunla inatlasmadan ve plana da uyarak kizinizi memeden kesebileceginizi soyliyebilirim. Kiziniz uyandiginda oncelikle ona kati gida vererek besleyin. O istemedikce emzirmeyin. Daha sonraki saatlerde emzirmeyi istese de o an icin uygun olmadiginizi belirterek daha sonra emzireceginizi soyleyin. Emzireceginizi soylediginiz saatte de oncesine nazaran daha az sureyle emzirin. Boylelikle cocuk yavas yavas annenin ayri bir varlik oldugunu kavramaya baslayacaktir. Belirli donemlerde emziriyorsaniz emzirme saatlerini birer kez atlayarak emzirin. Ya da emzirme saatlerinde onun yaninda olmayip vakit gecirmekten hoslandigi insanlarin (baba, babaanne, anneanne, dede vb.) onun beslemesini saglayin. Sevdigi oyunlar, kalabalik ortamlar emzirme saatinin gecirilmesine yardimci olacaktir. Emzirme mekanlari icin bazi kisitlamalar getirmeye calisin. Ozellikle geceleri annesinin gogsunde huzur dolu bir uyku uyumaya aliskin bir cocugu geceleri emzirmeden kesmek zor olacagindan geceleri sizin disinizda sevdigi diger insanlarla vakit gecirmesini saglamaya calisin. Emzirme fikrini dusundurecek derecedeki tensel temaslardan uzak durmaya calisin. Ilk baslarda oncelikle gunduz emzirmelerini azaltmaya calisin. Cunku gece emzirmelerinin birakilmasi daha guctur. Gunduzleri anne sutu yerine su, taze meyva suyu da verilebilir.

Son olarak bu andan itibaren planli hareket ederek kizinizi tamamen memeden kesebilirsiniz. Bu sayede onun fizik ve psikososyal gelisimi de zarar gormeyecektir. Boylece geceleri sakin ve kaliteli bir uyku uyumasi da mumkun olacaktir.

Emzirme eylemi azaltilmasi ve bitirilmesine ragmen kizinizin geceleri huzursuzlugu devam ederse elbette bu durumu yaratabilecek diger muhtemel nedenleri arastirmak gerekli hale gelir.

Cocugun uyku duzeni yasadigi gerginlik, sinirlilik, karnindaki kolik agrilari, annesinden yeterince duygusal destek alamamasi, onun yaninda yuksek sesle konusulmasi, gurultulu ortamlarda bulunmasi, yasadigi ortamin asiri sicak olmasi, cocugu paylasan birden fazla kisinin olmasi vb. gibi nisbeten masum sebeplerle bozulabilmektedir. Gordugunuz gibi birden fazla bakicinin bulunmasi cocuklarda bu tur bir degisiklige yol acabiliyor.

Masum sebeplerin disinda cocukta var olabilecek bir enfeksiyon hastaligi (0-3 yas cocuklarinda cok sık gozlemledigimiz orta kulak iltihabi, geniz eti buyumesi ve iltihabi, idrar yollari iltihabi vb.), kansizlik, dis cikarma, cocukta "uyku apnesi" dedigimiz uykuda solugun durdugu rahatsizligin varligi, gecirilen epilepsi (sara) nobetlerinin varligi, annenin kullandigi bazi ilaclarin anne sutu yoluyla bebege gecmesi, anne sut emziriyorsa ve asiri kafein aliyorsa cocugun sut yoluyla aldigi kafein, cocugun kullanmak zorunda oldugu bazi ilaclar, kabizlik, poposunda var olabilecek pisik, cocukta var olabilecek herhangi bir organik rahatsizlik (kalp ve akcigerleri ilgilendiren rahatsizliklar, bobrek rahatsizliklari, barsak rahatsizliklari) vb. gibi pek cok rahatsizligin varliginda cocugun uykusu bozulmakta, cok sık uyanmakta, uykuya dalmasinda problemler ortaya cikabilmektedir.

Birden fazla bakiciya sahip cocuklarda yeme davranisi bozukluklari, hircinlik, uyku duzensizlikleri, diger bazi stres belirtileri de gozlenebilmektedir. Kiziniza kimin baktigini bilmemekle birlikte bu yaslarda en cok ihtiyaci olan, duygusal anlamda en cok ihtiyac hissettigi anne ve babadir. Anne ve babasiyla yeterli zaman geciremeyen cocuklarda bu tur belirtiler gorulebilmektedir.

Kiziniz emzirmeyi yumusak bir sekilde biraktiginda buyuk ihtimalle geceleri de sakinlesecektir. Yine de eger gece hircinliklari, uyku duzensizligi devam ederse bu duruma yol acabilecek bahsettigim tum muhtemel sebeplerin incelenmesi gerekli. Boylesi bir durumda onerim en kisa zamanda yakininizdaki "Birinci Basamak Saglik Hizmeti" veren Saglik Ocaklari'ndaki bir doktor arkadasimiza basvurmaniz olacaktir. Bu doktor arkadaslarimiz yapacaklari muayene ve bazi testlerle (kan, idrar, diski vb.) en dogru teshisi koyarak gerekliyse en etkili tedaviyi de basliyacaklardir. Bu doktor arkadaslarimiz yine eger gerekli gorurlerse kizinizi ilgili bir baska saglik birimine de yonlendireceklerdir (Cocuk Sagligi ve Hastaliklari gibi).

Cevabı bir çırpıda okudum. Beklediğim gibi uzun ve doyurucu bir cevaptı. Artık kafam daha netti. Ve kendi kararımla yaptığım memeyi sınırlandırma sayesinde aslında ilk adımı atmıştım.

Ertesi gün “start”ı verip, Zeyno’ya sabah uyandığında meme vermedim. Biraz mızırdandı ama yatak odasının penceresinden görülen park kurtardı bizi. Camı açıp, parka baktık. Biraz konuştuk. Ertesi günün krizini de odaya giren sinek sayesinde atlattık. Ve üçüncü günün sabahı Zeyno meme istemedi.

Bir sonraki gün uykusu iyice gelene kadar sokakta kaldık. Ve eve gelir gelmez memede değil, ayakta sallayarak uyuttum Zeyno’yu. Önce anneannede uyuduğu birkaç günün dışında hiç alışık olmadığı bu uyuma şeklini hiç istemedi ama o kadar uykusu vardı ki, fazla dayanamadı. Sonraki birkaç günü de böyle geçirdik. Sabah meme vermeden ve öğle uykusuna ayakta sallayarak yatırarak. Artık sadece akşamları uyumadan önce meme emiyordu. Bir de gece uyandıkça. Ama azı dişleri mısır patlağı gibi peşpeşe görünmeye başlayınca, gece uyanmalarının sayısı hız kazandı yine. Bu yeni düzeni bozmadık ama. Taa ki...

Taa ki, ben komşum Özlem’le konuşana kadar. Annesinin İzmir’den gelmesini fırsat bilmiş, 16 aylık oğlu Arca’yı memeden kesmişti Özlem. İş seyahatleri nedeniyle zaten ara ara evde olmadığından öğün azaltma gibi bir işe girişmemişti. Memelerinin ucunu bandajlamış ve vermemişti. Hemen “geceyi nasıl geçirdiniz?” diye sordum. “Uyandı, biraz mızırdandı, biraz ağladı ama sonra uyudu ve bir daha uyanmadı” dedi. “Bir daha uyanmadı!!” Mucize gibi...

Telefonu kapattım, kendi kendime “tamam” deyip, memelerimin ucuna yara bandı yapıştırdım.

Bir saat kadar sonra Zeyno geldi dışardan. Daha kapıyı açar açmaz da “memeeee” diyerek daldı içeri. Elini yüzünü yıkadım ve artık dayanamayarak göğsüme kapandığında, bluzumu sıyırıp, “sen dışardayken memelerim ağırdı, doktora gittim. Uf olmuş, bant yapıştırdı” dedim. Yüzüme baktı ve “bant?? Aç!” dedi. “Ben açamam ki, açılmıyor ki” dedim. Baktı baktı ve bluzumu kapattı. Biraz oyun oynadık ama aklı memedeydi. Arada açıp açıp baktı ve “uff” deyip, kapattı.

Oyun, babanın gelmesi, yemek derken ilk saatleri krizsiz atlattık.

Akşam uykusu geldiğinde her zamanki rutin işlerimizi yapıp, el ele odaya gittik. Bizim yatağın üstünde kucağıma oturdu, yine uzun uzun memelerime baktı ve ayağımda sallanarak uykuya daldı.

Ve en korkulan an: Gece ağlayarak uyandı! Bu anı atlatırsam gerisinin kolay olacağını biliyordum. Yatağından kucağıma aldım. “Memeee” dedi yalvaran bi sesle. “Uf” olduğunu hatırlattım. “Aç” dedi, açtım. Loş ışıkta biraz baktı, sonra başını göğsüme dayayıp, uykuya daldı. Ne yani, bu kadar mıydı? Evet, bu kadardı!

Yatağına bıraktım, yatağıma döndüm ve sabaha kadar deliksiz bir uyku uyudum.

Ertesi gün aklına geldikçe “meme” istedi Zeyno. O istedikçe ben de açıp gösterdim. Baktı, “uff” diyerek öptü ve kapattı.

Öğleden sonra ablalarla dışarı çıktığında ben de soluğu eczane de aldım. Sadece akşam uyumadan önce emdiği sol göğsümde sorun yoktu ama gece uyandıkça emdiği sağ göğsüm şişmiş, şişmekle de kalmamış, koltuğumun altına doğru bezeler oluşmuştu. Annemin önerisiyle eski usul pompalardan bir tane aldım hemen; hani şu klaksona benzeyenlerden. Komşumdan alarak denediğim markalı pompa hiçbir işe yaramamıştı çünkü. Sadece 5 liraya aldığım wee marka pompa ise rahatlamama yetti. Birkaç pompada göğsümdeki süt kolayca boşaldı.

Asıl mucize ise takip eden iki gecede oldu. 20 aydan sonra ilk kez hiç uyanmadan uyudu Zeynep. (O uyudu ama ben uyuyamadım. Garip bi şekilde uyandım, O’nun uyanmamış olmasına şaşırdım ve biraz uyanık kalıp, sonra tekrar uykuya daldım. Vücudum böyle porgramlanmış artık galiba?)

Ve sonraki günler buna benzer şekilde geçmeye başladı. Zeyno arada meme istedi, ben açıp gösterdim. Geceleri ya uyanmadı ya da bir kez uyandı. Ama hemen uykuya daldı. Beklediğimden daha küçük bi krizle bu olayı atlatmıştık ve ben boşu boşuna bu kadar sıkıntı yaptığımı anlamıştım ama daha ne kadar bandajlı dolaşacaktım? “Ufff” deyip, “aç aç, öp öp” faslı almıştı meme emmenin yerini. Buna da bi çözüm bulmalıydı.

Tam da bu noktada anladım “uff oldu” diyerek hata yaptığımı ve hemen düzeltmem gerektiğini. Bir meme isteğinde daha “Zeynepcim, memeyi bebekler emer. Sen artık abla oldun, meme emmeyeceksin. Zaten süt de bitti” diye anlattım ve göğüslerimi açmadım. Bir süre “bebiş, bebiş” diye tekrarladı ve kucağımdan indi. Birkaç günü de böyle geçirdikten sonra meme defterini tamamen kapattık.

Peki 15 günün sonunda son durum nedir?

Hemen hemen hiç meme istemiyor artık. Çok nadir olarak bazen “meme” diyor ama muzır bir gülüşle. “Memeyi kim emer?” diye soruyorum “bebişşş” diyor. Sen bebiş misin?” diyorum. “ı ıhhh?” Peki sen nesin?” Cevabı bana verdiriyor yine: “Ablaaaa”

2-3 gündür uyutmak için de sallamıyorum. Yanyana yatıyoruz bizim yatağın üstüne. Masal anlatmamı ya da şarkı söylememi istemiyor. O öğrendiği yeni kelimeleri tekrarlıyor biraz. Sağa soğa yuvarlanıyor birkaç kez. Sonra elimi tutuyor ve 15-20 dakika içinde uykuya dalıyor. Ben de alıp, yatağına bırakıyorum.

Gece 1-2 kez uyanıyor. Bunda kabaran ve hatta biri damağının altından beyaz beyaz görünen köpek dişlerinin de etkisi vardır belki? Ve hatta belki sıcakların? Ama çok kısa sürede tekrar uykuya dalıyor. Bazen sadece su içerek, bazen sadece elimi tutarak, bazen de kollarımın arasında. Ama artık daha keyifli gecelerimiz...

Anafikir ya da popüler deyimiyle hamiş:

* Evet, bebeği memeden kesmek için ilk şartık annenin “kesin” kararlı olmasaymış.
* Boşu boşuna bu kadar kasmışım, sandığımdan daha kolay oldu.
* Isınan havaların yardımını inkar etmemeli; Zeyno’nun günün yaklaşık 5 saatini dışarda geçiriyor olması işimi kolaylaştırdı.
* Meme şişince “belki geçer” diye beklemeden sağmak gerekiyormuş (Birkaç kez sağdıktan sonra gerek kalmıyor zaten)
* Evet, memeden kesince uykular düzene giriyormuş (Zeyno’nun öğle uykuları da uzadı)
* Bugüne kadar hiç bu kadar uzun bir yazı yazmamıştım blog’a. Ama bu konu önemli. Pek çok annenin bu konuda dertli daha doğrusu cesaretsiz olduğunu biliyorum.
* Sırada tuvalet eğitimi var. Acaba o da bu kadar kolay olur mu? O nu da bu kadar uzun yazmaya razıyım, yeter ki bu kadar kolay hallolsun.
* İlk iş geceye uzanan bi akşam programı yapmalı. Birkaç dostla meyhaneye gitmeli mesela!

12 Mayıs 2009 Salı

20. ay biterken

Bu ay doktor kontrolü olmadığından yine herhangi bir ölçüm kaydı yok. Aslında Zeyno her açıdan neredeyse ışık hızıyla gelişme gösterirken, 20. ayın en önemli olayı, son günlerde memeyi bırakması oldu bence. Sonunda Zeyno'yu memeden ayırabildim. Ama bu başlı başına ve çok uzun bir not konusu olduğundan ayrıca yazacağım. Sadece biraz daha zaman geçmesini ve olayın küllerinin tamamen soğumasını bekliyorum.

Aslında geçen ay boyunca, "bunu mutlaka yazayım" dediğim o kadar çok şey oldu ki! Ama tabii ki hemen not almadım ve üstüne yenileri geldikçe unuttum. Hemen şimdi aklıma gelenleri yazayım:

* Zeyno geçen ay boyunca gününün yaklaşık 5 saatini sokakta geçirdi. Sabah 09:30-12:00 arası benimle, öğleden sonra 15:30-16:00 arası ablalarla. Eller kömürcü çırağı kadar karardı.
* Artık neredeyse hiç şaşmayan bir günlük rutini var. Her şey rutine uygun gittiğinde gayet huzurlu ve mutlu geçiriyor günü.
* O kadar çok kelime söylüyor ki artık, sayısını bilmiyorum. Her an bizim ağzımızdan çıkan kelimeleri taklit ediyor; biz de "aaa bak bunu da söyleyebiliyormuş!" diye şaşırıyoruz.
* Ve 20. ayın özeti: Zeyno çoookkk büyüdü.

20. ayın son günü

5 doz kuduz aşısı

Geçen Cumartesi, Boğaz Komutanlığı'nın düzenlediği panayır vardı Anadolu Kavağı'nda. Maltepe'den Beykoz'a kadar, otobüsün içinde Zeyno nasıl davranır diye düşünüp, gidip gitmemek konusunda kararsız kaldım ama sonunda boğaz havası ve yayılacağımız çimenler fikrine yenilip "hadi, gidelim" dedim. Otobüste bir sürü çocuk ve Zeyno'yla ilgilenen bi sürü "abi" (babanın bütün arkadaşları amcalıktan abiliğe geçti) olunca sorunsuz hallettik gidişi.

Açık yerlerde güneş yakıyor, gölgeler üşütüyordu. Sonunda gölgeyi yakıcı sıcağa tercih edip, ağaçların gölgesindeki koca minderlerin üstüne bıraktık kendimizi. Etrafta her yaştan onlarca çocuk vardı. Balonları, bebekleri, çocukları görünce mest oldu bizimki.

Bu kadar keyif yetmedi, neredeyse tamamen abur cubursuz geçen 20 ayın ardından ilk kaçamaklarını yaptırdım Zeyno'ya. Pamuk şeker verdim mesela eline. Önce nasıl yiyeceğini anlayamayıp, eliyle kopararak etrafındakilere ikram etti ama sonuna doğru lezzetinin farkına vardı. Patlamış mısır yedi; hem de diğer elinde Osmanlı macunuyla.

Tam günü neşeyle tamamlamak üzereydik ki, gelen gri kedi ummadığımız bir hediye verdi bize. Zeyno Ada'da sürekli kedilerle haşır neşir olduğundan, bu kediye yaklaşmasını da hiç dert etmedik. Ama nasıl olduysa oldu, kedi bir anda Zeyno'ya doğru hamle yapıp, pençelerini elinin üstüne geçiriverdi. Canı yandığından değil de, korktuğundan ağladı bizimki. Sakinleşinde revire götürdük. Elini sabunla yıkayıp, tentürdiyot sürdüler. Ve "kuduz aşısı yaptırın" dediler. Hemen kendi doktorumuzu aradım. O da aynı şeyi söyleyince aşının kaçınılmaz olduğunu iyice anladık.

Neşesini kaçırmadı ama bu olay Zeyno'nun. Sandığımız gibi kedilerden de korkmadı. Kedinin tepkisinin nedeni bizimkinin kuyruğunu çekmesiymiş. Kendi söyledi bunu. Daha doğrusu tarif etti. "Zeyno kedi sana neden kızdı?" diye sorunca elini poposuna götürüp, çekme hareketi yaptı. Kedileri artık nasıl seveceksin?" diye sorunca da "pisi pisi, cici cici" demeye başladı...

Pazar sabahı ilk iş Gata'ya gitmek oldu. Acil'den giriş yapıp, aşı için enfeksiyon hastalıkları bölümüne çıktık. Epey bi kayıt yaptılar. Bize de "kızımın aşılarının tamamını yaptıracağım" diye bir yazı imzalattılar. Toplam 5 doz aşı olacak Zeyno. İlki 24 saat içinde yapılıyormuş. Sonra 3., 7. 14. ve 21. günlerde. Aşının diğer dozlarını alıp, Ada'da yaptırma şansımız da yok, çünkü vermiyorlar. Her seferinde Gata'ya gidip, aşıyı yaptırıp, verdikleri aşı kartını imzalatmamız gerekiyormuş... 1'i gitti, kaldı 4'ü. En azından 1 sene koruma altında olacak Zeyno.

Gata çıkışı anneme gittik. Anneler Günü ile ilgili olarak yazacağım çok da bir şey yok. Bir Anneler Günü geldi; biz 3 nesil hayattayız ve sağlıklıyız. Annem, ben ve kızım. Şükretmekten başka ne söylenebilir ki?

5 Mayıs 2009 Salı

Doğumgünü daveti

İlk mektubunu kuzeni Arda'dan almıştı Zeyno. İlk kartını, 1. doğumgünü için Ankara'dan, sanal arkadaşlarımız Çaylayan-Ayça'dan. Ve ilk davetiyesini aldı geçen hafta: Duru'nun 2 yaş doğumgünü partisi için.

Pazar günü saat daha 11:00 olmadan partinin yapıldığı Happy Family Club'daydık ailece. Anneme yürüyerek birkaç dakika mesafede böyle bir yer olduğunu daha önce hiç fark etmemiştim. Hemen sıkı sıkı yazdım beynime.


Duru beyaz elbisesi, kıvır kıvır saçları ve 2 yaşın getirdiği kararsızlığıyla haylaz bi prensesi andırıyordu. Pınar'ın heyecanı tüm hücrelerine işlemişti. Ertuğrul, "bu kız ne zaman bu kadar büyüdü?" der gibi bakıyordu sürekli Duru'ya. Ve diğer aile büyükleri hayran hayran.


Ceylin geldi, Ada geldi ve tanımadığımız diğer çocuklar. Bir anda neşeleniverdi ortalık. Zeyno önce ortalıkta bol miktarda bulunan balonlara vuruldu. Sonra top havuzunun keyfini çıkardı. İçinde ayağa kalkmayı beceremediğinden sinirlendi arada. Yemek zamanı gelince, bizi şaşırtacak kadar uyumlu ve dikkatli davranarak topluca yenen yemeğe eşlik etti. Kekini bir-iki lokmada mideye indirip, Ceylin'in tabağındaki keke gaz kesmeye başladı. Poğaçasını uzun uzun inceledi ama yemedi. Çevresindeki diğer çocuklar çatallarını kullanınca, O da çatalını bırakmadı elinden. Pasta kesilirken çalan yüksek müzikten korkup, ağladı ama Duru'nun mumu üflemesine bayılıp, hemen toparladı.


Keyifli bir gündü, güzel bi organizasyondu. Duru'ya bakıp bakıp, Zeyno'nun 2 yaşını doldurmasına az kaldığını hatırladık. Zeyno'nun hareketlerini izleyip, Osmanla birbirimize sık sık "Zeyno gerçekten büyümüş!" dedik.

4 Mayıs 2009 Pazartesi

İzmir kaçamağı

Yine geç yazıyorum. Ne yapayım yetişemiyorum zamana!

"Geçen geçen" hafta sonu (22-25 Nisan) İzmir'deydik. Planlar son anda değişti ama biz gitmekten vazgeçmedik. "3 gün 3 gündür" deyip, İzmir'e attık kendimizi. Neler oldu?
* Uçak yolculukları sorunsuz geçti. Gidişte daha uçak havalanmadan uykuya dalan Zeyno, inişte ancak bizim "geldik" uyarımızla uyanabildi. Öğle uçaklarını seviyorum!
* Zeyno 4 gün boyunca "babaanne"yi düşürmedi dilinden. Sokaktan bağırdı, apartmanın içinde bağırdı, odadan odaya bağırdı. O bağırdıkça babaanne mest oldu.
* Her ne kadar dedesini her an gözünün önünde istese de, yine bir mesafe tuttu arada.
* Zaten bayıldığı halası ellerine ve ayaklarına oje sürünce, sevgisi katlanarak arttı. Sabah uyanınca ilk iş ojeli parmaklarına bakmak oldu. (Ojeleri hala yarım yamalak ellerinde. Dolayısıyla hala da hala dilinde)
* Giderken serin havayıda yanımızda götürdük herhalde? Bir hafta önce arkadaşlarımın denize girdiği İzmir biraz serinceydi. Ama günlük park rutini burda da yerine getirildi tabii.
* Akşam yatmadan önce bol bol şımardı. Yarı çıplak halde evin içinde koşturup durdu; danslar etti.
* Ve en önemlisi, bu kez Arınçlarla buluşup, kanlı canlı tanıştık. Kısa bir buluşmaydı ama hiç yabancılık çekmediğimizden hemen kaynaşıp, bol bol lafladık. Kızlar birbirlerine pek takılmadı ama onlar Kipa'daki Play N Barn'da oyunun tadını çıkarırken biz de rahat rahat sohbet ettik.

Kısa ama keyifli bir kaçamaktı... Detaylar fotolarda...

Parkta kumları mıncıklamanın keyfini sürerken

Parkta tanıştık bu abla kardeşle. Hemen kaynaşıverdiler...

Babaanneye götürmek için çiçek toplamadan parktan ayrılmak olmaz

Hala tarafından ojelenmiş, Zeyno tarafından hayranlıkla seyredilen dolmalar

Cafe'de Duru'nun gelmesini beklerken...

Duru'yla tanışma, kaynaşma...