17 Mart 2009 Salı

Gitti 1,5 Kaldı 1,5

Doğumdan sonra sık sık aynı cümle dökülüyordu annemin ağzından: "Hele bi göbeği düşsün, o zaman rahatlar". Sonra, "yarı kırkı dolsun, o zaman ele avuca gelir" demeye başladılar. Ardından da "40'ı çıktı mı rahatsın" demeye...

"İlk 3 ay zordur, sonra sancılar biter rahatlarsın".

"Desteksiz oturmaya başladı mı çok rahat edeceksin".

"Hele bi yürüsün! İşin biraz zorlaşacak ama rahat edersin".

Hep günleri saydım. Bir yandan "bir an önce geçsin" diyerek, diğer yandan "nasıl da bu kadar hızlı geçiyor" diyerek. Şimdi yeni bir hedefim var: 3 yaş. Çevremde, çocuğunu bu yaşa kadar getirmiş tüm annelerin ortak yorumu bu: "3 yaşına geldimi, her şey çok kolaylaşıyor!" İnanıyorum yine.

Ne zaman sıkılsam, gece defalarca uyansam, hep bunu getiriyorum aklıma. Ve kalan zamanı düşünüyorum. Artık yolu yarıladık; gitti 1,5, kaldı 1,5.

Uzun zamandır "son durum" yazıları yazmıyorum. Zeyno'nun neler yapabildiğini de. Bunlara yetişmek zor çünkü. Genel çerçevesiyle Zeyno'nun bir rutini var ama bir gününün bir gününü tutmadığı da çok oluyor. Yapabildikleri ise her gün değil, her an değişiyor artık. Deniyor ve yapıyor. Kendi kendine çalışıyor ve söylüyor... Yapabildikleri sadece bizi değil, O'nu bile şaşırtıyor.

Gelecekte keyifle okumak için kısa bir özet geçmeli yine de:

* Tam olarak çıkan diş sayısı 8. Alttan 3 (birisi yeni çıktı, sadece görünüyor), üstte 4 ve altta bir azı dişi daha (bu azı dişi de hala çıkmakla meşgul). Bu arada çok sayıda kabarmış diş yeri mevcut.
* Ben hala "acaba bıraktırsam mı?" diye düşünürken, O keyifle meme emmeye devam ediyor. Sadece biraz sınırlandırdık olayı. Artık her istediğinde sunmak yok. Birkaç istisna dışında, sadece öğle uykusuna dalarken, gece uykusuna dalarken ve gece uyandıkça emiyor.
* Gece uyanmaları da devam ediyor. Ama hangi gün, kaç kere uyanacağı belli değil. Şanslıysam 2 uyanmayla tamamlıyoruz geceyi. Değilsem 3,4,5...
* Yeme konusunda oldukça seçici artık. Eskisi gibi yemediklerini sevdiklerine katarak yedirme taktiği de pek işe yaramıyor. İstenmeyen malzemeler itinayla ayıklanıyor, eğer ayıklanamıyorsa tabak elin tersiyle itiliyor.
* Oyun ablalarımız gelmeye devam ediyor. Oldukça keyifli vakit geçiriyor onlarla. En azından onlar varken bana sarmıyor.
* Dışarda olmaya bayılıyor. Son gözdesi ise kaydıraklar. Eğer 4-5 basamaklı küçük kaydırak bulabilmişsek, merdivenlerinden kendisi çıkıyor ve "vuuuu".
* En keyiflisi artık sokaklarda elele tutuşup, yürüyebiliyoruz.
* Utanma dönemi sona erdi. Yine eskisi gibi. Birisi ona ilgi göstermeye görsün. Bizimki hemen yanında, kesmedi kucağında. En çok da vapurda...
* Tam bir papağan. Kendi kendine oynarken bir yandan kulağı bizde. Söylediğimiz tek heceli kelimeler, ünlemler anında dökülüyor dudaklarından.

Şu sıralar aklımdakiler:
* Yağdığı iyi oldu ama artık yağmurlar bitse, hava ısınsa...
* O zaman ilk iş Zeyno'nun kıyafetlerini geçmeli elden. Küçülenler ayıklanacak, verilecekler poşetlenecek, baharlıklar ve yazlıklar bavuldan çıkarılıp, yerleştirilecek.
* Memeden ne zaman kesmeli acaba? Tatile çıkmadan bu işi halletsem mi? Yoksa tatilde mi daha kolay olur?
* Tuvalet eğitimi için erken mi acaba? Yoksa havalar ısınınca denemelere başlasam mı? Ne de olsa kaka rutini belli. Kararlı davranmalı ama, bir kere başladın mı sabırla devam etmeli!
* Karyolasını söküp, yatağa geçirsek mi acaba? IKEA'daki kırmızı yatağı alacağım. Diğer odayı düzenlemeli ama o zaman. Tek başına yatabilir mi ki? Yoksa bunu da tatil dönüşüne mi bıraksam? Nasıl olsa tatilde bir sürü değişik yatakta ve değişik şekilde yatacak??

18. ay kontrolü

Geçen Cuma, 18. ay kontrolü için Hilal Hanım'a gittik. En kısa kontrollerden biriydi.

Önce ölçümler yapıldı. Baş çevresi 48,8 cm (Zeyno hala biraz koca kafalı). Boy, geçen aya göre 2 cm artışla 82 cm. Ve kilo, geçen aya göre 600 gr artışla 12 kilo. Nasıl oldu, neden bu kadar çok kilo aldı bilmiyorum. Herhalde her gün gözümün önünde olduğu için ben çok da farkında değildim ama gören herkesin "biraz tombullaşmış galiba" demesinin nedeni buymuş. Oysa yemek felsefemiz hiç değişmedi: Teklif var, ısrar yok.

Ateş ölçüldü, kulaklara ve boğaza bakıldı, ciğerler dinlendi... Sorun yok. Hepatit A aşısı yapıldı ve böylece yeni bir aşı tatili başladı.

Hilal Hanım, sadece büyüme gelişmenin takibi için Mayıs ayında gelirsiniz dedi. Ama benim niyetim tatil öncesi, Haziran'da gitmek. Planda uzunnnn bir yaz tatili var. Bekle Ege, geleceğiz!

12 Mart 2009 Perşembe

İzmir fotoları

Misafirleri beklerken...

Çipura'dan hatırı sayılır bir miktar mideye indirilmiş. Şimdi masalar arasında dolanma, garsonlara öpücük atma, ilgilenenlere kur yapma zamanı...

La Cigale'de öğle yemeği. Zeyno'nun makarnası ayrı bir serviste gelmiş. O da afiyetle, hiç sorun çıkarmadan, etrafa dökmeden yemiş. Zeyno büyüyor!

09 Mart - İzmir'e bahar gerçekten gelmiş...


İzmir notları

* Uçak saati Zeyno'nun uyku saatine denk gelince, sakin bir yolculukla gittik İzmir'e.
* Halamızı isteyenlere heyecanla ve biraz hüzünle "evet" dedik.
* Baharı kuyruğundan yakalayıp, sokaklara vurduk kendimizi. Yağan ılık yağmura döndük yüzümüzü. Ege Denizi'ni, İzmir havasını çektik içimize.
* Yeni yerler keşfettik.
* Restoranlarda, karnını doyurduktan sonra kendi kendini oyalayan kızımıza bakıp, artık büyüdüğünü daha bi anladık.
* Yedik, içtik, güldük, söyledik, hasret giderdik...
* Kara ve puslu bir İstanbul'a döndük. Hadi ama artık, havalar ısınsın!

Tavuk suyuna çorba

Test ettim, onayladım. Tavuk suyuna çorba gerçekten işe yarıyormuş. İzmir'e gitmemize birkaç gün kala Zeyno'nun burnu akmaya, hapşırığı artmaya başlayınca "Aman Allahım!" dedim. "Yoksa İzmir'de gezemeyecek miyiz?" Ve hemen desteğe başladım.

Sabah kahvaltısında taze sıkılmış portakal suyu ve akşamüstü ballı ıhlamura, bir de öğlen yemeği olarak tavuk suyu çorba ekledim. İki tane tavuk göğsünü kaynatıp, suyunu ayırdım. Etler bize akşam yemeği oldu, suyu Zeyno'ya çorba.

Bir kapta bir yumurta, biraz un ve birkaç kaşık yoğurdu iyice çırptım. İçine kaynamak üzere olan tavuk suyundan birkaç kaşık ekleyip, tekrar çırptıktan sonra yavaş yavaş ve karıştırarak ateşteki tavuk suyuna ekledim. Bir avuç da pirinç. Pirinçler açılıncaya kadar kaynattım. Ve içirmeden önce limon sıkıp, üstüne karabiber serptim. Zeyno bayıla bayıla içti ve iyileşti...

Mini masa sandalye

Zeyno için almak istediğim birkaç şey vardı aklımda. Mini bir masa sandalye takımı ilk sıradaydı listede. Düşündüm düşündüm, birkaç arkadaşıma danıştım ve sonunda almaya karar verdim.

Bu alışveriş için tercihimizi IKEA'dan yana kullandık. Aslında bu modeli almak vardı aklımızda. Ama depoda kalmadığını öğrenince 20 lira daha pahalı olan modeli aldık.

Bu alışveriş yetti mi? Yetmedi tabii. Bence çok isabetli birkaç şey daha attık sepete. Bir top resim kağıdı. Süper bi şey. İstediğin büyüklükte kesip, kullanabiliyorsun. Biz masanın üstüne yapıştırıyoruz fotolardaki gibi. Gerçi bu, masayı boyanmaktan kurtarmadı ama yine de işe yarıyor. Aklımda bir süre sonra duvarlara yapıştırmak var.
Minik yumuşak hayvanlar. Tanesi 1,5 lira bunların. Uyduruk öykülerde kullanmak için birebir bence.
Kartondan kukla tiyatrosu. Henüz bunu kullanmaya sıra gelmedi ama bence Zeyno keyif alacak bundan da. (Kullanınca yazacağım sonucu)

IKEA'nın çocuk bölümünde pek çok güzel şey var. Kendini kaptırmamalı ama. İşe yarayacak ve çocuğun keyif alabileceği şeyleri seçmeli. Bu arada bu bölümden kolay kolay çıkamayacağınızı bilerek ayarlayın zamanınızı. Tahta çivilere birkaç tık, sallanan sandalyede birkaç dakika, biraz yumuşak hayvanları mıncıklamaca, biraz tahta arabayı itmece derken zaman akıp, gidiyor...

Oyun kitapları hakkında

Pek çok şey birikti yazacak. Hepsi aklımda ama araya İzmir seyahati girince dökemedim buraya. Şimdi sıradan başlayayım...

Önce aldığım oyun kitaplarıyla ilgili birkaç satır yazmalı. Epey bi merak konusu oldu çünkü bu kitaplar. Bu yazıyı bekleyenler olduğunu biliyorum. İşte benim bu kitaplarla ilgili yorumum:

Öncelikle neden bu kitapları aldığımı yazayım. Oyun ablalarımız gelmeye devam ediyor. Zeyno öğleden sonra yaklaşık 2,5 saatini onlarla oynayarak geçiriyor. Şarkılar söylüyorlar, hamurla oynuyorlar, dans ediyorlar, boyama yapıyorlar. Ama bazen tıkanıyorlar. İşte bu tıkanıklığı çözmekti niyetim. Onlara oyunlar önermekti. Bu amaçla aldım daha önceki yazıda bahsettiğim kitapları. Hatta bunlara bir yeni kitap daha ekledim: Çocuklarla Oynanabilecek 365 Çılgın Oyun.

Uzun yorumumun ana fikrini en baştan yazayım: Umduğumu bulamadım. Evet, birçok fikir var bu kitaplarda. Ama bir kısmı zaten yaptığımız şeyler. Cee oyunu, saklambaç, parmak oyunları, elleri kolları da katarak söylenen şarkılar vs vs... Bir kısmı da yaş olarak henüz Zeyno'ya uygun değil. Sonuçta kitaplar, ilerleyen zamanlarda tekrar başvurmak üzere kitaplığa kalktı. Aldığım için pişman değilim. Özellikle okul öncesi dönemde bana önemli bir kaynak olacak hepsi. Orijinal fikirler de yok değil içlerinde. Ama eğer çok merak etmiyorsanız şimdilik almanızı önermem. Biraz kafa yorarak, biraz internette dolaşarak ve en önemlisi sizinkiyle yaşdaş ya da daha büyük çocuğu olan annelerden alacağınız fikirlerle çok keyifli oyunlar üretebilisiniz.

2 Mart 2009 Pazartesi

Music Together maceramız

Aslında Yapıncak'ın blog'unu takip ettiğimden, haberdardım music together'dan. Ama nedendir bilmem, katılmak hiç gelmemişti aklıma. Ta ki, bundan 3 hafta önce Pınar arayıp, "Şubat'ta 3 haftalık bir program var. Gülfer'le ben katılıyoruz, sen de gelir misin?" diyene kadar. Akşam, önümüzdeki üç Cumartesi'yi şöyle bir geçirdim aklımdan. Planlı bir program yoktu. "E o zaman neden olmasın?"dı. Ertesi gün Pınar'ı arayıp, "biz de geliyoruz" dedim.

Demesine dedim ve bütün bir hafta Zeynep'e katılacağımız bu programı anlatıp, durdum ama biz ilk derse gidemedik. Çünkü 2,5 yıllık Ada yaşantımızda, ikinci kez vapuru (bu kez motoru) kaçırdık. Hem de saniyelerle. Üzüldüm, kızdım... Ama yapılabilecek bir şey yoktu. Ne bir sonraki motor ne de gelecek ilk vapur bizi derse yetiştirebiliyordu. Kös kös sahildeki kafelerden birinde çay içip, ilk vapurla annemlere geçtik.

Ertesi hafta, işi garantiye almak için Cuma akşamından geçtim karşıya. Osman'ın şehir dışında işi olduğundan Halil götürdü bizi derse. Kapıda Ada ve Yapıncak karşıladı bizi. Ama o da ne? Zeyno içeri girmeye direniyor. Küçük bir açıklama, gelen yeni çocuklar, Duru, Ceylin... Sonunda Zeyno da ortama ısındı. Ayakkabılarımızı çıkardık, yuvarlak halının etrafında halka olduk ve 1 saat boyunca kendimizi ritimlere bıraktık. Tek kural vardı: Çocuklar rahat bırakılacak, katılıma zorlanmayacak. Öyle yaptık. Çocuklar kah gönüllerince dansedip, kah ortalıkta dolanırken biz anne babalar da kah tavşan olduk zıpladık, kah araba olduk yol aldık.

Üçüncü derse Osman'la birlikte gittik. Yine çok eğlendik. Ve derste pek de katılımcı olmayan Zeyno'nun aslında birçok şeyi hafızasına yazdığını eve gelince anladık.

Keyifli ve farklı bir deneyimdi bizim için. Eğlenceli hatıralarımız arasındaki yerini aldı. Teşekkürker Pınar, teşekkürler Yapıncak...