24 Aralık 2008 Çarşamba

Bulamaz ki!

Zeyno'yla Osman'ın ev içindeki yeni oyunları saklambaç. Henüz kovalamaca kadar popüler değil ama yine de çok eğleniyor Zeyno. Özellikle arayıp, bulmayı çok seviyor. Saklandığı zaman görünmemesi gerektiğini ise henüz tam olarak anlayabilmiş değil.
Foto: Mutfak kapısından bakarken...

Küçük penguen

Hep "kendi ayaklarım gün boyunca ayakkabı içinde olsa nasıl hissederdim?" diye düşünerek, evde ayakkabı giydirmek istemedim ben Zeyno'ya. Aslında bir ara denedim ama ayakları terleyince toptan vazgeçtim bu fikrimden. Ama ayakları da soğuktan korumak için bir çare bulmak gerekiyordu. Bir ara Almanya'da bir ayakkabıcıda bulduğum "dil çıkaran" patikleri giydirdim çorabının üstüne. Sonra bunlar küçülmeye başlayınca, annemin pazardan aldığı ve benim çocukluğumda da olan altları kaplı çorapları. Ama yeni favorimiz Nurcan'ın hediyesi. Zeyno bunları ayağından hiç çıkarmadığı gibi, sabahları üstünü giydirirken, kendisi giydirmem için elime tutuşturuveriyor. Artık evde "küçük bir penguen" dolaşıyor...

21 Aralık 2008 Pazar

Sabah akşam yarım ölçek

Daha 10 gün kadar önce, 15. ay kontrolüne gittiğimizde konuşmuştuk doktorla. Çocuklar arasında salgın olduğunu söyleyip, "Zeyno daha hiç antibiyotik kullanmadı değil mi? Hala süt emdiği için çabuk atlatıyor. Bu çok iyi, bağışıklık sistemi güçleniyor" demişti. Ama olmadı. Bu kez 3 gün kullandığımız sempomatik tedavi sağlayan şurup işe yaramadı. Sümükler sular seller gibi akmaya devam etti ve 3. günü sonunda buna bir de öksürük eklendi. Kakanın kıvamı sulandı, ateş 5 gündür 37,5 civarı. 16. ayın ilk haftasını geride bırakmışken, ilk kez antibiyotik vermeye başladık Zeyno'ya. Henüz 2. gündeyiz. Şimdilik bir düzelme yok. Dün gece Osman'ı diğer odaya yollayıp, birlikte uyuduk. Daha doğrusu uyumaya çalıştık. Tıkanan burun ve öksürük rahat bırakmadı Zeyno'yu. Uyandıkça, "neden uyandım" diye sinirlenip, hırsla ağladı. Ağladıkça burnu aktı ve terledi. Burnu aktıkça daha da tıkandı; terledikçe daha da öksürdü...
Yavaş yavaş oturan yeni düzen de uçtu gitti. Saat 18:58. Öğlen 1 saat kadar uyuyan Zeynep, yaklaşık 1,5 saat kadar önce tekrar uyudu. Bu öğlen uykusunun devamı mı bilmiyorum? Henüz uyanmadı; bakalım bu vakitsiz uykunun üstüne gece kaçta ve nasıl yatacak?

16 Aralık 2008 Salı

Sobe - Çantamdakiler

Ayça'nın annesi Çağlayan sobelemiş beni. Bu konuda sobelenebilecek en yanlış kişi bendim herhalde? Tabii Çağlayan bunu nerden bilsin... Çantamda neler olduğunu yazmam gerek. Öncelikle belirteyim ki, çoğunlukla benim bir çantam olmaz. Eğer yanımda Zeyno olmadan dışarı çıkacaksam, cep telefonumu kotumun arka cebine koyar, yan ceplerime de paramatik kartımı ve biraz nakit para koyar, dışarı fırlarım. Zeyno'yla beraber dışarı çıkıyorsak ve uzun saatler dışarda kalacaksak, büyükçe bir çanta alırım. İçinde Zeyno için bir takım yedek kıyafet, bez değişimi için gerekli malzemeler, atıştırması için birkaç yiyeceğin olduğu poşet, suluk, belki oyalanır diye oyuncaklarından biri ve uyursa üstüne örtmek için bir örtü olur. Bunların yanında da benim cep telefonum, cüzdanım ve evin anahtarları. Makyaj yapmam ben, belki burdan kurtarıyorum. Ama herhalde Zeyno'yla beraberken yeterince büyük bir çantayla dolaştığımdan, O yanımda olmadığında mümkün olduğunca hafif gezmeye çalışıyorum artık. Yoksa daha önce küçük de olsa bir çantam olurdu...
Ve gelelim kural gereği birini sobelemeye: Duru Kuşunun annesi Pınar, sobeeee!!

14 Aralık 2008 Pazar

15. ay kontrolü

12 Aralık saat 12:00'da, 15. ay kontrolü için Hilal Hanım'ın kliniğindeydik. Pek çok şey, diğer kontrol günlerindeki gibiydi. Kliniğin kapısı açılır açılmaz, Zeyno'nun ayakları önce geri geri gitti ama sonra salondaki oyuncakların büyüsüne kaptırıverdi kendini hemen. Muayene için odaya geçtiğimizde, Hilal Hanım'ı görür görmez ağlamaya başladı ve tüm muayene boyunca ağlamaya devam etti. Taa ki, her şey bitip, kendini benim kollarıma bırakana ve meme emmeye başlayana kadar.
Alışılmışın dışında olan, ölçümlerin sonucuydu. Zeyno, geçen aydan bu yana 3 cm uzamış ve 400 gr kilo almış. Yani son ölçülere göre boyu 80 cm, kilosu ise 10900 gram. Doğduğundan beri sadece ilk dört ay içinde, her ay ortalama 3-4 cm uzamış, daha sonraki aylarda uzaması 1-1,5 cm olarak devam etmişti. "Bu ay farklı bir şeyler olmuş?" dedi Hilal Hanım. Hızla düşündüm ama önemli bir fark yoktu. (Şimdi bir daha düşünüyorum: Kahvaltısındaki ıhlamurun yerini mandalina-portakal suyu aldı, şu an devam etmese de geçen ay yaklaşık 3 saatlik öğlen uykuları uyudu, iştahı da oldukça arttı... Acaba neden bunlardan biri mi?)
Aktif Hib aşısı oldu. Bu aşının diğer dozlarını karma aşısının içinde daha önceki aylarda olmuş aslında. Ama bu tek başına dozla tam bir bağışıklık kazanmış. (Aşılarla ilgili son bilgi: geriye sadece 2 aşı kalmış) Bu aşının dışında bir de PPD testi yapıldı. Testin 3. günün sonunda ölçülmesi gerekiyor. Tekrar Hilal Hanım'a gitmemek için, ölçümü Ada'daki çocuk doktoruna yaptırıp, sonucu bildireceğiz. Zeyno'nun verem aşısının yeri geçmiş dönemde büyükçe bir yara olduğu ve iz bıraktığı için, "sonucun olumlu çıkacağına eminim" dedi doktorumuz.
Ve bu muayenenin en önemli sonuçlarından biri, bir süredir kafamda dönüp duran soru işareti balonlarından birinin patlaması oldu. Gece uyanmalarıyla birlikte Zeyno'nun gündüz meme krizleri de tam gaz devam edince "acaba memeyi bıraktırsam mı?" diye düşünüyordum bir süredir. Ve bu sorumu paylaşacaktım Hilal Hanım'la. Ama sanki ne soracağımı önceden hissetmişçesine "biz bugüne kadar Zeyno'ya hiç antibiyotik vermedik değil mi?" diye O bana sordu. Ve devam etti: "Sadece bu hafta 9 tane zatüreli çocuğa baktım. Burun akıntısıyla birlikte öksürük başlıyor ve sonra zatüreye çeviriyor. Üstelik bu çocuklardan ikisini hastaneye yatırdım. Zeyno'nun üst solunum yolu enfeksiyonlarını sadece biraz burun akıntısıyla ve şurup takviyesiyle geçirebilmesinin nedeni hala meme emiyor olması. Hem ilaçsız atlattığı her enfeksiyon, immün bağışıklık sistemine kaydedildiğinden, bağışıklığı da artıyor!" Hilal Hanım'ın anlattıklarını kocaman olmuş gözlerimle dinleyince, soru işareti balonum bir anda patlamakla kalmadı, yerini "yaza kadar emzirmeye devam!" yazılı baloncuğa bıraktı.
Geriye kalan 2 aşı için (biri rutin aşı takviminde olmayan Hepatit A aşısı) 18. ayın sonuna kadar vaktimiz var. Bu nedenle önümüzdeki iki ayda kontrolde gidip gitmeyeceğimize biz karar vereceğiz. Eğer her şey yolunda giderse, gelecek ay gitmeyiz herhalde...

11 Aralık 2008 Perşembe

Sobe - Buzdolabımda neler var?

Damla'nın annesi sevgili Yaprak sobelemiş beni. Konu: "buzdolabımda neler var?" Aslında bayramdan hemen önce görmüştüm sobelendiğimi; vakit bulup yazamadım ama. O zamanla şimdi arasında buzdolabının içeriğinde epey bi fark var. Gelelim şimdi cevabı yazmaya.

Buzluktan başlayayım:
* Çifte çekilip, yaklaşık 300 gr'lık olarak buzdolabı poşetine konmuş dana kıyması (kurbandan - çoğu Zeyno'ya köfte olacak herhalde)
* Annem son geldiğinde sardığımız kıymalı buzluk böreği (iki yufkanın arasını yağlı suyla ıslatıp, üstüste koyuyorsun. Sonra istediğin içle ve istediğin şekilde sarıp, buzluğa yerleştiriyorsun. Çıkardığında buzlu buzlu tepsiye dizip, sıcak fırına veriyorsun. Puf puf kabarıyor)
* Yazdan depoladığım enginarlar
* Zeyno'nun dişliği (henüz hiçbir işe yaramadı!)
* Yarısı yenmiş bir kutu Cartedor dondurma (çok da sevmiyorum aslında bu krema kıvamında dondurmaları ama özellikle misafir geldiğinde tatlı üstünde ikram etmek için dolapta bulunmasında fayda var. Bir de kriz anlarında kutudan kaşıklamak için!)
* 2 poşet ev yapımı mantı (annemle yapmıştık)
* Annemin açtığı çörekler (kısık ateşte ve kapak kapatarak tavada ısıtınca yeni gibi oluyorlar)
* 1 top acılı sürk (Hatay peyniri)
1 kangal Erzurum sucuğu
* Yıldız şeklinde silikon buzluk (IKEA)

Ve alttakiler
* Yoğurt (hiç eksik olmaz dolaptan)
* Dün annemden gelirken getirdiğimiz yemeklerin olduğu kutular (zeytinyağlı yaprak sarma, bol peynirli patates püresi, baklava)
* Kırmızı lahana salatası (ince ince kıyıp, tuzla ovalıyorum önce. Sonra bol suyla yıkayıp, limon, sirke, yağ ilave ediyorum. Bu şekilde dolaba koyuyorum, her an yemeye hazır oluyor)
* Sebzelerden kereviz, tatlı yeşil biber, domates, kiraz domates, salatalı, kabak, mantar, havuç, limon, maydanoz ve dereotu
* Meyvelerden mandalina, elma ve muz
* Erzurumdan gelen eski kaşar peynirinin tekeri
* Kahvaltılıklar (ezine beyaz peynir, yeşil ve siyah zeytin, tost için taze kaşar, tereyağı)
* Karadeniz ekmeği (bu dilimli ekmeği çok seviyoruz. Tostu da çok güzel oluyor. Ama dışarda çabuk küflendiğinden dolapta tutuyorum)

Ve kapaktakiler:
* İçecekler süt, rakı, martini, bir kutu bira, soda, küçük bir şişe uzo
* Salça kavanozu, açtığım domates konservesinin (ev yapımı) kavanozu
* Nescafe kavanozu, Türk kahvesinin kutusu ve hardal şişesi
* Yumurtalar
* Ceviz

Ve eğer cevaplamak isterlerse Ayça'nın annesi Çağlayan'ı ve Duru'nun annesi Arınç'ı sobeliyorum ben de...

Renkler ve boya kalemleri

Zeyno, gündüzleri anneannesi ile başbaşa kalınca, genellikle melek kanatlarını taktığından ve sorun çıkarmadığından, biz de artık daha rahat kaçamak yapabiliyoruz. Geçen ay içinde bir tiyatroya bir de operaya gittik mesela. Bayramın ikinci günü de tercihimizi sinemadan yana kullandık. Annem "hava güzel, hadi siz dışarı çıkın biraz, ben Zeyno'ya bakarım" deyince, daha önce planlamamış olmamıza rağmen, jet hızıyla üstümüzü değiştirip, dışarı attık kendimizi. Hedefimiz "Issız Adam"dı. 15 dakika kala vardığımız sinemada 13:45 seansına yer bulamayınca, 16:15 seansı biletlerimizi cebimize koyup, Kadıköy sokaklarında turlamaya başladık. Birkaç sokağa girip çıktıktan sonra Alkım Kitabevi'nin içindeki Kahve Dünyası'na gittik. Kahveli Salep pek de damak tadımıza uymayınca, kahve molasını çabuk bitirip, üst kattaki oyuncakçıya çıktık. Zeyno'ya Tudem Yayınları'ndan çıkan Renkler kitabını aldık. Zeynep son günlerde evdeki kalemlere sardığından bir de boya kalemi almak istiyorduk. Ama burada bulamayınca, Nezih'e gittik hızla. Alternatifleri baktık ve sonunda üstünde "zehirsiz"ve "elleri boyamaz" işaretleri bulunan mum boyalarda karar kıldık (novacolor'un). Bir de küçük resim defteri aldık tabii.
Zeyno'nun boyalarla ilk tanışması ve ilk renkli karalamalarının belgesi fotolarda...

Bayramlık

2008 Kurban Bayramı (08.12.2008, Heybeliada-İstanbul)