31 Ekim 2008 Cuma

Arkadaşlık ödülü

Yazamadığım ve takip ettiğim diğer blog'lara bakamadığım dönemde, bir ödül almışım. Uluslararası Arkadaşlık Ödülü. Ceren'in annesi sevgili Özgür vermiş bana bu ödülü. Gece gözlerimden uyku akarken gördüm, birden canlandım. Çok teşekkür ediyorum. Ve ben de kural gereği listemdeki 3 isme veriyorum:
* İzmir'deki Duru'nun annesi sevgili Arınç
* İstanbul'daki Duru'nun annesi sevgili Pınar
* Ceylin Naz'ın annesi sevgili Gülfer

30 Ekim 2008 Perşembe

Nam Nam, Hoppi, Kikirik Kirpik

İlk 1 sene neredeyse televizyona hiç bakmadı Zeyno. Zaten televizyonun pek de seyredilmediği evimizde, O'nun uyanık olduğu saatlerde özellikle açmadık. Belki de bundan olsa gerek, şimdi Zeyno pek ilgi göstermiyor ekrana. Yani açık olsa bile O pek ilgilenmiyor. Tek bir istisnayla: TRT INT'te sabahları yayınlanan Elma Kurdu Nam Nam hariç. Yaklaşık 20 dakika süren bu programa aşık adeta. Elma Kurdu Nam Nam'la arkadaşı Su Aygırı Hoppi ve Kikirik Kirpik'i gördümü, akan sular duruyor. Bozmuyorum ben de keyfini. Hatta zaman zaman kahvaltısını onları seyrederken yapmasına bile müsade ediyorum. Biz de yapmıyor muyuz arada böyle kaçamaklar? Hem renklerin, seslerin hızla aktığı bir çizgi film değil bu. Ağırlıklı olarak bu üç karakterin kuklasının konuştuğu, içinde müziğin, dansın, belgesellerin olduğu bir program. Seyrede seyrede ben bile müptelası oldum.
Not: Sanırım 1 Kasım'dan itibaren artık TRT Çocuk kanalında olacak...

Uzun bir aranın ardından

Yazmadım, yazamadım. Yetmeyen zaman, artık hiç yetmiyor. Kriz durumu bitmiyor. Ve tam bu arada bir bakıyorum blog'a girilmiyor. Bir panik, sarılıyorum hemen telefona; "ne oldu, uçtu mu yani şimdiye kadar yazdığım her şey?!" "Korkma" diyor Osman. "Başka adreslerden ulaşılabiliyor". İçim rahatlıyor ama korkum yerini öfkeye bırakıyor. "Neden, neden, neden?" Aslında artık Türkiye'de bu soruyu sormanın ne anlamı var ki? Saçmalık çok, neden sorusunun cevabı ise hiç yok... Ama artık iyice çığrından çıkmaya başladı durum. Tabii fark edenler için!

Aslında yazacak çok ama çok şey var ama dedim ya vakit yok. Bu satırları yazmak için uykumdan dakikalar çalıyorum. Hızlı olmalıyım...

Gece uyanma krizleri bir parça düzeldi. Ya da artık ben alıştım. En az 2 kez kalkıyor Zeyno geceleri. Ama bu sayı bazen 5-6'yı buluyor. Akşam yatış saati 21:30-22:00 arası. Sabah kalkış ise uyanma sayısına bağlı olarak 07:00-08:30 arası. En önemli değişim ise gündüz uykusunun teke düşmesi. Daha önceki gibi sabah uyandıktan 2 saat kadar sonra uykusu geliyor ama uyumuyor. Gözlerini ovalıyor, mızmızlanıyor ama uyumuyor. Öğleden sonra saat 13:00-15:00 arası seçtiği herhangi bir zamanda uyuyor ve bu uykusu yaklaşık 1,5 saat sürüyor. Ve ben tüm işlerimi artık bu 1,5 saate sığdırmaya çalışıyorum: Cevap verilmesi gereken mailler, okunması gereken yazılar, günlük ev işleri ve yemek. Tabii ki her zaman birileri eksik kalıyor. Dinlenmeye ise hiç vakit yok. Uykuda bile...

Geçen sürede değişmeyen şey ise dişler. Hala çıkmadılar. Zeyno'nun dişetleri tıpkı fırındaki bir kek gibi kabardı. Alt ortadaki ve üst ortadaki iki diş adeta damaklarının içinde görünüyor. Ama hala damakları yarmayı başaramadılar.

Artık pusetinden nefret ediyor Zeyno. Öyle ki, gündüz uykularında bile içinde yatmıyor. Bu konuda silbaştan yaptık ve memeye geri döndük. Memede emerek uyumayı bıraksın diye alternatif olarak puseti bulmuştuk ama aylar sonra başa döndük yine.

Yemek konusunda pek bir değişim yok. İstediği zaman yiyor, istemediği zaman yemiyor. Israr yok. Ama geçen ay tüm iştahsızlığına rağmen 400 gr alınca, bu ay makarna ve ekmeği kısıtladım biraz.

Ve birkaç not:

* Birkaç gündür fark edilir derecede farklı sesler çıkarmaya başladı. Farklı sesler, farklı heceler de demek...
* Yürümeyi, kovalamaca oynayacak kadar ilerletti. Ama hala arada sırada dengesini kaybedip, düşüyor.
* Dergilere bakmaya bayılıyor. Artık yırtmıyor, sırayla sayfaları çeviriyor.
* Taklit yapmada son noktada. Her şeyi taklit ediyor.
* Hayvan seslerini ilerletti. Kedi, köpek ve arıya son olarak inek ve horoz eklendi.
* Sanırım artık konuştuğumuz her şeyi anlıyor. Dikkatli olmak lazım!!

Foto: 24 Ekim 2008, Heybeliada-Bostancı 16:55 vapuru

16 Ekim 2008 Perşembe

Yoğurt nasıl yenir?

İşte böyleee!!

13. ay kontrolü

13 Ekim'de, 13. ay kontrolü için Hilal Hanım'ın kliniğindeydik annemle (bu ay Osman bizimle gelemedi). Ama bu kez Hilal Hanım'ın odasından önce Aylin Hanım'ın odasına uğradık.

Aylin Hanım kliniğin psikoloğu. Hilal Hanım uzunca bir süredir (yaklaşık 9. aydan bu yana), "dikkat süresi çok uzun" diyerek Zeyno'ya gelişimsel test yaptırmamızı istiyordu. Bizse kulağımızın üstüne yatıyor, her ay geçiştiriyorduk. Çünkü kılım ben bu tür test vs olaylarına. Ve eğer bir sorun yoksa yaptırmak taraftarı değilim. Gideceksiniz, test yapılacak ve her şey normalse, (çoğunlukla) "sizin çocuğunuz bilmem kaç ay ileri" denilecek. Ya kardeşim, herkes ilerde; normal çocuklar nerde?

Ama 1 yaş kontrolünde Hilal Hanım net bir tavırla "istiyorum" deyince, çaresiz bu ay randevu aldık Aylin Hanım'dan. Annem, ben, Zeyno ve Aylin Hanım girdik odaya. Kısa bir tanışma faslında sonra, küçük bir top çıkarıp, Zeyno'yla oynamaya başladı Aylin Hanım. Sonra topa el sallandı ve kartlar çıktı. Kedi, bebek ve top resmi olan üç kart. Zeyno Aylin Hanım'ın sorduklarını gösterip, istediklerini verdi. Ardından kartlar kalktı ve "nerde?"oyunu oynadılar. Aylin Hanım'ın değişik yerlere sakladığı (tabii göstererek) çıngırağı buldu bizim minik. Ardından birlikte sesli bir kitap okudular. Tahtaya karalama yaptılar. Zeyno, "burnun nerde, ayakkabıların nerde?" gibi sorulara cevap verdi. Ve yaklaşık 1 saat süren tüm bu aktiviteleri büyük bir heyecan, istek ve sükunetle yaptı. Arada sırada bana göz attı ama genel olarak pek ilgilenmedi. (püf noktası, oyuncaklar sırayla ortaya çıkıyor. İşi biten kalkıyor, yenisi geliyor. Evde de böyle olmalıymış. Mesela biz oyuncak sepetinin yanına boş bir sepet daha koymalı, işi biten oyuncağı oraya atmalıymışız.)

Ardından bana birkaç soru sordu Aylin Hanım:
- Bardaktan su içebiliyor mu?
- Evet

- Çorabını çıkarabiliyor mu?
- Evet (her zaman)
- Kendi kendine konuşuyor mu?
- Evet (bolca)

- Babana götür, annenden al gibi iki kelimeli emirleri yerine getirebiliyor mu?
- Evet
- Elinden tutunca merdiven çıkabiliyor mu?
- Evet
- Diğer çocuklar ilgisini çekiyor mu? - Evet (her zaman, her koşulda)
- Dışarıda ilgisini çeken şeyleri fark edip, gösteriyor mu?
- Evet (özellikle kediler, köpekler, kuşlar, çocuklar ve vapurlar)
- Söylediği kelimeler hangileri?
- Net olanlar mama ve baba. Su için fu diyor, vev ver demek. Elini uzatıp a demesi de al demek.

- Sorunca adını söylemeye çalışıyor mu?

- Bunu hiç denemedik ama adını söylemeye çalıştığını hiç görmedim


Bu kısa soru cevap kısmını ardından açıklama kısmına geçti Aylin Hanım. Bu dönemde (12-15 ay) önemli olan sosyal alandaki gelişmeymiş. Bu yolunda oldumu, genelde diğerleri de yolunda oluyormuş zaten. Zeyno için de her şey yolundaymış. Kendinden beklenmesi gereken tüm gelişmeleri gösteriyormuş. Hatta 15. ay seviyesindeymiş (İşte o an! Diyorum ya, nerde ayına uygun çocuklar?) 6 ay sonra bizi yine görmek istiyormuş (söz vermeyeyim, bir seansın fiyatı 150 YTL!!)

Açıklamaların ardından Zeyno'nun memeye aşırı düşkünlük ve uyku problemlerini sordum. Bu da normal ve beklenen bir gelişmeymiş. Özellikle bebekler yürümeye başladığında, büyük bir mutlulukla birlikte kaygı da duyar, bu kaygılarını da çoğunlukla anneye sığınarak bastırırlarmış. Emme pekiştikçe de gece uyanmaları artarmış (yine bir kısır döngü yani). Eğer istersem böyle (emerek uyuma) devam edebilirmişim. Ama eğer bir değişiklik istersem önerisi, kendimden bir objeyi (eşarp vs.) Zeyno'nun yatağına koyup, sabırla yatakta uyumasını sağlamak (şu an bunu deneyecek enerjim ve sabrım yok. Zaten daha önce birkaç denemede bulundum ama sonuç fiyasko!)

Odadan son derece mutlu ayrılan Zeyno, diğer randevu saati gelene kadar salondaki oyuncaklarla oynadı. Bu kez kaydıraktan kayabildi (benim yardımımla tabii) ve artık yürüdüğü için bol bol mini bebek arabalarını sürdü. Yarım saat rötarla Hilal Hanım'ın odasına girdik. İlk iş ölçümler yapıldı. Boy geçen aydan bu yana 1,5 cm uzayarak 76,5 olmuş. Kilosu da 400 gr artışla 10300 gr. Geçen aydan daha çok kilo aldığını görünce şaşırdım. Bu kadar iştahsızlığa 400 gr! Anne sütü ve meyve işe yarıyor sanırım. Bu arada, her ne kadar kısıtlı vermeye çalışsam da, tükettiği karbonhidrat da (ekmek, makarna ve galeta üçlüsü) etkili olmuştur herhalde?

Baş ve boy ölçümü sırasında yine ağladı bizimki. Hem de ne ağlama. Canının yandığından falan değil, kolu bacağı tutulduğu için sinirlendiğinden. Ölçümlerin ardından suçiçeği aşısı yapıldı. Bu faslın ağlaması da memede sonlandı. Bir yandan kucağımda meme emerken, diğer yandan ayağını keyifle sallayıp, yan gözle Hilal Hanım'ı seyretti. (Hilal Hanım, bu keyifli emme işine şaştı kaldı). Kendisine verdiği balonla da hemen barış imzalandı.

Zeyno'nun dişlerinin hala çıkmamış olması, "sınırları zorluyor" diye yorumlandı. Ama damakları iyice sertleşmiş, dişler yoldaymış (yola çıkması bile 13 ay sürdü)

Emme isteğine Hilal Hanım tıbbi olarak yaklaştı tabii ve "dişlerden" dedi. Sütü ağrı kesici olarak kullanıyormuş bizimki (her iki yaklaşım da mantıklı aslında ve bence bizde ikisi de mevcut) Sabah, öğle, akşam dişlere jel sürüp, rahatlatacağım.

Bu arada iştahsızlık ve gece uyanmaları aynı zamanda idrar yolu enfeksiyonunun da belirtisiymiş ve kız çocuklarda bu enfeksiyon daha fazla görülürmüş. Bu nedenle bir de idrar tahlili yaptırmamızı önerdi.

Vitamin şurubu ve flour hapına devam. Suçiçeği ateş yapmazmış ama biz işimizi garantiye almak için klinikten çıkmadan bir ölçü ateş düşürücü şurup verdik Zeyno'ya. Gelecek ay aşı olduğundan yine gideceğiz.

**

Hazır yazmışken, bu ayla ilgili birkaç not daha düşeyim. Zeyno artık fıldır fıldır yürüyor. Hafta sonu Osman nöbetçiyken, Zeyno'yla ben Ceren'in doğumgünü partisine gittik. Ortamın en küçüğü olan Zeyno, balon kapmak için korkusuzca koşturan ablaların arasına daldı. Ertesi gün yürüme performansı fark edilir derecede artmıştı. İki gündür hiç emeklemiyor. Yürüyor, karıştırıyor ve arada evin içinde kayboluyor. Bu arada giderek azalsa da sık sık düşüyor. Çok dikkatli olmak lazım. Nasıl olacaksa? (Allah korusun demekten başka çare yok gibi)

Dışarıda arabasına oturtmak iyice güçleşti. Sahilde kedilerin peşinde koşmak, vapurda turlamak varken ne yapsın tabii arabayı?

Bizim aldıklarımız, Nurcan'ın verdikleri ve Yasmin'den aldıklarımız. Onlarca ayakkabısı oldu bir anda. Ama en çok Almanya'dan aldığım hafif boğazlı, kahverengi ayakkabılarla rahat ediyor. Etraftan "evde de ayakkabı giydir" diye öneriler var ama ben giydirmiyorum. Düşünsenize ayağınızın sürekli ayakkabı içinde olduğunu!

**

Haftanın aktivitesi "sonbahar". Özel bir şeyler yapmamıza gerek yok, çünkü bizim evde sonbaharın keyfini en çok çıkaran Zeyno. Minik ayakkabıları, her daim ayakkabılığın üstünde, pembe montu da askıda. "Hadi attaa gidiyorsun" dendi mi, itirazsız, hemen giyiliyor bunlar ve arabaya oturuluyor. Kapı açıldı mı da, içeride kalana (bu her zaman anne) neşeyle el sallanıyor. Ada'da sonbahar çok güzel. Osman akşamüstleri Ada turu atıyor (keyiften değil, zayıflamak için); Zeyno O'na eşlik ediyor; yorgun anne 1 saat yürüyecek enerjiyi kendinde bulamadığından ve evde işler hiç bitmediğinden sonbaharı kaçırıyor!

Foto: 16 Ekim akşamüstü, Heybeliada sahili

15 Ekim 2008 Çarşamba

Yoksulluk

Birkaç gün önce yan tarafa banner'ını koyduğum "Blog Hareket Günü"nden, babaolmak.com'u okurken haberdar olmuştum. Destek amacıyla, ilk iş kayıt olup, banner'ı yerleştirdim sayfaya. Bu blog'dan elde ettiğim herhangi bir gelir olmadığı için, yapabileceğim ikinci şey bugün yoksulluk konusunda bir yazı yazmaktı ki, işte yazıyorum.

Bu yazıya başlamadan önce babaolmak.com'a baktım yine. Kopya çekmek amacıyla değil, bu konuda yazdıklarını merak ettiğimden. Çok çarpıcı rakamlara yer vermiş. Dikkatimi en çok çeken çocuklarla ilgili olan tabii. Unicef’in bildirdiğine göre her gün fakirlik sebebiyle 26.500 ile 30.000 arası çocuk ölüyormuş. Bu rakamı okuduktan sonra uzunca bir süre düşündüm. Çocukların ne suçu var? Suçları, şanssızca yoksul bir ülke topraklarında ya da yoksul bir aileye mi doğmak? Aslında çok daha fazla düşünmek lazım bu konuda. Yapılabilecek şeyler olmalı; var da. Özellikle çocuklarla ilgili olarak. En azından, dünyanın hiçbir köşesinde hiçbir çocuk açlıktan ölmemeli. Bu kadar çok kaynak boşa tüketilip, bu kadar çok gıda çöpe giderken.

Pazardan, manavdan, marketten alışveriş yaparken bir daha düşünün. Aldıklarınızı tekrar tekrar gözden geçirin. Ve sırf zamanınız olmadığı için pişiremediğiniz ya da akşamdan dolaba koymayı unuttuğunuzdan bozulduğu için hiçbir gıdayı çöpe atmayın. Hiç olmazsa bu kadarını yapabiliriz değil mi?

9 Ekim 2008 Perşembe

Sabır, sabır, ya sabır

Uzun zamandır yazmadım yine; yazamadım. Fenayım çünkü. Hızla tükeniyorum. Bir bilgisayar oyununun ana karakteri gibiyim. Enerji göstergem dibe vurmak üzere, silahlarımı ise çoktan kaybettim. Bir bonus gelir, toparlanırım diye bekledim ama yok. Üstelik durum daha da kötüye gidiyor. Benim tükenen enerjime inat, her gün daha da enerji doluyor Zeyno. Pilleri sürekli şarjda sanki; hiç tükenmiyor. Düzen kelimesini ise çoktannn unuttum.

Bugün tam dibe vurmuşken geldi Prima'nın maili. Daha hamileyken üye olmuştum siteye. Zeyno'nun ay dönümlerinde düzenli olarak mail geliyor. Ve hep çok güzel şeyler yazıyor. Daha doğrusu yaşadıklarımı/yaşayacaklarımı birebir özetleyen yazılar.

Aşağıdaki yazıyı okudum birkaç dakika önce. Birden gözlerim parladı. Evet işte tam da bu yazılanları yaşıyorum. Birebir. Demek ki geçecek. Bunu biliyordum zaten ama ne zaman diye soruyordum hep. Biraz daha sabretmem lazım demek ki. Hayatta hiçbir konuda sabredememiş olan ben (annemin karnında bile 8 aydan fazla duramamışım, öğretmenlik mesleğini üniversite tercih formumdan o kadar çocuğa karşı sabırlı olamam diye son anda silmişim) sabredeceğim. Ama bu kez seve seve. Öğrendim ki, sabrın en büyük mayası sevgi. Ve ben Zeyno'yu o kadar çok seviyorum ki... Bundan sonrasını yazıyla ifade etmek güç. Geriye bu nota ekleyecek tek şey kaldı; Prima'nın maili. Özellikle bebeği 13 aylık olmuş, çıldırmanın eşiğindeki annelere sunulur.

DEĞİŞEN ALIŞKANLIKLAR

Bebeğinizin ayağa kalkma ve yürümeyi öğrenme dürtüsü uyku saatleri de dahil onun günlük düzenini iyice altüst etmiş olmalı. Sabah ve öğleden sonraki uyku saatleri de belirsizleşir. Bir bebek zamanını yatağında uyumak yerine hareket halinde geçirmeyi tercih edebilir. Bebeğinizi sabahları ve öğleden sonraları kısa süre yatağına bırakın; ama yatmıyorsa üzülmeyin. Bebeğiniz yürümeyi başarıp hevesini alınca yeniden uyumaya başlayacaktır. Bebeğinizin geceleri uyanma ihtimali daha da yüksektir. Sakin ve kararlı davranarak ve o bildik uyku öncesi törenini yineleyerek onu yeniden uyutabilirsiniz. Bebeğinizin kendi kendine yeniden uykuya dalması için ona yaklaşık 10 dakika zaman tanıyın. Sonra odasına gidip onu okşayın, orada olduğunuzu gösterin ve odadan çıkın.

Bebeğinizin yemek yeme alışkanlıkları da değişebilir; bebeğiniz bir öğünde hiçbir şey yemezken diğer öğünde sizden fazla yer. Ona güvenin; siz bunu bir mesele haline getirmezseniz bebeğiniz de dengeyi sağlayacaktır. Bebeğinize atıştırması için ekmek, krem peynirli tost ya da muz gibi yüksek enerji içeren gıdalar verin.

2 Ekim 2008 Perşembe

İlk adımlar


video

Birkaç fotoğraf

"Zeynep, sarıl bana" ya da "hadi ayyy yapalım" dediğimizde işte bunu yapıyor

"Zeynep, öpücük ver" dediğimizde de bunu...

Akşam yatmadan önce saklambaç oynamaya bayılıyor

Bir de parmak fırçasıyla dişetlerini kaşıyor mutlaka...

Unuttuğum bir şey var mı acaba?

Daha önce hiç bu kadar ara vermemiştim sanırım. Yazmayalı 10 günden fazla zaman olmuş. Üstelik bu geçen 10 günde o kadar çok şey oldu ki... Tembellik değildi yazmayışımın nedeni. Bir hafta bilgisayarımdan uzak kaldım. 5 yıldır dosyalarımı taşıyan ve artık iyice ağırlaşan bilgisayarım gitti şirkete, yerine yenisi geldi. Yeni bilgisayarın eve gelmesi arife gününe denk gelince, yazma işi yine ertelendi. Bayram hazırlıkları girdi bu kez araya çünkü. Baklavalar, börekler açtığım yok ama evi şöyle bir üstten temizleyip, bu bayram İstanbul'a gelen babaanne ve dedemiz için yemekler yaptım. Sonra bayram ziyaretleri, sohbetler, ve... Ve bayramın son günü, Zeyno karşı odada sabah uykusunu uyurken yazıyorum nihayet...

Madem en son sütü yazmışım, oradan başlayayım yine. Zeyno hala süt içmiyor. Önce iyileşmesini bekledik. Sümükler yavaş yavaş kurudu ve bitti. Bir deneme daha yaptık ama olmadı. İçine bal koydum ama sonuç aynı oldu Biz de ara dönemine girdik yine. Herhalde bir gün içecek?

Gece uyanmaları tam gaz devam. Bazen yarım saatte bir uyandığı bile oluyor. Ağlamasına bir uyanıyorum, bizimki yatağının içinde oturmuş, hem ağlıyor hem de gözlerini oğuşturuyor. Ve her uyanmada meme emmeden sakinleşmiyor. Bu arada yatağına sığamaz oldu artık. Ebat olarak sığıyor da, uykusunda yatağın içinde dört döndüğünden sığamıyor. Gece bir bakıyorum yatağa enine uzanmış. Üstü de he zamanki gibi açık. Üst açmayla baş edemeyince sonunda babaannemizin önerisiyle gece yelek giydirmeye başladım.

Uykusuzluğa ve süt direnmesine alıştım ama son dönemin asıl krizi yemek yemek. 1 yıldır iştahla her şeyi yiyen Zeyno, son dönemde ye-mi-yor! "Yemiyor" diye sızlanan anneler grubuna katılacağım hiç aklıma gelmezdi ama oldu işte. Yine de şikayetçi değilim. Belki de şimdi yediği ölçü normal olandır ve sadece geçmişte çok ve iştahla yediği için bana şimdi az geliyordur? Gelecek ayki kontrolümüzde ortaya çıkar nasıl olsa. Hem günde 3 öğün kaka da aynen devam ediyor. Doymasa ya da yedikleri az olsa herhalde bu sayı azalırdı? Yani ciddi bir iştah azlığı başgöstermiş olsa da bunu şimdilik sorun etmiyorum. Kaşar peyniri, üzüm, salatalık ve makarna sağolsun. Bu dörtlüye hiçbir zaman "hayır" demiyor. Ve son hız meme emiyor. Belki de iştahındaki bu azalmanın nedeni bu kadar çok emmesidir? Çünkü O emdikçe sütüm de ciddi oranda arttı. Yoksa bu kez dişler mi geliyor? (Anlaşıldığı üzere hala diş yok!) Bu konuda soru çok ama telaş yok. Sadece zamana ihtiyacımız var bence.

Ve son 10 günün asıl gelişmesi: Zeyno artık yürüyor. O bir yerden bir yere ilerlemek için hala emeklemeyi tercih ediyor ama biz ayağa kaldırıp, elimizde ilgisini çekecek bir eşyayla karşısına geçtiğimizde ciddi mesafede yürüyor. Fıldır fıldır dolanmasına az kalmış; babaannemiz öyle dedi.

Yürümenin dışında gelişim hızla devam ediyor. Artık anlamadığı komut yok gibi Zeyno'nun. İstediğimiz eşyaları alıp bize getiriyor, "al" diyor, "ver" diyor. İstediği şeyi parmağıyla işaret etmek ve benzer sesler çıkarmak suretiyle derdini gayet güzel anlatıyor. Bir şeyi istemedimi iki elini birden uzatıp sallamaya başlıyor, biz bir soru cümlesi sorduğumuzda yanıta göre başını "evet" der gibi sallıyor, kısacası hızla öğreniyor...

Hala el öpmeyi bilmiyor ama ciddi bir bayram hasılatı elde etti Zeynep. Üstelik her zamankinden çok daha mutlu çünkü bu bayram hem anneannesi, hem babaannesi hem de iki dedesi bir arada. Hepimiz bir araya geldiğinde tüm ilgi O'nun üzerinde olduğundan ve adeta gözünün içine bakıldığından mest tabii. Bu durum birkaç gündür eskinin kalabalık ailelerinde büyüyen çocukları düşündürüyor bana.

Unuttuğum bir şey var mı acaba? Her gün bu kadar çok şey yaşarken böyle uzun ara vermemeli!