20 Eylül 2008 Cumartesi

Süt tadımı

1 yaş kontrolüyle birlikte eklenmişti Zeyno'nun beslenmesine inek sütü. Başlangıç olarak kahvaltıda ve ılık. Denedik. İlk 2 gün 30-40 cc kadar içti ama sonra neredeyse ağzına bile sürmedi. Süt dolu biberonu daha ağzına götürmeden eliyle itti. "Acaba denesek mi?" diye düşünüp, Pınar'ın muzlu, çilekli sütlerinden (Pnar Kido) aldık ama içindekiler kısmında yazan "kıvam arttırıcı" ve "renklendirici" nedeniyle kutuları açmadan vazgeçtim bu denemeden. Ve Hilal Hanım'a "Zeyno'ya sütü nasıl sevdirebilirim?" diye bir mail attım. Cevap: "Süt, Zeyno iyileştikten sonra". Yani şimdilik süt tadımlarına ara verdik. Önce sümükleri def edeceğiz başımızdan sonra yeniden deneyeceğiz.

15 Eylül 2008 Pazartesi

Yeni yaşın ilk günleri

Yeni yaşına hızlı başladı Zeyno. İlk gün kuaföre gittik ve saçlarını "oğlan kafa" kestirdik. Aslında çok da istemiyordum bunu ama hem pırasa saçları hem de hiç durmayan elleri hiçbir tokayı kafasında tutmayınca, uzayan saçlar süreli gözlerin içine girince ve kafa terden sürekli ıslak kalınca sonunda kestirdik. İyi de ettik, ben çok beğendim bu yeni halini. Artık "kız mı oğlan mı?" diye sormuyorlar ama. Net olarak "oğlunuz kaç aylık?", "bu oğlan sizin mi?" diyenler oldu.

1 yaş kontrolü
Ve 2 ay aradan sonra 1 yaş kontrolü için doktora gittik. Ölçüm sonuçları: Boy 75 cm, kilo 9900 gr. İlk defa muayene Zeyno'nun ağlaması eşliğinde yapıldı. Kafasının, bacağının tutulmasına sinir oldu ve ağladı. Genel muayene sonuçları iyi olunca aşıların 2. periyodu başladı ve MMR (kızamık, kabakulak, kızamıkçık) aşısı oldu. Koluna saplanan aşı enjektörünün şaşkınlığıyla bir an ağlaması durdu ve Hilal Hanım'ın ilacı vermeye başlamasıyla mızmız ağlama yerini acı ağlamasına bıraktı. Ağladı, ağladı ve gördüğü bir oyuncağı parmağıyla gösterip, "ayyy" diyerek ağlamasına bir anda son verdi.
Bu ayın en önemli özelliği Zeyno'nun beslenmesine süt ve balın eklenmesi. Sütü kahvaltıda denemeye başladık. İlk 2 gün biraz (40 cc kadar) içmişti ama bugün neredeyse bir yudum bile almadı. Israr etmeyeceğim. İstediği zaman, istediği kadar. Günde 500 cc'ye kadar süt içebilirmiş. Ancak mikrokanamaları önlemek için sütü ılık vereceğim. Hilal Hanım kutu süt (Pınar organik) önerdi. Zaten Ada'da günlük süt bulma şansım da pek yok sanırım.
Zeynep Akdeniz tarzı beslenmeye devam edecek. Bu zor değil, çünkü biz de böyle besleniyoruz. Ama günde 1 fındık büyüklüğünde tereyağı alacak ki, bunu sabah tostunun içine sürerek veriyorum zaten.
En sevindirici haber demir damlasına son verilmesi. Bu iğrenç kokulu ve lekesini hiçbir gücün çıkaramadığı damlayı artık vermeyeceğim. Multitabs yerine de içinde omega 3 olan Minadex'i önerdi. Günde 1 tatlı kaşığı verilecek.
Her şey yolunda olmasına rağmen, Hilal Hanım'la aramızda geçen şu diyalog, muayenehaneden pek de mutlu ayrılmamı sağlamadı
- Ben: Bu sıralar memeye çok düşkün oldu. Her an emmek istiyor.
- Doktor: Daha da artacak
Benim düşünce sesim: Ne!!!
- Ben: Geceleri de çok sık uyanmaya başladı
- Doktor: Emzirdiğin sürece böyle devam edecek...
Benim düşünce sesim: Aman Allahım, yandım ben!!!
Gelecek ay yine gideceğiz, sırada suçiçeği aşısı ve PPD testi var. Bu arada gelişimsel test yaptırmamız konusunda Hilal Hanım hala ısrarlı. Gelecek ayın randevusuna kadar bu konuya da karar vermeliyiz.

Ve bir son durum değerlendirmesi
* Genel olarak yeme konusunda sorun yok. Canı istemezse ağzına bir lokma koymazken, canı istediğinde önündeki her şeyi bir çırpıda silip, süpürüyor. Teklif var, ısrar yok.
* Uyku konusu gitgide daha karışık bir hal alıyor. Gece ağlayarak defalarca uyanmaya devam. Bu arada gündüz uykuları da şaşırdı. Genel olarak sabah 1, öğleden sonra 2 saat uykuya devam. Ama arada her iki uyku periyodunun yarım saate indiği yada birinin 3 saate çıktığı da oluyor.
* Meme emmeye son gaz devam. Sabah uyandığında, gün içinde defalarca, gece uykuya dalarken ve gece her uyandığında. O emdikçe benim sütüm de yeniden arttı.
* Hala çıkan diş yok.
* Tutunmadan ayakta durabiliyor ama desteksiz adım atmaya hala cesareti yok.
* Artık söylediğimiz her şeyi anlıyor. Ve yapığımız her şeyi taklit ediyor.
* Ne koşulda olursa olsun, hareketli bir müzik sesi duyduğunda mutlaka oynamaya başlıyor. Hatta ağlarken bile.

Oyuncak güncellemesi
Şu sıralar en sevindiğim şeylerden biri Zeyno'nun oyuncaklarını gönlüme göre güncellemiş olmam. Blog arkadaşım Çağlayan'ın doğumgünü olarak yolladığı ahşap yap bozla başladı bu güncelleme. Ve sonunda nihayet doktor çıkışını fırsat bilip Koşuyolu'ndaki YaPa'ya gittik. Daha önce Pınar'ın hediye olarak getirdiği kitabın serisinden "şekiller"i aldık. Şekilleri doğru olarak yerlerine yerleştirme esasına dayanan ahşap başka bir oyuncak, playskool'un içiçe geçen renkli kutuları, küçük ahşap bir araba ve bir trampet. Bunlara bir de Nurcan'ın Tchibo'dann aldığı, her bir yüzünde farklı düzenekler bulunan 3 parçalık küp seti eklenince, şimdilik oyuncak faslını kapattık. Zeyno ahşap yapbozdaki parçaları yerlerinden çok güzel çıkarıyor ama takamıyor elbette. Ama buradaki hayvanların seslerini çıkarmamızı çok seviyor (bu arada köpek, kedi ve arı sesi çıkarmayı öğrendi) Bir de biz hangi hayvanı istersek o hayvanı bize uzatmayı. Kutuları henüz üstsüte dizemiyor. İçiçe de koyamıyor ama etrafa fırlatmaya bayılıyor. Nurcan'ın aldığı küpleri sevdi. Uzun süreli oynamıyor ama arada eline alıp, üstündeki her şeyi başarıyla yapıyor. Ve bugün vın vın diye ses çıkararak arabayı sürmeyi öğrendi... Elindeki çubukları trampete vurmaya ise bayılıyor.

Yazmaya devam...


Tam 365 gündür, her günle ilgili notlar yazdım blog'a. Ve Zeynep'in her gününe ait fotolar koyduk. Blog'un adına göre aslında yazılarıma son noktayı koymam lazım. Ama koymayacağım. Hem bu sayede kurduğum arkadaşlıkların devam etmesi hem de hayatımızın bu en güzel dönemine ait anlarımızı unutmamak için yazacağım. Ancak artık her gün değil. Günbe gün yazmak keyifli ama bir o kadar da zordu. Bundan böyle unutmak istemediklerimi ve paylaşmak istediklerimi, fırsat buldukça yazacağım...

1 yıllık özet


Geçen 1 yılı bu fotoğraf karelerinden daha iyi ne özetleyebilir ki?


Sobelere gecikmiş cevap

Yazamadığım süre içinde iki kere sobelendim. İlk önce sevgili Gülfer sobeledi beni. Konu bebeklik resimleri. Aslında bu konuda sobelenmekten korkuyordum. Korktuğum da oldu. Bebeklik dönemime ait tek fotoğrafı (ki o da 1 yaşımda çekilmiş) bulamıyorum. Anneme arattım önce belki ondadır diye ama yokmuş. Şimdi benim kilerin üstündeki albüm kutusunu (daha doğrusu fotoğraf kolisini) aşağıya indirip, içinde biraz kaybolmam lazım. Ama bu iş için uzunca bir zaman ayırmam gerektiğini bildiğimden henüz cesaret edemedim.
Aslında daha önce "neden benim başka bebeklik fotoğrafım yok?" diye epey söylenmişliğim var anneme. Fırsat olmamış. Öyle diyor annem. Daha doğrusu o andaki yaşam koşullarımız içinde bu iş için vakit ayıracak kimse yokmuş. Bu tek kare fotoğrafı da dedem çektirmiş. Bir gün kucağına alıp, fotoğraf stüdyosuna götürmüş beni. Böylece şimdiki pırasa saçlarıma inat o zaman kıvırcık olan saçlarım ve çiçekli kolsuz elbisemle 1 yaş halim, siyah beyaz belgelenmiş olmuş. İnşallah bir süre sonra bu tek fotoğrafı bulup, buraya mutlaka yükleyeceğim.
Her ne kadar henüz fotoğrafı bulamasam da cevap yazdığım için başkasını sobeleme hakkımın olduğunu düşünüyor ve eğer cevap yazmak isterse bu konuda Duru'nun annesi Arınç'ı sobeliyorum...

Gelelim ikinci konuya. Konu mutluluğun tarifi ve resmi. Sobeleyen Damla'nın annesi sevgili Yaprak. Aslında bir süre düşündüm bu konuyu. Üniversite sınavını kazandığımı öğrendiğim gün, Osman'la birbirimize "evet" dediğimiz an, babamın kalbine sitent takıldıktan sonra sağlıkla odasına döndüğü an, hamile olduğumu öğrendiğim an... Hepsinde sonsuz mutlu olmuştum ama hiçbiri değil buraya yazmak istediğim. En mutlu olduğum zaman, doğumdan saniyeler sonra Zeyno'yu göğsüme koydukları an. Ağlamadım, konuşamadım. Ama o kadar derin bir sevgi ve aşk hissettim ki... Öyle bir anı bir daha yaşar mıyım bilmiyorum? Ve bu konuda da Defne'nin annesi Hülya'yı sobeliyorum.

İlk doğumgünü

Özel günler için özel organizasyonlar yapmayız genelde biz. Bazen o bahaneyle dışarda yemek yediğimiz olur, en fazla o kadar. Zeyno'nun doğumgünü için aklımızdan birkaç organizasyon geçti ama onlardan da vazgeçtik. Hafta içi bir güne ve Ramazan'a denk gelmesine bir de Ada şartları eklenince, bir şeyler planlamak zor olmuştu zaten. Sonunda iftarda annemlere gidip, yemekten sonra kendi aramızda bir pasta kesmeye karar verdik. Aile içi mini bir kutlama yani. İlk 3 sene doğumgünlerinde özel bir şey yapmaya gerek var mı, karar veremiyorum zaten. Bebeklerin o yaşa kadar olaydan pek bir şey anlamayacaklarını düşünürsek, bebek için değil de anne baba kendisi için bir şeyler yapabilir belki. Nitekim sadece bebeğin dünyaya geldiği değil, eşlerin de anne babalığa yani yepyeni bir hayata başladığı gün. Ben de bunu bahane edip, doğum hikayemi yazıyorum. Hem yıllar sonra da detaylarıyla hatırlayabileyim hem de Zeyno sorduğunda O'na anlatabileyim diye...

Tam da yemeğin peşine, annem mutfaktan "çayın suyunu koyuyorummmm" diye bağırdığında gelmişti suyum. 39. haftayı geride bırakıp, 40. haftaya başladığım gün. Oysa daha birkaç saat önce doktora kontrole gitmiştim ve doğumla ilgili herhangi bir belirti yoktu. Sakince mutfağa doğru seslendim ben de banyodan "çayın suyunu koymaaaa. Benim suyum geldiii!" Daha önce defalarca kontrol ettiğim hastane çantam hazırdı. Çantayı aldık, puseti aldık ve arabaya bindik. Direksiyonda Osman, yanındaki koltukta ben, arkada annemle babam. Günlerden Cuma, saat 20:00 civarı ve biz Erenköy'den Zeytinburnu'na gideceğiz. Ağrım yok, sancım yok, gayet sakinim ben. Garip ama heyecandan kırıntı bile yok içimde. Osman'a bakıyorum. Emniyet şeridine geçmiş, dörtlüleri yakmış, sıkışan köprü trafiğine söyleniyor. Sakince "panik yapma, iyiyim ben" diyorum ama arabada benden başka duyan yok söylediklerimi. Arka koltuğa dönüyorum annemlerin yüzündeki korku. Hastaneye geliyoruz. Doktorum aramış, beni bekliyorlar. Odaya yerleşiyoruz. NST'ye bağlıyorlar yine beni. Kontrol ediyor hemşire. Her şey normal. Epiduralin takılabilmesi için geçmesi gereken süreyi bekleyeceğiz. Garip ama hala çok sakinim. Yokluyorum arada kendimi ""heyecanlı mıyım, korkuyor muyum? diye. Ama ı ıhh. Yaklaşık 2 saat sonra serum takıyorlar koluma. Yavaş yavaş başlıyor sancılar. Ve gitgide şiddetleniyor. Hemşireye yalvarıyorum "bi baksanız, zamanı gelmiştir belki" diye. Ama yok. İlk doğumlarda zor açılırmış rahimağzı. Gelip geçen her sancıdan sonra, saçımın her damlasından ter damlıyor. Ve zaman akarak geceyi yeni güne bağlıyor. Sabah saat 06:00'da hemşire "tamam, arayalım, gelip epidurali taksınlar" dediğinde hayatımın en mutlu anlarından birini yaşıyorum. Minnetle bakıyorum gözlerinin içine ve sanki sancılarımın şiddeti azalıyor. Yarım saat sonra başka bir odaya alıyorlar beni. Görür görmez kanımın kaynadığı, şirin mi şirin bir profesörle ekibi takıyor epidurali. "Bitti" diyor ama ben hiçbir şey hissetmedim bile. Bir anda ağrı bitiyor. Hissediyorum sancıların gelişini ama ağrı olarak değil. Farklı bir hisle. Ayaklarım tamamen uyuşacak, felçli gibi olacağım sanıyorum ama hayır. Oynatabiliyorum, sadece dokunduğumda hissetmiyorum. Osman'ı ve annemi alıyorlar birazdan buraya. Gülerek "iyiyim" diyorum. Gerçekten iyiyim. 8 saatlik sancı seansından sonra gelen bu rahatlık hali çok iyi hissettiriyor kendimi bana. Doktorum geliyor, kontrol ediyor ve gidiyor. Yeni bir bekleme sürecine daha giriyoruz. Nazik Ebe sık sık kontrol halinde ama daha vakit var. Sohbet ediyoruz Osman'la. Odadaki diğer sağlık personeliyle. Derken tekrar terlemeye başlıyorum. Ağrım yok ama var gücümle ıkınmak istiyorum. Nazik Ebe "sakın ıkınma, nefes alarak tut" diyor. Çok zor bu. Olmuyor. Tutamıyorum galiba. Böyle ne kadar süre geçti bilmiyorum. Ben "artık tutamıyorum" deyip, var gücümle ıkınmaya başladığımda, Nazik Ebe'de doktorumu arıyordu "gelin, vakit geldi" diye. Doktorum geldi, her zamanki sakinliğiyle, "panik yapmayın, daha var" dedi ve bana yapmam gerekeni anlattı. Sancı geldiğinde o bana "ıkın" diyecek ve ben nefesimi kaçırmadan ıkınacağım. Yattığım yatağın sağından solundan birer tutacak çıktı. Kuvvet almak için sıkıca tutundum. İlk denemede olmadı. İkincide de. Üçüncü de bir anda boşaldı içim. Rahatlamakla kalmadı, huzur doldu bir anda. Ve Zeynep'i görür görmez hayatımdaki en derin aşk başlamış oldu.

Geçen sene bugün

Sadece 1 gün kaldı Zeyno'nun ilk doğumgününe. Ve ben bugünü sürekli "geçen sene bugün" modunda yaşadım. Gözüm saate her takıldığında, geçen sene bu saatlerde ne yaptığımı düşündüm. Öğlen doktora kontrole gidişimi, "hareketler biraz azaldı galiba?" dediğim için NST'ye bağlanışımı, doğum için herhangi bir işaret olmadığından iki gün buluşmak üzere hastaneden ayrılışımı, öğleden sonra gezmemi ve akşam doğum için hastaneye gidişimi...

Ayıcıktan file...

Blog sayfamızı renklendirirken bulmuştuk sayfanın en altında yer alan ikonu. Otomatik olarak Zeynep'in kaç günlük olduğunu gösteriyordu. Çok güzeldi ama sayfaya yerleştirdiğimiz gün acayip moralimi bozmuştu. Zeynep'i temsil eden bebek, en başta, ayıcığın üzerinde duruyordu. Ve önümüzde çoook uzun bir yol vardı. Hedef fildi. O zaman hiç gelmeyecekmiş gibi gelen an geldi. Zaman akıp gitti ve bebek filin üzerine geldi. Zeynep artık 1 yaşında!

5 Eylül 2008 Cuma

Korkak iki adım

Temizlik vardı bugün evde. Ve ne oldu? Geçen 12 aydır, her 15 günde bir olduğu gibi, Zeyno her zamankinden çok daha uzun uyudu. Hem de süpürge, kova sesi eşliğinde. Ama günün kaydedeğer asıl olayı Zeyno'nun attığı iki adım. Hüsniye Abla onu ayakta tutup, elindeki deterjan kutusunu gösterince, korkarak da olsa ona doğru iki adım attı. Sonra popo yere hemen tabii. Yürüme sayılmaz ama tutunmadan, destek almadan atılan ilk adımlar için bugünün tarihi not düşülebilir. Ve anlaşılan o ki, yürüme çok yakında...
Not: Foto anlattığım anın karesi değil. Akşam, banyo sonrası, uyku öncesi çekildi. Bu perişan halin nedeni bu...

İyiki varsın makarna

Zeyno hasta ama iştahı yerinde. Ama iyiki makarna ve yoğurt var. Zeyno'ya yedirmek istediğim her türlü sebzeyi makarna ve yoğurt desteğiyle kolayca yedirebiliyorum. Sebzeler haşlanıp, ezilerek makarnaya sos oluyor mesela. Ve yanında yoğurtla hop mideye. Ya da o önüne koyduğum makarnaları tek tek eliyle azına atarken ben de bir yandan köftesini yediriyorum. Ne diyebilirim? Benim gibi makarnacı bir annenin çocuğu başka nasıl olabilirdi ki? Sabah akşam makarna yesem bıkmam. Sanırım Zeyno da öyle...

3 Eylül 2008 Çarşamba

Sümüklü Zeyno

Dün gece kaç kere yatağımdan çıktım, bilmiyorum. Saymadım, sayamadım... Zeyno yaklaşık 1,5 saatte bir uyandı. Ve.... sabah uyandığında burnu akıyordu.
1 yaş kontrolü için 10 Eylül'e randevu aldık. Ama daha 1 hafta zaman olduğu için, Hilal Hanım'a mail attım hemen. Ve şunları yazdım: "Hilal Hanım merhaba, Ayın 10'unda kontrole geleceğiz. Ancak daha 1 hafta zaman olduğu için sormak istedim: 2 gündür Zeyno'nun genzinde bir hırıltı vardı (sanki balgam varmış gibi). En çok da geceleri nefer alırken duyuyordum. Bu sabah hapşırmaya başladı. Burnu da hafifçe aktı. Yapmam gereken bir şey var mı? Genel olarak keyfi ve iştahı yerinde
. Hala meme emiyor (son 15 gündür çok düşkün, gündüzleri de emiyor). Dışkılama iyi (biri sabah biri akşam olmak üzere iki kez kaka yapıyor. Ne katı, ne sıvı). Geceleri çok sık uyanıyor ve 2 akşamdır uykuya da çok zor geçiyor (2 gündür gece uyanma sayısı da çok arttı. 1,5-2 saatte bir uyanıyor)"
Daha yarım saat kaar zaman geçmişti ki, cevap geldi. Burnuna serum fizyolojik yapacağım. Önerdiği şurubu, sabah - öğle - akşam birer çay kaşığı içireceğim. Ve bu tedavi 3 gün sürecek. Bugün öğlen başladım hemen şurubu içirmeye. Umarım Zeyno çabuk toparlar...

2 Eylül 2008 Salı

Kandırdık!

Bugün adeta kandırdık Zeyno'yu. Zaman zaman ellerini tutunduğu yerden bırakıp, bir süre ayakta kalabiliyor aslında. Ama birden tutunmadığını fark edince hemen yere koyuyor poposunu. Bugün ayaktayken, iki eline birden sallayınca ses çıkaran iki ayrı oyuncağını verdi Osman. Birlikte sallamaya başladılar. Sonra Osman Zeyno'nun ellerini bıraktı. Kısa bir şaşkınlık anı oldu ama Zeyno hiç istifini bozmadan oyuncakları sallamaya devam etti. Bunu tekrar ede ede günün sonunda tutunmadan ayakta durma konusunda epey ustalaştı. Bu haldeyken dizlerini kırarak sallanabiliyor, hatta arkasından gelen sese doğru kafasını çevirebiliyor. Birkaç adım atmaya da cesaret ettimi bu iş tamam.

1 Eylül 2008 Pazartesi

Kırp gözünü

Daha gelir gelmez kendini hissettirdi sonbahar. Kuvvetli esen poyraz nedeniyle hava oldukça serindi bugün. Sabah Zeyno'ya uzun kollu tshirt giydirip, mama sandalyesini de balkondan içeriye aldım. Önümüzdeki iki ay boyunca sıcak günler olur daha ama kışa hazırlanmalı yavaş yavaş.
Not: Gözlerini kırpmayı öğrendi bugün Zeyno. Biz öğretmedik, O kendi kendine yapmaya başladı. Şimdi biz "gözünü kırp" dedikçe kırpıyor. Hem de çok komik...

Gezme planları

Dün gece çok ağladı Zeyno. Nedenini bilmiyorum ama daha önce hiç bu kadar ağlamamıştı! Kötü geçen geceye rağmen sabah keyifli uyandı Allahtan. Öğleden sonra O'nun bu keyfini fırsat bilip, anneme bırakarak dışarı çıktık. İlk iş IKEA'ya gidip, evdeki mama sandalyesinden bir tane daha aldık. Annemlere bırakacağız bunu. Böylece ordayken arabasında yemek yemekten kurtulacak Zeyno. IKEA'dan çıkınca Koşuyolu'ndaki Ya-Pa'ya gittik. Şansımıza kapalıydı. Ama camından gördüğümüz kadarıyla da mutlaka tekrar uğramalı buraya. Çok güzel tahta oyuncaklar var. Vakit kalınca hala yaz indiriminin devam ettiği Kadıköy'deki Benetton012'ye gitmeyi düşündük ama bir kısım yollar kapatıldığı için arapsaçına dönen trafik nedeniyle hemen vazgeçip, evin yolunu tuttuk. Yaklaşık 2 saat boyunca gayet iyi vakit geçirmiş annemle Zeyno. Yaşasın! Kış için gezme planları yapabilirim.

Doğumgünü hediyesi

Uzunca bir süre görüşemeyeceğimiz için, yazın ayrılmadan önce babaannesi Zeynep'in doğumgünü hediyesini vermişti. Onu saymazsak, Zeynep ilk doğumgünü hediyesini bugün aldı. Hem de henüz yüzyüze tanışmadığımız ama blogumuzun sıkı takipçisi olan bir anneden. Ayça'nın annesi Çağlayan'dan. Ankara'dan kargoyla gelen paketi açınca çok şaşırdım. Paket geleceğini biliyordum ama içinden ne çıkacağı konusunda hiçbir fikrim yoktu. Çağlayan aklımdan geçenleri okumuş, tam da şu sıralar almayı düşündüğüm iki şeyi koymuş paketin içine. Bir parmak fırçası ve tahtadan bir puzzle. Diş fırçalamayla ilgili bir kitapla, bir de doğumgünü kartı da çıktı paketinden içinden. Zeyno puzzle'ıyla oynamaya başladı hemen. Tabii ki henüz parçaları yerine takamıyor ama çok güzel çıkarıyor. Ve şaşırtıcı bir şekilde parçaları şimdiye kadar hiç ağzına sokmadı. Parmak fırçayla ilk kaşıma seansını da yaptık. Kitap kütüphanedeki, doğumgünü kartı da Zeyno'nun "ilkler kutusu"ndaki yerini aldı. Ve doğumgününe sayılı günler kaldı...
Akşam annemlere gittik. Yoldan geldiler bugün ve Zeyno'nun uyku saatinden önce eve girdiler. Geçen 2 aylık sürede annem en çok Zeyno'nun onları unutmasından korkmuştu. Ama gördük ki, korktuğu olmamış. Tüm uykusuzluğuna rağmen, onları görünce neşelendi bizimki. Tabii O'na getirilen hediyelerin de payı yok değildi bunda.