29 Ağustos 2008 Cuma

"Anne!"

Kafamda karışık bir gündü bugün. Dün organizasyonu tamamlamıştım aslında. Sabah Zeyno'yla beraber 08:10 vapuruyla Bostancı'ya geçeceğiz. 09:15 gibi annemlerde olacağız. Hüsniye Abla evi temizlerken, ben Gökçe'nin getireceği çıkışları okuyacağım. Bu arada Zeyno'ya da Halil bakacak. Organizasyon tamamdı da, kafam karışıktı yine de. Ama tıkır tıkır işledi bugün plan. Üstelik Zeyno hem sabah hem de öğlen uykusunu uzun tutarak destek oldu bize (evde temizlik olduğu günler hep daha uzun uyuyor zaten). Daha önce ağzından tesadüfen çıkan ama son birkaç gündür anlamlı hale gelen "anne" sözcüğü de, bugün en anlamlı şekliyle dökülüverdi dilinden. Ben mutfakta sayfaları okurken kulağıma çalındı. Dayı yeğen karşılıklı "anne" deyip duruyorlardı. Önce Halil, sonra Zeynep. Yaşasın, kızım "anne!" diyor.

28 Ağustos 2008 Perşembe

Salatalık ve üzüm

İki favori yemeği var Zeynep'in: Tarhana çorbası ve kuskus makarna. Son günlerde salatalık ve üzüm eklendi bunlara. Salatalığı soyup eline veriyorum, kemire kemire yiyor. Üzümlerde ise ayrı bir stili var. Tabaktaki üzümler itinayla yere atılıyor önce, sonra tek tek ordan alınıp, ağza atılıyor. Üzümler bitince tabak ters çevrilip, davul gibi çalınıyor.

27 Ağustos 2008 Çarşamba

Mutlu maymun modu

Mutlu maymun modundaydı bugün Zeyno. Sabah 06:30'da uyandı. Yanıma aldım, yanyana uzandık. Emdi, emdi ve arkasını dönüp, uykuya devam etti. 08:00'da uyandık. Kahvaltı ettik. 1 saatten fazla sabah uykusu uyudu. Öğlen bir kase tarhana çorbasını indirdi mideye. Öğleden sonra dayısıyla oynadı. Akşamüstü 2 saat uyudu (Yaşasın eski düzene dönüş!) Akşam babasıyla gezmeye gitti. Kurt gibi acıkmış geldi eve. İlk kez bulgur pilavının tadına baktı ve sevdi. Banyo yaptı. Dans etti. (Biz parmaklarımızı şıklatınca o da yapıyor; tabii ses çıkaramadan. Bir de neşeli müzik çalınca kollarını iki yana açıp, ellerini sallıyor). Meme emerek uykuya daldı.

Pamir, Zeynep, Ela

Nurcan aramıştı dün. Dayımla yengem evliliklerinde 40 yılı geride bırakıyorlarmış. "Gelir misiniz?" dedi. Pamir, Zeyno ve Ela bir araya gelecekti; "evet" dedik. Kulağımızı biraz tersten gösterip, akşam Kabataş üzerinden Üsküdar'a geçtik. Ben Pamir'e bakıp "ne kadar büyümüş, Zeynep ne zaman böyle olacak?" dedim; Ebru da Zeynep'e bakıp aynı şeyleri söyledi. 26 aylık Pamir, 11,5 aylık Zeynep ve sadece 27 günlük Ela. Bu akşam üçü bir aradaydı. Ela memesini emip, sürekli uyudu. Zeynep Pamir'in oyuncaklarının ve kalabalığın büyüsüne kapıldı. O ana kadar evde saltanatı tek başına devam eden Pamir, bir anda bunu iki kişiyle paylaşmak zorunda kalınca biraz huzursuz oldu. Aileden bir kez daha "çocuklu" dönem geçiyor. Birkaç sene sonra üçünün iyi arkadaş olacağına eminim.
Foto: Bostancı iskelesinde 22:15 vapurunu beklerlen...

25 Ağustos 2008 Pazartesi

Düzen değişiyor galiba?

Zeyno düzen değiştiriyor yine galiba? Bugün kahvaltısını saat 08:00'de yaptı. Ve kahvaltı sonrası sadece 20 dakika uyudu. Öğlen yemeği saat 13:00'te. Esniyor. En az 2 saat uyur diye düşünmüştüm ama sadece yarım saat. Akşam yemeği saat 19:00'da. Bugün her şey 1 saat önce. Banyo da yemek sonrasına kaldı. Banyonun peşine uyuyor. Uykuya daldığı saat 21:00. İlk uyanma 45 dakika sonra; tabii yine ağlayarak. Kim bilir gece daha kaç kere kalkacak? 2 gündür hafif ateşi var gibi. Acaba bu kez dişler mi?

Çorba maili

Dergi yayın hayatına başladıktan kısa bir süre sonra, annelerin oluşturduğu pek çok yahoo grubuna üye olmuştum. Anne olduğumdan değil, dergiyi hazırlarken fikir edinmek, buradaki bilgilerden faydalanmak için. Her gün yüzlerce mail geliyor posta kutuma bu gruplardan. Çoğu zaman sadece "konu" kısımlarında ilgimi çekenleri okuyup, diğerlerini siliyorum. Bugün biriken mailleri gözden geçirirken, anne olmak grubundan gelen "bebek çorbaları" konulu bir maili ayırdım. Bu kez dergi için değil, kendim için. Ve aşağıda tarifi bulunan yoğurtlu sebze çorbasını pişirdim Zeyno'ya. Yoğurdu sevdiğinden bayıla bayıla yedi. Yayla çorbası pişiriyordum ama bugüne kadar nasıl akıl edemedim ben sebzelerle yoğurdu birleştirmeyi?
Yoğurtlu Sebze Çorbası:
Bebekler genelde yoğurt tadını çok severler. Onlara sebzeyi bu şekilde yedirebilirsiniz. 1 küçük boy patates, yarım kabak, 2-3 sap maydanoz veya ıspanak, 1 tatlı kaşığı pirinç düdüklü tencerede (*) çok az su ile pişirilir. Ayrı bir yerde 1 kepçe yoğurt, 1 tatlı kaşığı un, yarım yumurta (6 aydan küçük bebek için yumurta ilave etmeyiniz) (**)karıştırılır. Karışıma kaynar sebze suyu ilave edilerek karıştırılır. Sulandırılmış karışım diğer sebzelere eklenerek kaynatılır. Çorba koyulaşınca ateşten alınır. Üzerine istenirse kuru nane eklenir. 1 tatlı kaşığı sızma zeytinyağı ile servis edilir.
(*) Bu kadar az porsiyonda bir yemek için düdüklü kullanmadım, küçük bir tencere pişirdim sebzeleri ben.
(**) Ayrıca Zeyno sabah yumurta yediğinden yumurta da koymadım içine.

23 Ağustos 2008 Cumartesi

Islak bir mola

Hava o kadar sıcaktı ki, sonunda Zeyno'nun havuzunu ılık suyla doldurup, balkona çıkardık. Soyduğumuz gibi Zeyno'yu da içine bıraktık. Oh be dünya varmış. O kadar mutlu oldu ki... Ama karnı acıkıp, "mamma" diye sayıklamaya başlayınca yarım saatten fazla sürmedi bu keyif. Yine de bu kısa ıslak mola çok rahatlattı O'nu.
Tüm gün anlattık O'na akşam Eralp'ler gelecek diye. Kapı çalınca "Eralp geldiii!" diye kucağımızda koşarak gittik o tarafa. Kapıyı açaraçmaz bizimki önce Eralp'i, ardından Nilüfer'in tişörtündeki çizgi film karakterlerini parmağıyla işaret edip, "aaaa" diye bağırınca, Eralp (6 ay 3 haftalık) ağlayıverdi. Böylece aralarında olmasını ümit ettiğim iletişim başlamadan bitti. Gece boyunca ara sıra karşılıklı gülüşseler de pek birbirleriyle ilgilenmediler.
Akşam 21:15 gibi gözlerini oğuşturmaya başladı yine Zeyno. Odaya gittik, emmeye başladı ama durum dün geceyle aynı oldu. Geri geldik balkona. 22:00'de bir deneme daha ve bingo! Anlaşılan yeni gece uykusu düzenimiz 22:00-07:00 oldu. Gece 3-4 defa ağlayarak uyanmaya devam ederek...

Tüm gün kapı gıcırtısı

Dün akşamki mızmızlığının ardından gece ekstra bir sorun yoktu ama gündüz aynen devam etti. Sabah doğru dürüst bir şeyler yemedi, tüm gün kapı gıcırtısı gibi mızıldandı. Ve akşam her zamanki gibi 21:30'da UYUMADI. Daha doğrusu gözlerinden uyku akmasına rağmen uyuyamadı. Neden dişler mi? HAYIR. Kesinlikle sıcak hava bence. Çünkü saat 23:15'i gösterdiğinden, balkonda kucağımda sızıverdi.

Hayatımı sayarken

Ocak 2007'den bu yana, yani hamile olduğumu öğrendiğimden beri hayatımı sayıyorum. Önce haftalarla başladım. 46, 47, 48 ve 49. haftanın ilk günü 3 kişi olduk. Sonra günlere geçtim. "Hele bi göbeği düşsün..." dedi herkes, ilk 7 günü saydım. Sonra yarı kırkı çıksın diye üstüne 13 gün daha. 40 uçurması için bi 20 gün daha... "3 ayını doldurunca her şey düzene girer" dediler. Günleri saymaya devam ettim. Sonra ay ay... Her doktor kontrolü zamanı "ne çabuk geçti bu ay" diyerek. Ve 1. yaşı tamamlamak için kalan günleri sayarken benim doğumgünüm geldi, çattı. Geçen sene doğumgünümde nerdeydim, ne yapmıştım hatırlamıyorum. Tek hatırldığım hava çok sıcaktı ve karnım burnumdaydı. Daha dün gibi. Ne çabuk geçti koskoca bir yıl?
33 bitti, 34'e girdim. Bunu bahane edip, akşam yemeği için Büyükada'ya gittik. Kazık yememek için pazarlığımızı önceden yapıp, sahildeki balık lokantalarından birine oturduk. Yasemin'le Sinan'ı da çağırdık. İlk vapura atlayıp, geldiler. Tam balıklar gelmişti ki, Zeynep ilk golünü attı. Uzun zamandır yapmadığı gibi, belinden taşarcasına altını pisletti. Balıkları bırakıp, temizliğe koştuk Osman'la. Sonra Zeynep'in golleri üstüste devam etti. Nedenini anlayamadım ama hep huzursuzdu. Çok sevdiği balıktan bile yemedi. Sadece birkaç patates. Hal böyle olunca planladığımız gibi 21:45 değil, 20:45 vapuruna bindik. Pek umudum yoktu ama eve gelir gelmez uykuya daldı.
Sanırım Zeyno'nun 1 yaşını doldurmasıyla birlikte, yılları saya saya devam edeceğim hayatıma.

21 Ağustos 2008 Perşembe

Şu sıralar...

Unutmadan not düşmek lazım bunları. Zeyno şu sıralar:
* Geceleri 3-4 defa uyanıyor. Hemen hepsinde meme emiyor. Acıktığından değil tabii. Bir ara geceleri sadece 1 kere uyanmaya başlamışken neden tekrar böyle oldu bilmiyorum. Artık neden aramıyorum da zaten.
* Meyvelere acayip düşkün oldu. Özellikle de karpuza. Akşam yemeğinin ardından koca bir dilim karpuz yiyor. Tabii yine kendi çatalıyla, kendisi (biz çatalına bir parça karpuz takıyoruz, o da indiriyor mideye)
* Beğendiğini yiyor, beğenmediğini yemiyor. Tadına bakıyor ve eğer beğenmezse hemen eliyle ağzındaki lokmayı çıkarıyor.
* Elindeki yemeğini (ekmek parçası, karpuz vs) bize de uzatıyor yememiz için. Bir bana, bir babasına. Sonra kendine.
* Sadece yemeğini değil, oyuncaklarını da paylaşıyor bizimle. Elindeki oyuncağını bize doğru uzatıp, elimize almamızı istiyor. Öyle ki, artık top oynayamıyoruz eskisi gibi. Çünkü topu atmıyor, elimize doğru uzatıyor.
* Gündüzleri gayet düzenli uyuyor. Kahvaltının peşine 2 saat, akşamüstü 1 saat.
* Her gece aynı saatte yatıyor; 21:30 (emerek uyuduğundan uykuya dalması 22:00'yi buluyor)
Her sabah aynı saatte uyanıyor; 07:30. Eğer şanslıysak yarım saat kadar yatağındaki oyuncaklarıyla oynuyor.
* Her gün banyo yapıyor (bazen günde 2 kere) ve buna bayılıyor.
* Bu kadar yıkanmaya rağmen sürekli ekşi kokuyor. Çünkü kafasının teri hiç kurumuyor.
* Babasıyla "geldim geldim" oynamayı çok seviyor. Bu ne? O yerde emeklerken Osman "geldim, geldim" diye bağırıyor, O da arkasına bile bakmadan tam gaz emekliyor.
* Her gün düzenli olarak akşamüstü Ada turu yapıyor (Osman'la ben rejimdeyiz ya, yürüyoruz her akşamüstü)
* Her köpek görüşünde (ki Ada'da çok fazla), parmağıyla gösterip, "huv huv" diyor.
* Altının değiştirilmesini hiç istemiyor. Tam bir savaşa döndü bu iş. Günde en az 2 kez (biri kahvaltının peşine, diğeri akşam yemeğinin peşine), hatırı sayılır miktarda kaka yapıyor. Ve altının temizliği sırasında sürekli kaçmaya çalışıyor.
* Yanlış bir şey yapınca, daha bizim yapmamızı beklemeden, kendisi işaret parmağını havaya kaldırıp, sallamaya başlıyor.

20 Ağustos 2008 Çarşamba

Birkaç saat yok olun

Depresyon günlerimden birindeydim bugün yine. Osman'ın izni bitiyor, ondandır belki? Havalar çok sıcak, ondandır belki? Zeyno bugün öğlen yemeğinde beni çıldırttı, ondandır belki? Belki, belki, belki? Neden ne olursa olsun, halimi anlayan Osman, Zeyno'yu da yanına alıp, arada yok oldu evden. Önce okula gittiler birlikte. El bebek gül bebek ilgi görünce, çok mutlu geldi eve Zeyno. Birkaç saat sonra da yürüyüşe gittiler. Ben kaytardım bugün. Ne yapayım, depresyondayım!

18 Ağustos 2008 Pazartesi

Baba ve dede

"Ba" ve "De" hecesini defalarca üst üste söylüyordu Zeyno. Biz de "baba" ve "dede" dedi diye seviniyorduk. Ama bu iki kelimeyi artık çok net, doğru bir şekilde (heceyi sadece iki kez tekrarlayarak) ve anlaşılır olarak söylüyor. Osman 3 gündür sürekli "baba de kızım" diyerek dolaşıyor evde. Zeyno da genelde cevapsız bırakmıyor. O "baba" dedikçe Osman mest. Bakalım dedeler duyunca ne yapacak?
Bu arada su da dahil olmak üzere bize göstermek istediği her şey "fu". Sofrayı hazırlamaya başladığımda ya da tabak içinde bir yemek gördüğünde de "mamma" diyor. Hem de karnı açsa bağıra bağıra. "Köpek nasıl yapıyor?" sorusunun cevabı "huvv". Ve uçak nasıl gidiyor? sorusunun cevabını öğrendi dün. Bu soruyu sorunca ses çıkarmıyor ama elini kaldırabildiği kadar havaya kaldırıp, hafifçe sallıyor.
Not: Fotoğraftaki oyuncak Pamir'den. Genelde biz karşımıza oturtup, oynatmak istediğimizde pek ilgilenmiyor bu oyuncakla ama bir bakıyoruz kendi kendine karşısına geçmiş uğraşıyor. En kolay adımı başarıyor gibi şimdilik...

İsilik yeniden

Yaprak kıpırdamıyor cinsindendi bugün yine hava. Zeyno’yu sabah ve öğlen uykusu için balkonda yatırdım ama bana mısın demedi. Uyandığında boncuk boncuk terlemişti yine. Saçları üç gündür hiç kurumuyor zaten. Bunun sonucunda dün omuzlarında fark ettiğim hafif isilik iyice belirgin hale geldi bugün. Üstelik ensesine ve gerdanına da yayıldı. Her gün banyo yaptırıyoruz. Ve bugün yine bepanthane krem sürmeye başladık. Umarım işe yarar. Ama bu sıcaklarda çok zor. Biz bile dayanamazken bebekler ne yapsın?

Yeni kitaplar

Hava birkaç gündür çok sıcak, evden çıkılacak gibi değil (Aslında evde de pek durulmuyor ya). Ama dolap tamtakır olduğundan alışverişe gitmemiz gerekiyordu.. Sabah kahvaltının ardından hemen fırladık. Önce Çağrı’ya uğrayıp, ağırlığı sebzelerden oluşan alışverişimizi yaptık (Almanya dönüşü tartıda yeni kilolarımızı görünce Osman’la rejime girdik. Daha doğrusu yediklerimize dikkat edeceğiz). Hazır bu tarafa geçmişken de biraz yol aldık Bağdat Caddesi’nde. Zara’da yaz indirimine dair hiçbir şey kalmamıştı. Çocuk katının yeni sezonunda birkaç güzel parça var, kış indiriminde kaçırmamak lazım. Mothercare’de %50+%50 indirim vardı. Yine eli boş çıkamadık. Gelecek sene için birkaç parça aldım Zeynep’e. 35 liradan 9 liraya inmiş kadife pantolon. Alınmaz mı ama? Günün en güzel alışverişini ise Remzi’den yaptık. Aslında Zeynep’e kitap almak için niyetimiz Kadıköy’e gitmekti ama bu sıcaklarda çok zor. Daha önce Pınar’ın hediye ettiği Hayvanlar (Net Çocuk) kitabını çok seviyor Zeyno. O kitabın devamına bakındım. Vardı ama aynı yayınevinin yumuşak sayfalarla hazırlanmış ilk sözcük kitabım serisini görünce tercihimizi ondan yana kullandık. Aldığımız kitabın adı “Evim”. Bir de abc yayınlarının “ilk sözcüklerim” kartlarından aldık. Bu resimli kartlar dokun, hisset, öğren mantığıyla işliyor. Aslında kutuyu açınca henüz Zeyno için çok da uygun olmadığını (çünkü ağzına sokup, kemirmeye çalışıyor) anladım ama yine de kartlara dokunup, farklı dokuları hissetmeyi sevdi. Ayrıca uzun seneler kullanılabilecek bir malzeme bu. İçinde aileler için bir öneri kartı var. Ve uzun bir aradan sonra kendime de kitap aldım. NTV yayınlarının Cahillikler Kitabı. Merak ediyorum ve okumak istiyorum. Ama ne zaman, nasıl yapacağımı bilmiyorum?

Yeni kahvaltı mönüsü

Bir süredir Zeyno farklı kahvaltı yapıyor. Kahvaltı saati ve yediklerinin içeriği aslında aynı ama sunum farklı. Parmak parmak doğranmış bol kaşarlı bir tost (tercihen UNO Büyümek ekmeğiyle hazırlanmış). Yanına tek yumurtadan peynirli omlet ve domates (omletin 1/3'ünü yiyor genelde). En sona da pekmez. Tost parçalarını eline alarak kendisi yiyor. Kimi zaman ısırarak, kimi zaman eliyle minik lokmalar kopararak. Çatalına omlet ve domates takıyorum. Arada da onları atıyor ağzına. Yine kendisi. Son olarak da minik ekmek lokmalarını pekmeze batırıp, ben ağzına koyuyorum. Tüm bunların yanında da çok az şekerle tatlandırılmış limonata. Sonuçta mükellef bir kahvaltı yapıyor sabahları Zeyno.

Dönüş yolunda

Uykusuna hiç ara vermedi Zeyno. Yataktan kucakladım, arabaya kadar yürüyüp, arka koltuğa oturdum. Havalanına kadar uyumaya devam etti. Aslında saat daha çok erken olduğu için ben uçakta da uyuyacağını umut etmiştim ama hem ön sıramızda hem de arka sıramızda, birisi sürekli ağlayan iki kardeş olunca bizimki birden açıldı. Yol boyunca genel olarak rahattı. En çok da diğer çocukların neden sürekli ağladıklarına şaşırdı. Ve 3 saatin sonunda... Videoyu izleyin. Uçağın tekerleri piste değmek üzereyken çekildi.

video

16 Ağustos 2008 Cumartesi

Almanya'da son gün

Hava bu sabah kötüydü yine ama önemli değil, Almanya'daki son günümüz bugün. Yarın sabah 06:50'deki uçağımıza kolay yetişebilmek için, Bonn tarafına gideceğiz. Kayınpederimin arkadaşı Hasan Amca'lar orada, Königswinter köyünde oturuyorlarmış.
Dünden hazırlamıştım bavulları. Tek bavulla geldiğimiz Almanya'dan iki bavulla dönüyoruz. Her ne kadar "hiç alışveriş yapamadık" desemde, görünen köy kılavuz istemez. Bugün son kalan ıvır zıvırları yerleştirdim bavullara. Evi topladım şöyle bir. Zeynep sabah uykusuna yatıp, bize de zaman kalınca birkaç gömleğini ütüledim Suat'ın. Tam Zeyno'nun çorbasını pişirmiştim ki, Hasan Amca'nın oğlu Yakup geldi bizi almaya. Son bir kez evi kolaçan ettim unuttuğumuz bir şey var mı diye ve kapıyı çekip çıktım. Otobanı kullanarak yaklaşık 1 saat gittikten sonra öğlen yemeği için durduk. İstanbul'da aylardır yemediğimiz lahmacunu orada, Kilim lokantasında yedik. Sokak boydan boya Türk mağazalarıyla doluydu zaten. Türk yemekleri yapan lokantalar, baklavacılar, düğün davetiyeleri basan matbaa, berber... Yemeğin ardından kısa bir yolculukla geldik Königswinter'e. Evde Hasan Amca'yla kısa bir hoş beş yaptıktan sonra gezmeye çıkardılar bizi. Ren nehrini kuşbakışı gören bir tepeye çıktık. Ceylanlar, tavuklar, horozlar... Hepsini yakından gördü Zeyno. Ardından "Ada" dedikleri yere gittik. Arabasında uyuyan Zeyno, Osman, ben ve Hasan Amca yürüyerek, Yakup arabasıyla. Almanya'da yürüdüğümüz en güzel yollardan biriydi. Ren nehrine paralel, orman içinden geçen daracık bir patika. Böğürtlen toplayıp, yiye yiye ana yola çıktık.
Königswinter şarabıyla ünlü turistik bir köy. Bir sürü turistik şarap evleri var üzüm bağlarının hemen yanında. Akşam şarap evlerinden birine götürdü bizi Yakup. Zeyno öğlen lahmacun yiyince, akşama öğlenden kalan tarhana çorbasını içti. Biz de çok güzel şaraplar eşliğinde, özel yemekler yedik.
Hasan Amca kendi yataklarını hazırlamıştı bizim için. Yolda uyuya kalan Zeyno'yu yatağın ortasına yerleştirdim. Akşam çayı ve kısa bir sohbetin ardından, gece yarısı biz de uykuya bıraktık kendimizi. Yarın saat 05:15'te evden çıkacağız...

Bando eşliğinde


Hava çok kötüydü bu sabah. Rüzgar bir yandan, yağmur bir yandan... Zeyno, kahvaltının ardından 2 saat kadar uyudu. Ancak öğlen 3'te hava açınca dışarı çıktık. Niederkassel'e doğru yürüdük. Yolda oyuncakçıya girdik ve Zeyno'ya tahta arabaya tutunarak yürüme talimi yaptırdık yine. Yolda çocuk parkı görünce hemen girdik. Hemen hemen tüm aletlere bindirip indirdikten sonra Zeyno'yu sallarken bando sesi duyduk uzaktan. Biz çocukları ya da gençleri göreceğimizi düşünürken, her biri farklı kıyafetler giymiş, onlarca gruptan oluşan yetişkinler geçti önümüzden. Meğer Schützenverein festivali varmış. Bandonun peşine takılıp, yürüdük bizde. Biz bira evlerinden birinde biralarımızı yudumlarken Zeyno orada uyudu. Hem de ara sıra yine burdan geçen bandoya ve sohbet edenlerin gürültüsüne rağmen.

Akşamüstü Suat da geldi buraya. Rostbeef yedik. Zeyno da patatesle birlikte tadına baktı etin. Yan masadaki kızın ailesi kalkınca ona verdikleri boyama kitabı ve kalemler bize kaldı. Elbette Zeyno boyama yapamadı ama bunlarla oynamayı çok sevdi.
Dönüşte festival alanına girdik. İçerdeki seramoninin bir kısmını seyrettik. Sahnede şarkı söyleyen çocuk Zeyno'nun yanına gelip, şakısının bir kısmını onun arabasının önünde diz çökerek söyledi.
Eve dönünce Zeyno muz yedi. Bu gece saat 23 gibi yattı. Biz de gece geç saate kadar sohbet ettik yine...

Akşam ziyafeti


Yeni haftaya Düsseldorf'ta girdik. Suat işe gitti, biz de arkasından sokağa attık yine kendimizi. Dün kapalı olan mağazaların içini gezmek üzere Alstadt'a gittik yine. Mağazalara girdik çıktık. Sabah pazardan aldığımız mis kokulu çilekleri yedik hepberaber. Nord See'da ortaya karışık yapıp, Zeyno'nun da dahil olduğu bir balık ziyafeti daha çektik. DM'e gidip, içinde Zeyno'ya diş fırçası, güneş kremi vs'nin de olduğu bir bavul dolusu bakım malzemesi aldık. Akşam üstü Osman kahve içerken pazara gittim ben. Hemen her şeyin 100 gr üzerinden fiyatlandırıldığı, küçük ama renkli bir pazardı. Akşamüstü Suat'la buluştuk. Eksikleri de marketten alıp, eve gittik. Osman Zeyno'yla ilgilenirken biz Suat'la birlikte mutfağa girip, enfes yemeklerle bezeli bir sofra hazırladık. Sarmısaklı yoğurtlu kuşkonmaz, sarmısaklı zeytinyağıyla sotelenmiş fasulye, bruschetta ve olmazsa olmaz minestrone çorbası.

Dinlenme zamanı


Pazar günleri, birkaç restoran hariç her yer kapalı oluyor Almanya'da. Marketler bile... Dinlenme günüymüş bugün. Biz de keyifli ve uzunnn bir kahvaltı yaptık hep beraber evde. Zeyno öğlen uykusunu uzatınca da dışarıya geç çıktık.
Bu kez Suat'la birlikte, bir kez daha gittik Altstadt'a. İlk gelişimizde görmediğimiz sokaklarını gezdik. Bir balık lokantasında yemek yedik. Zeyno masaya gelen her şeyin tadına baktı. Biraz ondan biraz bundan derken de karnını doyurdu iyice. Akşam uzun uzun sohbet ettik evde. Mutfak güzel, konuşacak laf çok ve ayrılık yakın olunca daha bi keyifli sohbet ediyor insan. Zeyno’da akşamları 10:30 gibi uyuyarak sohbet keyfimize katkıda bulundu.

Amsterdam'da ikinci gün


Bugün akşama kadar Amsterdam'daydık yine. Bebekli olduğumuz için sıradaki onca insanın önüne geçip (daha doğrusu geçirilip) Van Gogh Müzesi'ni gezdik. Tekneyle nehir turu yaptık. Bu kez tercihimizi bir İtalyan restoranından yana kullanıp, İtalyan yemekleri yedik. Zeyno soğan çorbasına bayıldı. Garson Türk olunca, aynı bizim buralardakinin tadında yoğurt da bulduk O'na.

Geldiğimiz gibi ICE'la döndük Almanya'ya yine. Akşam yemeği sohbet eşliğinde evdeydi yine...
Not: Almanya'da seyahat için trenler iyi bir alternatif. Zira park yerleri pahalı. Ayrıca bazı büyük şehirlere (Örneğin Köln) dizel motorlu araçların girişi de yasak. Ancak biletleri önceden almak gerekli. Yarı yarıya farkediyor çünkü.

Amsterdam'dayız



Amsterdam'a gittik bugün. Uyandığımızda ıslak Düsseldorf sokakları, ağaçlardan dökülen sapsarı yapraklarla kaplıydı. 8.15'te çıktık evden. Önce metro, ardından ICE. 2 saat 15 dak. sonra Amsterdam'daydık.
Yol boyunca bizimle gelen ve gitgide kararan bulutlar yağmurun habercisiydi ama içlerindeki suyu deli gibi boşaltmak için bizim trenden inmemizi beklediler sanırım. Garın dışarıya açılan salonu tıklım tıklım doluydu. Herkes yağmurun biraz olsun dinmesini bekliyordu. Biz giydik yağmurluklarımızı, taktık Zeyno'nun arabasının naylonunu ve koyulduk yola. Dam Meydanı'nı ve Leidseiplein meydanını gezdik. Uruguay Restoranı'nda et yedik. Zeyno'nun tarhana çorbasına da bu etin iyi pişmiş yerlerinden ekledik.
Akşam saat 6'da Suat'da Budapeşte'den geldi Amsterdam'a ve kalacağımız otelde buluştuk. Biz biraz dinlendik, o üstünü değiştirdi ve yeniden sokaklara... Yanımızda Zeyno'nun olması bizi durdurmadı. Gündüz sokaklar bebek arabalarıyla dolu olmasına rağmen ben gece boyunca bizden başka bebekli görmedim ama yine de engel değildi bu bize. Coffee shop'ların yanından Red Light District Sokağı'na girdik. Biz buraları gezerken, akşam yemeğinin ardından pijamasını giydirdiğim Zeyno çoktannn gece uykusuna dalmıştı bile...

Almanca telsarar

Dün akşam dinlediğimiz hava durumu Düsseldorf'a yağmurlu diyordu ama şanslıydık. Biz öğlen yemeği yerken şöyle bir atıştırdı, biz eve girene kadar da hiç yağmadı. Üstelik hava çok sıcaktı. Eve tam zamanında geldik. Biz içeri girip, Zeyno'yu tam banyoya sokmuştuk ki, gök gürlemeye başladı ve yağmur birden bastırdı. Meşhur Almanya havası bu galiba?

Suat'ın evi Oberkassel'de, ismiyle müsemma; kalburüstü bir mahalle. Bugün Ren nehrinin kıyısı boyunca gezdik durduk. Önce bir taraf, eve dönüp mola verdikten sonra akşama kadar da diğer taraf. Köpekler ve ördeklerden sonra bir de sincapları ekledi Zeyno tanıştığı hayvanlar listesine. Üstelik ağaçta oynaşan iki sincapı, biz O'na göstermeden önce fark edip, O bize gösterdi.
Yoldaki oyuncakçı dükkanına girdik. Burada, daha neredeyse yürümeyi yeni öğrenmiş hemen her çocuğun bindiği pedalsız 3 tekerlekli bisiklete bindirdik Zeyno'yu. Şaşırdık ama ayaklarıyla kendini iterek ilerleyebildi. Bir de kulpu tam onun boyuna göre olan tahta arabayı iterek yürüdü... En çok da bebekleri sevdi ama. Onlarca bebeğin olduğu rafa oturtunca, bir anda hangisine bakacağını şaşırdı...
Dönüş yolunda buraların ünlü birası "Alt"biradan içmek için mola verdiğimizde, Zeynep haftalarca ona "telsarar" öğretmeye çalışan anneannesine inat, yaşlı bir alman kadından almanca "telsarar" öğrendi. Kadının eline baktı baktı ve sonra yapmaya başladı...

6 Ağustos 2008 Çarşamba

Ördeklerle yakından tanışma

Bugün Düsseldorf'ta Frederich Strasse'deydik. Balkonları, pencere önleri rengarenk çiçeklerle dolu evlerine, ağaçlarına imrene imrene lüks caddelerde dolaştık... Hava 30 dereceydi bugün Düsseldorf'ta. Göl kenarına gittik. Zeyno arabasının içinde bir ağaç gölgesinde, biz de çimenlerin üzerinde daldık uykuya. Uyanınca ördeklere ekmek attık. Bugüne kadar sadece evdeki iki kitabındaki resminden tanıdığı ördeklerle yakından tanıştı bizimki. Hem de ne tanışma. O parmağıyla bize ördekleri gösterirken koca bir kaz gelip parmağını kapıverdi. Ama bizimki bir şey anlamadığından sorunsuz atlattık bu durumu.

Tüm alışveriş Zeyno'ya


Düsseldorf'un en popüler mekanı Altstadt'ı dün hayal kırıklığıyla gezince bugün Köln'e gitmeye karar verdik. Önce Dom'u gezdik, usül olduğu üzere heykel görünümlü adamlarla fotoğraf çektirdik. Sonra vurduk kendimizi sokaklara. Buradaki Altsadt yani eski şehirdede Hohestrasse ve Schildergasse'ı gezdik. Burası tam alışveriş cennetiydi. Türkiye'den tanıdık markalar dışında bizdeki gibi tekleri kapı önüne koyulmuş bir sürü ayakkabıcı dükkanı vardı. Gezdik, gezdikçe aldık. En son vurgunu da C&A'da yaptık. Önümüzdeki sene için bir sürü kıyafeti oldu Zeyno'nun. Bu alışveriş işinden en karlı çıkan o zaten. Öğlen bir İtalyan restoranında makarna yedik.
Almanya'da gezmek çok güzel. Neden? Trafikte öncelik yayaların. Sağa dönüşte yayalara yol ver kuralı da dahil olmak üzere burda tüm kurallar tıkır tıkır işliyor. Hiç ama hiç korna çalan yok. Her yerde bol bol ağaç var. Düsseldorf'ta popüler bira tipi 0,2 litrelik su bardaklarında ikram edilen "Alt". Köln'de ise "Kölsch" biralar satılıyor. Bu arada Norden Rheine Westfalia eyaletinin en büyük şehri Köln olmasına rağmen başkentin Düsseldorf olması hafif bir husumet kaynağı. Bu yüzden istediğiniz biraya dikkat edin :)

5 Ağustos 2008 Salı

İndirim nerde?

Dün gece çok yağmur yağdı. Saat 03:30'da Zeyno'yu emzirirken seller gidiyordu adeta. Ama sabah pırıl pırıl bir havaya uyandık. Üstelik gece boyunca yağmurla yıkanan ağaçlar daha bi coşmuştu sanki...
Sabah Dalaras cd'sini cd çalara koymuş, mutfaktaki 100 yıllık masada Almanya'ya uygun olsun diye krep ve kruvasanla çeşitlendirdiğimiz kahvaltımızı yaparken zil çaldı. Osman'la birbirimize bakıp, şaşırdık. Kısa bir konuşmadan sonra, "bir misafirimiz var" diye seslendi Osman. Bir misafir ama kim? Ne biz Almaca ne de o İngilizce bildiğinden, uzunca bir süre tek anlayabildiğimiz Suat'ı tanıdığı ve elinde evin anahtarlarının olduğuydu. Yani doğru yerdeydi. Ama kimdi? Suat'a da telefonla ulaşamayınca işler iyice karıştı. Taa ki biz onun eve temizlik için geldiğini anlayana kadar...
Bu sabah şaşkınlığının ardından, sırt çantalarımızı hazırlayıp, çıktık Düsseldorf sokaklarına. Hedef Altstadt. İstihbaratı çok önceden yaptım. Tüm markalar buradaymış ve şimdi yaz indirimi zamanıymış. Renn Nehri'nin üzerindeki köprülerden birinden geçip, yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle vardık Altstadt'a. Evet, bir sürü ünlü markanın mağazası var ama indirim nerde? Sırayla hepsine girdim çıktım ama Türkiye'dekinden daha ucuz ve daha güzel hiçbir şey bulamadım. Sonunda pes ettim. Geri dönmeden önce son kez çocuk kıyafetlerinin satıldığı H&M'e girdik ve Zeyno'ya ordan birkaç parça kıyafet ile 2 ayakkabı aldık. Aslında daha çok şey bulabilirdim ama ayaklarım zonklamaya Zeyno da mızmızlanmaya başlamıştı. Üstelik daha market alışverişi de yapacaktık. Vakit kaybetmeden bir başka köprüden dönüş yoluna geçtik. Yolda karşımıza şehrin tam ortasında bulunan bir göl çıktı. Gölde kazları, ördekleri ve kuğuları görünce durmadan geçemedik. Marketten alışverişimizi yaptık, evde yemeğimizi yedik, duşlarımızı aldık ve yine vakit kaybetmeden uykuya geçtik. Yarın Köln'e gideceğiz yeniden, enerji toplamamız lazım.
Not1: Öğlen Nord See'de balık yedik. Zeynep balığa bayıldı. Akşamüstü karadutlu dondurma yedi. Ona balıktan daha çok bayıldı...
Not 2: Zeyno'nun iletişiminin evrensel olduğunu gördük burda. Herkese gülücükler saçıyor yine, herkes de onunla ilgileniyor tabii.
Not 3: Yediği değişik şeyler ve içtiği değişik su nedeniyle ishal olur diye düşünmüştüm. Ama tam tersi oldu. Doğduğu günden bu yana, daha önce sadece bir kez olduğu gibi, bugün hiç kakasını yapmadı. Akşam sebze çorbası içtiğini de düşünürsek, yarın bol bez almalıyım galiba yanıma...

4 Ağustos 2008 Pazartesi

İnsanoğlu kuş misali

Heybeliada'dan Bostancı'ya ilk vapur sabah saat 07:05'te. Buna bineceğiz. Bostancı'ya varış 08:00 görünüyor tarifede. Bu da demektir ki, 08:05'i bulur. Ama o da ne? Bostancı'dan Sabiha Gökçen'e giden otobüsün kalkış saati de 08:00. Bir sonraki 09:00. Gece telaşlandık ama yapacak bir şey yok. Sabah ola hayrola deyip, uykuya daldık...
Sabah daha bizim iskeleden 2 dakika gecikmeyle kalkınca vapur, Osman soluğu kaptanın yanında aldı. Durumu anlatmış. Aşağıya geldiğinde yüzü gülüyordu. Tam yol gidecekmişiz Bostancı'ya. Ayrıca telsizle iskeledekilere otobüsü bekletmelerini söylemiş. Süper! Tam yol işe yaramış olmalı ki, 8'e 3 dakika kala vardık Bostancı'ya. Biz koşarak durağa vardığımızda daha otobüs yoktu ortalıkta. Ama saat tam 8'de göründü ve hemen kalktı.
Yarım saat sonra havaalanındaydık. Güvenlik görevlileri sabah uykusuna dalan Zeyno'yu arabasından kaldırınca uyanıverdi ve tabii etrafındaki hareketlilikten tekrar uyuyamadı. Almanya kuyruğunda çıkan sıra kavgası ve kalkmak üzere olan uçaklarına binmek yerine tüm çağrılara rağmen free shop'ta alışveriş yapan İran yolcularının eğlenceli seyri sayesinde vaktin nasıl geçtiğini anlamadık. 25 dakika gecikmeyle, saat 10:40'ta kalktı uçağımız. Çok cici bir hostes gelip bize uçuşla ilgili birkaç detayı hatırlattı. Bu arada yanımızdaki koltukta oturan bayan da, bizim rahat etmemiz için gönüllü olarak boş olan başka bir koltuğa geçti. Ve daha da güzeli, hemen yan sıramızda oturan anne ve iki kızı Zeyno'ya bayıldı. Zeyno da onları sevince, biz kendimizi bir anda gazete okurken bulduk. Onlar da Zeyno'yla oynarken...
Zeyno yaklaşık 45 dakikasını da uyuyarak geçirince, oldukça rahat geçti 3 saatlik yolculuğumuz. Havaalanında Suat karşıladı bizi. Nurcan'ın emanetlerini bırakmak için Köln'e, Levent'in cafesine gittik ayağımızın tozuyla. Ama Suat akşam Budapeşte'ye gideceğinden, fazla vakit kaybetmeden hemen eve, Düsseldorf'a geldik.
İçinde 100 yıldan fazla zamandır insanların yaşadığı, o döneme ait klasik mobilyalarla modern tarzın bir arada olduğu bir ev burası. Kocaman bir mutfağı ve 100 yıllık oldukları her hallerinden belli ağaçlarla kaplı bahçeye bakan çok güzel bir balkonu var. Suat bir yandan 18:00'de onu almaya gelecek taksiye yetişmek için bavulunu toparlarken bir yandan da evle ilgili birkaç bilgi verdi bize. Birkaç malzemenin yeri, mutfaktaki su ısıtıcısının ve fırının nasıl çalıştığı, battaniye ve havluların yeri, çöplerin türlerine göre nasıl ayrılıp, nasıl atılacağı vs. Sürekli seyahat etmenin verdiği çabuklukla hazırladı bavulunu. Hep beraber İtalyan usulü pişirdiğimiz sebze çorbasını içmeye bile vaktimiz kaldı. Sonra anahtarları verdi ve gitti. Planımıza göre Cuma akşamı Amsterdam'da buluşacağız.
Yorulmuşuz. Vakit kaybetmeden yattık. Sabah o uyanmadan biz uyandırdığımız için çok şaşıran ve gün boyunca bir türlü uzun boylu uykuyu tutturamayan Zeyno çoktan uyudu bile. Düşünüyorum da, boşuna insanoğlu kuş misali dememişler. Sabah Türkiye'de, Ada'da evimizdeydik. Şimdi Almanya'dayız. Ve önümüzdeki günlerde başka bir ülkenin sokaklarında geziyor olacağız... Zeyno tüm bu hız içinde neleri anlıyor acaba?

2 Ağustos 2008 Cumartesi

Bir ara daha


Tatil nedeniyle kısa bir ara daha... Dönüş 14 Ağustos'ta...

Tatile gidiyoruz, çok yorgunum

Her gün o kadar çok yeni şey yapıyor ki Zeyno, yazmayı unutmuşum. Artık sabahları aynı tostu paylaşıyoruz. Geçen gün, elimdeki bol kaşarlı tostu kaptığı gibi yemeye başladı. Ve sonra bana uzattı. Bir ısırık ben, bir ısırık O, tost bitene kadar yedik. Daha önce hiç böyle bir şey göstermemiştim Zeyno'ya. Acayip hoşuma gitti bu davranışı...
Ve bir yenilik daha, "hayırrr" dediğimizde bize işaret parmağını sallayıp, "hııı" yapıyor. Bu hareketi bizden öğrendi tabii. Ama ne kadar hayırlı oldu bilemiyorum.
Gelelim bugüne. Aslında niyetimiz bugün Bahariye'ye gitmekti. İndirimde Mudo'ya uğrayamadım ya, aklım kaldı. Bir de birkaç yeni kitap alırız Zeyno'ya diye düşünmüştüm. Ama akşam Zeynep'i uyuturken ben de uyuyakalınca, akşamdan yapmam gereken bütün işler sabah beni karşıladı. Uyandıktan sonra mutfağı topladım, dün temizlikten kalan bezleri yıkayıp astım, akşam okuyup göndermem gereken yazıları okudum, eksik yazımı yazdım. Osman da buzdolabında kalanlarla kahvaltıyı hazırladı bu arada. Tüm bu işleri büyük bir hızla yapmamıza rağmen saat 09:00 oldu bu arada. Bi baktık, bu saatten sonra Kadıköy'e ilk vapur 11:45'te. Anında iptal ettik programı. Daha bavulu bile hazırlamamıştım çünkü...
Program iptal olunca, Nurcan'dan alacağımız paketleri, Büyükada'ya giden Sezgi'den aldım. Yolcuların vapurdan inme-binme süresinde sohbet ettik ayak üstü. İki büyük poşetle döndüm eve. Bir poşet kışlık kıyafet ve diğer poşette ince motor hareketlerini geliştiren çok güzel bir oyuncak. Kıyafetlerin olduğu poşetten iki hırkayı bavula koyulacakların arasına yerleştirdim hemen. Oyuncağı da Zeyno'nun önüne koyduk ama pek yüz vermedi şimdilik. Yine mız mızdı zaten bugün. Sabah sadece 1 saat uyudu, öğlen yemeğini yemedi. Yemediği gibi, ağzındaki lokmaları da dışarı çıkardı.
Bu satırları yazarken saat 17:00. Fotoğrafları da yükleyip, bilgisayarı kapatacağım artık. Eksikleri bavula koyup, onu da kapatacağım. Evi de son bir kez toparladım mı, geriye bir tek duş kalıyor. Neden her tatilden önce çok yorgun oluyorum ben?
Not: İşte bir yenilik daha... Zeyno fotoda mutfaktaki taburelere tutunmuş ayakta duruyor. Yani artık tutunarak ayağa kalkabildiği eşyaları ittirerek ilerleyebiliyor.

Kitap nerde, cüceler nerde, ...

Bu sabah Hüsniye Abla geldi. Öğlen 2'de ev temizlenmiş, ütüler bitmişti. Temizlik dışında bir iki düzenleme yapmayı da ihmal etmedi Hüsniye Abla. Murat'lardan aldığımız araba ve puseti, Osman'ın Gölcük'ten iş arkadaşı Tayfur Bey'lere verdik. Bir süredir oyuncakları taşıyan puset gidince, üstünde durduğu koltuğu arka odaya geçirdik. Böylece salonun girişi yeniden açılmış oldu. Banyodaki çamaşır sepeti de Zeyno'nun oyuncak sepetine dönüşüverdi. Kafamdaki işler yavaş yavaş hallolmaya başlayınca, üzerimden büyük bir yük kalktı sanki... Zeyno da tüm gürültüye rağmen 2,5 saat uyuyarak temizliğe katkıda bulundu kendince...
Öğleden sonra Osman gelene kadar oynadık Zeyno'yla. Artık oyunlarımız birer ders gibi geçiyor. Çünkü her seferinde yeni bir şeyler öğreniyor bizimki. Bebek nerede, top nerede repertuvarı epey genişledi. Kitap nerde, balık nerde, cüceler nerde diye soruyoruz, yerdeki onca oyuncak arasından gözleriyle tarayıp, sorduğumuz eşyaları buluyor ve uzun uzun bakıyor. Eğer canı isterse alıp, getiriyor. Bu yeni numaralarını akşam hemen gösterdi babasına.
Bu arada, şu sıralar en favori oyuncağı evdeki rengarenk mandallar. Büyük bir özenle kutudan boşaltıyor hepsini ama daha kutuya geri koymasını öğretemedim. Belki de işine gelmediğinden öğrenmek istemiyordur. Mandallarla oynadığımız oyunlardan birisi de, elbisesine tutturduğum mandalları çıkarmaca. O bir yandan çekip çıkarıyor, ben bir yandan yenilerini takıyorum. Şimdilik hiç sıkılmıyor bu oyundan...