31 Temmuz 2008 Perşembe

Çok iş var çookk

Almanya'ya gidiş vakti yaklaştıkça bendeki telaş da artıyor. Öncelikle işlerimi toparlamalıyım ki, tatilde kafam rahat etsin. Sonra gitmeden ev temizlenmeli, ütüler yapılmalı, buzdolabı boşaltılmalı. Allah'tan yarın Hüsniye Abla geliyor. Ve bavul hazırlanmalı. Ki hava durumu nedeniyle benim için en önemli konu bu. Aklımdaki bavulu mümkün olduğunca boş götürmek. Böylece daha çok alışveriş yapabilirim :))
Bugün Halil'in izin günüydü ve bize geldi. İyi de oldu. O bol bol Zeyno'yla oynadı, ben de işlerimi toparladım biraz. Ama daha çoookk iş var. Bi atabilsem kendimi şu uçağa. O ana kadar bitmez benim telaşım. Ne yapayım, huyum kurusun...

Klip yıldızı Zeyno

Yok, dünki gibi olmadı bugün. Zeyno eski uyku düzenine devam etti. Sabah kahvaltının ardından 2 saat, akşam üstü 1 saat. Dün, bugüne kadar eksik kalan uykularını tamamladı sanırım.
Yan komşumuz Yasemin'le Sinan'a iyice alıştı artık Zeyno. Akşamüstü tek başına onlara gezmeye bile gitti. 1 saat sonra biz kapılarını çaldığımızda, derin bir oyuna dalmıştı. Ve iddialarına göre Sinan'ın arkasından "amca" demiş bizimki.
Zeyno dün uzun uzun uyuyunca, zaman zaman işe ara verip, ıvır zıvırla uğraşmıştım. Milupa'nın sitesine girip, Zeyno'ya bir klip yaptım. Maksat eğlence olsun... Buraya tıklayın, izleyin.

30 Temmuz 2008 Çarşamba

Uyku uykuyu çekti

Ne oldu, nasıl oldu bilmiyorum? Çoookkk uzun zamandır sabahları 07:00-08:00 aralığında uyanan Zeyno, bu sabah saat tam 10:05'te uyandı. "Tamam, artık sabah uykusu uyumaz" diye düşünmüştüm. Yanılmışım. Kahvaltısının ardından, gözlerini ovuşturmaya başladı. Hemen uyudu da; hem de tam 3 saat 15 dakika. Ve bendeki şaşkınlık hat safhadayken akşam saat 19:00'da bir uykuya daha yatıp, 20:30'da kalktı. E artık gece uykusu beklememek lazımdı tabii. Kendimi buna hazırladım. Ama o da ne? saat 22:30 ve Zeyno gözlerini ovalıyor. Odaya gittik. Emdi. Ve saat 23:00'e doğru uyudu. Yani geçmiş 24 saatin 16 saatini uyuyarak geçirdi bizimki. Tıpkı doğduktan sonraki ilk aylarda olduğu gibi. Uyku bebekleri büyütür derler. Ama endişeliyim yine de. 11. ayın sonuna doğru gelmişken normal mi acaba bu? Annem hep "uyku uykuyu çeker" derdi. Belki de öyle oldu. Bakalım yarın ne yapacak?
Resim altı: "Off, yine ben yetişemeden annem kapattı şu koca şeyin kapısını. Bir dahakine kesin kafamı sokucam içine!"

28 Temmuz 2008 Pazartesi

Tehlikelere dikkat!

Zeyno her türlü manevrayı yapabilerek emekliyor artık. Ayrıca koltuklar başta olmak üzere, boyunun yettiği her şeye tutunarak ayağa kalkıyor ve tutuna tutuna yürüyor. Tutunduğu yerden eğilerek yerdeki oyuncağını alabiliyor. Bu arada başparmağıyla işaret parmağını gayet ustaca kullanıyor. Çok küçük parçaları bile tutabiliyor. Tüm bunları niye yazdım? Zeyno'nun gelişimini not düşmek için mi? Hayır. Artık çok ama çok daha dikkatli olmam gerektiğini hiçbir zaman unutmamak için.
Bu sabah ağzında bir şey gevelerken yakaladım yine Zeyno'yu. Hemen hamle yapıp, ağzının içine baktım, hiçbir şey yok. Ama birkaç saniye sonra yine başladı gevelenmeye. Bu kez parmağımı soktum ağzına ve boğazından aşağıya doğru kaymakta olan 10 kuruşu son anda yakaladım. İçini yere boşaltarak oynadığı çantanın içinden çıkarmış bu 10 kuruşu. Hem de fermuarı kapalı olan gözünden. En son Foça'da buna benzer bir olay yaşadığımızda da cam kırığı çıkarmıştık ağzından. Çok dikkatli olmalıyız. Her şey bir anda olup, bitiveriyor. Hem de gözümüzün önünde ve biz fark etmeden. Ne büyük ustalık...

Kötü bir gün

Sonunda daha fazla ertelememem gerektiğini anladım, kendimi bu konuda ikna ettim, cesaretimi topladım ve bugün Fikri Abi'yi görmeye gittik. 6 ay önce gayet sağlıklı ve neşeli gördüğüm insan şimdi yataktaydı. Üstelik erimişçesine zayıflamış ve sapsarı olarak. Günlerdir kendimi en kötüyü görmeye hazırladığımdan mıdır bilmiyorum, benim için düşündüğümden daha iyi geçti bu ziyaret. Belki de hala karşılıklı oturup, sohbet edebildiğimizden ve O hala espri yapabildiğindendir. Zeynep'i görmek O'na iyi geldi sanırım. İçimizde en sıcak ve içten gülümseyebilen, etrafındakilerden habersiz Zeyno'ydu.
Fikri Abi'lerden çıkışta, hazır o tarafa kadar gelmişken Olivium'a gittik. İlk defa gidiyorduk buraya. Mağaza çok ve indirim miktarı iyiydi ama moral bozukluğuna buranın aşırı kalabalığı, buna bir de Zeyno'nun mızmızlığı eklenince birkaç mağazaya bakabildim sadece. Ve hiç aklımda yokken epeydir ihtiyacım olan tencereyle tavayı Esse'den aldım.
Kötü başlayan gün kötü bitti. Deniz otobüsünden iner inmez koştuk ama 21:10 direkt Heybeliada vapurunu bir dakikadan kısa süreyle kaçırdık. Bu Bostancı'da 1 saat boş boş gezinme demekti ki, bize eve 2 saat kadar geç gitme ve Zeyno'nun mızmızlığının had safhaya çıkması olarak yansıdı. Ama her şeye rağmen günün sonunda tek bir düşünce vardı kafamda: Her şeyden önemlisi sağlık!

Ne muz ne de banyo

Zeyno'nun sadece bir kere uyandığı derin gece uykularının nedeni ne muzmuş ne de akşam banyosu. Pek çok şeyde olduğu gibi geçici bir dönemmiş bu da. Ve ne yazık ki çok çabuk bitti. Üstelik geri dönüş eskisinden daha kötü oldu. Daha önce uyanınca mırıldanırdı, şimdi direkt ağlayarak uyanıyor. Üstelik gece uyanmalarına sabah uyanması da eklendi. Artık saat 06:00 gibi ağlayarak uyanıyor. Bazen bir sağa bir sola dönüp, kendi kendine tekrar uykuya dalabiliyor. Bazen sesimi duyması tekrar uyuması için yeterli oluyor. Ama bazen de emzirmem gerekiyor. Neyse ki, bir şekilde tekrar uykuya dalabiliyor. Ancak en çok 07:30'a kadar. Sonra kalk borusu çalıyor.

Kaşıyınnnn

Yeni keşfettik. Zeyno kafasının kaşınmasına bayılıyor. Önce yavaş yavaş sırtını kaşımaya başlıyoruz, anında gevşiyor. Ardından kafasına geçiyoruz. Olduğu gibi donup, hareket etmeden duruyor. Kafasının önüne doğru geldikçe gözleri kısılmaya başlıyor. Acayip seviyor yani O'nu kaşımamızı. Geçen gün, banyonun ardından Osman havlunun kenarıyla kulağını da kaşıdı. Bayıldı bayıldı...
Not: Halil bizdeydi bugün. Dayı-yeğen bol bol oynadılar. Zeyno'nun, Osman'ın ve benim dışımda birileriyle daha sık vakit geçirmesi lazım bence...

26 Temmuz 2008 Cumartesi

Öp Zeynep

Zeyno'nun yapabildiklerine her geçen gün bir yenisi ekleniyor. Şu sıralar en sevdiği oyun top oynamak. Karşılıklı olarak yere oturup, bacaklarımızı açıyoruz. Ve küçük topu birbirimize atıyoruz. Eğer top O'na yakın bir yerde kalırsa, kendisinin alması gerektiğini de biliyor.
Ayrıca "topun nerde?", "bebeğin nerde?" diye sorduğumuzda, gözleriyle yerdeki oyuncaklarını tarayıp, onları bulabiliyor.
Ve en önemli gelişme bizi öpüyor. Henüz ses çıkmıyor ama "öp Zeynep" deyip, yanağımızı uzattığımızda, dudaklarını yanağımıza yapıştırıp, bir süre öyle kalıyor. Biz mest tabii...

24 Temmuz 2008 Perşembe

Muz mu, banyo mu?

Artık tamamen eski düzene döndük. Bu arada süper bir şey daha oldu. İki gecedir sadece bir kez uyanıyor Zeyno. Bunun iki nedeni olabilir: Akşam yatmadan önce yediği muz ya da yaptığı ılık banyo. Tatildeyken, doktor arkadaşımız Murat "eğer akşam karnını iyi doyurursa gece uyanmayabilir" demişti. Zeyno akşam yemeklerini gayet iyi yiyor aslında. Ama yine de en az 2 kez uyanıyordu. Bunun 3-4'ü bulduğu da oluyordu.
Akşam 19:30-20:00 gibi yiyor yemeğini Zeynep. 21:00 gibi banyo yaptırıyoruz. Murat'ın tavsiyesine uymak için 22:00 gibi yarım muz yediriyorum iki gündür. Ve 22:30 gibi emerek uykuya dalıyor. 2 günlük bu düzenimizin sonu: gece 03:30 gibi bir kez uyanıp, meme emme ve 07:30'a kadar uykuya devam etme. Muz mu etkili oldu yoksa banyo mu bilmiyorum? Belki de Zeyno büyüyordur?

İndirim mi?

Biz tatildeyken başlamış indirim. Kaçırmayalım dedik ve bugün Bağdat Caddesi'ne indik. Niyetim Zeyno'ya gelecek yaz giyebileceği kıyafetler almaktı. Ama nerde? Çoğu yerde %50 indirim olmasına rağmen, bence hala çok yüksek fiyatlar. Ayrıca ortalıkta doğru düzgün mal da yok. Geçen indirimlerde çok uygun fiyata çok güzel şeyler almıştım Zara'nın çocuk reyonundan. Bu kez hiçbir şey bulamadım. Gün sonunda Mothercare'den aldığım 3 body, 3 tulum ve ikili t-shirt takımı vardı torbada. Bakalım Zeyno seneye ne giyecek? Şimdiden uygun bir şeyler bulup almam şart. Yoksa gelecek sene sezonda alışveriş yapmak zorunda kalırım ki, bu da enayilik olur. Acaba Almanya'da bir şeyler bulabilir miyim? Olmadı, Almanya dönüşü bir daha bakmak lazım buradaki mağazalara. Belki kıyıda köşede bir şeyler kalır...

Eve alışma

Osman nöbetçi bugün. Yani ana-kız gece de dahil, tüm gün başbaşayız demek bu. Tatilden sonra Zeyno'nun eve yeniden alışması zor olur diye düşünmüştüm. Ama öyle olmadı. Birkaç küçük sapmanın dışında, tatil öncesi ev düzenine dönüverdi. En önemlisi tatilde 45-50 dakikaya inen sabah uykusu bugün yeniden 2 saate uzadı.
Zeyno eve çabuk adapte oldu da, ben ne yapacağım bilmem... 20 gündür yemek yapmamaya, akşamüstü denize girmeye ve Ege'nin mavisiyle meltemine çok alışmıştım...

21 Temmuz 2008 Pazartesi

Ada'dayız...

Tam vaktinde kalktı uçağımız İzmir'den. Ve 45 dakika sonra indi İstanbul'a. İyi ki açıldı Sabiha Gökçen Havaalanı. Buradan gidip gelmek çok daha kolay bizim için. Babamlar İstanbul'da olmadığı için bu kez kendi imkanlarımızla döndük eve. Ama hiç zorlanmadık. Bagajlarımızı aldıktan 20 dakika kadar sonra bindik otobüse. Bildiğiniz belediye otobüsü. E-9, sahilden 40 dakikada Bostancı'ya getirdi bizi. Uçakta kaşar peyniri, ekmek içi ve limonatayla kahvaltı yapan Zeyno, otobüste uyudu. İndiğimizde vapur iskeledeydi. 11.05 direkt Heybeliada. Acayip rast gitti yani işimiz. Kolayca geldik eve. Ev temiz, bavuldakiler temiz. İşim kolay.
Zeyno mızmız yine biraz. Uykusu var ama uyumuyor. Son günlerdeki bildik hali bu zaten. Eninde sonunda uyuyacak ama. Zaten pek de düzenimiz kalmadı. Bakalım evdeki günler nasıl geçecek? Kimse olmadan, denize giremeden... Ama olsun. 15 gün sonra yeniden tatildeyiz :))

Dönüyoruz

Ve tatilin ilk etabını tamamladık. Datça'dan dönüyor olmanın keyifsizliğine aşırı sıcak, buna da Zeyno'nun mızmızlığı eklenince geliş kadar kolay olmadı İzmir'e dönüşümüz. Yine Çetibeli'de mola vererek ve direksiyonu Osman'la paylaşarak 5,5 saatte vardık İzmir'e. Hemen çamaşırları attım makineye. Son iki senedir böyle yapıyorum. Çamaşırlarımızı yıkayıp, ütüleyip, öyle yerleştiriyorum bavula. Böylece dönüşte bavulu boşaltması çok daha kolay oluyor. Bu sene bu düzene daha çok ihtiyacım var zaten sanırım. Dönüşte Zeyno'nun keyfi nasıl olacak bilmiyorum çünkü. Son günlerde biraz huzursuz. Beni görür görmez ağlıyor ve meme istiyor. Acaba neden bu kadar düşkün oldu yine memeye? Büyüme atağına mı girdi yine? 11. ayda olur mu ki bu? Ya da bir enfeksiyon kapmış olabilir mi vücudu? Göreceğiz bakalım...
Bavulu kapatıp, küçük valizin fermuarını çektiğimde gece saat yarımdı. Yarın erken kalkacağız. Uçağımız 08:25'te. Vakit kaybetmeden yatmam lazım. Bu sıcakta nasıl olacaksa?

Bir gün daha

Aslında bugün İzmir'e dönmekti planımız. Ama Datça bu kadar güzelken ve arkadaşlarımız buradayken ayrılmak mümkün mü? Bir gün daha uzatıyoruz tatili. İstikamet yine hep beraber Palamut. Bugün herkesin buradaki son günü. Denizin tadını iyice çıkarmaya kararlıyız.
Son gün olduğunu anladı mı nedir, Zeyno da denizde bugün. Osman'ın kucağında biraz yol alıyor denizde. Su yükseldikçe huzursuz yine de. Zorlamaya gerek yok. Alıp, oturtuyorum sahile. Vuran ilk birkaç dalgadan tedirgin oluyor ama sonra dalıyor oyuna. Hemen önümüzde üç tane abi var. Bir, iki, üç diye sayıp, dalgaya atlıyorlar. Onları izlerken, göğsüne kadar çarpan dalgalara aldırmıyor bile bizim ki. E be kızım, bugün son gün ama...
Kapanışı balıkla yapmak gerek yine. Akşam yemeğinde Altınkum'daydık. Yedik, içtik, gülüştük, sohbet ettik. Uzun zamandır bu kadar kalabalık bir arkadaş grubuyla yemek yememiştik. Ne güzel arkadaş sohbeti eşliğinde yemek yemek. Hele bir de sevdiğin yerdeysen...

Planlasan olmaz

Hani bazı şeyler ne kadar planlarsan planla olmaz ya... Ve bazen de kendiliğinden oluverir her şey. İşte öyle oldu burda da. Önce Arzu'larla aynı tarihlere denk geldi tatilimiz. Ve bugün İzmir'den arkadaşlar geldi buraya. Murat - Huriye, Oktay - Gül ve Ataberk.
Onları karşılayıp, Altınkum'a yerleştirdikten sonra Palamut'a gittik hep beraber. Datça'nın en kalabalık zamanı bu dönem. Ama sahilde her zaman boş şezlong var. Üstelik öyle şezlonga ayrı, şemsiyesine ayrı para alınan bir yer de değil burası. Su tam kıvamında. Ne sıcak, ne soğuk. Bildiğimiz lacivert. İnsanı çağıran cinsinden...
Zeyno hala denize alışabilmiş değil. Foça'ya göre daha iyi durumda ama denize sokmak hala mümkün görünmüyor. Acele yok yavaş yavaş. Şimdi tam bir su kuşu olan 8 yaşındaki Ataberk'inde eskiden suya adım atmadığını söyledi Gül. Demek ki, umutsuzluğa kapılmamak lazım...
Denize girmiyor ama tatilin keyfini en iyi çıkaran Zeynep. Hele hele son 2 gündür o kucak senin bu kucak benim gezmeye başlayınca daha da bi keyiflendi. Kızların sayesinde ben de rahat rahat denize giriyorum artık.

Hayallerin provası

İlk defa bu tarz bi yerde kalıyoruz tatilde. Koskoca ev bizim. Emekleme işini iyice geliştiren Zeyno keşfe çıkıyor, biz de eşyalarımızı yerleştiriyoruz. Sanki emeklilikte yaşamak istediğimiz hayatın provasını yapar gibiyiz. Datça'dayız, bahçe içinde tek katlı bir evdeyiz ve kısa bir süreliğine de olsa burada yaşamaya başlıyoruz...

Datça yolları

Çok sevdiğimizden mi, hayallerimizin temelini oluşturduğundan mı bilmem, hiç zor gelmiyor bize Datça'ya gitmek. Hele hele İzmir'den gitmek... 2 günlüğüne İstanbul'dan Datça'ya gitmişliğimiz var kaç kere ne de olsa.
Bugün kahvaltının ardından çıktık hemen yola. Niyetim Zeyno'nun sabah uykusunu yola denk getirmekti ki, öyle de oldu. Daha Balçova'dan otobana çıkmadan uyudu ve Muğla'da açtı gözlerini. Yani sıcağa rağmen yolun yarısını gayet sorunsuz ve sakin atlattık. Öğle yemeği için Çetibeli'deki Pınarbaşı-Şelale'de mola verdik. Ağaçların arasında minik bir cennet burası. Her şeyden önemlisi sıcağa kapı komşusu serin bir alan. Ve her şeyden önemlisi mama sandalyesi var. Evden yanıma aldığım tarhana çorbasını mideye indirdikten sonra üstüne bir de bizim gözlemelerimizden tırtıkladı Zeynep. Bezini de orada değiştirince, rahat rahat çıktık yeniden yola. Ve yaklaşık 2,5 saat sonra, Datça'ya hiç uğramadan Ovabükü'ne gittik. Altınkum Pansiyon'daki odamıza henüz yerleşmiştik ki, büyük bir tesadüf sonucu bizimle aynı tarihlerde orada tatilde olan Burak geldi bizi almaya. Pansiyona yürüyerek birkaç dakika mesafede kaldıkları eve gittik ki, ortam süper. Badem ağaçlarıyla dolu bahçede, yanyana yapılmış iki ev. Her türlü konforları var. Birinde Burak'la Arzu, diğerinde de Arzu'nun abisi ve kız arkadaşı kalıyor. Terastaki masaya sofrayı hazırlamış, bizi bekliyorlar. Ve günün haberi, Arzu'nun abisi yarın Bodrum'a gitmek üzere evden ayrılıyorlar. Bu da süper, yarın hemen buraya yerleşmeye karar verdiyoruz.
Akşam yemeği için pansiyonun bahçesindeyiz. Tercihimiz tabii ki balık. 4 melanur, 1 porsiyon kamalar (yerlisinden) ve bira... Zeyno çevresindeki tüm gürültüye rağmen hemen masanın yanındaki hamakta derin bir uykuya dalınca yavaş yavaş, keyfine vara vara yiyoruz balıklarımızı. Zeyno'nun balıklarını ve kalamarlarını ayırmak şartıyla tabii.

14 Temmuz 2008 Pazartesi

Kamp raporu

6 Temmuz'da gelmiştik Foça'ya. 9 gün çabucak geçti ve burdan ayrılma zamanı geldi. Kara Kampı'nın rahat ortamı ve Zeyno'nun uyumu sayesinde, yaz tatilinin ilk etabının, ilk bölümünü (tatil planı yoğun olunca böyle oluyor) sorunsuz atlattık. 9 gün boyunca kendi kendime düşündüklerim:
* Yaz tatili Zeyno'nun en kolay dönemine denk geldi bence. Artık bizim yediğimiz her yemeği yediği için "acaba ne yedirsek?" diye düşünmek zorunda kalmadık. Pütürlü gıda yeme konusunda bir sorun yaşamadığımız ve Zeyno'ya yemek mama sandalyesinde yenir alışkanlığı kazandırdığım için hem O'nu hem de kendimi tebrik ediyorum. Büyük bi kolaylık sağladı bu bize.
* Özellikle tatilde (aslında her zaman) pimpirikli olmamak gerek. Bu da bizi çok rahatlattı. Elbette güvenlik önlemlerini her zaman aldık ve dikkati elden bırakmadık ama "aman üstü kirlendi, aman yemek döktü" diye sorun yaratmadık hiç.
* "Aman düzeni bozuldu" diye de kafamıza takmadık. Yemek saatlerimizi O'na göre ayarladık (zaten makul saatlerde yiyor) ama O'nu da kendimize uydurduk zaman zaman. Ve gördük ki, bir bebek hemen yanı başında canlı müzik çalınırken bile mışıl mışıl uyuyabiliyor.
* Hep kızımız olsun istiyorduk zaten. Allah da gönlümüze göre verdi. Buradaki her yaştan erkek çocuklarını görünce bir kez daha "iyi ki kızım olmuş" dedim. Erkek çocuklarının hareketliliğiyle baş etmek kesinlikle çok daha zor.
* Zeyno'nun hareketleri açısından da tatil iyi bir zamana denk geldi. Yürümeye başlamış olsa biraz daha zorlanabilir, en azından biraz daha çok yorulurdum. Deniz Bar'ın büyük yeşil halısında bol bol emekledi. Ben de gözümle takip edebildiğimden peşinde koşturmak zorunda kalmadım.
Bugün İzmir'e döndük. Yarın Datça'da olacağız. İnşallah herhangi bir sağlık problemi yaşamazsak, Datça'nın buradan da keyifli geçeceğine eminim. Hem Datça'yı çok seviyoruz, hem de sevdiğimiz arkadaşlarımızla birlikte olma fırsatı bulacağız. Ve planımız, tam dolunay vaktini yakalamışken, Ovabükü'nde kalmak.

Düzen değişiyor...

Birkaç gündür, özellikle akşamları huzursuz Zeyno. Sanırım bir süredir devam eden düzeni değişiyor ve ben bu düzeni anlayıncaya ve Zeyno alışıncaya kadar geçiş süreci biraz sancılı olacak. Kahvaltının ardından 2,5 saati bulan "sabah uykusu" yeniden 40 dakikaya indi mesela. Hal böyle olunca yaklaşık 2 saat sonra yeniden geliyor uykusu. Oynamak istiyor ama bir yandan da uykuya dayanamıyor. Uyutmaya çalışıyorum, uyuyamıyor. Sonra neden uyumadım diye kızıyor... Bu arada zaman ilerliyor. Uykusuzluk başına vurmuşken yemek saati geliyor... Yani şu sıralar işler biraz karıştı. Ama panik yok, daha önce de olmuştu.
Tüm bunların üstüne 2 gündür bir de emme krizine tutuldu ki, işte bunu anlayabilmiş değilim. Aslında bunu da daha önce yaşamıştık ama artık Zeyno büyüdüğünden bir daha olmaz diye düşünüyordum. Ama oldu, hem de ne olma. Akşam arabayla misafirhaneye dönerken, 10 dakika kadar dayanamadı ve meme için iki gözü iki çeşme ağladı. Bunu da çözeriz mutlaka. Geçici bir dönem olduğuna eminim... Acaba dişten mi? :))

Kamp arkadaşları

7'den 70'e onlarca arkadaşı oldu Zeyno'nun kampta. Hafta sonu özellikle İzmir'den gelen günübirlik tatilciler de olduğundan, kamp bugün her zamankinden daha kalabalıktı. Zeyno arkadaşlarına yenilerini ekledi. 4 aylık Duru ve Zeyno'yla aynı anda doğan Alp vardı mesela bugün Deniz Bar'da bizimle oturan. Zeyno'yu kıkır kıkır güldüren Rıdvan'la kardeşi Okan Alp geldi bir ara ve 22 Aylık Sibel'le ablası Beyza. Hepsiyle ayrı ayrı oynadı, oynayamadıklarına yakın ilgi gösterdi bizimki. Bu arada arkadaşları sadece kendi yaşıtları değil. Mesela kahvaltı arkadaşları olan koca koca ablalar var. Her gün yanımıza mutlaka uğrayıp, "günaydın" diyorlar bize. Bir de akşamüstünde plaj arkadaşları olan teyzeler var. Hemen hepsine gülücükler saçıyor bizimki. Ve eğer canı isterse tüm maharetlerini sergiliyor.
Bu arada daha önce öğrendiği alkış, baybay, öpücük ver ve bır bır'a iki yeni şey daha eklendi. Çirkin ol deyince yüzünü buruşturup, burnundan nefes almaya başlıyor. Bir de "dilini göster" deyince, dilini kocaman dışarı çıkarıp, parmağıyla dokunuyor. Tabii bazen hatlar karışmıyor da değil...

12 Temmuz 2008 Cumartesi

Sürprizzz

Selda'lar sürpriz yaptı bugün bize. Sabah kahvaltı yaparken çaldı telefonum. Arayan Selda. "Biz Menemen'i geçtik, Foça'ya geliyoruz" diyor. Çok sevindik. Zamanlamaları da harikaydı, çünkü Osman bugün tüm gün boyunca bizimle olabilecekti. Zeyno daha sabah uykusuna dalmadan geldiler. Aydın Abi, Selda, Bengisu ve Bennur. Kızları görünce Zeyno da en az bizim kadar sevindi. Ve gün boyunca o kucak senin bu kucak benim keyif yapıp durdu. Osman'la ben de ilk kez birlikte denize girme fırsatı bulduk.
Israrlarımıza rağmen Foça'da kalmadılar ama günü birlikte geçirmek bile bize çok iyi geldi. Komşulukla başlayan arkadaşlığımız zaman içinde dostluğa taşındı. Kollarımda uyuyarak büyüyen Bennur büyüdü de Zeyno'yu oynatır oldu. İnsanın böyle dostlarının olması ne güzel...

Canlı müzik eşliğinde uyku

t
Tatil düzenimiz iyice oturdu artık. Bugünü de tıpkı dün gibi geçirdik. Ama akşam başkaydı. Gün boyunca gölgesinden istifade edip, oyun ve uyku alanı olarak kullandığımız Deniz Bar'a akşam yemekten sonra da gittik. Biz biralarımızı yudumlarken, Zeyno kollarımda uykuya teslim etti kendini. Hem de bangır bangır çalan müziğe rağmen. Öyle ki, bir süre sonra hemen yanıbaşımızda başlayan canlı müzik bile uyandıramadı O'nu. Ve ne kucağımda arabaya kadar gittiği yol, ne kısa araba yolculuğu, ne misafirhanenin üçüncü katına çıkış, ne de üstünü soyundurma.

10 Temmuz 2008 Perşembe

Aynen devam

Dünkü programda Zeyno da ben de çok rahat edince bugün de günü aynı şekilde geçirmeye karar verdim. Sabah Zeyno uyanır uyanmaz arabaya atlayıp, Kara Kampı'na geldik. Kahvaltının ardından Zeyno'nun sabah şekerlemesi için Deniz Bar'a indik. Ben Posta Gazetesi'nin tüm bulmacalarını çözüp, kahvemi içene kadar, yaklaşık 1,5 saat uyudu Zeyno. Uyandıktan sonra gölgede oynamaya devam edip, saat 14:30'da öğlen yemeği için restorana çıktık. Sebzeli Çorba ve Beytili Tavuk yemeğinin tavuklarından biraz yedi. Birkaç kaşık da yoğurt. Yemeğin ardından bolca güneş kremi sürüp, üstüne bir de t-shirt'ünü giydirerek plaja indik. Yaklaşık 1 saat kadar şezlongun üzerinde oyuncaklarıyla oynadı bizimki. Tam "acaba ayaklarını denize soksam mı?" diye düşünürken, bu düşüncemi anlamışçasına uyumak için mızırdanmaya başladı. Niyetim şezlongda uyutmaktı ama olmadı. Alıştı Deniz Bar konforuna bir kere. Yine oraya gidip, yüzünü akan sulara çevirdim. 5 dakikaya kalmadı daldı uykuya. 40 dakika sonra uyandığında Osman yanımıza gelmiş, Zeyno'nun havuzundaki su da iyice ılınmıştı. Hep beraber plaja indik yine. Havuzunda mutlu mesut oynadı bizimki. Ama bugün ellerini ve ayaklarını suyun içinde çırpmanın zevkine iyice vararak. Ve bir keşifte daha bulundu: Islak ellerle kuma dokununca bunlar ele yapışıyor ve tekrar suya sokunca kayboluyor. (Bu keşif sırasında kumların tadına bakmayı da ihmal etmedi tabii) Denize sokma girişimleri yine başarısız oldu. Güneş de artık hükmünü iyice kaybettiğinden ısrar etmedik zaten. Kısa bir ağlama eşliğinde yapılan duşun ardından akşam yemeği için deniz kenarındaki restorana gittik. Cacık ve pide eşliğinde tavuk beyti yedi. Üstüne de birkaç parça kavun.
Misafirhaneye dönmeden önce Foça'ya inip, sakızlı dondurma yedik. Hepberaber. Osman dondurma kuyruğunda beklerken, oyalanması için Zeyno'nun eline de boş bir külah verdik. Uzunca bir süre bunun içi niye boş diye soran gözlerle baktıkta sonra kemirmeye başladı külahını. Osman gelince sakızlı dondurmalarımızdan bir parça koyduk onun külahına da. İlk defa denemesine rağmen, 40 yıldır dondurma yermişçesine yaladı yuttu. İçine biraz daha dondurma koymak için külahını elinden aldığımızda da ağladı. Yani sakızlı dondurmaya bayıldı. Zaten kim sevmez ki? Hem de Foça'da...
Not: Akşamları gezerken ağlarsa onu kucağımıza alacağımızı öğrendi. Direndik ama yine biz kaybettik. Gözyaşlarına dayanamayıp, alıyoruz kucağımıza...

8 Temmuz 2008 Salı

Tüm gün kamp

Dün öğlen kampa gitmeye niyetlendiğimde, önce araba çalışmayıp, ardından da kendimizi yangının ortasında bulunca, Osman gelene kadar odada kalmıştık mecburen. Bu kötü tecrübeden sonra, bu sabah Zeynep uyanır uyanmaz kampa geldik hep beraber. Sabah kahvaltısının ardından, gölgedeki Deniz Bar'da sabah uykusunu uyudu Zeyno. Rüzgar püfür püfür esince, 2 saate yakın sürdü uykusu. Uyanınca biraz oyunun ardından öğle yemeği için restorana çıktık. Zeyno'nun damak zevkine uyacağını düşündüğümden içinde mercimek, nohut vs. olan çorbadan ve tepsi köfte aldım. Yanında da yoğurt. Sorun çıkarmadan her ikisinden de yedi küçük hanım. Güneş hala yakıcı olduğundan şezlonga gitmeye cesaret edemedim. Osman gelene kadar gölgede vakit geçirdik yine. Bu arada kısa bir şekerleme daha yaptı Zeyno.
Saat 17:00'da deniz kenarına indik. Önce havuzda kısa bir alıştırma yaptık yine. Ardından dünkü gibi Osman kucağına alarak deniz kenarında oturdu. Ve yavaş yavaş derine gitti. Anladık ki Zeyno'nun sorunu suyla değil, soğukla. Ayakları ve karnı alışınca artık sorun çıkarmadı ama daha ileriye de gitmedi. Yine fena bir gelişme sayılmaz. En azından gün be gün ilerleme var.Biz denizden çıkana kadar, havuzundaki suyu iyice ılınmıştı. Hem ısındı hem de bol bol oynadı havuzunda. Duşunu da daha sorunsuz aldı bugün.
Not1: Dün odaya gidene kadar, arabada kucağımda uyuya kalan Zeyno, hiç kesmeden uykusuna devam etti. Ege rüzgarı böyle yapar işte insanı :))
Not 2: Özellikle altında sadece beziyle görenler hala erkek sanıyor Zeyno'yu
Not 3: Zeyno kendinden küçük bebekleri görünce çok seviniyor.
Not 4: Bugün kendisini seven 84 yaşındaki yaşlı teyzeye de bakıp bakıp, bir süre sonra ağladı. Anası kılıklı kızım. Ben yaşlıları görünce hiç dayanamaz ağlarım. Ama O'nun ki korkudan sanırım. Bu korkusunun nedenini biz hala çözemesek de...

Deniz kıyısında...

Şimdi tekrar düşünüyorum da, ciddi bir tehlike atlatabilirdik aslında. Geçen sene de biz burdayken yangın çıkmıştı. Bütün gece odamızın camından, birkaç metre ötemizdeki yangını seyretmiştik. Ağaçlarla birlikte içimiz de yanmıştı. Bu sene de dumanlar yükselip duruyor Foça'dan. Ve bugün öğlen, bu alevlerden birinin ortasında buluverdik kendimizi Zeyno'yla. Öğlen kampa gitmek üzere bindik arabaya. Zeyno'yu koltuğuna yerleştirdim ve ben Bismillah deyip, çevirdim kontağı. Ama arabadan tık yok. Yakındaki askerlerin de yardımıyla çalıştırıp, çıktım yola. Ama daha birkaç yüz metre ilerlememiştik ki, yoğun bir dumanın içine girdik. Ve ben hızlnıp, bu bölgeyi hemen geçmeyi düşünürken, birden sağlı sollu alevler ve hemen önümüzde yanan bir araba gördüm. İtfaiye yolu kapatmış, arabayı söndürmeye çalışıyordu. Bizim arabanın içi de birden ısınıverdi. Hızlı çekim filmler gibi geri manevra yapıp, hızla uzaklaştım ordan. Ve ucuz atlattığımız için şükrettim. Foça rüzgarının etkisiyle hızla ve kontrolsüzce yayılan alevlerden bu kadar kolay kurtulamayabilirdik.
Bu kötü olayın ardından Osman gelene kadar odada kaldık. Herhalde sıcağın etkisiyle hem sabah hem de öğlen uykusunu çok kısa uyudu Zeyno. Ama keyfi yerindeydi yine de. Akşamüstü kampa geldik. Ve bugün deniz olayında koca bir adım daha atıp, Zeyno'yla deniz kenarında oturduk İlk anlarda ayaklarının ıslak taşlara değmesinden çok da hoşlanmadı ama zamanla alıştı. Bu iş büyük bir sabır gerektiriyor. Ama onu korkutmamak için bu sabrı göstermemiz gerektiğini bilyoruz. Yoksa çoktaannn kucağımızda denizi boylamıştı.

Denize merhaba

Bugün akşamüstü Foça'ya geçtik. Ve güneş hükmünü kaybetmeden hemen kampa attık kendimizi. Dileğimiz, isteğimiz, umut ettiğimiz, gönlümüzden geçen, hayal ettiğimiz, Zeyno'yu kucağımıza alarak kendimizi Ege sularına bırakmaktı. Ama böyle olamayacağının sinyallerini 19 Mayıs'ta Datça'dayken aldığımızdan hiç zorlamadık kendimizi. Zeyno'nun havuzunu biraz suyla doldurup, ılınması için güneşe bıraktık. O'nu kucağımıza alıp, iskelede yürüdük. Gülüşen, rengarenk giyimli çocukları seyrederken çok mutluydu ama ayağı yere değmediği sürece. Bir kısa seyrin ardından şezlongumuza geri döndük. Ama o da ne? Zeyno havuza da girmek istemiyor! Tam bir hayal kırıklığı... Güneş batana kadar ancak Zeyno'yu havuzuna girmeye ikna edebildik. Neyse, bu da bir gelişme!
Tatilde Zeyno için yemek felsefem "umduğunu değil, bulduğunu yiyecek". Bu akşam köfte ve ızgara balık düştü şansına. Yemeklerde Osman'la farklı şeyler tercih ediyoruz. Böylece Zeyno'ya da farklı seçenekler sunmuş oluyoruz. Açık hava acıktırdığından herhalde, bol bol yemek yedi akşam. Ve geceye son noktayı bizim sakızlı dondurmalarımızın tadına bakarak koydu.
Misafirhanedeki odamıza geldiğimizde, ilk iş yeniden düzenledik odayı. İki tek yatağı birleştirip, üç kişilik geniş bir yatak yaptık. Zeyno duvar dibine, ben ortaya, Osman kenara... Boşta kalan alana babanneden aldığımız kilimi yaydık. Bu da Zeyno'nun oyun alanı.
Üçümüz de yorulmuşuz. Hemen daldık uykuya. Ortalığı toparlama, kıyafetleri yerleştirme yarına...

5 Temmuz 2008 Cumartesi

İlklerin günü

Foça'ya geçmeden önce, İzmir sokaklarna attık bugün kendimizi. 35 derece sıcağa rağmen, ılık İzmir meltemi hiç durmadan estiğinden keyifliydi dışarısı. Arabayı Alsancak'a bıraktık. Yıllar sonra makyaj malzemesi aldım ben kendime. Zeynep'e de küçük, şişme bir havuz aldık. Denize girmezse bunun içinde serinler diye düşünüyoruz. Tatlılarımızı Reyhan'da yedik, kahvemizi sakız macunu eşliğinde Sakız Adası Cafe'de yudumladık. Alsancak'taki birkaç mağazaya girdik çıktık. Zeynep'e parmak arası terlik aldık. Son olarak Kemeraltı'na uğradık. Turşu suyu içip, midye dolma yedik. Zeyno'ya ilk bebeğini aldık. Ve ilk kova-kürek takımını. Bir de suda oynayabileceği, sıkınca öten pamuk prenses ve yedi cüceler... Ve Zeyno bugün ilk kez araba koltuğunda oturdu. Hem de yanında kimse olmadan. Sadece yeni bebeği ve Zeyno vardı arka koltukta. Yani ilkler günüydü bugün Zeyno için.

Hasretlik bitti

Osman'la Zeynep'in bir haftalık ayrılığı bugün son buldu. Osman'ın eve gelişini balkonda bekledik Zeyno'yla. Baktık sonuna doğru dayanamıyor, babannesiyle sokağa, kapının önüne indiler. Merak ediyordum Osman'ı görünce ne yapacağını. Bir süre babaannesinin kucağında kalıp, mahçup mahçup güldü. Sonra beklenen tepkiyi gösterip, babasının kucağına atladı ve bir daha da inmedi. Uzun uzun hasret giderdiler yatana kadar...

4 Temmuz 2008 Cuma

İzmir'de ilk gün

Bugün İzmir'deki ilk günümüz. Söylenebilecek ilk şey "hava çok ama çok sıcak". Yerini yadırgadığından mı, hava değişiminden mi, yoksa sıcaktan mı bilmem dün gece çok huzursuz uyudu Zeyno. Defalarca uyandı. Odanın camını açtım ama nafile. Esinti bile yoktu. Klimayı açtım ara ara ama açık bırakıp uyuyakalmaktan korktuğumdan kapattım. Klimanın kapanmasıyla odanın yeniden hamam gibi olması bir oldu zaten. İstanbul'da yakınıyorduk sıcaktan, Allah burdakilere kolaylık versin.
Bu arada Zeyno'nun halasıyla arası süper. Babaannesiyle sorun yok ama dedeye karşı hala biraz temkinli. Ama en azından 19 Mayıs'taki gibi daha görür görmez ağlamıyor.

Havada 45 dakika

18.45 uçağıyla İzmir'e geldik bugün Zeyno'yla ben. İstanbul-İzmir arası uçakla sadece 45 dakika sürüyor ama bilet fiyatlarının ucuzlamasına paralel olarak gitgide daralan koltuk araları, tüm koltukları dolu tıklım tıkış ve çok sıcak bir kabin ile etrafındaki oyalanabileceği tüm şeylerden daha uçak havalanmadan sıkılan Zeyno eklenince uzadı da uzadı yolculuk. Allahtan yanımızda çocukları çok seven bir bayan oturuyordu da çok sıkılmadık. Zeyno o hanımın çantasının zinciri ve biten fanta kutusuyla oyalandı yolculuğun yarısında. Sonuçta korktuğum gibi geçmedi Zeyno'yla başbaşa uçak yolculuğu. Ama daha uzun uçuşlarda ne yaparız bilmem?

2 Temmuz 2008 Çarşamba

10. ay kontrolü

Tatilimiz, yarın 18:45 İzmir uçağına binmemizle birlikte resmen başlamış olacak. Dönüş 20 Temmuz. Bu nedenle 10. ay kontrolüne 1 hafta erken gittik. İşte bu kontrolden notlar:
* Kontrole babamla birlikte gittik. Kliniği ilk kez bu kadar sakin gördüm.
* Zeyno ilk kez klinikteki büyük oyuncaklarla oynadı. Sallanan ata, sallanan file ve küçük arabaya bindi. (Daha önce bunlara bindirdiğimizde korkmuş, hemen inmek istemişti)
* İlk iş ölçümler yapıldı yine. Kilo 9140 gr (geçen aya göre 150 gr artış). Boy 73 cm (geçen aya göre 1 cm artış). Kafa çevresi 46.2 cm. Hilal Hanım grafikteki gidişatı çok iyi buldu.
* Fizik muayene sonucunda hiçbir sorun yok. Zeyno'nun vücudunda isilik olmadığı için "aferin" aldık.
* Bir "aferin" de Zeyno hala meme emdiği ve her şeyi sorunsuz yediği için.
* Hilal Hanım'ın gözlemine göre Zeyno'nun dikkat süresi oldukça uzunmuş. Gelişimsel test yaptırmamızı önerdi. Ama bu tür testlere kıl olduğum ve genelde gereksiz bulduğum için pek yaptırma taraftarı değilim.
* Bakla, patlıcan, karnabahar ve lahana dörtlüsü dışında tüm yemekler serbest. Tuz ve şeker ilavesiz. (Tatlıları değil ama bizim az tuzlu yemeklerimizden yiyor Zeyno. Tatilde de onun için özel olarak yemek pişiremeyeceğim. Bu nedenle dışardaki uygun yemeklerden seçeceğiz)
* Eğer tatilde herhangi bir sağlık sorunu yaşamazsak; aşısı olmadığı ve gidişat gayet iyi olduğu için gelecek ay kontrole gitmeyeceğiz. (Yani her şey yolunda giderse bir dahaki kontrol 12. ay sonunda)
* Tatil çantasına koyduğum ilaçları saydım Hilal Hanım'a: Günlük olarak kullandığımız vitamin, demir damlası ve flour hapı. Bepanthane krem. Göz damlası. Ateş düşürücü şurup ve fitil. (Bunlara ek olarak serum fizyolojik ve termometre). Hilal Hanım'da bir tatil reçetesi yazdı. Gerekli hallerde şu ilaçları kullanacağız: İshal için bir ilaç. İshalin devam etmesi durumunda vermek üzere bir şurup. Bir antibiyotik ve bir cilt kremi.
* Zeyno'nun hala dişi yok. Hilal Hanım eliyle kontrol etti, görünürde de bir şey yok. İlk dişin çıkması 15. ayı bulabilirmiş, normalmiş bu durum. (Zaten bizim bir acelemiz de yok. Zeyno galeta dahil, her şeyi çiğneyerek yiyebiliyor. Uzunca bir süredir rende kullanmıyorum artık)
* Soru yok, sorun yok. Yaşasın tatil!

1 Temmuz 2008 Salı

Yeni düzenin saatleri

3 günlük sancılı geçiş sürecinin ardından Zeyno'nun yeni düzeni iyice oturdu. Artık akşam 10:30'da yatıp, sabah 08:30'da uyanıyor. 1 saat ileri alınmış bu yeni düzene göre günün geri kalanı da genel hatlarıyla şöyle:
* 09:30 kahvaltı
* 10:30-12:30 uyku
* 13:00 meyve
* 14:30 öğle yemeği
* 16:30-18:00 uyku
* 18:30 meyve
* 20:30 akşam yemeği
Aradaki boşluklar da oyun zamanı. Eğer gezme-tozma yapılacaksa öğle uykusunun ertesi çok uygun oluyor. Meyvesini ve suyunu yanımıza alarak rahat rahat gezebiliyoruz.
Tatil öncesinde Zeyno'nun kendi kendine düzenini bu şekilde değiştirmesi iyi oldu aslında. Böylece akşamları daha uzun saatler dışarda olabiliriz.

Günaydınnn

Acaba yine 06:00'da mı kalkacak diye korkuyordum ama bu sabah 08:30'da uyandı Zeyno. Ve ilk kez yatağının içinde oturarak seslendi bana. Şimdiye kadar uyanınca ya kendi kendine söylenerek bir süre oynar ya da direkt ağlayarak ya da bağırarak seslenirdi. O'nu yatakta oturur görmek çok hoşuma gitti ama dönüşte yatak konusuna bir çözüm bulmamız lazım. Çünkü yatağının içinde ayağa kalktığında parmaklıkların boyu aşağıda kalıyor maalesef...
Yarın karşıya geçiyoruz artık. Yani yanıma alacakları hazırlamak için son günümdü bugün. Tüm gün "acaba bir şey unuttum mu?" sorusu vardı aklımda. İzmir'de 2 gün bizi idare edecek kadar kıyafet, Zeyno'nun ilaçları, biberonları, sağlık karnelerimiz... Sanırım başka bir eksik yok. Acaba?
Not: Fotoğraftaki elbiseyi geçen seneki yaz indiriminde Zara'dan almıştık. 2-3 yaş için bir bluz aslında. Ama Zeyno'ya elbise oldu :)) Son anda elime geldi çekmeceden. Giydirdik annemle, oldu. Hemen attık çantaya...

Neler oluyor böyle?

Birkaç gündür akşamları çok huzursuz dalıyordu uykuya Zeyno. Ve dün gece ipler iyice koptu. Gece ertesi güne devrilirken yani geceyarısına birkaç dakika kala uyuyabildi. Biz "artık yarın öğlene kadar uyur" diye yorum yapmıştık ama nerdeee... Sabah saat 06:00'da kalk borusunu çaldı. Neler oluyor Zeyno'ya böyle? Yoksa babasının bugün gideceğini mi anladı?
Bugün öğleden sonra yolcu ettik Osman'ı Foça'ya. Gemiyle gidiyor O. Planlamaya göre 4 gün sonra İzmir'deyiz bizde. Ve 5 Temmuz'dan itibaren Foça'da...

Baba kız gezmesi

Temizlik vardı bugün evde. Ve nöbet ertesi olduğu için Osman evdeydi. İkisi birleşince ne oldu? Öğlen yemeğinin ardından, baba kız evden kaçıp, gezmeye gitti. Zeyno doğduğundan beri başbaşa birçok gezme yaptılar. Ama bu seferki farklıydı. İlk kez Ada'nın sınırları dışına çıkıp, birlikte karşıya geçtiler. 14:20 vapuruyla gidip, 18:00 vapuruyla döndüler. Ve bana bol bol "artık sen olmadan da uzun uzun gezebiliyoruz" havası attılar.
Gün boyu neler mi yapmışlar? Önce vapur sefası. Ardından kısa bir dolmuş yolculuğuyla Osman'ın bir işini halletmesi. Bağdat Caddesi'nde yürüyüş. Kahve Dünyası'nda kahve-tatlı molası. Ve yine vapur keyfiyle dönüş. Bu arada akşamüstü yanlarına verdiğim meyvesini yemiş Zeyno. Yürüyüş sırasında da babasının eline verdiği simiti kemirmiş arabasında. Osman itiraf etmedi ama Kahve Dünyası'nda yediği pastadan da tattırdığına eminim. Dönüş yoluna kadar idare etmişler ama vapurda zorunlu olarak alt değiştirilmiş. Sonuçta keyifli bir gün geçirmişler.
Onlar yokken ben ne yaptım peki? İlk defa koşturmadım ve bir iş yapmadım. Temizliğin ardından Şafak'a çıktım. Yüzümü Büyükada'ya dönüp, Ada rüzgarına karşı biramı içtim. Ben de keyif yaptım yani.

Yine Zuzu'dayız

Tatil öncesi son iş toplantısı zamanıydı bugün. Geçen seferki olumlu tecrübenin ardından, buluşma yeri olarak yine Zuzu'yu belirledik Gökçe'yle. Ama bu kez tam da umduğum gibi olmadı durum. Zeyno bir süre ablalarla oynamak istemedi. Daha doğrusu benden ayrılmak istemedi. Ama yemeğini benim elimden yedikten sonra durum düzelmeye başladı. Ara sıra göz ucuyla bana bakmayı ihmal etmeden odada oynamaya başladı. Üstelik yalnız da değildi bu kez. Her ne kadar hiçbiri birbiriyle ilgilenmese de 7 aylık iki bebek ve 3 yaşında bir kız çocuğu daha vardı. İki tecrübe sonucu son karar: Zuzu'ya gitmeye devam edilebilir...

Tatildeyiz...


TATİL NEDENİYLE KISA BİR ARA... :))

Her gün fotoğraf çekmeye ve yazmaya devam edeceğim. Ancak bunların blog'a yüklenmesi tatil dönüşünde olacak. Tatil maceralarımızı 20 Temmuz'dan sonra uzun uzun okuyabilirsiniz.