29 Haziran 2008 Pazar

Denge çalışmaları

Koltuktan tutarak ayağa kalkmaya ve yürümeye (yani sıralamaya) başladığından beri, kendi kendine denge çalışmaları yapıyor Zeyno. Koltuğun bir başından bir başına yürüyor, duruyor, elinin birini çekiyor, sonra onu koyup diğerini... Ve cesaretini topladığı zamanlarda her iki elini birden bırakıyor... Bir de elindekini yere atıp, eğilerek alma egzersizi var. Önceleri elindeki oyuncağını düşürdüğünü sanıyordum ama değil. Özellikle atıyor ve alıyor. Bir daha, bir daha, bir daha...

Tahta oyuncaklar

Bu haftanın aktivite konusu "babamızın çocukluğunda oynadıkları oyunlar"dı. Babam çocukluğunda hangi oyunları oynardı bilmiyorum. Ama tam da bu aktivite konusunun başladığı gün, Zeyno için aldığı tahta oyuncakları getirdi Osman eve. Tahtadan bir fare, çıngırak, altındaki topu çevirdikçe yemlenen tavuklar ve bir topaç. Topacı ve tavukların olduğu düzeneği, ilerleyen zamanda oynaması için kaldırdık. Faresini ve çıngırağını ise çok seviyor.

23 Haziran 2008 Pazartesi

Alkışşşş

Geçen Çarşamba akşamı, Gülden Teyze ona şarkı söylerken birden alkış yapmaya başlamıştı Zeyno. O günden beri de ara ara yapıyordu. Son 2 gündür yine anneanne kampına girince, buna bir de öpücük eklendi. Artık "alkış" ya da "şap şap" deyince hemen ellerini çırpmaya başlıyor. "Öpücük" deyip, biz O'na öpücük atınca da dudaklarını birbirine vurarak şaplatmaya. Bu arada artık yatar pozisyondan oturur pozisyona da kendi başına geçebiliyor. Yani bir odanın bir köşesinde yatar pozisyonda bırakıyoruz, birkaç dakika sonra bir bakıyoruz, diğer baştaki koltuğun önünde ayakta duruyor. Tam "baş baş" dersine gelmiştik ki, eve döndük. İzmir'e gidene kadar bunu da öğrenmiş olur herhalde...

Düğün zamanı

Elçin'le Şahin'in nişanlandığı gün ben anneliğe, Zeyno'da dünyaya merhaba demişti. Bu düğünü kaçırmak olmazdı. İnsanlar akın akın Ada'ya gelirken, biz 11:55 vapuruyla attık kendimizi karşıya. Ana kız süslendik ve takıldık annemlerin peşine. İşte günden ve düğünden notlar:
* Fön makinesinin sesinden korkacağını düşünmüştüm ama Zeyno anneannesinin saçına fön çekilişini büyük bir merak ve keyifle izledi.
* Sadece ben süslemedim, Zeyno'da düğün için özel olarak hazırlandı. Hato'nun İngiltere'den getirdiği elbisesini giydi, toka bile taktı.
* Tüm davetliler kokteyl alanında içkisini yudumlayıp, kanepelerin tadına bakarken, Zeyno'da köftelerini bir çırpıda bitiriverdi.
* Saat 21:30'da uykuya dayanamayıp, arabasında uyuyakaldı. Taa ki, gelinle damat alana girerken çalan yüksek sesli müziğe kadar. Bir anda korkuyla ağlayarak uyandı ama tam da alkışı yeni öğrenmişken, çevresindeki herkesin el çırptığını görünce duruma hemen adapte oldu.
* Çalan müziğin evdeki teyp gibi bir düğmeyle kapatılamayacağını kavrayınca, uykuya boşverip, gecenin keyfini çıkarmaya karar verdi. Oynayanları seyredip, bol bol da alkışladı.
* Ordövr tabağındaki zeytinyağlı enginarın, biber dolmasının içinin, etin yanında gelen haşlanmış sebzelerden patatesin ve çilekli dondurmanın tadına baktı.
* Saat gece 11'i gösterirken, artık çalan müziğe de aldırmayıp, tekrar arabasında uykuya daldı. Bazen konser alanlarında uyuyan çocuklar görür, "bu gürültüde nasıl uyuyorlar?" diye şaşırırdım. Artık şaşırmıyorum. Uykuları gelince, top patlasa umurlarında olmuyormuş çocukların.
* Arabada, evde elbisesini çıkarırken, yerine yatırırken... Hiç uyanmadı Zeyno.
* Demek ki neymiş? Özellikle açık havadaki yaz düğünlerine bebekle gidilebilirmiş...

Leylek leylek lekirdek

Dün akşam, Gölcük'ten Selda geldi bize. Yani "bütün kızlar toplandık" bu hafta sonu evde. Annem, ben, Zeyno ve Selda. Bol bol kikirdedik. Gün boyunca da Selda'dan öğrendiğiniz şu şarkıyı dilimizden düşürmedik: Leylek leylek lekirdek, Hani bana çekirdek, Çekirdeğin içi yok, Zeynep Hanım'ın dişi yok

Tam 1 saat sonra

Her zamanki gibi nedenini yine bilmiyorum. Bir süredir, her gece, uyuduktan tam 1 saat sonra (ne 5 dakika önce, ne 5 dakika sonra) ağlayarak uyanıyor Zeyno. Odaya gidiyorum, kucağıma alıp, yatağının hemen önündeki pufa oturuyorum. Biberonundan su içiyor, sonra birkaç dakika daha mızırdanıyor. Sonunda başparmağı ağzında, kafası göğsümde dalıyor yeniden uykuya. Elbette yattıktan bu kadar kısa süre sonra ağlayarak uyanmasını istemiyorum ama bu halde kucağımda uyumasını da çok seviyorum. Uzun uzun saçlarını, ensesini kokluyorum. Bu anın keyfini çıkarıyorum. Çünkü biliyorum ki, tıpkı geçen 9,5 aydaki pek çok şey gibi bu anlarda bitecek ve bir süre sonra ben hatırlamayacağım bile...
Not 1: İsilik için, doktorumuzun önerisiyle Bepanthane Krem kullanmaya başladık.
Not 2: Fotoğrafta Zeyno'nun elindeki galeta. Özellikle yemeğini yerken bir yandan galeta kemirmeye bayılıyor. Kemirme dediysem, bayağı bayağı koparıp, yiyor...

19 Haziran 2008 Perşembe

Sıcak, çok sıcak...

Nasıl bir hava vardı bugün anlayamadım? Birkaç gündür hava çok sıcak ama bugün buharlaştık neredeyse. Üstünde bir tek body'le sıcağa iyi göğüs gerdi yine de Zeyno. Ama kafasının teri hiç kurumadı. "Acaba saçlarını makineye vurdursam mı?"fikri geldi geldi gitti aklımdan. Galiba buna cevabım hep "hayır" olacak. Bu arada ensesinden omuz başlarına doğru olan alanda ve gerdanında isilik oldu. Hemen hemen her gün yaptırdığımız ılık duş işe yaramıyor maalesef. İlk fırsatta bu konuyu doktora sormalıyım...

18 Haziran 2008 Çarşamba

Sivrisinek istilası

Dün gece Zeyno'yu uyuturken duyar gibi olduğum bir vızıltıdan sonra, gece hemen mail atmıştım Hilal Hanım'a ve sormuştum "Havalar ısındı, sivrisinek istilası başladı... Zeyno’nun uyuduğu odada sivrisinek kovucu tablet kullanabilir miyim? Ayrıca dışarıda olduğumuz zamanlarda cilde sürülen sinek kovuculardan sürebilir miyim?" diye. Sağolsun hemen cevap yazdı: "Evet canım, Zeyno büyüdü artık" diye. Tam da sabah alırız, tedbirli olmakta fayda var diye düşünürken, Zeyno bu sabah yüzü başta olmak üzere ellerinden ve bacaklarından sinek istilasına uğramış olarak uyandı. Yanağındaki kızarıklıkları görünce bir an acaba döküntülü bir hastalık mı? diye düşündüm ama değil. Vücudunun kapalı yerlerinde bir şey yok, sadece açıkta kalan alanlarda. Oysa, aynı odada yatmamıza rağmen bizde bir şey yok. Bulmuşlar taze kanı, bizi ne yapsın tabii sivrisinekler...

Zeyno çıldırdı

Bugün tam bir kabus gibiydi. Sabah 6'ya 5 kala ağlayarak uyandı Zeyno. Ve gün boyu da ağlamaya devam etti. Hem de benim en sinir olduğum mızırdanarak ağlama şeklinde. Her şeyden mutsuzdu. Öğle uykusuna bile ağlayarak daldı. Yine düşünüyorum "acaba neden?" diye. Cevap listesinde dişler bir numara hala. Ama görünen bir şey yok. İkinci sırada sıcak hava var. Birkaç gündür evde buhar olup, uçacağız sanki. Belki de bu ayın bir gelişim özelliği bu davranış. Arınç yazmıştı, Duru da huzursuzmuş bu sıralar. O da geceleri ağlayarak uyanıyormuş. Ara ara çıldırıyor ya bebekler. Belki de öyle bir döneme girdik yine. Sebep her neyse ne; umarım uzun sürmez bu durum. Yoksa bu sıcaklarda sabır göstermek çok daha zor...

Zeyno nasıl keşfediyor?

Artık çevresindeki eşyaların, olup bitenin iyiden iyiye farkında Zeyno. Bu farkındalıkla birlikte de müthiş bir merak içinde. Tabii bu bizim tarafımızdan "kıçına kurt kaçmış" olarak tanımlanan bir hareketlilik olarak yansıyor. Zeyno uzanabildiği her şeye atlayıp, eline geçirdiği şeyi de uzun uzun keşfediyor. Önce şöyle yakından bir bakıyor elindekine. Sonra başlıyor sallamaya acaba ses gelecek mi diye? Ardından iki el arasında birkaç kez gidip geliyor eşya. Birkaç kez de tepetaklak edilerek çevriliyor. Ve tabii mutlaka tadına bakıyor. Eğer dişine (daha doğrusu damaklarına) dokunur bir kenarı, köşesi varsa uzun uzun kemiriliyor. Sonuçta da sıkılınıp, fırlatılıyor. Yanlış anlaşılmasın, en uzun haliyle 5 dakika kadar sürüyor bu keşif. Bir kere yeri boyladı mı da, bir daha kolay kolay ele alınıp, oynanmıyor. Bu da ne demek? Şu sıralar evde Zeyno'ya zarar vermeyecek her şey oyuncak oluyor demek.

15 Haziran 2008 Pazar

İlk Babalar Günü

Sabah balkonda kahvaltı yaptı, ardından şekerlemesini... Öğleden sonra banyo oldu. Her zamanki sayıda kakasını yapıp, bol bol oyun da oynadı. Ama nedense akşama doğru huzursuzlanmaya başladı Zeyno. Mız mız, mız mız... Acaba neden? İlk Babalar Günü'nde babasıyla birlikte olamadığı için mi acaba?

Zeyno'nun köfteleri

Meteor.gov.tr'den yarının yağmurlu olacağını öğrenince, aniden bir piknik programı yaptım bu sabah. Çantayı hazırlar hazırlamaz düştük yola. Annem, babam, Zeyno ve ben. Evlerin arasından yarım saatlik bir yürüyüşten sonra plajdaydık. Hava çok güzeldi. Mangal yaktık, annemin yaptığı kır pilavıyla yedik. Ama anladık ki, artık köfteleri hazırlarken Zeyno'yu da katmak lazım hesaba. Annemin dediği gibi: "O da geldi pikniğe. Neden mangal yemesin? O'nun ne eksiği var?". Hiçbir eksiği yok vallahi. Zeyno bugün 2 tane mangalda pişmiş köfte yedi piknikte. Hem de fotoğrafta görüldüğü gibi kendi elleriyle...

13 Haziran 2008 Cuma

Yürümeye hazırlık

Temizlik vardı bugün evde. Mutfaktaki masayı balkona taşıdık. Zeyno'nun mama sandalyesini de. Tam da yemeklerini yerken bir yandan galeta kemirmeye başlamışken, süper oldu bu zamanlama. Kırıntılar mı döküldü? Hiç sorun değil, bir kova suyla işlem tamam...
Bu arada Zeyno'yu artık yerde tutabilene aşkolsun. Tutunacak bir yer bulması ayağa kalkması için yeterli. Henüz büyük adımlar atmaya cesareti yok ama ayakta durdukça çok hızlı bir gelişme gösteriyor. Bu da gösteriyor ki, sanırım emekleme faslını pas geçtik biz...

Sabah misafirleri

Bu sabah Zeyno'ya kahvaltısını yaptırırken çaldı cep telefonum. Arayan Gamze+Lal. Aynen böyle kayıtlı telefonumda. Yaklaşık 1 ay kadar önce Bostancı-Adalar vapurunda tanışmıştık onlarla. Biz Gamze'yle kaynaşmıştık hemen, Lal'le de Zeynep. Sabah planladıkları motora binemeyince ve bir sonraki vapurun kalkmasına yaklaşık 2 saat olunca, bize uğramaya karar vermişler. Geldiler, iyi de ettiler. Biz sohbet ederken, Lal'le Zeynep de yerde oynadılar, kucaklaştılar, sarıldılar, öpüştüler. Gitmelerine yakın hem Zeyno'nun hem de Lal'in uykusu geldiğinden biraz mızmızlanmaya başladılar ama bizim için keyifli ve değişik bir sabah oldu. Umarım en kısa zamanda tekrar görüşürüz.

12 Haziran 2008 Perşembe

Zuzu Cafe

Zeynep doğduğundan bu yana, Gökçe'yle ayda bir kere yaptığımız iş buluşmasını annemde yapıyorduk. Annem Zeynep'e bakıyordu, biz de çalışıyorduk. Bugün ilk kez dışarda buluştuk. Pınar'ın önerdiği Zuzu Cafe'ye gittik. Bostancı tarafından Bağdat Caddesi'ne girince, sol taraftaki Köfteci Ramiz'in arka sokağında. 4-5 masalık bir bahçesi var. En önemlisi de çocuklar için bir oyun odası ve onlarla ilgilenen ablalar var.
Yaklaşık 4 saatimizi burada geçirdik. Biz çalıştık, bu arada Zeyno ablayla oyun oynadı, bir kısmı yine ablanın elinden olmak üzere yemeğini yedi ve diğer abla tarafından arabasında gezdirilerek uykuya daldı. Ben de hem rahat rahat çalıştım hem de uzun bir aradan sonra rahat rahat yemek yedim. Zeyno biraz tedirgindi. İlk deneme için gayet normal bence bu tedirginlik. Ama yine de beklediğimden daha iyi bir performans gösterdi. Ne demek yani bu? Bundan böyle Zuzu Cafe'ye daha sık gidilecek... Nasıl da değişiveriyor insanın tercihleri hemen...

Yaşasın baş parmak!

Parmak emmeyle ve emzikle ilgili pek çok şey yazdım bugüne kadar. Ancak bir son durum değerlendirmesi yapmanın zamanı geldi. Yeni duruma göre; emziğe son, yaşasın baş parmak! Tıpkı uzunca bir süre şiddetle karşı çıktıktan sonra, günün birinde cokur cokur emmeye başladığı gibi, yine aniden bıraktı Zeyno emziği. Ve onun yerine baş parmağını koydu. Özellikle uykuya dalarken baş parmağı mutlaka ağzında oluyor. Arada parmağını çıkarıp, emziğini veriyorum ama nafile. Birkaç kez emdikten sonra emziği şiddetle çıkarıp (çıkarmakla da kalmayıp, fırlatıp), iştahla baş parmağını emmeye devam ediyor. "Parmağı incelir" diyenler var, "bu alışkanlığından vazgeçemez" diyenler var, "ay ne çirkin, hiç sana yakışıyor mu?" diyenler var... Her konuda olduğu gibi bu konuda da yorum yapan çok. Ama ben şimdilik katı bir engel uygulamama kararındayım.

9 Haziran 2008 Pazartesi

Yine sobelendim

Damla'nın annesi Yaprak sobelemiş beni. Çocukluğumda ya da gençliğimde yaşadığım en tehlikeli, en komik macerayı yazmalıyım. Belki de annemle daha yeni konuştuğumuz için, içinde kardeşimin olduğu, bugün hatırladıkça yüzümü gülümseten iki anı geldi aklıma. İçlerinde biraz tehlike biraz komedi var. Ve bu anıları yazmadan önce, Ceren'in annesi Ekim ve Doruk'un annesi Esra. Yazmak isterseniz, sizi sobeliyorum.

8-9 yaşlarındayım. O zaman sokakta tüm oyunlarımız. Yakan top, istop, saklambaç, lastik... O kadar çok oyunumuz var ki. Ama özellikle saklambaç tam bir zulüm benim için. Kendimce süper sote bir yer bulmuş, gizlenmişim. Bu kez duvara ebeden önce dokunmaya kararlıyım, ama nerdeee? Annem bağırıyor 6. kattaki evimizin balkonundan: "Nurdannnnn, nurdannnn!". Çıkmıyorum yerimden önce, cevap vermiyorum. Ama annemin haykırışının devamı geliyor: "Halil'i yolladım, geliyor aşağıya. Sahip çık kardeşine!". Çaresiz çıkıyorum yerimden. Yüzüm asık kardeşimin elinden tutuyorum. Ondan sonra da saklambaçta oyuncu değil, seyirci oluyorum...

**

Yine aynı yaşlardayım. Pazara gitmişiz annemle beraber. Tezgahlardan birinden acı arnavut biberi aşırıyorum. Dilimin ucuna değdirir değdirmez başlıyorum yanmaya ama hiç çaktırmıyorum. Neden? Kardeşimin emziğine süreceğim. Bıkmışım çünkü O'nun emziğini tutmaktan. Kardeşim bala batırılmış emziğini emmeden uykuya dalmaz. O'nun emziğinin balı bittikçe tekrarlamak görevi de benim. Belli ki, çok sıkılmışım bu işten, radikal bir çözüm arıyorum. 2-3 yaşındaki çocuk bu kadar acı tadarsa ne olur, sonuçlarını tahmin edemiyorum tabii. Allah'tan annem anlıyor ve soruyor "O elindeki ne?" diye. Anlatıyorum. Planım suya düşmekle kalmıyor, sağlam bir de azar işitiyorum.


Günü koklamak

Bu haftanın aktivitesi "kokular"dı. Aklıma ilk gelen, bu aktivite için Zeyno'yla birlikte markete gitmek ve ona sebzeleri, meyveler, sabunları vs. koklatmaktı. Ama Zeyno henüz koklamayı bilmiyor. Yabi bu aktiviteden hoşlanıp, hoşlanmayacağını kestiremedim. Bunun yerine, günü koklamaya başladık birlikte. Uyandıktan sonra ilk iş birlikte balkona çıkıyoruz sabahları. Yüzümüzü denize dönüp, günü kokluyoruz. Şansımıza karşı çatıdaki yavru martı ve dut ağacının dallarındaki civcivlerin en neşeli saatine denk geldiğimizden, koklamakla kalmıyor, dinliyoruz da. Artık çevresinde olup bitenlere karşı çok daha dikkatli Zeyno. Denizdeki motor ve vapurlar, havadaki martılar, yoldan geçen faytonlar... Hepsine yetişmeye çalışıyor. Dinliyor, kokluyor ve artık güne çok daha keyifli başlıyor...

Zeynep neler yiyor?

Zeynep neler yiyor? Aslında bu sorunun cevabı bugünlerde "her şey". Zeyno bizim yediğimiz her şeyi yiyor artık. Ama özellikle katı gıdalara geçtikçe bebeklere neler yedirilmesi gerektiği konusunda pek çok annenin zorlandığını biliyorum. Zeynep pütürlü gıdaları hiç reddetmediği ve yeni tatları denemeye açık olduğu için ben bu konuda şanslıyım. Tek şanssızlığım Zeyno'nun damak tadına gayet düşkün olması. Yani öyle bir şeyleri katıp karıştırıp veremiyorum uzunca bir süredir. O'nun tenceresinde, O'na özel yemekler pişiriyorum.
Gelen yorumlardan ve takip ettiğim bloglardan bebek yemekleri konusunda herkesin bir tarif arayışı içinde olduğunu biliyorum. Buna, direkt bana gelen birkaç yoğun istek de eklenince, Zeyno'nun şu sıralar severek yediği yemeklerin birkaçının tarifini paylaşmaya karar verdim. Ölçüler yaklaşık olarak iki öğünlük. Ve tariflerden önce birkaç not:
* Çorba tariflerini yazmıyorum. Zeyno'nun favorileri tarhana çorbası, pirinçli yayla çorbası, yıldız şehriye çorbası. Bunları salça ve tuz eklemeden, bize pişirdiğim gibi pişiriyorum.
* Pilavı çok seviyor. Yine bize pişirdiğim usulle domatesli pirinç pilavı ve bulgur pilavı pişiriyorum.
* Evde haşlama usulüyle pişirdiğim balıkları pek beğenmediğinden, genelde dışarda bizimle birlikte balık yiyor. Doktorumuz kızartma balık yiyebileceğini söylemişti. Zeyno'nun favorisi de istavrit kızarması. Tabii derileri ayıklandıktan sonra.
* Meyvelerin hepsini severek yiyor. Şeftali, kayısı, elma ve armutu rende yapıyorum. Çilek, malta eriği ve karpuzu elden minik parçalar halinde veya kemirerek yiyor.

Zeytinyağlı Enginar (Zeyno'nun favori yemeği)
Malzemeler
1/2 soğan (ince kıyılmış)
1 diş sarmısak (ince kıyılmış)
2 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 adet küçük boy havuç (iri küp doğranmış)
2 adet küçük boy enginar (8'e bölünmüş)
1 çimdik tuz ve 1 çimdik şeker (normalde yemeklerine tuz ve şeker eklemiyorum. Bu yemek istisna)
Yapılışı
* Soğan ve sarmısakları zeytinyağında birkaç dakika soteliyorum.
* Önce havuçları ekleyip birkaç dakika daha, ardından enginarları ekleyip, birkaç dakika daha soteliyorum.
* Tuz ve şekeri ekleyip, karıştırıyorum. Üzerine çıkacak kadar kaynar su koyup, kısık ateşte enginarlar ve havuçlar iyice yumuşayana kadar, yaklaşık 30 dakika pişiriyorum.
* Çatalla ezip, ekmek içiyle yediriyorum.

**
Domatesli Yeşil Fasulye
Malzemeler
1/2 soğan (ince kıyılmış)
1 diş sarmısak (ince kıyılmış)
2 tatlı kaşığı zeytinyağı
8-10 adet fasulye (boyuna ortadan ikiye kesilip, ince doğranmış)
2 adet orta boy domates (kabukları soyulmuş, minik küp doğranmış)
Yapılışı
* Soğan ve sarmısakları zeytinyağında birkaç dakika soteliyorum.
* Fasulyeleri ekleyip, birkaç dakika daha soteliyorum.
* Domatesleri ekleyip, karıştırıyorum. Tencerenin kapağını kapatıp, domatesler yumuşayana ve suyunu salana kadar, birkaç dakika bekliyorum.
* Üzerine çıkana kadar kaynar su ekleyip, kısık ateşte, fasulyeler iyice yumuşayana kadar, yaklaşık 35-40 dakika pişiriyorum.
* Yoğurtla birlikte yediriyorum.
Bu yemeği kıymalı da yapıyorum

**
Domates Soslu Köfte
Malzemeler
100 gr kıyma (dana veya tavuk kıyması)
1/2 adet soğan (rendelenmiş)
1 diş sarmısak (rendelenmiş)
2 çorba kaşığı kadar ince ekmek kırığı (robottan geçirilmiş)
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
2 adet domates (kabukları soyulmuş, rendelenmiş)
Yapılışı
* Kıyma, soğan, sarmısak ve ekmek kırıklarını yoğuruyorum. Yaklaşık 4 adet köfte hazırlıyorum.
* Zeytinyağını yağsız bir tavada ısıtıp, köfteleri yerleştiriyorum. Kısık ateşte ve ara ara çevirerek iyice pişiriyorum.
* Bir tencere domatesleri kaynayana kadar ısıtıp, köfteleri ekliyorum. Domates suyunu çekip, köfteler yumuşaya kadar, yaklaşık 5 dakika pişiriyorum.
* Çatalla minik parçalara bölüp, yoğurtla yediriyorum.

**
Kırmızı Soslu Kuskus
Malzemeler
1-2 çorba kaşığı kuskus makarna
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 diş sarmısak (rendelenmiş)
1 -2 adet domates (kabuğu soyulmuş, rendelenmiş)
1/2 adet kırmızı biber (etli kısmı, rendelenmiş)
Yapılışı
* Kuskus makarnayı, bol kaynar suda, iyice yumuşayana kadar, yaklaşık 10-12 dakika haşlayıp, süzüyorum.
* Zeytinyağını ısıtıp, sarmısak, domates ve kırmızı biberi ekliyorum. Suyunu çekene kadar, yaklaşık 5 dakika pişiriyorum.
* Kuskusları ekleyip, karıştırıyorum.
* Yoğurtla birlikte yediriyorum.

**
Sebze Püreli Kuskus
Malzemeler
1 çorba kaşığı kuskus makarna
2 tatlı kaşığı zeytinyağı
1/2 kabak (küp doğranmış)
1/2 havuç (küp doğranmış)
1/4 patates (küp doğranmış)
1 tatlı kaşığı pirinç
1 tatlı kaşığı kırmızı mercimek
Yapılışı
* Kuskus makarnayı, bol kaynar suda, iyice yumuşayana kadar, yaklaşık 10-12 dakika haşlayıp, süzüyorum.
* Zeytinyağını ısıtıp, sırasıyla ve her seferinde karıştırarak havuç, patates ve kabağı ekliyorum.
* Üzerine çıkana kadar kaynar su koyuyorum. Kaynamaya başlayınca, pirinç ve mercimeği ekliyorum.
* Sebzeler iyice yumuşayana kadar, yaklaşık 30-35 dakika pişiriyorum.
* Blender'dan geçirip, haşlanmış kuskus makarnayı ilave ediyorum ve karıştırıyorum.
* Yoğurtla birlikte yediriyorum.

**
Kabak Yemeği
Malzemeler
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 diş sarmısak (ince kıyılmış)
1 adet küçük boy soğan (ince kıyılmış)
1 adet kabak (küçük küp doğranmış)
2 tatlı kaşığı kadar pirinç veya bulgur
Yapılışı
* Soğan ve sarmısakları zeytinyağında birkaç dakika soteliyorum.
* Kabakları ekleyip, birkaç dakika kadar daha soteliyorum.
* Üzerine çıkana kadar kaynar su ekliyorum. Kaynamaya başlayınca pirinci (veya bulguru) ekliyorum.
* Sebzeler pişene kadar, yaklaşık 20 dakika pişiriyorum.
* Çatalla ezip, yoğurtla birlikte yediriyorum.
Bu yemeği kıymalı da yapıyorum

**
Semizotu Yemeği (Bunu pek sevmiyor)
Malzemeler
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 diş sarmısak (ince kıyılmış)
1/2 adet soğan (ince kıyılmış)
50 gr kadar kıyma
2 avuç kadar semizotu (yıkanıp, saplarıyla beraber kıyılmış)
1 adet domates (kabukları soyulmuş, minik küp doğranmış)
1 tatlı kaşığı pirinç
Yapılışı
* Soğan ve sarmısakları zeytinyağında birkaç dakika soteliyorum.
* Kıymayı ekleyip, kıyma kavrulana kadar sotelemeye devam ediyorum.
* Önce domatesleri ekleyip, birkaç dakika, ardından semizotlarını ekleyip, birkaç dakika daha soteliyorum.
* Üzerine çıkıncaya kadar kaynar su ekliyorum. Su kaynayınca pirinci ekleyip, karıştırıyorum.
* Yaklaşık 10 dakika pişiriyorum.
* Yoğurtla birlikte yediriyorum.

En ucuz bez

Zeynep doğduğundan beri, O'nun için her şeyin "en iyisi"ni, en güzelini yapmaya, almaya çalışıyoruz. Hiçbir tecrübem olmamakla birlikte, herhalde duyduklarımın ve reklamların etkisiyle, bebek bezi olarak Prima'yı kullandık hep. Islak mendil olarak da Pampers veya Nivea'nın Sensitive'ini. Uzunca bir süre, bunları alırken fiyatına dikkat bile etmedim. Taa ki, her iki ürünü de özellikle son dönemde çılgınca tüketmeye başlayana kadar.
Önce ıslak mendilde marka değişikliğine gittim. Ve bu yeni markayı da ekonomikliğine göre seçtim. Yaklaşık 2 aydır alkolsüz pek çok ıslak mendil denedim. Hiçbirinde sorun yaşamadım. Şimdi markete girip, denediklerimin hangisinde kampanya varsa yani hangisi en ucuzsa onu alıyorum. Bugün bebek bezinde de aynı kararı aldım. Daha önce Migros'taki kampanyadan yararlanıp, Huggies almıştım. Aldığım iki büyük paket annemlerde duruyor ve oraya gittikçe bu bezleri kullanıyorum. Bunlarda da sorun çıkmadı. Bugün de Ada'ya yeni açılan DiaSa'dan ilk defa CanBebe aldım. Prima'ya oranla yaklaşık %40 daha ucuz. Yine sorun yaşayacağımı sanmıyorum. Zaten gündüz Zeyno'nun poposuna bağladığım bez, en fazla 3 saat kadar kalabiliyor.
Evet, denediklerim içinde en beğendiğim bez Prima. Özellikle 4 numaradan itibaren eklenen esneyen yan bantlar çok güzel. Ama pişik, sızıntı vs. gibi konularda, denediğim diğer markalar da sorun çıkarmadı. Bu nedenle, gün içinde bu kadar çok bez ve ıslak mendil kullanırken artık daha ekonomik davranmam gerektiğini düşünüyorum. Zeyno'nun sensitive dönemi de yavaş yavaş geride kalıyor zaten. Ama bir süre daha geceleri Prima bağlamaya devam.

9. ay kontrolü

Zeyno şu sıralar daha bi hızlı büyüdü diye yazmıştım. Yanılmamışım, uzun uykular yaramış.
9. ay kontrolüne gittik bugün. En hızlı kontrollerimizden biriydi; birkaç dakika sürdü sadece. Önce bebek hemşiresi ölçümleri yaptı yine. Zeyno'nun boyu geçen aydan bu yana 2 cm uzayarak 72 cm olmuş. Kilosu da 500 gr artıp, 8940 gr. Kafa çapı: 45.9
Hilal Hanım ölçümlere bakıp, "süper" dedi. Kulağına ve boğazına baktı, ciğerlerini dinledi. "Neler yiyor?" diye sordu. "Her şey" dedim. Yeme konusunda sorun yok yani. Yumurtayı sordum "her gün tam yumurta sarısı yiyebilir mi?" diye. Cevap "hayır". Her gün yarım yumurta sarısı yiyecek ve buna yavaş yavaş beyaz ekleyeceğiz. Bir süre sonra günde yarım katı yumurta yiyor olacak. Benim başka sorum yoktu; Hilal Hanım'ın da başka diyeceği.
Klinikten çıkıp, Kabataş'a indik. Bu kez deniz otobüsüyle Bostancı'ya geçip, annemle buluştuk. Yakamoz'daki balık ziyafetinin ardından, 19:00 vapuruyla Ada'ya geçtik. Bu haftaki kamp bizim evde...

5 Haziran 2008 Perşembe

Süper hızlı hafta

Zeyno son birkaç gündür tüm öğünlerini çok güzel yemeye başlayıp, buna bir de uzun sabah ve akşamüstü uykusunu ekleyince, bir anda hızla büyüsü sanki. Her uzun uykunun ardından daha bi büyümüş geliyor gözüme.
Bu büyümeyle birlikte bu hafta aktivite açısından da çok hızlı ilerledi. Hafta başında ilk anlamlı hecelerini söylemeye başlamıştı. Yine bu haftanın başında bir yerden tutunarak ayağa kalkma işini bayağı ilerletti. Ve biz emeklemeden ayağa kalkacağını düşünürken, bugün annemlerin salonun ortasında komando sürünmesi şeklinde emeklemeye başladı. Tam anlamıyla doğru stilde bir emekleme sayılmaz ama sonuçta, poposunu havaya doğru kaldırıp, bacaklarıyla kendini itmek suretiyle hedefine ulaşmaya başladı. Yarın 9. ay kontrolü var. Bakalım doktoru bu gelişmeleri nasıl değerlendirecek?

Akşam nasıl uyuyacak?

"Akşam nasıl uyuyacak?". Bütün gün bu soru vardı aklımda. Bugüne kadar birkaç kez, Zeyno'yu anneme bırakarak "akşam gezmesi"ne gitmeyi planlamıştık ama olmamıştı. Cesaret edememiştik. Ama bu kez kararlıydım. Banvit'in 40. yılı kutlanacaktı ve ben, hem çok uzun zamandır görmediğim iş arkadaşlarımı görebilmek hem de bu sevinci paylaşmak için bu şenliğe katılacaktım. Tek bir endişem vardı: Akşam uykusuna meme emerek dalan Zeyno, uyku saati geldiğinde ne yapacaktı?
Akşam 16:55 vapuruyla karşıya geçip, annemlerin evin yolunu tuttuk. Zeyno'nun keyfi yerindeydi. Kapıda annemin kollarına atladı ve yaklaşık yarım saat sonra anneannesinin kollarında uğurladı bizi.
Daha köprüyü yeni geçmiştik ki, telefonumda annemin çağrısını görünce "bu kadar erken mi?" diye düşündüm ama sorun yoktu; sadece emziğinin nerede olduğunu soruyordu annem. Telefonu kapattıktan sonra derin bir "ohh" çekip, 9 ay sonra Osman'la başbaşa ilk akşam gezmemizin keyfini çıkarmaya koyuldum.
Küçükçiftlik Lunaparkı'nda yapıldı kutlama. Tam bir panayır ortamı hazırlanmıştı. Birbirinden enfes yiyeceklerle birlikte gecenin en güzel kısmı tüm lunapark oyuncaklarının sadece bizim için çalışıyor olmasıydı. Her ne kadar gözüm ara sıra cep telefonumu kontrol etse de, doyasıya eğlendim. Çocukluğumuzda babam çok götürürdü bizi lunaparka ama en son ne zaman gitmiştim hatırlayamadım. Çok fazla da zorlamadım hafızamı ve oyuncakların birinden inip, diğerine bindim.
İki sahne kaldı geceden aklımda. Ömer Bey konuşurken babası Vural Görener'in çenesini bastonuna dayayarak O'nu dinlemesi ve alkışlar eşliğinde sahneye çıkan Gülgün Abla'nın, Vural Bey'in göğsüne başını dayayarak ağlaması. 50 yılı aşmış bir evlilik, temelleri omuz omuza verilerek atılan bir iş öyküsü ve sürekli artan bir başarıyla geride bırakılan 40 yıl. Tam bir gurur tablosu.
Geceyarısına doğru eve geldiğimizde, annemin kucağında kocaman bir gülümsemeyle karşıladı bizi Zeyno. Bir mutluluk, bir mutluluk gözlerinde. Ve bir daha inmemek üzere atlayıverdi kucağıma. Ben "uyumadı mı?" dercesine bakınca annem hemen başladı anlatmaya: Biz gittikten sonra Zeyno yemeğini yemiş (hem de anneannesini çok memnun edecek miktarda), oyun oynamış ve kısa bir mıkırdanmanın ardından, annemin sallamasıyla arabasının içinde uykuya dalıvermiş. O'nu uyandıran ise yarım saat kadar önce benim açtığım telefon olmuş.
Yarım saat kadar bizimle vakit geçirdikten sonra, emerek tekrar daldı uykuya. Her şey yolundaydı yani. Biz çok keyifli bir akşam geçirdik, Zeyno da bizden ayrı bir akşam geçirme konusunda rüştünü ispatladı. Sorunsuz geçen bu ayrılıkla birlikte kocaman bir yük kalktı sanki üstümden. Bakalım ilk gece ayrılığımız ne zaman olacak ve bu kadar sorunsuz geçecek mi?

3 Haziran 2008 Salı

Tatil planları

Dün “kriz” gecelerden birini yaşadık yine. Gece avaz avaz ağlayarak uyandı Zeyno. Sonra da gözünden uyku akmasına, boynunu tutamamasına rağmen bir türlü tekrar uykuya geçemedi. Geçer gibi olduğunda da yine ağlayarak uyandı. Böyle geçen saatler sonunda ancak saat 04:00’ten sonra uyuyabildik O da, ben de.
Sonunda tatil planımızı netleştirdik. Oldukça yoğun, bol bol gezeceğiz. Hatta sorunsuz geçen Datça tatilinden cesaretle yurtdışı gezisi bile var. Ama uzun ve çoğunlukla evde geçen kışın ardından bunu hak ettik sanırım. Tabii tatili rahat geçirmem için işlerimi yedeklemem, bunun için de şu sıralar çok daha fazla çalışmam lazım. Zeyno bunun farkına varmış olmalı ki, iki gündür uzun gündüz uykularıyla destekliyor beni. Bu yeni uyku düzenine göre sabah kahvaltının ardından geçen bir saatlik oyun zamanından sonra 2 saat, akşamüstü yenen meyvenin ardından yine yaklaşık 2 saat kadar uyuyor. Umarım tatil zamanına kadar devam eder bu uyku düzeni. Zeyno uykuya, ben bilgisayarın başına. Ve gelsin rahat bir tatil...

Mam-ma oldu ba-ba

Zeyno bugün ba-ba-ba diye dolandı ortalıklarda (dolanmak deyimi lafın gelişi tabii). Babaya bakılarak söylenen anlamlı bir “baba” değil, sadece “ba” hecesinin ardarda söylenmesiyle ortaya çıkıyor ama yine de insanı gülümsetmeye yetiyor. Bakalım sırada hangi hece var?
Genel olarak birkaç gündür huzursuz Zeyno. Nedenini bilmiyorum ve artık dişlere bağlamıyorum. Tek yaptığım O’nunla inatlaşmamak, yemesi için ısrar etmemek ve her istediğinde emzirmek. Bunun geçici bir dönem olduğunu biliyorum. Daha önce de yaşamıştık. (Tecrübe böyle bir şey işte).

2 Haziran 2008 Pazartesi

Bu akşamın sürprizi

Aytaçlar geldi bugün bize. Hep beraber plaja gittik mangal yapmak için. Anneanne desteği sayesinde tüm gün neredeyse hiç ilgilenmedim ben Zeyno’yla. Onlar anneanne-torun takıldı kendi kendilerine. Aynı tabaktan köfte-pilav yedikçe annem daha da bi mutlu oldu.
Akşam 19:30 vapuruyla karşıya geçti misafirler; biz de eve çıktık hemen. Zeyno öğlen hatırı sayılır miktarda domatesli pilav yediğinden ve meyvesini de geç bir saatte bitirdiğinden bir küçük bardak kadar tarhana çorbası yaptım O’na. Yarı “bu bu” oyunuyla, yarı ciddi ciddi yudumlayarak çorbayı mideye indirip, saat 21:00 gibi emerek uykuya daldı. Ve ilk kez bu akşam, uyuduktan kısa bir süre sonra ağlayarak uyanmadı. Bu tür sürprizlerin sürekli olmayacağını biliyorum artık. Ama arada olması bile sevindirici...

Doğumgünü süslenmesi

Akşamdan niyetimiz, bugün Taksim tarafına gitmekti. Ama Berkay’ın doğumgününe davetli olduğumuzdan sabah vazgeçtik. Hep beraber yaptığımız kahvaltı ve Zeyno’nun sabah şekerlemesinin ardından, O’nu süsleyip, doğumgünü için aşağıya indik. Çoğunlukla babasının kucağında gayet keyifli vakit geçirirken, ev yapımı kekin tadına bakmayı da ihmal etmedi.
Not: Bu günün fotosuyla birlikte, artık yeni makineyle çekilmiş fotoları koyacağım buraya mümkün olduğunca. En azından Osman’ın evde olduğu ve Zeyno'nun fotoğrafını çektiği günlerinkini.