30 Mayıs 2008 Cuma

Kocaman bir arpa boyu yol

Sabah 06:00'da kalktı bugün Zeynep. Aslında meme emerken uyudu uyuyacak bir hali vardı ama sonra birden canlandı. Uyumak ne mümkün? Yarım saat kadar sonra Osman uyanınca Zeyno'yu ona verip, ben uykuya devam ettim. 1 saat kadar sonra uyandım ki, önce bir süre balkonda sabah güneşine dönmüşler yüzlerini, ardından mutfakta kahvaltı hazırlamışlar, Zeynep'in altı değiştirilmiş ve üstü giydirilmiş. Ve, ve Zeyno'nun uykusu gelmiş yeniden. Tekrar meme emerken bu kez hemen kapanıverdi gözleri. Biz temizlik için gelen Hüsniye Abla'yla tam kahvaltıyı bitirmiştik ki, her zamanki kahvaltı saatinde uyanıverdi. Kahvaltısını yaptı, bir süre benim yatağımın üzerinde oyuncaklarıyla oynadı ve saat 11:00 gibi yeniden daldı uykuya. Sanki "evde temizlik var, ben ayak altında dolaşmayayım" dercesine, bir rekor daha kırarak 3 saat kadar da uyanmadı. Hep böyle oluyor zaten, ne zaman evde temizlik olsa Zeyno uzun uzun uyuyor. Artık bunun bir tesadüf olmadığına inanmaya başlayacağım.
Öğle yemeği tek farkla bizimkiyle aynıydı; kıymalı bezelye. Onunki domatesli ve tuzsuz, bizimki salçalı. Yanında yoğurtla bezelyesini yedikten sonra yine kuruldu benim yatağımın üstüne. Arada bizim nerede olduğumuzu kontrol eden bakışlarla oyununa kaldığı yerden devam etti.
Osman'ın Amerika'dan beklediği paket nihayet dün eline ulaştı. Gökçe gelirken, Osman'ın Amazon'dan satın aldığı fotoğraf makinasını getirdi. Yeni oyuncağa kavuşmuş gibi tüm gün makinesi elinden düşmedi. Ben bu satırları yazarken baba-kız dışarıda, gezmedeler. Tabii yeni fotoğraf makinesiyle. Osman'ın evde yaptığı birkaç deneme çekimine baktım da, gerçekten çok fark ediyor. Bundan böyle çok daha güzel fotoğrafları olacak Zeyno'nun. Ve tabii Osman hevesini alana kadar çok daha fazla.
Şu an saat 16:00. Her zamanki düzene göre, dışarda meyvesini yemiş olan Zeyno akşam 19:30 gibi yemeğini yiyecek. Saat 21:15 gibi de uyuyacak. Gece kaç kere kalkacağını ya da ağlayıp ağlamayacağını bilmiyorum. Dün uykuya daldıktan 1 saat kadar sonra avazı çıktı kadar ağlayarak uyanıp, biraz zor sakinleşti ama yine de sonunda yeniden uykuya dalabildi. Bakalım bu gece nasıl geçecek? Gece nasıl geçerse geçsin. Bugün Zeyno yemeklerini çok güzel yiyip, bol bol uyudu. (Az önce Osman aradı telefonla, bizimki yine uyuyormuş) Yani kocamannn bir arpa boyu yol katetti.

29 Mayıs 2008 Perşembe

Mam-ma

Çocuğum ve Ben Dergisi'nin son kontrolü için, Gökçe'yle annemde buluştuk bugün. Zeyno'yla birlikte 08.55 vapuruyla geçtik yine karşıya. Dün gece geç yattığı için biz uyandırdık bu sabah. Kısa bir şaşkınlıktan sonra hemen adapte oldu gezme olayına. Annemlere gdene kadar uykusunun geleceğini bildiğimden, kahvaltısını vapurda yaptırdım.
Tek dergi olunca çabuk bitti işler. Osman'la Bostancı iskelesinde buluşup, 19:00 vapuruyla geçtik Ada'ya. Eve girer girmez Zeynep'in akşam yemeğini yedirmek için mutfağa daldım. Ve günün olayı: Zeyno yeşil fasulyesini yerken bir yandan da "mam-ma, mam-ma" diye söyleniverdi. Bana mı öyle geldi? Hayır, Osman da içerden duymuş.

Bu yazın ilk mangalı

Zeynep'i Osman'la evde bırakıp pazara gittim bugün. O kadar renkliydi ki pazar... İlk anda kendimi boydan boya rengarenk meyvelerle dolu bir tezgahın büyüsüne kaptırdım ve hepsinden aldım. Pazara asıl çıkış amacım da meyve almaktı zaten. Uzun süredir elma, armut yiyen Zeyno'nun diğer mevsim meyvelerini de bolca tüketmesini istiyorum çünkü.
Öğleden sonra, kapı komşularımızla birlikte plaja gidip, mangal yaptık. Böylece bu sene plaj sezonunu açmış olduk. Geçen sene karnım burnumda yürüdüğüm yolları bu kez Zeyno'nun arabasını iterek yürüdüm. İşte zamanın ne kadar hızlı aktığına bir kanıt daha :)

27 Mayıs 2008 Salı

"Anneeee!"

Artık çok daha keyifli geçiyor başbaşa günlerimiz Zeyno'yla. Çünkü birlikte kikirdemeye başladık. Beni tek yoran ise bir an bile yanından ayrılamamak. Osman veya annem görüş mesafesinde olduğunda kendi kendine oynayan Zeyno, beni sürekli yanında istiyor. Görüş mesafesinde olmam yetmiyor O'na, yanında oturmalıyım. Oynamasam bile yanında olmalıyım. Bu da uyku saatleri dışında tüm gün hiçbir şey yapamamam demek. Tıpkı şimdi olduğu gibi gece O uyuduktan sonra çalışmak demek. Ev işlerinin ucunu bıraktım zaten artık. Yapılacak işler listesinin sonu ise hiç görünmüyor.

Vapur arkadaşları

Saat 19:00 vapuruyla eve döndük bugün. Yanımızda Osman olmadığında, vapurda alt katta oturuyoruz. Üst katta oturmayı tercih ederim ama arabayı iskeleden geçirmeme yardım edenlere "bir de merdivenlerden çıkarır mısınız" demeye yüzüm yok. Hem bir de inişi var bunun. Aslında artık alt katta oturmak eğlenceli de olmaya başladı. Bütün bebekliler, küçük çocuklular alt katta oluyor. Bu da hem Zeyno hem de benim için yeni arkadaşlar demek. Bu akşam 2 yaşındaki Lal ve annesi Gamze'yle tanıştık. Bizim Ada'da oturuyorlarmış. Belki yine karşılaşır ya da görüşürüz. Lal ve Zeyno ilk görüşmede birbirine ısındı .

Gel keyfim gel

Düzensiz düzen diye yazmıştım. Şu sıralar hepten ipin ucu kaçtı. Her gün kafasına göre takılıyor artık Zeyno. Ama genel olarak son birkaç gündür sabah şekerlemelerinin saati uzadı, gece uykuları azaldı. Daha geç yatıyor, daha erken kalkıyor. Gece kaç kere uyanacağı da yine tamamen O'nun keyfine bağlı.
Not: Hiçbir zaman ayakta sallayarak uyumadı Zeyno. Hala da uyumuyor. Sevmiyor bunu. Fotodaki gibi keyif yaptığı zamanlar hariç.

Anneanne kampı

Dedim ya, tam bir kamp bizim için annemlerin ev. Hazır sofraya otur, rahat rahat çalış. Ohh...
Zeyno'yla annem arasından su sızmıyor artık. Daha kapıda gülücükler saçarak atlayıveriyor kucağına. Sonra da tüm gün beni gözü görmüyor. Birlikte yemek yiyorlar, oyun oynuyorlar, komşuya gezmeye gidiyorlar, yürüme alıştırmaları yapıyorlar...
Ve işin en ilginç yanı Zeyno anneannesini hiç üzmüyor. O yedirdiği zaman tabağını silip süpürüyor, o uyuttuğu zaman birkaç dakika içinde kapayıveriyor gözlerini. Bu durumda ben ne oluyorum: Beceriksiz anne :))
Bugün birlikte banyo da yaptılar. Kucağımıza alıp, duşta yıkadığımızda ağlamıştı Zeyno. Biz de bir süre daha küvette yıkamaya devam kararı almıştık. Ama bugün, anneannesinin kucağında çıtını bile çıkarmadan yıkandı.
Not: Daha önce tavuk etini sevmemişti Zeyno. Bugün tavuk kıymasından domates soslu misket köfte yaptı annem O'na. Yanında yoğurt ve ekmek içiyle servis etti. Ve tabii Zeyno yedi. Hem de fotodaki gibi.

Altın Günü

Tam bir kabustu dün gece. Kendimi o kadar çaresiz hissettim ki? Zeynep'in gözlerinden süzülen yaşlara baktıkça o kadar üzüldüm ki? Yattıktan 1 saat kadar sonra ağlayarak uyandı. Bu normaldi. Çünkü genelde hep olur bu. Kimi zaman yanına gidip "pış pış" deyince dalar yine uykuya, kimi zaman da kucağıma alınca. Bu kez de öyle oldu. Kucağıma alıralmaz kapadı yine gözlerini. Ama yerine koyduktan 10-15 dakika kadar sonra yine ağladı. Hem de çok daha şiddetli. Sonra bu sahne tekrar edip durdu. Her seferinde daha şiddetli ağlamayla. Acaba yatağında böcek falan mı var diye bakındım. Yok. Bezi mi acıttı diye altını açtım. Yok. Yok yok yok. Anlayabildiğim hiçbir nedeni yok. Sonunda bir yerinin ağırıyor olabileceğini düşünerek bir ölçü ağrı kesici şurup verdim. Saat geceyarısını biraz geçiyordu ki, ağlaya ağlaya sızdı kucağımda. Belki ilacın etkisinden, belki artık uykusuzluğa dayanamadığından...
Bu sabah hafta sonu kamp kurmak üzere annemlere gittik. Zeyno sabah her zamakinden geç uyanınca (daha doğrusu vapur saati geldiğinden biz uyandırınca) kahvaltısını annemlerde yaptırdım. Anneannesi kahvaltı tabağını hazırlamıştı zaten. Minik minik doğranmış domates, fındık kadar tereyağı, ezilmiş beyaz peynir, doğranmış zeytin, katı haşlanmış yumurta sarısı, içine ceviz rendelenmiş pekmez, ıhlamur.
Öğleden sonra annemin altın günü buluşmasına gittik bizde. Dragos'taki sosyal tesislerde toplanıldı. Funda da vardı kızı Bennu'yla birlikte. Ama kızlar pek de ilgilenmedi birbiriyle. Birkaç dokunuş ve bakışın ardından ikisi de kendi havasında takıldı gün boyunca.

Vapurda açıkhava keyfi

Dün gece hacıyatmaz gibiydi Zeyno. Bugün de mızmız başladı güne. Osman iş için Bostancı tarafına geçeceğini söyleyince biz de hemen takıldık peşine. Bahar yerini yaza bıraktı artık. Vapurda içeride oturmak o kadar bunaltıcıydı ki, dışarıya çıktık hep beraber. Böylece Zeyno vapurda ilk kez dışarıda seyahat etti. Bostancı'ya varınca Yakamoz'a gittik balık yemek için. Osman hamsi istedi, ben de Zeyno'yla paylaşabilmek için istavrit. İstavriti paylaşmasına paylaştık ama ben Zeyno'yla değil, o benimle. Evdekinin aynısı mama sandalyesine kurulan Zeyno, bir porsiyon istavritin etlerini götürüverdi. Bana da kızarmış derileri kaldı. Balığın yanında da havuç salatası ve şalgam suyuna batırılmış ekmek içleri.
Bağdat Caddesi'nde yürümeye başladığımızda, çoktan uykuya dalmıştı bile Zeyno. Osman işini hallettikten sonra, geriye doğru yürümeye başladık. Ve tabii vapur saatine kadar Kahve Dünyası'nda oturduk. Ben her ne kadar karşı çıktıysam da, Osman mozaik pastasına ortak etti Zeyno'yu. Tabii bisküvi kısımlarına.
Dönüşte yine vapurun dış salonundaydık. Sigarayla ilgili çıkan yeni yasaya göre vapurda sigara içmek tamamen yasaklandı. Dışarıda bile. Bence çok geç kalmış bir karar. Ama en azından sonunda uygulamaya konuldu. Ve görünüşe göre şimdilik yasayı ihlal eden yok.
Not: Foto dönüş yolculuğunda, vapurda çekildi

Başbaşa

Osman nöbetçiydi. Hızlı ve kalabalık geçen kısa tatilin ardından, bugün ana kız başbaşaydık biz de evde. Günlerdir eksik uyuduğu uykularının hepsini sanki bu sabah tamamladı Zeyno. Uzun sabah şekerlemesinin dışında her şey rutindi. Yemek zamanı ve oyun zamanı...

Ev düzenine geçiş

Mesaiye yetişmek için sabah 07:40 vapuruyla geçti Osman Ada'ya. Biz bugün de akşamüstüne kadar annemdeydik. Tatil bizim için bir gün daha devam etti yani. 5 günün ardından, Zeyno akşam yemeğinde mama sandalyesindeydi artık. Bakalım ev düzenine yeniden nasıl alışacak?

24 Mayıs 2008 Cumartesi

Datça tatilinden notlar

Daha önce defalarca gittik Datça'ya. Hem de her mevsimini görmek için çok farklı zamanlarda. Eylül'de, Ocak'ta, Ağustos'ta... En son gittiğimde hamileliğimin 30 küsuruncu haftalarındaydım. Hem de İzmir'den klimasız bir arabayla gitmiştik. Hava çok sıcaktı. Ben hiç şikayet etmiş miydim? Evet, her zamanki gibi sadece dönüş yolunda :))
19 Mayıs tatilini fırsat bilip, bu tatile Osman'ın nöbet ertesi olan Cuma gününü de ekleyip, annemlerle birlikte çıktık yola. Belki yanımda annem de olduğu için ama en kuvvetli nedenle gidilen yer Datça olduğundan, hiç endişe duymadım bu yolculuktan. Zeynep yola dayanabilir mi, oralarda huzursuzluk eder mi, düzeni bozulur mu diye hiç düşünmedim. Nedense O'nun da Datça'yı çok seveceğini ve bize sorun çıkarmayacağını söylüyordu beynim de kalbim de. Öyle de oldu.
Elbette araba koltuğunu takacaktık babamın arabasına. Akşamdan indirdik babamla aşağıya. Ama gördük ki, Deniz Alp'ten bize miras kalan bu koltuk biraz büyükçe olduğundan, yerleştirdiğimizde arkada iki kişi için yeterli yer kalmıyor maalesef. Bu nedenle hiç içime sinmese de bu işten vazgeçtik. Arabanın arka koltuğunda oturarak ve tabii sürekli kontrol altında yolculuk etti Zeyno. Güvenlik açısından elbette riskti ama seyahat sırasında sorun oldu mu? Hayır.
Yanımıza aldığımız buzluk çok işimize yaradı. Özellikle de benim. Zeyno'nun yemeklerini, meyvelerini bu buzlukta tuttum hep. Böylece yemek sorunu olmadı. İlk gün için evden hazırlamıştım yemeğini. İkinci gün için de babaannenin yemeklerinden almıştık kaplarına. Bunlarla birlikte dışarıdaki yemeklerin tadına da baktı: Patatesli haşlama, ızgara köfte, sütlaç, pilav, barbun, kalamar dışarda yediklerinden.
Meteorolojinin 5 günlük hava tahminini yakından takip etmeme rağmen ve sıcak olacağını bile bile yine de kalın şeyler almışım yanıma. Ana yüreği işte, ya üşürse :)) T-shirtleri ve kolsuz body'leriyle maçı idare ettik ama. Zaten tatilde çok da üst baş temizliğine takılmıyor insan. Şapkasını sürekli takmayı ihmal etmedim tabii. 50 koruma faktörlü güneş kremini sürmeyi de. Bu arada bol bol da su içirdim. Sıcakla başka türlü baş edemezdik yoksa.
Bugün kadar hiç olmamıştı ama Zeyno'nun poposu sıcağa fazla dayanamadı ve 2 günde kızarıverdi. Allah'tan Desitin'le toparladık hemen durumu.
Hep denizi çok seveceğini hayal etmiştik Zeyno'nun ama olmadı. Ovabükü'nde çoraplarını ve pantolonunu çıkarıp sahile indirdik. Denizle ilk kez yakından tanışacaktı ama daha ayakları kuma değer değmez yaygarayı koparıverdi. Sonra değil ayağını suya sokmak, kucağımızdan bile inmedi. Bence kumun dokusundan ve soğukluğundan rahatsız oldu. Yazın denizle bir sorunu olacağını düşünmüyorum (inşallah!)
Düzenimiz bozuldu mu? Evet bozuldu. Uyku saatleri değişti. Akşam uykusundan uyanan Zeyno, evdeki gibi tekrar hemen uyumak yerine etrafa gülücükler saçarak oturdu bizimle. Bol bol ara öğün yaptı. Yemeğini bazen sildi süpürdü bazen ağzını bile sürmedi. Ama genel olarak mutlu muydu? Evet. O da biz de... Hem tatiller düzeni bozmak için değil midir? Yani iyi ki, gittik Datça'ya! Bu kez hayallerimize Zeyno'yu da canlı canlı dahil ettik.

Dönüş yolundayız

Arabada uyku

Zaten kısaydı ama çabucak geçiverdi 2 gün. Dönüş vakti geldi bile. Yolumuz uzun olduğundan, yine erkenden çıktık yola. Hava çok ama çok sıcaktı. Öğlen İzmir'e vardığımızda, sokaklardaki dereceler 33'ü gösteriyordu.
Bu kez Elif evde değildi ama Zeyno babaannesine iyice alıştığından sorun yaratmadan kucağında durdu. Dedesine tepki ise her ne kadar verdiği balonlarla birazcık yumuşasada aynen devam etti.
Arabalı vapur kuyruğunu görünce beklemek yerine körfezi dolaştık bu kez. Gölcük'te eski evimizin önünden geçtik. Özlemiş miyim oraları? Hayır. Tek özlediğim arkadaşlarım.
Yorgunluk ve sıcak hava nedeniyle dönüş yolu daha zorlu geçti Zeyno için. Akşam uykuya geçemediği için mızmızlandı ama sonunda bayıldı tabii.
Gece yine 24:00 gibi geldik İstanbul'a. Ada'ya dönüş yarına tabii.

Arabada canı sıkılan Zeyno

İkinci ve son gün :((

Eski Datça sokaklarında...

Ovabükü'nde... "Sevmedim işte denizi!"


Yemeğin peşine hamak keyfi

Datça'da ilk gün

Sabah salıncak keyfi

Bırakın beni, ben durabilirim!

Şekerleme vakti

Palamutbükü'nde yemek molası

Datça yolundayız

Ve işte beklenen zaman geldi. Daha birkaç hafta önce bir akşam yemeği için "acaba gitsem mi, gitmesem mi?" diye uzun uzun düşünürken, bu sabah Datça'ya gitmek üzere yola çıktık. Zeyno 3 aylıkken İzmir'e gitmiştik. Ama bu ilk yaz tatilimiz.
Vakit kaybetmemek için, Ada'dan sabahın ikinci vapuruyla gelen Osman'ı Bostancı iskelesinden alıp, "bismillah" diyerek yola koyulduk. Ve gece Datça'ya varana kadar neler yaptık:
* Arabalı vapurda, Antalya'ya giden Kadir Abi'lerle karşılaştık. Biz sohbet ederken Zeyno sabah kahvaltısını yaptı. İlk kez tanıştığı Kadir Abi'nin kucağından inmedi.
* Kahvaltı molası için durduğumuz Gebze'ye vardığımızda üstümüzdeki kat kat giysileri çoktan çıkarmıştık bile. Bahar ani bir kararla bugün yerini yaza devretti.
* Öğleden sonra İzmir'deydik. Zeyno babaannesi ve halasıyla hemen kaynaştı ama dedeye karşı tepkiliydi. Bugüne kadar sadece benim dedeme gösterdiği tepkiyi, kendi dedesine de gösterdi. Değil kucağına gitmek, yakınına yaklaştırdığımızda bile ağladı. Nedenini hala çözemedik ama bence beyaz saçlar olabilir. Dedemle babam arasındaki tek ortak yan bu çünkü.
* Zeyno için yemek ikmalini İzmir'de yaptık. İki adet "babaanne yapımı" kabak dolması.
* Datça'ya gece 24:00 gibi vardık. Yatacağımız odadaki üç yataktan ikisini birleştirip, Zeyno ve benim için geniş bir yatak hazırladık. İlk defa aynı yatakta yattık Zeyno'yla :))
* Araba koltuğunu yerleştirdiğimizde, arkada iki kişi için oturmaya çok az yer kaldığından, koltuğu almaktan son anda vazgeçtik. Arka koltukta, aramızda oturarak yolculuk etti. Sıcak dışında Zeyno için her şey yolundaydı.

21 Mayıs 2008 Çarşamba

Acıktımmmm!

Osman nöbetçi bugün. Biz de bavulumuzu hazırlayıp (Datça'ya gideceğimiz için bu kez küçük çaplı da olsa bavul), sabah geçtik anneme. Günlerden Perşembe, hava gayet güzel. Ne yapılacak? Tabii ki pazara gidilecek.
Zeynep sabah uykusundan uyandıktan sonra biraz yoğurt yedirip, hemen çıktık dışarı. Pazar yürüyerek birkaç dakika mesafede annemin evine. Yani Zeyno'nun öğlen yemeği saatine kadar rahat rahat evde olabiliriz.
Pazara dalıp, başladık gezmeye. İlk iş her zamanki tezgaha uğrayıp, bebek kıyafetlerini karıştırmaya başladım. Dayanamayıp 3 yeni parça daha aldım. Sonra annemin alacakları için farklı sokaklara girip, çıkmaya başladık. Keyifli keyifli gezinirken bizimki başladı bağırmaya. Ağlamıyor, bayağı bağırıyor. Arabasından kucağıma aldım, ı ıhhh. Renkli meyveleri, sebzeleri gösterdim, ı ıhhh. Bağırıyor, bağırıyor... Hem de her seferinde sesini yükselterek. Aldığımız çileklerden birini biberonundaki suyla yıkayıp, küçük parçalara kopararak ağzına vermeye başladım. Şıp diye kesiliverdi sesi. O zaman anladım ki, acıkmış. Pazarın çıkışındaki simitçiye kadar çilekle idare ettik. Sonra da benim çok sevdiğim Pazar simitlerinden alıp, büyükçe bir parçayı verdik Zeyno'nun eline. O kadar mutlu oldu ki. Biz Migros'u gezip, eve dönene kadar hiç sesini çıkarmadı. Bu arada simiti de hatırı sayılır miktarda yedi. Ağzının, yüzünü, ellerinin halini anlatmama gerek bile yok herhalde. Saçlarının arasında bile susamlar vardı.
Not: O halini görüntülemeyi çok isterdim ama foto simit yerken değil maalesef. Evde galeta yerken :))

Yeşil Fasulyeli Balık

Ve işte bir banyo fotosu daha. Hala küvetinde yıkıyoruz Zeyno'yu. Kucağa alıp, duşta yıkama konusundaki iki deneme çok da başarılı olmayınca bir süre daha böyle devam etmeye karar verdik.
Ancak bugünle ilgili yazılması gereken en önemli not "yeşil fasulyeli balık" bence. Dün akşam tekneyle denize çıkmıştı Sinan'la Osman. Dönüşte bol miktarda istavrit ve birkaç da çinekop vardı kovalarında. Zeynep Hanım'ın balıkları hemen ayrıldı tabii. İrilerinden 4-5 istavrit ve bir çinekop. Bu akşam balık yedirdim Zeynep'e. Daha doğrusu yedirmeye çalıştım. Ama ilk lokmadan sonra sıkı sıkı kapadı ağzını. Tam vazgeçecektim ki, bir balık lokması daha yapıp, üstüne sofradaki zeytinyağlı yeşil fasulyenin domatesinden koyarak tekrar denedim. Bizimki bir nefeste yutuverdi. Aynı şekilde bir lokma daha, bir lokma daha derken, balıklar bitiverdi. Bakalım daha neler uyduracağız mutfakta?

Baba-kız gezmeye devam

Yaklaşık 10 gündür yazmıyordum. Yazmayınca aklımdakiler uçtu gitti yine. Bugünden aklımda kalan, baba-kızın kendini gezmeye vurduğu yine. Yaklaşık 3 saat yok oldular ortadan. Önce Osman'ın işyerine uğramışlar, ardından da kısa bir tur ve sahilde çay-kek keyfi...

13 Mayıs 2008 Salı

Zeynep kuaförde

Evden çıktıktan sadece birkaç dakika sonra yine çaldı babam kapıyı. Ve Zeyno'yu kaptığı gibi apartmanın altındaki kuaföre indirdi. Sabah kahvaltıda "bu kızın saçları gözüne girmeye başladı" diye konuşmuştuk annemle. Kuaför çocukları kapının önünde görünce sormuş, onlar "getir" deyince de geri dönmüş. Ben "acaba durdu mu?" diye endişe ederken birkaç dakika içinde kocaman gülücüklerle ve saçlarındaki fazlalıklar kesilmiş olarak geri geldi Zeyno. Böylece ilk kez kuaföre gitmiş oldu. Gerçi Osman daha önce Zeyno'nun saçını evde kesmişti ama adettenmiş, saçı (resmi olarak) ilk kez orada kesildiği için bir şey yapmak gerekirmiş. Babam Zeyno'yu verirken hatırlattı. Tabii annem talip oldu bu görevin yerine getirilmesine ve mutfağa girip, kadayıf dolması kızarttı.
Öğlen 13:00'te dişçideydim yine. Girdim bir kez bu yola, dönmek yok. İki dolgu daha yapıldı, kaldı iki. Öğlen köfte yedirmiş annem Zeyno'ya. Yanında domates sosuyla.
Akşamüzeri beş çayımızı içip, artık eve dönüş yoluna koyulduk. Osman'la iskelede buluşup, saat 19:00 vapuruna yetiştik. Vapurda, üst kat Ada'ya varana kadar Zeyno'yu dinledi. Keyfi yerindeydi bizimkinin.

"Torun bi başkaymış"

"Torun bi başkaymış". Babamın dilinden düşmüyor bu laf. "Arkadaşlarım söylerdi, torun evlattan çok seviliyor derlerdi de inanmazdım. Gerçekten öyleymiş. Dünya bir yana, Zeyno bir yana" deyip duruyor. Bir de ekliyor: "Zeyno'yu benim kadar seven var mıdır?" :))
Annemlerdeyken sabah Zeyno'yla ilgilenme görevi babamın. Altını değiştirip, emzirdikten sonra babama veriyorum. Biz annemle kahvaltıyı hazırlayan kadar, O da Zeyno'yla oynaşıyor. Bir de koca adammış gibi ciddi ciddi konuşuyor. Ben de içerden onları dinleyip, gülüyorum...
Not: Sabah erken başlayan bu yeni görevi için artık akşam yatmadan önce traş oluyor babam. Ey torun, sen nelere kadirsin :))

Dört kuşak bir arada

Dedemi ziyarete gittik bugün. Dedem, annem, ben ve Zeyno; dört kuşak bir aradaydık yine. Dedem bugün pek iyi değildi ama yine de Zeyno'yu görünce keyiflendi. Zeyno ise yine dedeme bakıp bakıp ağladı. Nedenini anlayamıyorum. Belki sakallarından, belki de yatakta olduğu için?
Not: Zeyno'nun başındaki, ailenin süslü kızı Esra'nın bandanası. Bugün onlar da vardı dedemde...

8. ay kontrolü

Bu kez tam zamanında, 8. ayı doldurduğumuz gün gittik kontrole. Randevumuz 15:30'da idi ama sabah araya giren ateşli aciller yüzünden Hilal Hanım'ın programı kayınca, yaklaşık bir saat bekledik sıranın bize gelmesini. Osman'la ben biraz sıkıldık ama renkli kukla sayesinde Zeyno'nun keyfi çok yerindeydi. Bayıldı bu kuklayla oynamaya. Öyle ki, içerden getirdiğim diğer hiçbir oyuncağın yüzüne bile bakmadı.
Gayet kısa sürdü kontrol. Yine ölçümler yapıldı önce. Ama kolunun bacağının tutulmasından çok hoşlanmayınca huzursuzlandı bu kez Zeyno. Kilo 8440 gr, boy 70 cm, baş çevresi 45.2. Rakamları önündeki büyüme eğrisi grafiğinde işaretlerken "ideal anne sütü grafiği bu" diyerek memnuniyetini dile getirdi Hilal Hanım. Bu ay aşı olmadığı için hemen konuşmaya geçtik. Konu yemeklerdi tabii. Tuzsuz ve salçasız olmak koşuluyla bizim yediğimiz her yemeği yiyebilirmiş artık Zeyno. (Sebzelerden bakla, patlıcan ve lahana; balıklardan somon 1 yaş sonrasına saklanacak). Bir de artık kaşık vermeliymişiz eline. Yiyebileceğinden değil, kendine güveninin artması için. Merak ettiklerimi sordum. Hepsinin cevabı "evet"ti. Evde şekersiz hazırlanmış reçel-marmelat, tuzsuz zeytin, bulgur ve kurufasulye de yiyebilirmiş. Hilal Hanım Zeyno'nun sağlık kitapçığına rakamları kaydetti. İki de not düştü: Fizik muayene normal, diş yok.
Bu kez Ada'ya değil, annemlere geçeceğimizden vapur değil, deniz otobüsü saatine kadar Kahve Dünyası'ndaydık yine. Hilal Hanım'ın "sizin yediğiniz her şeyi yiyebilir" sözünü hemen uygulamaya koyan baba-kız, ben Zeyno'nun meyvesini hazırlayana kadar bir dilim ıspanaklı kişi paylaştılar.

Düzensiz düzen

Doğduğu günden bu yana hep bir düzeni oldu Zeyno'nun. Ama düzensiz bir düzen. Bu da ne demek şimdi? Yani Zeyno bir düzen tutturuyor, bu düzeni bir süre uyguluyor ama bir gün pat diye değiştiriveriyor. Mesela daha önce kısa kısa ama sayısı çok olan gündüz uykuları artık daha uzun ve sadece iki tane. Biri kahvaltının ardından, diğeri de akşamüzeri. Yemek saatlerini de değiştirdi. Daha önce uyanınca meme emer, bir süre sonra şekerleme yapar, ardından da kahvaltı ederdi. Artık uyanınca yine meme emiyor ama kahvaltısını uyumadan önce yapıyor. Bakalım bu yeni düzen ne kadar gidecek?

Çilekkk!!!

Bugüne kadar elma, armut, kivi, portakal ve muz yemişti Zeyno. Alerji riski yüksek olduğundan birkaç kez tadına bakmıştı çileğin. Ama artık bayağı yiyor. Hem de ne yemek.

video

Gitsem mi, gitmesem mi?

Osman bu akşam Burgaz'da yemek olduğunu söylediğinden beri kararsızdım. Gitsem mi, gitmesem mi? Tam da Zeyno'nun uyku saati; acaba huzursuz olur mu? Ya eve dönünce gece uyuyamazsa? Düşündüm, düşündüm ama sonunda Osman'ın rahatlatıcı desteği ve annemden yediğim fırçayla gitmeye karar verdim. "Biz sizi dışarlarda, gezmelerde büyüttük. Artık koca kız oldu Zeynep. Hem bütün yaz boyunca akşam 8'de evde mi olacaksın?" diye fırça çekti annem. Aslında haklı da. Daha yaz tatili var önümüzde. Alışması lazım Zeyno'nun yavaş yavaş bizim tempomuza.
Yemeğe katılacak diğer kişilerle buluşup, saat 19:00 gibi geçtik Burgaz'a. Önce iskeleye yürüyerek birkaç dakika mesafedeki Sait Faik'in evini gezdik. Zeyno çıkışta mıkırdanmaya başlayınca, diğerleri evden çıkana kadar, hemen oracıkta yediriverdim O'nun yemeğini. Bir büyük kavanoz türlüyü ekmek içiyle mideye indirince rahatladı küçükhanım. Ardından tayfa faytonlarla, biz de muhtardan torpilli olarak polis arabasıyla Kalpazankaya'ya gittik. Eteğinden yakaladığımız günbatımını, çaylarımızı yudumlayarak seyrettik. Dönüşte polis arabasını kullanan polise telefonla ulaşılamayınca biz de kapıda bekleyen faytonlardan birine attık kendimizi. Zeyno ilk kez faytona bindi ama maalesef uykunun ağırlığına dayanmaya çalışan gözkapakları faytonun sallantısıyla kapanıverince pek de anlayamadı nerede olduğunu. Saat 08:30 gibi yemek için Öğretmenevi'ndeydik. Ben ordövr tabağımı bitirene kadar uykuya devam etti Zeyno ve sonra uyanıverdi. İşte günlük rutinin bozulduğu an da bu oldu. Zeyno evde de, akşam uykusuna yattıktan yaklaşık yarım saat kadar sonra uyanıyor ama biraz pışpışlayınca ya da biraz daha emzirince tekrar uykuya dalıveriyor. Burada öyle olmadı tabii. Aslında uyandığı iyi de oldu çünkü daha pijamalarını giymemişti. Biraz masada bizimle oturduktan sonra altını değiştirip, pijamalarını giydirdik. Saat 10:30'da biz kalkana kadar uyumadı. Masadaki meyvelerin tadına bakıp, etrafına gülücükler saçtı. Ben "acaba bu gece nasıl uyuyacak?" diye düşünürken, kalktığımızda, daha arabasına koyarkoymaz kapadı gözlerini. Vapura yürüyene kadar, vapurda, eve yürüyene kadar ve hatta merdivenlerde uyudu. Eve adımımızı atar atmaz uyandı ama ben hemen odada emzirmeye başlayınca tekrar dalıverdi uykuya. Sonuçta korktuğum olmadı. Sadece bu gece 1 saat kadar geç uyudu. Ama ilk kez faytona bindi, günbatımını seyretti. Ben de anladım ki, tedbirli olduktan sonra akşam yapılacak dışarı gezmeleri sorun değilmiş. En azından şimdilik....
Bu arada haftanın aktivitesi "bahar". Niyetim Zeyno'nun ayaklarını çimlerle buluşturmaktı. Ama havalar soğuk gidiyor ve meteorolojiye göre de böyle devam edecek. Bir bahar akşamı, yüzünü rüzgara dönüp günbatımını seyretmek bir bahar aktivitesi olarak kabul edilir mi acaba? Bence evet. Bakınız foto :))

5 Mayıs 2008 Pazartesi

Bahar temizliği

Temizlik vardı bugün evde. Ufaktan bahar temizliğine başladım. Artık kaloriferler yanmadığı için perdeleri yıkadık, vitrinin içindekileri yıkayıp, tekrar yerleştirdik. Ama daha koca bi "yapılmayı bekleyen ev işleri" listesi var aklımda. Acele yok, yavaş yavaş. Yoksa insan işin içinden çıkamıyor. En azından ben çıkamıyorum...
Zeyno da son derece düzenli bir yeme-uyku periyodu göstererek yardımcı oldu bizim temizliğe. Kendisi de bu düzen sayesinde büyükçe bir arpa boyu yol aldı herhalde bugün? Ama bu düzenin ne kadar devam edeceği, hatta devam edip etmeyeceği meçhul tabii.
Not: Kaç gündür fotolarda aynı yelek var Zeyno'nun üstünde. Bebekliğinden kalan ve artık üstüne iyice küçülmüş kırçıllı yelek. Geçen ay baharın iyice ısıtan güneşiyle birlikte bizim kaloriferler de yanınca kalın kışlıkları yıkayıp, kaldırmıştım. Ama hem birkaç haftadır bizim kaloriferler artık yanmayıp hem de güneş kendini bulutların ardına saklayınca ev buz gibi oluverdi. Sonuç: Sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer. Ailecek hastalık silsilesini yeni atlattığımızdan, dışarda kalan tek yeleği Zeyno'nun sırtından eksik etmiyorum. Varsın küçük gelsin...

32 diş ortada

Fotoğrafa bakınca bu başlığı atasım geldi ama diş miş yok ortada. Elime gelen herhangi bir kabarıklık da yok. Salyalara kanmıyorum artık. Ama olsun, eninde sonunda çıkacak nasıl olsa. Siz hiç dişsiz çocuk gördünüz mü? (Kulaklarınız çınlasın Güvem Hanım!). Bebeklerin ilk dişlerini 2-12 aylar arasında çıkarması normalmiş. Oldukça geniş bir zaman aralığı var yani. Dişlerin çıkış zamanını da iki etken belirliyormuş: Beslenme ve genetik faktörler. Zeyno'nun beslenmesinde bir sorun olduğunu düşünmüyorum. Her gün düzenli olarak flour hapını da veriyorum. Sanırım bizde genetik faktörler etkili. Annemin hatırladığı kadarıyla ben 8 ayımı doldurduktan sonra çıkarmışım ilk dişimi. İlk konuşmamızda, eğer unutmazsam Osman'ın ilk dişini ne zaman çıkardığını sorayım kayınvalideme...

"Buuu"

Zeynep "Buu" yapmayı keşfetti diye not düşmüştüm birkaç gün önce. Bu keşfinin peşini bırakmaya hiç niyetli değil. Keyifli olduğunda, yemek yerken, bir şeye kızdığında... Sürekli bir buuu halinde. Üstelik çeşitli versiyonlarını denemeyi de ihmal etmiyor...

3 Mayıs 2008 Cumartesi

Kuzu Günü

Bugün Kuzu Günü vardı Osman'ların okulda. Sabah annemlerde kahvaltımızı yapıp, 09:30 vapuruna yetiştik. Malzemelerini hazırlamıştım, Zeynep de kahvaltısını vapurda yaptı. Eve girince O sabah şekerlemesine daldı, ben de O'nun öğlen yemeğini hazırladım. Semizotu yemeği. Yedek kıyafet ve bezlerini de çantaya koydum ve okulun yoluna koyulduk. Hava o kadar sıcaktı ki, bugün ilk kez yarım kollu yazlık t-shirtlerinden birini giydi Zeyno. Geçen sefer Moda'da yakalandığımız güneşten aldığımız dersle, evden çıkmadan güneş kremini sürmeyi ihmal etmedik tabii. Onlarca çocuk vardı okulun bahçesinde. Arabalarında etrafı seyredenler, çimlerde yuvarlananlar, koşturanlar... Bir süre arabasında babasıyla gezindi Zeyno da, ardından arkada gümbür gümbür çalan orkestraya rağmen uykuya daldı. Uyanınca yemeğini yedi, O'nu sevenlere gülücükler saçtı ve bu sıcak bahar gününün tadını doyasıya çıkardı.
Öğleden sonra eve gelince, uzunca bir süredir aklımızda olan bir işi yaptık ve güney odadan kuzey odaya geçtik. Tabii Zeynep'le beraber. Bu odadaki şifonyer diğer odaya gitti, onun yerine de Zeyno'nun yatağı geldi. Sanırım Zeyno gece uyanma işini azaltana kadar aynı odada yatmaya devam edeceğiz. Kışları güney odada, yazları kuzey odada.
Not: Dün yazmayı unuttum. Dün sabah "buuuu" yapmayı öğrenmiş olarak uyandı Zeyno. Üstelik bunu sıvı bir şeyler içerken yaptığında çok daha eğlenceli olduğunu da hemencecik keşfediverdi.

Gerçek pazar gezmesi

Bugün Perşembe. Dışarda hava pırıl pırıl ama evlerin içi soğuk. Annemle bugünkü planımız dünden belliydi. Zeyno sabah uykusundan uyanınca pazarın yolunu tuttuk. Zeynep daha önce birkaç kez Ada'daki pazara gitmişti ama gerçek anlamda büyük bir pazarı ilk defa gördü. Ve çevresindeki hareketliliğe şaşırdı kaldı. Bağıranlar, ellerindekileri havada sallayanlar, yanından hızla gelip geçenler. O sakin sakin etrafındakileri seyre dalınca, arada mini bir meyve molası vererek ben de rahat rahat karıştırdım tezgahları. Zeynep'in bugünkü ganimetleri bir t-shirt, bir yazlık tulum ve üç eşofman altı. Süper şeyler var bu pazarda çocuklar için. Üstelik de çok kaliteli hepsi. Hatta çoğu daha önce mağazalarının kapılarını aşındırdığımız ünlü markaların malları. Daha önce keşfettiğim tezgaha bir tezgah daha ekledim bugün. Bundan sonra kıyafet ihtiyacı hallerinde ilk iş bu iki tezgaha uğranacak. İndirimleri de kaçırmamak lazım ama.
Akşam vapuruyla dönmeyi planlamıştık eve. Ama Osman'ın işleri uzayıp, geç gelince bu gece de annemlerde kaldık. Hazır sofra, sınırsız destek. Ben çok seviyorum zaten burda kalmayı :)

Datça'dan paketimiz var!

Bu akşam Osman'ın bir randevusu vardı Bostancı tarafında, yarın sabah da Haydarpaşa'da işi. Bunu bahane edip, dişçiye ikinci randevumu aldım bende ve bu sabah, birkaç gün kalmak üzere anneme gittik Zeyno'yla.
Doğduğundan beri hediyesi eksik olmadı Zeynep'in. Söylediklerine göre çok kısmetli bir bebekmiş Zeyno. Kim O'na bir şey almayı düşünse çok cici şeyler buluyormuş. Son hediyemiz de İngiltere'den. Datça'daki arkadaşlarımızdan Hato (artık süper anneanne) İngiltere'ye gitmişti torununu görmeye. 4,5 aylık torunu için aldığı elbiseden bir tane de Zeyno'ya almış. Ada'ya kargo ulaşımı sorunlu olduğundan annemin adresini vermiştim. Birkaç gün önce gelmiş paket ama biz ancak bugün görebildik.
Zeyno uykuya dalacağından tamamen soyundurmadan, kıyafetlerinin üstüne geçiriverdim elbiseyi. Birkaç ay sonra cuk oturacak üstüne. Ama gidecek birkaç parti bulmamız lazım bizim o zamana kadar. Alttan kot pantolonu ve çorapları çıktığı için yarım çektim fotoyu ama elbisenin altında tarlatanı ve fırfırları var.

Adayı tanıyalım

Mayıs sayısının kontrol zamanı geldi. Uzun zamandır, çalışmak için annemde buluşuyorduk Gökçe'yle. Biz çalışırken annem de Zeyno'ya bakıyordu. Bugün Osman evde çünkü nöbet ertesi. Bu nedenle Gökçe Ada'ya geldi. Dergide 5 yılı geride bıraktık. Artık her şey iyice rayına oturdu ve işlerimiz çabucak bitiyor. Gökçe 09:00 Kabataş vapuruyla geldi, 15:30 Kabataş vapuruyla döndü. Biz O'nunla çalışırken, baba-kız da başbaşa vakit geçirdiler. Hatta bir ara yerde yanyana uyuya kaldılar.
Gökçe gittikten sonra, demlediği çayını da alıp, yan komşum Yasemin geldi. Onların internet bağlantılarında sorun olduğu için bizde çalıştı. Osman'la Zeynep dışarı gezmeye çıktılar ve tam 3 saat sonra geldiler. Ruhban Okulu'nun olduğu tepeye kadar çıkmışlar. Yani Zeyno artık benden daha iyi biliyor Ada'yı :))
Not: Aslında Zeyno'nun bugünkü geziye ait tüm fotoları gayet keyifliydi. Ama gözlerindeki dolu dolu yaşlara dayanamayıp, bunu seçtim ben. Osman fotoyu yürüyüş dönüşü sahildeki çay bahçesinde oturduklarında çekmiş. Her zaman limonun tadına bakmaya bayılan Zeyno bu kez az da olsa ağlamış. Belki de dişetlerinde bir yerler acıdı limondan?

Ek gıdalarda son durum - 2

Daha önce de bi "ek gıdalarda son durum" yazısı yazmıştım. Şimdi sıra ikincide çünkü epey bir değişiklik var gidişatta.
5. ay bitince birkaç kaşık meyve suyuyla başlamıştı ek gıdalara Zeyno. 2,5 ay içinde birçok lezzet denedi, kimi gün tabağını sildi süpürdü, kimi gün bir kaşık bile yemedi. Bir gün bayıla bayıla yediği şeye ertesi gün hiç bakmadığı oldu. Peki şimdi hangi noktadayız?
* Sabah uyanınca anne sütü emiyor. Yaklaşık 1,5-2 saat sonra kahvaltı yapıyor. Ama artık bulamaç şeklinde değil. Peynir, tereyağı, yarım yumurta sarısı, pekmez ve dövülmüş cevizi minik ekmek içlerinin üstüne sürerek veriyorum. Yanında da 1 küçük fincan ıhlamur. Beyaz peynirle arası hiç iyi değil. Birkaç lokmadan sonra labne veriyorum.
* Kahvaltıdan yaklaşık 2 saat sonra meyve püresi yiyor. Favorisi elma ve armut karışımı. Bunun dışında kivi, portakal, muz ve çileğin tadına da baktı.
* Meyveden yaklaşık 1 saat sonra, saat 14:00 gibi öğle yemeği vakti. Artık bayağı yemek pişiriyorum Zeyno'ya. Osman yemek seçmediği için bugüne kadar hiç "acaba bugün ne pişirsem?" diye düşünmemiştim ama artık her gün "Zeyno'ya ne pişirsem?" diye düşünüyorum. Evde hangi sebze varsa onları kullanıyorum. Bazen kıymalı ya da tavuk etli, bazen sade sebze. Ama soğanlı ve sarmısaklı mutlaka...
* Yoğurdu hala severek yemediği için akşamüstü tekrar meyve yapıyoruz bazen...
* Akşam saat 19:30 yemek vakti. Çorba, kuskus makarna, pilav... Ne olsa yiyor, sorun yok.
* Gece emerek uykuya dalma.
* Gece 2 kez emmek için uyanma.
Bir günlük yeme programı aşağı yukarı böyle. Yemek aralarında cila niyetine yine meme emiyor. Ama artık doymak değil, keyif yapmak amacıyla.
* Çorbalardan bugüne kadar sebze çorbası, tarhana çorbası ve yayla çorbasını denedik, hepsini sevdi.
* Kuskus makarnayı yoğurtla karıştırıp veriyorum veya domates sosuyla pişiriyorum.
* Balığı sebzelerle karıştırarak verdim bugüne kadar. Yedi ama çok severek değil. Bir dahaki sefere sadece balık vereceğim.
* Pütür konusunda sorun yok. Hatta pütürlü değil, parçalı yiyor artık. Yani yiyecekleri ezmiyoruz, ufak ufak parçalıyoruz.
* Yemekleri zeytinyağlı pişiriyorum. Tuz veya şeker ilave etmiyorum.
* Zeynep ekmeği çok seviyor. Bu nedenle yemek sırasında minik minik ekmek içi de veriyorum yemeğin suyuna batırıp. Bazen de kendisi eline bir parça alıp kemiriyor, kemirirken de ufak ufak yiyor.
* Zaman zaman kaşıkla yemeyi reddedip, yiyecekleri elle vermemi istiyor. İtiraz yok, veriyorum.
Not: Doktorun önerdiği yiyecekler dışına çıkmadım ama yine de bu yeme düzenini kontrolde doktora mutlaka sormalıyım.

Üç silahşörler

İnternet ortamında kurulan arkadaşlıklara, başlayan beraberliklere, yapılan sohbetlere hep şüpheyle baktım ben. İnanmadım samimiyetine. Yalansız olmayacağını düşündüm. Taa ki, bu bloğa ilk "yabancı" yorum gelene kadar.
Güzel şeyleri çabucak unutuveren balık hafızalarımıza yardımcı olmak, ilerde okudukça gülümsemek, uzaktaki akraba ve arkadaşlarımızın bizden sürekli haberdar olmalarını sağlamak ve Zeynep'e keyifli bir hediye vermek için başlamıştık bu web günlüğünü tutmaya. İlk yorum 20 yıllık arkadaşım Esra'dan geldi. İkinci yorumu Zeynep'in amcası Bülent bıraktı. Ve "şu blog alemi ne küçük" dedirtircesine, Zeynep'in yatağını bize hediye eden Dilek Hanım buldu bizi. Ardından akrabaların, arkadaşların ve tanımadığımız insanların yorumları devam etti. Hiç aklıma gelmezdi buradan yeni arkadaşlar edineceğim ama oldu.
Gülfer'le Ekim 2007'de yazışmışız ilk kez. "Zeynep nine olunca" başlıklı yazıya, "Merhaba, siteyi tesadüfen gördüm. Taze kız bebek annesiyim ya kanım kaynadı hemencik :) Maşallah, dişsiz nine pozu süper gerçektende! Bu arada aynı önlükten, 3lü set, bizde de var :) Sevgiler Gülfer" diye yorum bırakmış. Ben de "Merhaba Gülfer, taze anne olduğunuza göre eminim sizin hayatınız da çok eğlencelidir... Valla erkek bebek anneleri-babaları alınmasın ama kızlar bi başka oluyor(değil mi?). Dediğim gibi şekilden şekile giriyor yüzleri, bu arada da bi eda bi naz :) Ek gıdalara geçmeden önlük alacağımız pek aklıma gelmemişti ama bizimki baloncuk yapmayı öğrendiğinden beri önü kurumuyordu. Sonunda hafta sonu ilk iş önlük aldık..."diye yanıtlamışım. Pınar'la yazışmamızı başlatan ise O'nun Şubat 2008'de yazdığım "Blender görev başına" yazısına bıraktığı "Zeyno, sen benim Duru'ma ne kadar çok benziyorsun bu resimde..." yorumu olmuş.
Birbirimizi yakından takip ettik, bu arada bol bol yazıştık ve sonunda bugün buluştuk. Programlar uymayınca Pınar'ın geçen haftaki davetini Gülfer de ben de kabul edememiştik ama bu kez Ada'da buluşmayı başardık.
10.15 vapuruna binip, 11.15'te Ada'da oldular. Gülfer, eşi Soner, kızı Ceylin Naz, Pınar, eşi Ertuğrul ve kızları Duru. Osman, Zeynep ve ben. Çocuklu 3 aile ilk kez bir araya geldi evimizde. Hem de birbirlerini ilk kez gören üç aile. Endişelerim yok değildi. Acaba kızlar anlaşabilecek miydi? Ya eşler? Keyifli vakit geçirebilecek miydik? Tüm bu endişelerimin ne kadar yersiz olduğunu ilk anda anladım. Çok kısa bir süre sonra biz anneler kızlarla birlikte ortadaki yorganın üstnde oyuna, erkekler de sohbete başlamıştı. Yürümeye yeni başlayan Duru, son ana kadar uykuya kafa tutup, fırsat buldukça evi keşfetti. Bir ara kuş uykusuna yatan ve baba tarafından Ege'li olduğu zeytinyağlıların tadına bakışından belli olan Ceylin yorganın üstünde bol bol emekledi, Zeyno da şaşkın şaşkın onları izledi :))
Meteorolojinin yağmur uyarısına inat, sabah güne karanlık başlayan hava öğlen pırıl pırıl oluverdi. Fırsatı kaçırmadık tabii. Kızları arabalarına yerleştirip, fırladık dışarı. Gülferler 15.50 vapuruna yetişeceklerinden kısa bir tur yapıp, onları yolcu ettik. Pınarlarla sahildeki çay bahçelerinden birine oturup, 16.55 vapuruna kadar kahve eşliğinde sohbete devam ettik.
Bizim için hareketli, farklı ve keyifli bir gündü. Anladım ki, sanal alemde de arkadaşlık kurulabiliyormuş. Tabii kızların hakkını yememek lazım. Bizi bir araya getiren onlar. Teşekkürler Duru, Ceylin Naz ve Zeynep. Teşekkürler Pınar ve Gülfer. Ve tabii bize eşlik eden sevgili eşler...