29 Nisan 2008 Salı

Normal kahvaltı

Yaklaşık bir ay kadar önce, iki yıllığına Almanya'ya gitti Suat. İşyeri gönderdi. Ve ilk fırsatı yakalayıp, birkaç gün önce İstanbul'a geldi. Yarın dönüyor yine. Gitmeden önce bu sabah bize kahvaltıya geldiler Özge'yle beraber. İyi de ettiler. Her ne kadar buradayken çok sık görüşmesek de, sınırlar dışında olduğunu bilince insan daha bi özlüyor sevdiklerini.
Dün akşamki kabak dolmasının ardından, kahvaltı yaptırmaya karar verdim bu sabah Zeyno'ya. Öyle bir aydır yediği gibi bulamaç şeklinde değil, bayağı bildiğimiz şekilde. Suatlar ancak 10.15 vapuruna yetişebilince, daha fazla bekleyemeyeceğini bildiğim Zeynep'in tabağını hazırladım ben. Daha önce kahvaltı karışımına koyduğum peynir, tereyağı ve yumurta sarısını yerleştirdim tabağa. Ayrı bir kapta üzüm pekmeziyle dövülmüş cevizini karıştırdım. Küçük bir fincan da ıhlamur hazırladım. Bebe bisküvisi ve tahıllı mama yerine de ekmek içi. Minik minik lokmalar yapıp, verdim Zeynep'e. Seve seve yedi. Bu arada sofradan kaptığı galetayı da bırakmadı elinden. Sanırım kahvaltılar bundan böyle bu şekilde yapılacak...
Çabucak geçiveren keyifli bu güne bir de kısa Ada turu ekleyip, yolcu ettik Suat'ı ve Özge'yi. Son karara göre, kısmetse Ağustos'ta biz Almanya'ya gidiyoruz Suat'ı ziyarete... Zeynep'le becerebilir miyiz acaba yurtdışı yolculuğunu? Neden olmasın? Artık normal yemekler de yiyor Zeynep :))

Anne nasıl yalancı çıkarılır?

Birkaç gün üstüste Zeynep'in mızmızlığından ve yememesinden şikayet edince, dayanamayıp desteğe geldi bugün annem. Ama o da ne? Tam bir hanımefendi oldu Zeynep anneannesinin yanında. Üstelik az da olsa öğlen çorbasından içti birkaç kaşık, akşamüstü meyvesini yedi. Asıl sürprizi ise akşama saklamıştı. Akşam yemeği saatinde, her zamanki gibi kendi sandalyesiyle oturdu masada yanımıza. Ve annemin öğlen pişirdiği kabak dolmalarından birini midesine indiriverdi. Hem de ağzını şapırdata şapırdata. Annemin yorumu: "Ne yapsın çocuk yağsız tuzsuz yal gibi yemekleri. Lezzetli olunca bak nasıl da yiyor". Ne diyebilirim ki? Sonuçta günlerdir birkaç çay kaşığından daha çok yemek yemeyen Zeyno kabak dolmasına bayıldı. Acaba gerçekten annem haklı mı?

Zeynep'in gündüz uykuları

Zeynep gündüz uykularını hala arabasının içinde uyuyor. Uykusu geldimi koyuyoruz arabasının içine (zaten O da bunu istiyor), evin içinde daha birkaç tur atmışken Zeyno'nun gözleri kapanıveriyor. Sonra da rahat uyuyabilmesi için, arabayı yere paralel duruma gelecek şekilde dayıyoruz bir koltuğa. Ama ara sıra böyle de uyumuyor değil. En çok biz zevk alıyoruz tabii bu şekilde uykuya dalmasından.

Zeynep'in 23 Nisan'ı

Zeynep'te salya sümük had safhada ama Allah'tan neşesi yerinde. Bu sabah ana kız yatakta bol bol gülüşüp, oynaştık kalkmadan önce. İlaçların son dozunu da bu sabah aldık.
Osman 23 Nisan töreni için Büyükada'ya gitti. Döndüğünde Zeynep için bir bayrak vardı elinde. O tadına bakmadan önce bu fotoyu çekebildik.
Alışveriş için Bostancı'ya gitmeye karar vermiştik ama zaman da hızla akmış, gün yarılanmıştı. Vapur saatleri için tarifeye baktığımızda, önümüzdeki ilk vapurun 20 dak. sonra kalkacağını gördük. Yetişmeliydik çünkü bugün vapurlarda tatil tarifesi uygulanıyordu ve bir sonraki vapur yaklaşık 1,5 saat sonraydı. Hemen bir iş bölümü yaptık. Osman Zeyno'nun altını değiştirip, üstünü giydirirken ben de çantayı hazırladım. Böylece 10 dakika sonra evden çıkmayı başardık.
Vapurdan inince hemen markete gitmek yerine biraz gezinmeye karar verdik. Ve bu kez Bağdat'a çıkmak yerine sahilden yürümeye başladık. Geçen sene Caddebostan Plajı'yla ilgili olarak gazetelerde pek çok haber okumuştum ama daha önce hiç gitmemiştim buraya. Plaj kısmı değil ama yeşillikler çok güzeldi. Herkes tatilin ve güneşli havanın tadını çıkarıyordu. Bisiklete binenler, paten kayanlar, koşanlar, piknik yapanlar ve çimlerde emekleyen bebekler... Zeynep'in de keyfi yerinde olunca neredeyse Fenerbahçe'ye kadar yürüdük. Bir de dönüşü vardı tabii bu yolun. Daha alışveriş de yapacağımız için gittiğimizden daha hızlı adımlarla döndük Bostancı'ya. Çağrı Market'ten hızlı bir alışveriş yapıp, 18:45 vapuruna yetiştik. Gayet keyifli geçti yani Zeynep'in ilk 23 Nisan'ı. Seneye hala Ada'da olursak Zeynep'i de götüreceğiz Büyükada'daki törene...

28 Nisan 2008 Pazartesi

Mız mız mız

Bugün o kadar mızmızdı ki Zeyno... Her şeye ağladı, bağırdı...Ve bu arada sayamayacağım kadar çok meme emdi. Neredeyse 3. ay civarında yaşadığımız emme krizlerinden birine yakalandı. Nedenini biliyorum... Sürekli akan bir burun ve hırlayan boğaz. Bu sabah 3 günlük ilaç takviyesinin son dozlarını verdim. Umarım çabucak atlatır...
Not: Zeyno bu gün ilk kez pilav yedi. Daha doğrusu haşlandıktan sonra üzerine biraz zeytinyağı gezdirilmiş pirinç. :)) Ve sevdi...

Mucize rekoru kırıldı

Uzun zamandır Zeyno'nun uyuyan fotoğrafını koymamıştım. Ama bugün için bundan daha uygun bir kare olamazdı. Hani birkaç gün önce "günün mucizesi" diye başlık atmış ve "tam anlamıyla bir (hatta iki) mucize oldu bugün. Zeyno, her zaman 30-40 dakika olan sabah şekerlemesini 1,5 saate çıkarmakla kalmadı, öğleden sonra da kesintisiz olarak tam 2,5 saat uyudu" diye yazmıştım ya... Asıl mucize bugün oldu. Daha doğrusu mucize rekoru kırıldı. Zeynep sabah tam 3 saat uyudu. Üstelik evde temizlik varken. Bu kez Hüsniye Abla "ha uyandı ha uyanacak" diye Zeyno'yu gözledi. O uyanana kadar da süpürgeyi çalıştırmaya kıyamadı. Öğlene kadar sessiz sedasız ütüler yapıldı, camlar silindi...

24 Nisan 2008 Perşembe

Plan bir anda değişince...

Bazı günler vardır hani, önceden planlarsın ama bir anda senin elinde olmadan değişir her şey. İşte bugün öyle bir gündü. Sabah babam geldi Erzurum'dan. Hep beraber, memleket sohbeti eşliğinde yaptığımız kahvaltının ardından biz pılımızı pırtımızı toplayıp, çıktık dışarı. Bugün yemek dergisinin fotoğraf çekimleri olacaktı karşıda. Niyetimiz oraya gitmekti. Taksim üzerinden Galatasaray'a gidip, bir süre yemek çekimlerini izleyecek, ardından Kabataş üzerinden Ada'ya dönecektik. Durakta iki katlı Taksim otobüsünü beklerken birden aklıma geldi ve işimi sağlama almak için çekimde olacak iş arkadaşlarımdan Hasan'ı aradım. "Çekim öğleden sonra saat 3'te başlayacak. Ben de Moda'dayım" deyince bir anda değişti bizim plan. Karşıya geçmekten vazgeçip, Moda'ya gitmeye karar verdik bizde. Aniden değişen planla birlikte Zeyno için ilklerle dolu bir gün de başlamış oldu.
Kadıköy'e nasıl ineceğimizi düşünürken 17 Pendik-Kadıköy otobüsü tıslayarak durdu önümüzde. Şu klimalı yeni otobüslerdendi ve çok kalabalık görünmüyordu. Anlık bir kararla attık kendimizi otobüsün içine. Böylece Zeynep de ilk otobüs yolculuğunu yapmaya başlamış oldu. Şoför de, yolcular da çok yardımcı oldu bize. Orta kapının önündeki boş alana yerleştirdik Zeyno'nun arabasını. Hava da otobüs de çok sıcaktı ama O'nun keyfi yerinde görünüyordu. Kadıköy son durakta inince Hasan'ı aradım tekrar. Burundaki çay bahçelerinden birindeydiler. O tarafa doğru yürümeye başlamıştık ki, Zeyno günün büyük sürprizini yaptı. Birkaç gün önce Gülden Teyze'lerde yaptığı gibi fışkırtarak hem de bol miktarda kustu. Birkaç saat önce yediği kahvaltısı olduğu gibi üstünde başında duruyordu. Hem de felaket bir kokuyla. Yolunda ortasında "şimdi ne yapacağız?" diye küçük bir şaşkınlık yaşadıktan sonra, bir duvarın kenarına yanaşıp, Zeyno'nun kıyafetlerini değiştirdik. Böylece ilk kez sokak ortasında soyunma-giyinme deneyimini de yaşadık. Sabah kahvaltısını annemin biraz ısrarla yedirmesi, otobüsün tutmuş olabileceği, aşırı sıcak hava, devam eden hastalığı ya da hepsi. Bu kusmayla ilgili aklımıza gelen nedenler bunlardı. Zeyno'ya bol bol su içirip, çay bahçelerinin oradaki sokak tezgahlarından birinden şapka aldık başına. (Bakınız sol üst köşedeki fotoda görünen, Zeynep'in başına büyük şapka). Çay bahçesi tıklım tıklımdı. Yaz gibi değil, bir yaz günüydü adeta. Yüzümüzü güneşe döndük, soğuk bir şeyler içtik, Hasan'la bol bol lafladık ve vapura yetişmek üzere ayrıldık. Ama daha birkaç adım yürümüştük ki, yine değişiverdi plan.

Çiya'ya gitmeye karar verdik. Kadıköy'e kadar gelip de, Çiya'ya uğramadan olur mu? Ara sokaklardan Bahariye'ye çıkıp, oradan da çarşıya indik. Çiya'nın önündeki son boş masaya kurulup, siparişlerimizi verdik. Kebap değil, yöresel yemekler istedik bu kez. Zeynep'i de mama sandalyesine yerleştirip, oturttuk masaya. Keyfi yine yerindeydi. Arabada şekerlemesini yapmıştı ve önünden gelip geçen hemen herkes O'na laf atıyordu. (Üst soldaki foto Çiya'dan) Üstelik çok geçmeden arka masaya 15 aylık Zeynep ve ailesi de geldi. Hem Zeynep'e hem de ailesine o kadar ilgi gösterdi ki bizimki, uzunca bir süre onların masasında oturdu. Hem de bize dönüp bakmadan. Masaya gelen ekmek eşliğinde çorbasından birkaç kaşık aldıktan sonra temizlik vakti geldi Zeynep için. Şu sıralar en büyük streslerimden birisi bu benim. Dışarıda Zeynep'in altını temizlemek zorunda kalmak. Çünkü uygun bir yer bulmak çok zor. Hele artık dışarıya bu kadar koku salıyorken. Ama Çiya bu konuda taktir ettiğim yerlerden biri. Üst kattaki tuvaletin duvarında, bu iş için duvara asılı bir tezgah var.
Çayların ardından iskeleye doğru yola koyulduk. Ama vapura daha epey vakit olduğundan önce Tansaş'a uğrayıp mini bir alışveriş yaptık.

Zeyno ilk kez alışveriş arabasına oturdu. Ardından birkaç kitapçıya girdik Zeynep'e kitap almak için ama uygun bir şey bulamadık. Bir de içinde çıngırak olan yumuşak bir top arıyordum. Bakındım ama onu da bulamadım. Bu arada kitapçılardan birinde, kasanın hemen önündeki kutuda duran yumuşak stres toplarından birini kestirdi gözüne Zeyno. Bakması için eline verdik ama sonra almak ne mümkün. Almak istediğim gibi bir şey olmasa da aldık bu topu. Böylece ilk kez bir oyuncak için ağlamış da oldu küçük hanım. Ve istediği yapıldı. Bakalım ilerleyen zamanda nasıl bir boyut alacak bu durum? Ama en azından aldırdığı şeyden hemen sıkılıp, bırakmadı. Eve gidene kadar sıkı sıkı tuttu topunu elinde
Sabah evden çıkmadan önceki planımız başkaydı ama gün bambaşka ilerledi bizim için. İyi de oldu. Bazen akışa bırakmalı insan kendini. Yorgun ama mutluyduk hepimiz dönüş vapurunda. Bir de kırmızı yanaklı ve burunlu...

23 Nisan 2008 Çarşamba

Bağdat yolları...

Öksürüklere boğazda hırıltı, buna da bu sabah burundan akan sümükler eklenince Hilal Hanım'la iletişime geçtim bu sabah. Bir şurup, bir de burun sprey'i önerdi. 3 gün kullanacağız. İlaçları hemen eczaneden alıp, bugün öğlen kullanmaya başladık.
Hava güzeldi. Vurduk yine kendimizi Bağdat yollarına. Eskiden gezmeyi pek de sevmediğim bu caddeyi, kaldırımları bebek arabasıyla rahat rahat dolaşacak kadar geniş olduğu için seviyorum artık. Bir de özellikle hafta sonları bol miktarda bebekli aile olduğu için.
Nişanlıyken ve Kozyatağı'nda oturduğumuz evliliğimizin ilk yılında, karı koca el ele yürüdüğümüz yoldan, bu kez Zeynep'in arabasını iterek yürüdük. Az gittik uz gittik, Peros'un karşı sokağından (eskiden Divan Pastanesi'nin orası diye tarif ederdim burayı) Bağdat Caddesi'ne çıktık. Peros'a uğradım ama bir şey bulamadım bu kez. Ve her zamankinin ters istikametinde, Bostancı'ya doğru yürümeye başladık. Mothercare'in karşısındaki (eskiden burayı da Boyner'in ara sokağı diye tarif ederdim) ev yemekleri yapan küçük lokantayı mesken tuttuk kendimize. Açıkhavadaki masalardan birinde oturduk. Zeynep arabasında uyudu, biz gelen lezzetli yemekleri bir çırpıda mideye indiriverdik. Yemek üstüne kahve içmeden olmaz. Evden çıkarken niyetimiz minibüs yolu üzerinde açılan yeni Kahve Dünyası'na gitmekti ama dayanamayıp Tchibo'ya girdik. Bu ayki tema kapsamında rengarenk oyuncaklar ve çocuklar için kıyafetler vardı içerde. Ama her zamankinin aksine pahalıydılar bu kez. Raflar arasında hzılı bir turdan sonra sütlü filtre kahvelerimizi ve cheesecake'lerimizi (biri çikolatalı diğeri böğürtlenli) alıp, yine dışardaki masalardan birine oturduk. Biz kahvelerimizi yudumladık, Zeyno da çorbasını hüpletti. (Foto Tchibo'da, yemek sonrası çekildi)
Sıra yedikleri eritmeye geldi. Bostancı'ya kadar yürüdük. Tchibo kesmedi, Kahve Dünyası'na gittik. Ama o da ne? Oturabilmek için kapıdaki bayana isim yazdırıp, beklemek gerekiyor. Kaç kişi var listede? 9. Masadakilere bakıyorum, millet sırtını güneşe vermiş, derin bir sohbet içinde. Kimse yakında kalkacak gibi durmuyor. Oturmaktan vazgeçip, bu kez annemlerin eve doğru yürümeye başladık. Yürüyebilir miyiz bu kadar yolu? Osman gaza getirdi beni. Zeyno'nun da keyfi yerinde. Arabaların egzos dumanlarını yutmamak için indik minibüs yolunun bir paraleline. Bugün o kadar çok yürüdük ki, Zeyno da biz de sıkı bir uykuyu hak ettik...

22 Nisan 2008 Salı

Gün bitmeden...

Doğduğu günden bu yana, tam 224 gündür, her gün fotosunu çekiyoruz Zeynep'in. Bu bloğun adına uygun şekilde devam edebilmesi için de bu şart. Ama az daha bugünün fotosu olmayacaktı. Zeyno'nun öksürüğüne bir de ufak ufak boğaz hırıltısı eklenince çıkmadık bugün evden. Gün nasıl geçti anlayamadım ama çabucak bitiverdi. Zeyno akşam uykusuna yatınca aklıma geldi bugün fotoğraf çekmediğimiz. Dolayısıyla bugünün fotosu da karanlıkta, Zeynep uyurken çekilmek zorunda kaldı. Hem de günün tarihinin ertesi güne geçmesine birkaç dakika kala...

21 Nisan 2008 Pazartesi

Nihayet dişçi

Bugün, sabah 08:55 Bostancı vapuruyla 4 günlüğüne annemlere göç ettik yine. Sol üstteki dişimin uzun süredir verdiği acı dolu sinyallere rağmen erteliyordum dişçiye gitme işini. Sonunda bu konuda annemden sıkı bir azar işitince, bugüne randevu aldım. Kahvaltısını hazırlayıp, anneme bıraktım Zeynep'i ve eve sadece 5 dakika uzaklıktaki dişçinin yolunu tuttum. Kanal tedavisi dediğinde, ne olduğunu bilmememe rağmen biraz ürktüm ama boşunaymış. Toplam yarım saat kadar süren işlem boyunca hiç ama hiç acı hissetmedim. Dişçiden çıkarken geçici dolgulu dişim de ben de çok mutluyduk. Neden boşu boşuna bunca zamandır acı çekmişim ki? Şimdi sırada gerçek dolgunun yapılması ve diştaşlarının temizlenmesi var. Sonra da diğer dişlerdeki ufak tefek çürükler kontrol edilecek. Girdim bir kere bu yola, kimse tutamaz beni...
Annemle yalnız kalmaya iyice alıştı artık Zeyno. Ne ben O'na "hoşçakal" deyip, evden ayrılırken ağlıyor, ne de döndüğümde. Benim ardımdan kahvaltısını yapmış ve mışıl mışıl uykuya dalmış. Eve döndüğümde uyuduğunu görünce bu kez de pazara fırladım hemen. Kadıköy'deki meşhur Salı pazarından pek bir farkı yok Erenköy'deki Perşembe pazarının. Yok yok bu pazarda da. Annemin tarif ettiği tezgahı elimle koymuş gibi buldum hemen ve daldım çocuk kıyafetlerinin arasına. BabyGAP, Kanz, Prenatal ve diğer markalar. Parça 3,5, 3 parça 10 YTL. T-shitler, alt üst şortlu takımlar, atletler... Beden bulmak, alt üst uydurmak biraz zorlu oldu ama tam 15 parça topladım Zeyno'ya. Hepsi de birbirinden güzel. Boşuna mağazalara girip çıkmışız bunca zamandır. İndirimleri elbette yine takip edeceğim ama artık her fırsatta bu tezgaha uğramam lazım. Yaşasın pazarlar!
Eve döndüğümde nöbeti ben devraldım annemden bu kez. O da sebze-meyve alışverişini yapmak için Gülden Teyze'yle pazara gitti. Dönüşte, tadını başka hiçbir simite değişmediğim pazar simiti vardı ellerinde. Eski günlerdeki gibi şipşak bir çay masası hazırlayıp, Gülden Teyze'de beş çayı içtik. Ama kötü bir sürpriz yaptı Zeyno bize. Sofrada, kucağımda otururken kustu. Hem de ne kusma. Acaba devam eden öksürük ve hapşuruklar mı bu kusmanın da nedeni? Neyseki çayımı içmiş, simitimi peynir ve domates eşliğinde afiyetle yemiştim...
Not: Foto akşam uykusundan hemen önce çekildi. Pijama olarak kullandığımız tulum mavi çünkü Pamir'den bize devrolan kıyafetlerden. Zeyno'nun ağzının kenarındaki kızarıklıkları bir türlü geçiremiyorum. Kağıt tahriş eder diye yemeklerden sonra tülbentle silmeyi denedim bir süre ama işe yaramadı. Şimdilerde kremi ıslak mendille siliyorum. Bepanthane bir ara iyi gelir gibi oluyor ama sonra yineliyor. Bu konuda önerisi olan var mı?

20 Nisan 2008 Pazar

Oyun alanı

Salonumuzun (aynı zamanda sürekli oturduğumuz oda) ortasında iki kişilik bir yorgan yayılı bir süredir. Zeynep'in oyun alanı. Bir bebeğin desteksiz olarak oturmaya başlaması sadece onun için değil, ailesi için de önemli bir dönüm noktası bence. O zamana kadar neredeyse sürekli kucağınızdayken birden yerde kendi kendine oturmaya ve oynamaya başlıyor ki, beni çok rahatlattı bu durum.
Eskilerin "bebeği yere koy, yerden kuvvet alır" diye bir lafı var. Çok doğru bence. Zeynep yerde vakit geçirmeye başladığından beri hareketlerinde de gözle görülür bir ilerleme var. Artık her iki tarafa da fıldır fıldır dönebiliyor. Hem de birkaç tur. Hala emeklemeyle ilgili bir hareketi yok. Ama eğer gerçekten isterse bir şekilde istediği şeye ulaşıyor. Bunu da daha çok göbeğinin üzerinde dönerek ya da bir sırt üstü, bir yüzü koyun gelecek şekilde döne döne beceriyor. Yine de genel tercihi bağırarak istemek...
Not 1: Dünkü uzun uykular gerçekten bir mucizeymiş. Zeyno bugün eski düzenine dönüverdi hemen. Ama bugünün de bir mucizesi vardı. Akşamüstü saat 17:30 gibi uyuyakaldı Zeyno. Komşumuz Yasemin annesi Esma Teyze uyuttu. O uyuduğu süre boyunca da yanındaydı. Yaklaşık 2,5 saat sonra uyandu yine küçükhanım. Artık bu gece uyumaz ve bizi de uyutmaz diye düşünüyordum ama bir saatlik bir gecikmeyle akşam saat 22:30'da uyuyakaldı. (Kesinlikle mucize!)
Not2: Kontrol zamanı doktora sormayı unutmuştum, kafamdaki iki soruyu bugün maille sordum. Çilek yiyebilirmiş ancak alerjik etkisi yüksek bir meyve olduğundan dikkatli olmalı ve hormonsuzunu yedirmeliymişiz. Banyo konusuna gelince, küvetinde oturtarak yıkayabilirmişiz ama idrar yolu enfeksiyonu açısından bu şekilde yıkama, duşta yıkamaya göre daha riskliymiş.

Günün mucizesi

Tam anlamıyla bir (hatta iki) mucize oldu bugün. Zeyno, her zaman 30-40 dakika olan sabah şekerlemesini 1,5 saate çıkarmakla kalmadı, öğleden sonra da kesintisiz olarak tam 2,5 saat uyudu. Gözüm saatte "ha uyandı, ha uyanacak" diyerek sessiz sessiz çalıştım bende. Acaba dün akşamki fitil mi rahatlattı vücudunu? Daha da önemlisi acaba bir daha olur mu? Artık bu kadar uzun mu uyuyacak acaba?
Not 1: Akşam makarna yedi Zeyno. Hem de yoğurtlu...
Not 2: Foto, akşam banyo öncesi hazırlığından...

7. ay kontrolü

Zeyno'nun aylık kontrolleri ciddi bir organizasyon yapmak demek benim için. Her şeyden önce randevu saatinin sarkmaması ve kliniğin çok kalabalık olmaması için hafta içi gitmeyi tercih ediyoruz. Osman'la birlikte gidebilmemiz için de bu günün O'nun nöbet ertesine denk gelmesi lazım. Ayrıca seçeceğimiz bu gün, Hilal Hanım'ın İstanbul'da bulunduğu ve randevularının dolu olmadığı bir gün olmalı. Tüm bunların üstüne bir de Kabataş vapur saatlerine uygun bir saat için randevu alabilmeli. Bu kadar çok şart olunca, bu ayki kontrole 1 hafta gecikmeli gittik.
Geçen aydan bu yana 500 gr alarak 8100 gr olmuş Zeyno. Boyu da 1,5 cm artarak 68,5'a ulaşmış. Hilal Hanım'a göre bu ölçüler çok güzel. Bana göre keşke biraz daha uzun olsa. Muayenede de her şey normal görünüyor. Tek tük öksürüklerini, hapşırıklarını soruyorum ama boğazda ve ciğerlerde bir şey olmadığı için sorun yokmuş. Sorun olmadığı için prevenar aşısının 3. dozu yapıldı. Ve bu aşıyla birlikte hayatının ilk tatiline girdi Zeynep; aşı tatili. 1 yaşına kadar aşı yok!
Multivitamine, demir damlasına ve flour'a devam. Menüye akşamları tarhana çorbası (zaten birkaç kez vermiştim), makarna ve pilav eklendi. Üstelik domates ya da kırmızı biberle sos da yapabilirmişim. Ve gidişat böyle devam ederse Zeyno gelecek ay bizimle sofraya oturmaya başlayabilirmiş. Yani sadece fiziki olarak sofrada bize eşlik etmekle kalmayıp, yemeklerimize de ortak olacak. Ek gıdalarla birlikte ağzının çevresinde oluşan kızarıklıklar normalmiş. Bepanthane süreceğiz.
Geçen ayki aşıların ardından adeta bir ateş kabusu yaşadığımızdan biraz endişeliydim ama muayene sonrası Zeyno'nun keyfi gayet yerindeydi. Vapur saatine kadar tatlı-kahve keyfi yaptığımız Kahve Dünyası'nda O'nun da keyfi iyice katlandı. Babasının taze sıkma portakal suyuna ve sandviçindeki hellim peynirlerine ortak oldu. Gelene geçene bol bol gülümsedi.
Aşının ardından hemen bir ölçü ateş düşürücü şurup vermiştim Zeyno'ya. Bu kez sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yer misali gece yatmadan önce de fitil koyduk. Ve tüm korkularıma rağmen geceyi sorunsuz atlattık. Yani aşı tatili resmen ve sorunsuz başladıııı!
Not 1: Zeyno bu kontrolde ilk kez çevredeki tüm oyuncakların farkına vardı. Osman'ın desteğiyle minik dört tekerlekli bisiklete bile oturdu. Ayrıca randevu saatine kadar bol bol da arkadaş edindi. Bir ara oturdukları sandalyeleri karşılıklı koyduğumuz 10 aylık Eren'le birlikte aynı oyuncağı bile paylaştılar. Her ne kadar Eren'in çığlıkları başta Zeyno'yu biraz korkutsa da, bir süre sonra uzun yeşil timsağın bir ucunundan O, bir ucundan Zeyno tutmuş, karşılıklı oynuyordu.
Not 2: Foto, kontrol dönüşü Kahve Dünyası'nda çekildi. Şimdi dikkat ettim, Zeyno'nun ağzının sağ kenarında kahverengi bir kırıntı var. Yoksa babasının mozak pastasının da mı tadına baktı?

Bu Pazar evdeyiz


Sabah gayet keyifli uyandı Zeyno. İlk iş ateşini ölçtüm; 37.4. Yani digital dereceye ve makat ölçümüne göre ateşi yok. Elleri ve ayakları çok sıcak ama. Tek tük öksürük ile yine tek tük hapşırık da devam ediyor.
Osman yine nöbetçi. Ve tabii annem yine bizde. Hava çok güzel ama Zeyno'nun bu "sıcak"lığından ötürü dışarı çıkmama kararı aldık. Peki tüm gün ne yaptık? Ben annemin bizde olmasını fırsat bilip, çalıştım. Zeyno'yla annem de bol bol tay tay antremanı yaptı. Bakınız foto... (Her ne kadar belli olmasa da Zeyno ayakta)

15 Nisan 2008 Salı

Bir içeri, bir dışarı

Zeynep bugün gezdi, gezdi, gezdi... Sabah baba-kız ekmek almaya gittiler. Öğlen yine minik bir alışveriş için çarşıya. Ve öğleden sonra da hep beraber Ada turuna çıktık. Yani gün boyunca bi giyindi, bi soyundu; bi içeri, bi dışarı yaptı Zeyno. Halinden şikayeti var mıydı? Hayır. Tam aksine çok memnundu.
Öğleden sonra, yürüyüş sezonunu tam olarak açıp, kapı komşularımız Sinan ve Yasemin'le birlikte Ada turuna çıktık. Hem de uzun yoldan. Biz taban teptik, Zeynep Hanım arabasında kah uyudu, kay uyandı...
Akşam dalamadı bir türlü uykuya. Yorgunluktan olduğunu sanmıyorum, bence vücudundaki hafif enfeksiyondan. Çünkü hala ara ara öksürüyor. Gece 03:00 gibi emmek için uyandığında ateşi olduğunu fark ettim. Vücudu sıcaktı ama çok değil. Baktım uykulu da, ölçmedim ateşini. Ama o saatten sonra sabaha kadar ara ara kontrol ettim. Artış yok gibiydi.
Foto notu: Zeynep dışarı çıkmak için hazırlanmış, kapının önündeki mama sandalyesinde babasını bekliyor. Hırkası yeni, anneannesinin hediyesi. "Anne bahar geldi, niye hırka aldın?" diye sordum. Zeyno akşamüzeri sahile indiğinde giyecekmiş :)) Tokaları biz almıştık bir süre önce. Ama ilk kez taktık. Saçları önden bi tutam uzadı gibi ya... Arkadaki kel hala tam olarak kapanmış değil ama.

13 Nisan 2008 Pazar

Komşu ada Burgaz'dayız

Hep böyle oluyor. Biz daha çevredeki yakın yerleri bile gezemeden, hoop Osman'ın tayini çıkıyor. Bu kez tayinden önce en azından Kınalı ve Burgaz'a gitmeye kararlıyız. Bu kararımızın ilk adımını da bugün attık. Osman sabah nöbetten gelip, birkaç saat uyuduktan sonra Burgaz'a gitmeye karar verdik. Methini çok duyduğumuz öğretmen evine. Hava yine kapalıydı ama en azından sıcaktı. Yolu biraz uzatarak yürüdük öğretmenevine kadar. Burgaz'ın zengin adası olduğu her halinden belli. Sokaklar boyunca sıralanan koca koca köşkler de, apartmanlar da gayet bakımlı. Öğretmenevi de konum itibariyle süper. Kuzeyde kaldığı için biraz serindi ve bu nedenle planladığımızdan bir önceki vapurla döndük Heybeli'ye ama yine de güzel bir gündü. En kısa zamanda bir daha gidip, tüm sokaklarını keşfetmeli Burgaz'ın. Havalar iyice ısınmadan ve kalabalık bastırmadan. Daha sırada Kınalı var...
Not: Zeyno da çok keyifliydi gün boyunca. Bakmayın gözyaşları süzülen fotosuna. Sadece bir ara artık arabasında oturmaktan sıkıldığı için ağladı. Hep gülen, neşeli fotolarını koyacak değiliz ya. Bir de böylesi olsun dedik.

Ana kız başbaşa

Annem dün akşam eve döndü, Osman da nöbetçiydi. Ana kız başbaşaydık yani bugün. Süper keyifli bir gündü çünkü Zeyno'nun keyfi yerindeydi. Sabah kemirmesi için eline verdiğim salatalığı neredeyse tüm gün elinden düşürmedi. Bir mucize oldu ve kendi kendine oynadı. Hem de uzun uzun. Ben de fırsattan istifade çalıştım tabii. Birkaç kez uyudu,üstelik 1 saate yakın sürelerle. Mucize gibiydi yani her şey; günün nasıl geçtiğini anlamadım bile. Anne kız akşam yemeği yedik birlikte. Geçen kontrolde doktorumuz 7. ayda akşamları tarhana çorbası vereceğini söylemişti. Madem Zeynep Hanım yoğurt yemeyi hala reddediyor ve madem 7. ayına girdi, ben de kontrolü beklemeden bu akşam tarhana çorbası yaptım O'na. Babaannesinin yaptığı İzmir işi acısız tarhanadan. Bayıla bayıla içti. Birlikte yemek yiyip, oynadıktan sonra da saat 21:30 gibi uyuyuverdi. Allah'ım ne güzel bi gündü? Bir daha olur mu acaba? Yoksa tüm bunlar rüya mıydı?

"Ham yaparım ben bu kızı"

Annem bugün de bizde. Malum, günlerden çarşamba... Önce sebzeler pazardan eve gelecek, sonra da çoğu dolaba girmeye fırsat bulamadan tencerelere düşecek... :)) Benim olduğu kadar Zeyno'nun keyfi de yerinde. Bol bol oynadılar annemle. Foto da "ham yaparım ben bu kızı" oyunundan. Böyle bir oyun yok tabii, annemin uydurması. Zeynep kıkırdamaya başlayınca bir anda günün favori oyunu oluverdi ama...

2 günlük destek

Babam Erzurum'da. Kara kışa aldırmadan gitti; bizim için. Her mevsim seviyor zaten oraları. Ama şansına kar yağmış bugün. Hem de yerde 4 parmak tutacak kadar... Annem de 2 günlük desteğe geldi yine bana. Bugün anneanne torun birlikte vakit geçirdiler. Ben kendimi çalışmaya verdim. Emzirme ve yemek molasının dışında neredeyse hiç kalkmadım bilgisayarın başından. Uzun zamandır bu kadar aralıksız çalışamamıştım, çok iyi oldu. Bir sürü iş toparladım.
Bu kadarla da kalmadık. Zeyno akşam uykusuna yatınca daldık benim odaya. Dolabımı tamamen boşaltıp, yeniden düzenledik. Osman, annemin Bauhaus'tan, dolabımın ölçülerine göre kestirdiği rafları da takınca süper oldu. Yıllardır hangar gibi kullandığm dolap adama döndü. Ben de rahat bir uykuya dalacağım bu gece. İşler epey yol aldı. Aylardır el süremediğim dolabım da toplandı. Ohh be... Var mı anne desteği gibisi? Hangi yaşta olursan ol...
Foto notu: Fotoğraf akşam sofrasından. Biz yemek yerken Zeyno mutlaka mama sandalyesiyle yanımızda oluyor. Eğer karnı açsa kendi mamasını yiyor (daha doğrusu ben bir yandan yediriyorum), değilse bir parça ekmek kemiriyor "hımmm" diye diye. Bir de Osman'ın ve annemin sofradan tattırdıklarını...

Birkaç dakika arayla

Epeydir birkaç fotoğrafı aynı anda koymamıştım. Ama Zeynep'in sadece birkaç dakika arayla çekilmiş bu iki fotosunu yanyana koymadan edemedim. Yazıları bir hafta gecikmeli yazınca böyle oluyor; maalesef neye kızdığını ve sonra da neye sevindiğini hatırlamıyorum :(( Ama öyle çok yaşıyoruz artık bu olayı. İstediği şey yapılmayınca ya da o derdini anlatamayınca basıyor yaygarayı... Ve anlaşılınca da koca bir gülücük...
Haftanın bu ilk gününde neler yapmıştık? Onu da hatırlamıyorum (Biriktirmeden yazmam gerek bu yazıları ama şu sıralar çok zor. Keyifli bir yaz tatili geçirmek için şimdiden kolları sıvadım. Çok çalışıyorum, çookkk. Tatile çıkarken yanıma bilgisayarımı almak istemiyorummmm).

7 Nisan 2008 Pazartesi

Eve dönüş


Meteorolojinin günlerdir bahsettiği yağmur nihayet geldi. Hava kapkaranlık ve yağmurlu bugün. Osman geldiğinde aslında yine dışarı çıkma planı yapmıştık ama sonra vazgeçtik. Böyle bir havada gidilebilecek tek yer alışveriş merkezleriydi ama bizim o insan kalabalığının içine karışmaya hiç niyetimiz yoktu. Yani günü yine evde mıkırdanarak geçirdik. Klasikleşen eve dönüş formülüyle, Çağrı Market'te yapılan alışverişin ardından bindik vapura. Dönüş yolu boyunca alt kat Zeynep'in çığlıklarını dinledi. Eve girince de bitmedi Zeyno'nun enerjisi. Yukarıdaki foto uykudan sadece yarım saat kadar önce çekildi.

Akşam gezmesi

Oraya gidelim, buraya gidelim diye bir sürü plan yaptık ama sonunda günü anneanne-kız-torun evde geçirdik. Annemin salonun ortasına yaydığı yorgan üzerinde döndü durdu Zeyno. Biz de keyifli bir kahvaltının ardından bol bol sohbet ettik ana-kız. Halil eve erken gelince, nihayet gün bitmeden kendimizi dışarı attık ve akşam dedeme gittik. O Zeyno'yu görünce çok mutlu oldu, hatta yatağından kalkıp oturdu ama bizim kız dedeme bakıp bakıp ağladı. Belki sakallarından, belki titrek sesinden?? Orada uykusu geleceğini bildiğimden pijamasını yanıma almıştım. Gözlerini oğuşturmaya ve mızmızlanmaya başlar başlamaz bezini değiştirip, giydirdim. Dönüşte, kucağımda akşam uykusuna dalıverdi. Aslında düzeni bozulacak diye (gerçi halen bir düzeni yok ya!) akşam gezmelerinden biraz tedirgin oluyorum ama annemin dediğine göre alışmalıymışız. Aslında hak vermiyor da değilim anneme, ne de olsa önümüz yaz ve zamanın çoğu dışarlarda, hatta sokaklarda geçecek.

Hafta sonuna hazırlık

Osman yarın yine nöbetçi. Hal böyle olunca bugünden annemlere göçmeye karar verdik. Hava güzel olduğundan, vapurdan inince biraz turladık Bağdat Caddesi'nde. Yol üstünde olduğundan belki bir şeyler kalmıştır diye Mothercare'e uğradık ama indirim tamamen bitmiş ve her yer yeni sezon mallarla dolmuş. Doğru Peros'a yürüdük. Daha önce birkaç hediye gelmişti burdan bize. Güzel ve uygun fiyatlı şeyler olduğunu da duymuştum. Gerçekten öyleymiş. Küçük bir mağaza ama biraz eşeleyip, askılar arasında dolanınca gerçekten güzel şeyler bulmak mümkün. Yaz için, tanesi 5'er liradan üç tane atlet body aldım Zeynep'e. Bir arkadaşımızın oğluna da yarım kollu body ve altına şort. Baktık arabasında Zeyno'nun keyfi yerinde annemlere kadar yürümeye karar verdik. Şu sıralar yağmur yağmayan her anı değerlendirmek lazım. İyi ki hava artık erkenden kararmıyor...
Not: Foto vapurla gidiş yolculuğundan. Zeynep koltuğa oturmuş, karşıdaki konuşan adamları dinliyor.

Çalışan anne

Sevgili Pınar, bloğunda çalışan annenin öğlen tatilini yazmış. Okurken bile yoruldum :)) Sonra kendi yaptıklarımı düşündüm ve ileriye hatıra, delil, belge vs. kalması için ben de yazmaya karar verdim. Ama home office çalıştığım için öğle tatilim yok benim. Bazen tüm gün tatil, bazen günlerce hiç tatil yok. Neden mi? Buyrun nedenlerine...
Gölcük'te işsiz geçen 13 ayın ardından işsizlik depresyonuna kendimi iyice kaptırmış, pijamamı tüm gün üzerimden çıkarmaz, gecemi gündüz gündüzümü de gece yapmışken geldi teklif. Eski işyerimdi teklifi getiren. Hem de evden çalışacaktım yani home office. Düşünmeden kabul ettim. Daha dün gibi geliyor ama 5 seneden daha uzun bir süre olmuş, 2003'ün Ocak ayıydı. Ofiste sabah 08:30-17:00 çalıştığım günlerde hayalini kurardım hep evden çalışmanın. Üstümde eşofmanlarım, elimde bir fincan çayım, yanında birkaç kurabiye. Arada, istediğin zamanlarda molalar... Ohhh... Böyle oldu mu? Olmadı tabii. Üstelik o zamanlar daha düzenli olan (olmak zorunda olan) evişleri de birbirine girdi. Kısacası zamanımı iyi planlayamadığımı gördüm. Zorunluluk olmadıkça insanın kaytarmaya hazır olduğunu anladım. Ama özellikle soğuk havalarda sabah erkenden evden çıkmak zorunda kalmadığımda, sıkıcı bir toplantıya katılmak zorunda olmadığımda sevindin evden çalıştığıma. İki kelime edecek insan aradığımda, işle ilgili bir stresimi paylaşmak istediğimde, beş çayı vakti gediğinde özledim ofisi. Yine de geçen süre içinde kendime göre bir düzen oturttum. Kimi gün hiç çalışmadım, kimi gün de soluksuz çalışıp, açığı kapattım. Taa ki hamile olduğumu öğrenene kadar böyle gitti düzen. Aslında hamileliğimde de çok değişmedi. Başlarda biraz panik oldum ama hamileliğim sorunsuz geçince, düzen de pek değişmedi. Düzeni asıl değiştiren Zeynep'in gelişi oldu. Hiç ara vermedim ben çalışmaya. Hamileliğimin sonuna doğru biraz sıkı çalışıp depo yapınca, Zeynep de ay başında doğunca gerek kalmadı molaya. Gökçe'nin getirdiği Ekim 2007 sayısı çıkışlarını kontrol ederken Zeynep 19 günlüktü henüz. Elimde okunmayı bekleyen kağıtlar, mememde doymayı bekleyen Zeyno :))
Şimdi işle ilgili tüm düzenim Zeynep'e göre, yani gün be gün değişiyor. Kimi zaman bütün gün O'nunla ilgilenmek zorunda olduğumdan (ki çoğunlukla böyle) gündüzleri hiç çalışamıyorum. Sadece Zeynep'in uyku saatlerinde maillerimi kontrol edebiliyorum. Kimi zaman da beni şaşırtıp üstsüte birkaç saat uyuyunca sıkı bir şekilde çalışıyorum. Ama yine de asıl mesai akşam 21:30'dan sonra başlıyor benim için ve gözlerim uykunun ağırlığına dayanana kadar devam ediyor.
Evde Zeyno'yla başbaşa olduğumuzdan onun tüm bakım işi de bende tabii. Emzirme, alt değiştirme, kahvaltısını, meyve püresini, sebzesini, yoğurdunu hazırlama ve yedirme, oynatma, uyutma. Bu arada günlük ev işleri de var tabii. Evi toplama, yemek, çamaşır... 3 büyük destekçim var. Evde olduğu her an Zeynep'le ilgilenme işini hemen devrettiğim Osman, her sıkıştığımda "alo" deyip çağırdığım annem ve 15 günde bir temizliğe gelen Hüsniye Abla.
Bu tempoya fiziksel olarak dayanma gücünü bana veren bu üç destek. Ama beyin yorgunluğuma hala bir çare bulabilmiş değilim. Ocak üstünde sık sık bir şeyler unutmam da bundan herhalde? Uyurken bile beynimin tıkır tıkır çalıştığını hissediyorum. Engel olamıyorum buna, sürekli düşünmeye. Dolapları toplamam lazım, acaba yorganları nereye koysam? Zeynep'e yedek bez ve mendil almalı, ne zaman geçsek karşıya? Birkaç günlük yemek yapsam ne güzel olur... Bebekle ilgili yazı kalmadı elimde, hangi hastaneyle iletişime geçsem? Kapak için bu ay şöyle bahara yakışır bir şey bulmalı... Blog'a kaç gündür yazmadım, unutmasam bari yazacaklarımı... Kontrol zamanı yaklaştı, doktoru aramalı... Geri verilecek kıyafetlerdeki lekeleri ne çıkarır acaba? Düşünüyorum... Düşünüyorum...
Beynim uyanık uyumaya çalışırken 2-5 kez kalkıyorum gece boyunca Zeyno'yu uyandırmaya. Sabah 07:30 gibi başlıyorum güne. Koskoca gün nasıl tükeniyor anlamıyorum. Gece yatağa yatınca yorgunluğumu anlıyorum sadece. Sağ yanıma dönüyorum, Zeynep'i görüyorum. Yorgunum ama çok mutluyum :))
Not 1: Foto sabah kahvaltısından...
Not 2: Yazı bitince hatırladım. Bu akşam Bora geldi bize yemeğe. Yazacağım demiştim, derin mevzulara dalınca unuttum. O'nun iddiasına göre "baba" demeden "Bora" dedi Zeynep. Biz net olarak duyamasak da haklı olabilir. Garip bir iletişim var aralarında. Şu sıralar tanımadığı herkesi yabancılarken, O'nunla kucak kucağa dans etti. Hem de gülücükler saçarak. Eee, çocuk dilinden anlıyor Bora. Ne de olsa Sude'nin 5 yıllık babası O.

İlk mektup

Osman nöbetçi ve annem bizde bugün. Ada'ya UPS dışında başka bir kargo şirketi teslimat yapmadığından, Bülent'in göndereceği paket için annemlerin adresini vermiştik dün. Bir günde gelmiş Merzifon'dan İstanbul'a. Annem de bize getirdi bugün. Paket bize değil, Zeyno'ya aslında. Yengesi yelekler, şapkalar örmüş Zeynep'e. Birinin yakasına da altın ilişivermiş :)) Pantolon, t-shirt, kaban, tokalar. Doluydu paket. Bir de kart vardı içinde, Arda'dan. El yazısıyla "Merhaba Zeynep, internette resimlerini görüyorum ama seni merak ediyorum. En kısa zamanda görüşürüz." yazıyordu. Adını yazıp, imzasını atmayı da unutmamıştı. Böylece Zeynep hayatının ilk mektubunu almış oldu.
* Fotoyla ilgili not: Zeynep artık yüzükoyun durmayı eskisinden daha çok seviyor ama sürekli yuvarlanmaktan hala çok uzun süre bu pozisyonda kalmıyor. Göbeğinin üstünde dönme, bir miktar geri geri gitme hareketleri yapsa da emeklemeyle ilgili net bir hareket yok. Önündeki eşyayı almak için emeklemek yerine çığlık atarak istemek daha kolay geliyor :)) Yeleğinin yakasının sağ tarafındaki leke demir damlasından hatıra. Ufak tefek kazalar nedeniyle zaman zaman böyle çıkmaz lekelere sahip oluyoruz hala ama epey ustalaştım bu işte. Demir damlası vermedeki son noktam şudur: Bir tatlı kaşığının içine çok az miktarda su konur. Bu suya 5 damla demir damlası damlatılır. Damlalığa çekilip, Zeynep'in ağzına sıkılır. Hemen üstüne su içirilir. Ağzın çevresi ıslak bir tülbentle silinir.

3 Nisan 2008 Perşembe

hala ve artık

Zeynep,
* kucağımızda bizimle dans etmeyi (kolik ağlamalarını bile bu şekilde durduruyorduk),
* meme emmeyi (ek gıda öğünlerinden birini yeni yemiş olsa bile üstüne tatlı niyetine birkaç fırt mutlaka),
* öpülmeyi (tepki verdiği ilk ses öpücük sesiydi herhalde. O günden beri öpücük sesine gülmeden edemiyor ve ellerinden, ayaklarından, yanaklarından sesli öpülmeye bayılıyor),
* henüz 2 aylıkken aldığımız bez kitaplarını (artık daha dikkatli inceleyerek ve detayları fark ederek)
hala çok seviyor.
* Gülerken ağzını hala kocaman açıyor (anlamlı olarak güldüğünden beri hep böyle).
* Altının açılmasına hala bayılıyor,
* giyinmekten hala nefret ediyor.
* Onun için en güzel oyuncak hala benim ellerim (yakın mesafeyi gördüğünden beri).
* Hala alt dudağını sarkıtarak ağlıyor (doğduğundan beri).

Zeynep artık
* kusmuyor (geğirdikten sonra bile).
* Kakaları belinden fışkırmıyor (ek gıdalarını düzenli yemeye başladıktan sonra - istisnalar kaideyi bozmaz).
* Banyo küvetine sığmıyor (bundan sonra nasıl yıkamalı acaba? Kucağımızda mı?).
* Dışarıya çıkar çıkmaz uyumuyor (özellikle hareketli şeyleri izlemeye bayılıyor).
* Desteksiz olarak uzun, çok uzun süre oturabiliyor (ama tedbirli olmakta fayda var).
* İstemediği kişileri eliyle itiyor, istediklerine atlıyor.

2 Nisan 2008 Çarşamba

Ben dememiş miydim?

Evet demiştim. Belki de ben söyleye söyleye çağırdım bu sorunu ama Zeyno bu gece saat 23:30'a kadar uyumadı. İlk kez. Gündüz eski saate göre, yeni saate göre derken durumu idare ettik ama gece iş zıvanasından çıktı. Saat 21:00 gibi gözleri kaymaya başlamıştı, sonra birden cin gibi açılıverdi. Emzir, ninni söyle, yanyana yatarak mıkırdan... Yok yok yok. Zorlamanın da bir anlamı yok. Aldım odaya geldim tekrar. Bir süre annemle oynadılar. Sonunda geceyarısına doğru teslim oldu uykuya.
Uykuya geç yatınca sabah uyanamadı tabii küçük hanım. Ama bu düzensizliğin sürüp gitmemesi için sabah 9:30'da ben uyandırdım yavaşça. Neyse ki, durumu toparladık. Ama tüm gün mahmur mahmur baktı etrafa.
Not: Kaloriferler bozulunca tekrar kazaklar çıktı ortaya. Aslında hava güzel ama güneş bulutların arkasında. Hal böyle olunca da ev soğuk. Kazaklar giyildi, Zeynep'in yerdeki oyun alanı tertibatı anne uyarısıyla koltuğa taşındı.

Saatler ileri alınınca...

Oldum olası sevmem saatlerin ileri alınmasını; bir saat az uyuyacağız ya :)) İlk kez sorunum uykuyla değil (zaten alıştım az uyumaya) düzen tutturamayacak olmakla. Zeyno bu sabah her zamanki saatinde uyandı; ama eski saate göre. Şimdi ne olacak? Kahvaltısını hangi saate göre yapacak? Sebze çorbasını ne zaman yiyecek? Ne zaman yatacak, ne zaman kalkacak? Offf amma büyüttüm ben bu 1 saat ileri alma işini ya...

1 Nisan 2008 Salı

Baba kız dışarı

Biraz olsun kendime zaman ayırabilmek için baba kızı dışarı attım bugün. Zeynep karnını doyurduktan sonra suyunu ve emziğini yanlarına alıp dışarı çıktılar. Tam bir babalar ve çocukları buluşması yapmışlar dışarda. Çarşıda Levent-Ceren ve Murat-Berkay'la buluşup, senatoryumun oraya gitmişler. 2 saat sonra geldiler eve. Ve Osman'ın anlattığına göre Berkay kızımıza aşık olmuş. :))
Akşam üzeri İzmir'e bağlandık yine. Babaannesi ve halası "zeynep" diye seslendikçe, sesin geldiği yöne bakıp bakıp, neden kimse yok diye şaşırdı Zeyno. Tabii biz yine çok güldük O'nun bu şaşkın hallerine :))
Keyifli gün maalesef keyifsiz bitti. Ben Zeynep'i akşam uykusuna hazırlarken, bir süredir hasta olan dayısının durumunu öğrenmek için Edremit'i arayan Osman kötü haberi aldı. Sadece birkaç dakika önce dayısı aramızdan ayrılmıştı. Birkaç telefon konuşmasının ardından ilk vapurla karşıya geçti ve o gece Edremit'e doğru yola çıktı. Biz de anne-kız başbaşa geçirdik bu geceyi.

Bunları seviyor

Zeynep şu sıralar:
* Ali Baba'nın Çiftliği, Bir Elimde 5 Parmak ve Mini Mini Bir Kuş şarkılarını bizden dinlemeyi,
* Fış fış kayıkçı oynamayı
* Karnı ne kadar tok olursa olsun, biz sofradayken elimizden bir şeyler yemeyi,
* Ayak parmaklarının tadına bakmayı,
* Yemeğini yerken iki kaşık arasında parmaklarını emmeyi,
* Babasının eve geliş saatini
* Geniş bir alanda, yerde dönmeyi
* Dışarı çıkmak için hazırlanmayı (özellikle bu sırada ayakkabılarıyla oynamayı)
* Sabahları uyanınca bir süre kendi kendine yatağında oynamayı çok seviyor...