28 Mart 2008 Cuma

Büyülendim

Ve ikinci kez sobelendim. Damla'nın annesi Yaprak sobelemiş beni :)) 55 kelimelik bir öykü yazmam gerekiyor. Konuyu okur okumaz o kadar çok şey geçtiki aklımdan. Ama madem beni bu oyuna dahil eden Zeynep, O'nunla ilgili yazmak istedim. 55 kelimenin yettiği kadar...

Büyülendim ben. Uzun uzun bekledim seni. Gelişindi beni büyüleyen. Uzun uzun baktım elimdeki siyah kağıda. Birkaç milimlik bir noktaydı beni büyüleyen. Uzun uzun seyrettim siyah ekranı. Burdan gelen kalp sesiydi beni büyüleyen. Uzun uzun baktım karnıma. İçimde hissettiğim hareketlerdi beni büyüleyen. Uzun uzun baktın bana, tam gözlerimin içine. Bir damla yaş süzülen gözlerindi beni büyüleyen.

Ve sevgili Arınç, sobe...

Civatalar gevşeyince

Arada civataları gevşiyor Zeyno'nun. Her şeye gülmeye başlıyor. Özellikle akşamları. Birimizin kucağındayken ve diğerimiz ona laf atarken kahkahalarla gülüyor. Gülmekten katılıyor, hatta bir süre sonra zorla güldürüyor kendini. O gülüyor, biz gülüyoruz... Daha önce Osman'la youtube'da gülen bebek videolarını izler, çok eğlenirdik. Artık her akşam bir youtube klibi var bizim evde...

Casper Zeyno

Zaman benim için bir ay daha hızlı akıyor. Mesela bugün son kontrollerini yaptığım Nisan sayılarıyla birlikte Mayıs başlayacak artık. Bilgisayarımda Haziran klasörleri bile var. Zeyno bugün yine anneanne ile takıldı çünkü Gökçe ile ben çalıştık. Artık her şey iyice yerli yerine oturduğundan her zamankinden daha çabuk bitmeye başladı işler. Homeoffice çalışmanın avantajı, patronumun, iş arkadaşlarımın ve annemin desteğiyle, hiç ara vermedim çalışmaya. Tam gaz devam...
Not: Foto, Zeyno'ya bugün Casper adını takan Gökçe'nin objektifinden...

"Vermem!"

Bu ay gün sırası annemdeydi. Bu kez dışarda değil, annemin evinde toplandılar. Biz de kaçırmadık tabii bu toplantıyı. Akşamdan çantamızı hazırlayıp, lodosa rağmen sabah 08:55 vapuruyla geçtik yine karşıya. (Bizden sonra vapurlar iptal olmuş gün boyu. Sallanmamızdan belliydi zaten) Bu gece annemde kalacağız. Yarın Gökçe gelecek dergilerin Nisan sayılarını tamamlamak için.
Bugün annemde olmayı en çok istememin nedenlerinden biri de Funda ve kızı Bennu'nun da gelecek olmasıydı. Bennu'yla Zeyno geçen ayki günde çok sıcak bir şekilde tanışmıştı. Bu ayda buluşsunlar, birikte vakit geçirsinler istedim ben. Birlikte oynayacaklarını, iyi vakit geçireceklerini düşünmüştüm ama olmadı. Karşılaşmalarının ilk anları yine çok sıcaktı. Birbirlerine uzandılar, ellerini tuttular, gülücük attılar. Ne olduysa, oynamaları için yere bıraktığımızda oldu. Özellikle Zeyno'nun tepkilerine inanamadım. Matruşka bebeği bir koltuğunun altına sıkıştırmış, sarı çıngırağı da diğer eliyle sıkı sıkı tutmuş, Bennu'ya kaptırmamak için çabalıyordu. Üstelik her iki eli dolu olduğundan yerdeki yeşil balonu alamadığı için de çok sinirlendi. Bir ara mavi halkanın bir ucundan Zeyno diğer ucundan Bennu tutup, birbirlerine çığlıklar atarak çekiştirdiler. Sonuç fotodaki gibi. Birlikte oynamak yerine kendi hallerinde takıldılar. Benimle başbaşa kala kala mı bu hale geldi acaba Zeynep? Daha çok sosyalleşmeliyiz galiba?

Koyun koyuna

Kalabalık geçen bir hafta sonunun ardından evdeyiz. Ana kız yine başbaşayız. Akşamüstü, arka odada uyakalmışız Zeyno'yla. Hem de koyun koyuna. :))
Foto: Akşam işten eve dönen ve bizi bu halde bulan Osman'dan

27 Mart 2008 Perşembe

Anneanne ile başbaşa 5 saat

Aslında Gülçin Yengem'de yaşadığımız ayrılık krizinden sonra cesaret edemezdim ben. Ama annem ısrar edince O'nu Zeyno'yla başbaşa bırakıp gittik Kadıköy'e. Hem de 5 saat.
2 gündür annemlerdeydik zaten. Yani Zeyno alışmıştı iyice eve ve anneme. Bu sabah da gayet keyifli uyanmıştı. Kahvaltısının ardından dışarı çıkmak için tam O'nu hazırlamaya başlamıştım ki, annem "bırakın bana, gidin gönlünüzce gezin. Nasıl olsa cep telefonları var. Ağlar, durmazsa ararım, hemen gelirsiniz" dedi. Tereddüt etmedim desem yalan olur ama böyle bir şeye o kadar ihtiyacım vardı ki... Çorbasını hazırladım, biraz sütümü sağdım biberona. Anneme "bak ağlarsa hemen ara" diye sıkı sıkı tembih edip, Zeyno'ya el sallayarak çıktık evden. Bahariye'ye çıktık. Elimiz kolumuz bomboş, sallana sallana gezdik ara sokaklarda. Benetton'daki indirimi kuyruğundan yakalayıp, Zeyno'ya seneye kış için birkaç parça giysi aldık. Nurcan'ın telefonuyla onlara yürüyüp, kahvelerimizi orda içtik. Gözüm saatte, kulağım telefondaydı ama yine de güzeldi. Bizim evin önüne geldiğimizde evden ayrılalı yaklaşık 5 saat olmuştu. Tam arabayı bahçeye park ediyorduk ki, annem aradı. Süper zamanlama :)) Birkaç dakika sonra Zeyno'yla buluştuğumuzda hemen kucağıma attı kendini. Tabii özlediğinden çok meme emmek için. Bizim ardımızdan uzun bir uyku uyumuş. Ardından meyvesini yiyip, bıraktığım sütü içmiş. Ama çorbaya ağzını bile sürmeyince, ancak bu kadar dayanabilmiş. Annemin söylediğine göre daha çok süt bıraksam, daha uzun süre kalabilirmiş. Bu ilk ciddi ayrılığın sorunsuz atlatıldığına çok sevindim. Arada değerlendirmek lazım...

Geleneksel aile toplantısı

Bu Cumartesi annemde toplandı ailenin hanımları; tıpkı eskiden anneannemde yaptığımız Cumartesi buluşmaları gibi. 3 yengem, teyzem, Nurcan, annem ve ben. Dilara, Helin komşumuz Gülden Teyze ve... Ve Pamir'le Zeyno. Yemek yedik, kıkırdadık, eğlendik. En çok da Pamir'le Zeyno'nun öpüşmelerine güldük. Biz Pamir'e "hadi bi Zeynep'i öp" dedikçe Pamir sarılıp sarılıp Zeyno'yu dudaklarından öptü, bizimki de cilveli cilveli gülücük attı ona. Biz büyükler de çok eğlendik bu duruma.
Günle ilgili bu fotoyu seçtim. Nurcan'ın Paris'ten getirdiği mikili gözlükler Zeyno'nun başında ama en kısa zamanda gözünde olan halini de koymalıyım. Çok komik...

26 Mart 2008 Çarşamba

Sobelendim...

Sevgili Pınar sobeledi beni. İlk kez sobelendim. Heyecalandım, ciddi ciddi düşündüm birkaç gündür, teşekkürler Pınar. Sobenin konusu "çocukluğumuzdan hatırladığımız şarkılar". Dedim ya, sobelendiğimden bu yana düşünüyorum bu konuyu. Öyle hop diye hemen bir şarkı gelmedi aklıma. Belki de benim çocukluğuma denk gelen dönemde bizim evde çok da radyo, plak dinlenmemesindendir. Aklıma ilk gelenler Barış Manço şarkıları oldu. Özellikle de "arkadaşım eşek". Ama bu şarkıyı ilk duyduğumda kaç yaşındaydım hatırlayamadım. Sonra çizgi filmleri düşündüm. Clementin vardı, daire içinde uçan bir karakter. Onun müziğini severdim. Haftada bir gün Alfred Hitchcok'un yarım saatlik mini filmlerinin yer aldığı "Alacakaranlık Kuşağı" vardı. Onun müziği de hala kulaklarımdadır. Dım dı dıdıdı dım dıdı, dım dı dıdıdıd dım dıdı... Ve bir de Hababam Sınıfı'nın müzikleri. Hani mezuniyet töreninde Adile Naşit'i de aralarına alarak söyledikleri şarkı: Sen gidince bak neler oldu, kalbimin ucu yandı tutuştu...

Ve Damla'nın annesi Yaprak'ı sobeliyorum...

24 Mart 2008 Pazartesi

Ek gıdalarda son durum

Bu akşam 2 günlüğüne annemlere göç ettik yine. Dolayısıyla günle ilgili yazılacak en önemli şey, 2 günlüğüne gidilecek de olsa minik bavulumuzun hazırlanması, acaba bir şey unuttum mu sorusunun defalarca düşünülmesi, Osman'ın eve dönüşünü iple çekme ve vapuru kaçırmama telaşı. Ama bir süredir aklımda olan "ek gıdalarda son durum" satırlarını yazmak istiyorum artık. Yoksa Zeyno'ya büyük haksızlık yapmış olacağım. En ufak bir problemle karşılaşınca hiç vakit kaybetmeden nasıl harıl harıl yazıyorsam, iyi gidişatı da aynı hızla yazmalıyım.
Daha önce pek çok olayda oldu gibi ek gıdalarda da bir günde değişiverdi Zeyno'nun tavırları. Aniden açtığı "anne sütüne evet, ek gıdalara hayır!" pankartını bir süredir elinden düşürmezken, yine aniden kaldırıverdi ortalıktan. Dört dörtlük olmasa da en azından dört üçlük bir yeme düzenimiz var artık. Bu düzene göre: Sabah uyanınca anne sütü, yaklaşık 2-2,5 saat sonra (sabah uykusunun ardından) kahvaltı, yaklaşık 2 saat sonra meyve püresi, yaklaşık 2 saat sonra sebze çorbası yiyor. Tabii yine tamamen o günkü ruh haline göre bu iki saatlerin aralarında meme emiyor. Tüm denemelerime rağmen (elma rendeli, muzlu ve hatta pekmezli) yoğurdu hala reddettiğinden sebze çorbasının ardından yatana kadar yine sadece süt emiyor. Gece uykusuna meme emerek dalıyor ve gece (genelde) 2 kez emmek için uyanıyor.
Bu düzene gelene kadar yaşadıklarımızı daha önce ara ara yazmıştım. Şimdi gelelim 5. ayın sonunda elma suyu tattırmakla başlayıp, bu aşamaya gelene kadar geçen zamanda anne olarak çıkardığım derslere ve önerilerime:
1. Acele etmeyin. Tıpkı doktorunuzun dediği gibi bir kaşıkla başlayın her şeye. Ağzını şapırdatacak, daha çok isteyecek. Ama siz kanmayın. "Gerçekten" bir kaşıkla başlayın ve yavaş yavaş arttırın. Yoksa bizim gibi aniden "red" olayıyla ya da Damla'nın yaşadığı kabızlık sorunuyla karşılaşabilirsiniz.
2. Doktorunuz saat önerebilir. Ama bu Allah'ın emri değil tabii. Eğer bebeğinizin aç olduğunu düşünmüyorsanız mutlaka o saatte yemeli diye ısrar etmeyin. Zaten zaman içinde üç aşağı beş yukarı o saatler civarına denk geliyor düzen.
3. Bir gün bayıla bayıla yediği şeyi ertesi gün yemeyebilir. Ben bunun nedenini hala bulamadım. Ama yemesi için ısrar etmiyorum.
4. Evet, ısrarcı olmayın, hele hele sakın inatlaşmayın. Çünkü kesin kaybedersiniz. Ama ilk "öğürme" hareketinde de kaşığı hemen bırakmayın. Bebekler ilk pütürde refleks olarak hemen öğürme hareketi yapabiliyorlar ama sonra yemeye devam ediyorlar.
5. Ben pütürlü gıdalara geçişte sorun yaşamamak için meyve suyunu bir kez denetir denetmez hemen rendeye geçtim. Sorun olmadı. Böylece Zeyno pütürleri sorun etmez oldu. Siz de meyve pürelerini her zaman tülbentten geçirmek veya blender'ı dakikalarca çalıştırmak yerine pütürü geç kalmadan denemelisiniz.
6. Özellikle meyve lekelerinin çıkmadığını önceden bilin ve bunları dert etmekten vazgeçin. Yoksa sinirleriniz dayanmayabilir. Ne kadar önlem alırsanız alın, mutlaka bir yerler lekelenecek.
7. Eğer doktorunuz rutin kontrollerde bebeğinizin gelişimini normal buluyorsa kilo artışını sakın "az" diyerek kafanıza takmayın. Unutmayın ki, birçoğumuz fazla kilolarımızla uğraşıyoruz :)
8. Doktorunuzun verdiği yasaklar listesine uyun. Bunları yedirmeyin ama zaman zaman aşırıya kaçmadan yeni tatlar denetmekten de korkmayın.
9. Yoğurdu iki günlük mayalamak ve çorbayı iki günlük hazırlamak (içinde yeşil sebze olmadığında) işinizi çok kolaylaştıracaktır.
10. Eğer bu konuda yeterince sabırlı olamayacağınızı düşünüyorsanız, çevrenizdekilerden (eşiniz, aile büyükleri vs) yardım istemekten çekinmeyin. Bir ara Zeyno benim elimden yemeyi (özellikle pek sevmediği tatları) istemiyordu çünkü ben ona meme alternatifini hatırlatıyordum. Bu dönemde Osman ve annem yedirmişti ek gıdalarını.
Not 1: Mutlaka unuttuğum bir şeyler olmuştur. Aklıma geldikçe yazacağım yine.
Not 2: Foto, 17:55 Bostancı vapurundan...

20 Mart 2008 Perşembe

Bu kız kime benziyor?

Aslında ek gıdalarla ilgili maceramızın gelişimini yazacaktım bugün ama akşam bu fotoğrafı çekince sonraya erteledim. Doğduğundan beri tıpkı Osman'a benziyor Zeyno (Zaten ultrason görüntülerinden bile belliydi bu). Son günlerde ilk defa bana benzeten birkaç kişi çıkınca biraz umutlanmıştım ama bu akşam o umutlarım da suya düştü. Baksanıza baba kıza, göbekleri bile aynı :))
Bu arada Zeynep artık büyüdü. El tırnaklarını kesmek için meme emmesini beklememize gerek yok. Tırnakları kesilirken O da uslu uslu seyrediyor.

Zeynep soğan kokuyor

Zeyno'nun eline geçirdiği her şeyi dişlemeye çalıştığını görünce, Aydın Abi önermişti; "eline pırasa ver, kemirdikçe rahatlar" demişti. Pırasanın suyu dişetlerini rahatlatıyormuş. Aradan epey geçti ama Osman'ın pazardan getirdiklerini dolaba yerleştirirken birden aklıma geldi bu tavsiye ve bir parça pırasayı Zeynep'in eline tutuşturuverdim. Öyle bir iştahla kemirdi ki, inanamadım. Diş etlerine gıcır gıcır süre süre, suyunu eme eme... Dakikalarca oyalandı bu pırsayla. Ve öyle bir bağlandı ki, elinden düşünce çığlık attı. Ucu püskül olduğunda kesmek için birkaç saniyeiğine elinden aldığımda ağladı. Boşuna almışız diş kaşıyıcıları. En süper diş kaşıyıcı bir parça pırasaymış. Diş olmayınca kolay kolay koparamıyorlar ama yine de dikkatli olmak lazım. Bir süre sonra ucu yapraklanıyor ve kopuyor. O zaman ucunu kesip, düzeltmek gerekiyor. Tabii bir de küçük parça vermemeli en başta. Bu diş kaşıyıcının tek kötü yanı kokusu. Zeynep'in ağzı buram buram soğan kokuyor. Ama çok mutlu...

19 Mart 2008 Çarşamba

Çığlık çığlığa


video

İşte bizim evde son durumlar. Akşam uykusuna bile böyle çığlık atarak dalıyor Zeyno. Acaba neler anlatıyor?

Hadi bi ekmek alalım

Birkaç gündür, güzel havaları fırsat bilip, ekmek alma bahanesiyle dışarı çıkıyoruz Zeyno'yla. Önce iskelenin önünden fayton durağına kadar kısa bir gidiş, ardından çarşıdan dönüş. Artık uyumuyor dışarda, daha bi dikkatli bakıyor etrafına. Hareket halindeki her şeyi takip etmeye çalışıyor. Havalar biraz daha ısınıp, Ada rüzgarı hız kesince uzatmalıyız bu turları...
Bu akşam ilk kez İzmir'e online bağlandık. Elif kendine bilgisayar alınca, ilk iş kamerayı taktık biz de bilgisayara yeniden. Geçen bayramdan bu yana görmemişti İzmir'dekiler Zeyno'yu. Gerçi banyo sonrası olduğu ve uyku saati yaklaştığı için Zeynep Hanım hiç pas vermedi ama babaannesiyle halasını ekrandan seyretti şaşkın şaşkın. Onlar da bol bol sevdi Zeyno'yu. Şu teknoloji yaman şey vesselam. Artık kilometreler değil, sadece bir bilgisayar ekranı var aramızda. Bir dahaki buluşmada seni de bekliyoruz dedeeee...

Babam geldiii

Sanırım dünkü tahminimde yanılmamışım. Osman bu sabah geldi. Daha O'nu görür görmez gülücükler atmaya başlayan Zeyno tüm gün çok neşeliydi. Bu arada dün ilk kahvaltı denemesini yaptık. Başlangıç için durum fena sayılmaz...

Babamı özledim

Nedenini bilmiyorum, görüşmeyeli sadece bir gün oldu ama aklıma gelen tek şey babasını özlemiş olabileceği. Zeyno bugün çok huzursuz ve sinirli. Dışarı çıkarmak bile işe yaramadı. Yol boyunca mızırdandığı gibi, markette de çevresiyle hiç ama hiç ilgilenmedi. O'nun için bir köşe hazırladı annem. Evde oyuncak olabilecek tüm eşyaları koydu önüne. En azından bir süre oyalandı. Ama sıkılması çok da uzun sürmedi. Sırayla hepsinin tadına baktıktan sonra başladı yine mızırdanmaya...

17 Mart 2008 Pazartesi

"Annemi isterimmmm!"

Daha önce sözünü ettiğim ve heyecanla beklediğim mola zamanı geldi. Osman hafta sonu Ankara'da olacak. Bu nedenle dün akşamdan annemlere geldik. Halil evde bugün. O'nun deyişiyle off gününde. Öğlen hepberaber çıktık evden. Osman'ı Haydarpaşa'ya bıraktıktan sonra biz Gülçin yengemlere gittik. Mantıya davetliyiz. Sofraya oturmadan önce sebze çorbasını içirmek istedik Zeyno'ya ama ı ıhh. Bugün yine kilitli sanki ağzı. Ama sadece kendi çorbasına karşı. Annemin mantının suyuna ekmek içi doğrayarak şipşak yapıverdiği çorbayı ağzını şapırdata şapırdata bitirdi. Ardından da keyifle yerde oynamaya daldı. Bu hafta sonu kahvaltı denemelerine başlamak istediğimden, eve yürüyerek sadece beş dakika uzaklıktaki Migros'a gitmek istedim. Nestum bisküvi alacaktım. Zeyno'nun karnı toktu, keyfi de yerindeydi. Ama evden çıkalı daha 10 dakika olmamıştı ki, annem aradı cep telefonumdan: "Hemen gel, Zeynep çok ağlıyor!" Halil'le Migros'tan çıkmış eve doğru yürüyorduk ki, bir telefon daha: "Oyalanmayın, koşun!". Zeynep'in ağlama seslerini daha asansörde yukarı çıkarken duyduk. Hiçbir şekilde susturamadıklarından, biz aşağıdan zili çalınca "anne geliyorrr" diyerek asansörün kapısının önüne gelmişlerdi. Ben asansörün kapısını açaraçmaz gözgöze geldik Zeyno'yla. Beni görür görmez, ağlamaktan kızaran gözleriyle kocaman bir gülücük attı. Annemle yengemin durumu ise Zeyno'dan daha kötüydü. Anlattıklarına göre ben evden çıktıktan birkaç dakika sonra yokluğumu fark edince ağlamaya başlamış ve hiç susmamıştı. Böylece bugün bir ilk daha yaşamış olduk. Daha önce, çok uzun olmasa da annemle birlikte gayet keyifli vakit geçiren küçük hanım benim arkamdan ağlar olmuştu. Sonuç: Zeyno'yu anneme bırakıp bir yerlere gitme hayallerimiz şimdilik suya düştü. Bu işe bir an önce çare bulmamız lazım.

Depremden bu kadar korkar mıydık?

İstanbul sallandı dün akşam. Saat 21:00 civarı. Odanın ışığını kapatmış, Zeyno'yla yanyana uzanmıştık çekyata. Ben O'na ninni söylerken oynuyorduk sakince. Gözleri kapanmak üzereydi artık. İşte tam o anda sallandık. Çekyat altımdan kayar gibi olurken pencereler gıcırdadı. Sadece birkaç saniye. Zeyno parmaklarımla oynamaya devam ederken, o birkaç saniyede o kadar çok şey düşündüm ki ben. Ve kalbim o kadar hızlı attı ki... Osman içeriki odadan yanımıza geldiğinde, gözlerindeki korkuyu gördüm. Depremden korkmadığını biliyordum. Ben de daha önce depremden hiç bu kadar korkmamıştım. Bir süre sonra Zeyno'yu aynı şekilde yeniden uyutmaya çalışırken düşündüm. Deprem değildi bu kez bizi korkutan. Depremi Zeyno ile beraber yaşamış olmaktı. Ya O'na bir şey olursa? korkusuydu. Ve artık içimize yerleşmesine hiçbir şekilde engel olamayacağımız bir koruma dürtüsüydü bunun nedeni. Biz anne babaydık artık ve bu nedenle depremden de daha çok korkmuştuk.

"Orda mısın!"

Bugünle ilgili olarak yazılabilecek en önemli olay bu sanırım: Zeynep, oturup, KENDİ KENDİNE bir süre oynadı. Zeyno'yla oynamayı çok seviyorum. Ama O her şeyden çok çabuk sıkılmaya başlayınca bu keyifli saatler aynı zamanda çok yorucu olmaya başladı. Bu nedenle, şimdilik kısa süreli de olsa, bu kendi kendini oyalayabilme işine çok sevindim. Bu arada onca renkli oyuncağının arasında normal ev eşyalarını tercih ediyor oynamak için. Özellikle de kendi eşyalarını. Biberonu, kremi, elbiseleri, emziği... Kendi kendine oyalanıyor ama bu benim kendi işlerime bakabileceğim anlamına gelmiyor. Sık sık başını kaldırıp, bakıyor bana "orda mısın!" dercesine. Sadece beni görmesi de yetmiyor. Ona bakmalı ve sesli olarak cevap vermeliyim.

12 Mart 2008 Çarşamba

Daha çok enerji

Zeyno birkaç gündür sadece emerek beslenmeye başlayınca, bendeki yorgunluk belirtileri yine azdı. Üstüne bir de tüm gün huysuzluk yapan ve hiçbir şeyden memnun olmayıp, mızırdanan küçük hanıma animasyon. Akşama doğru pilimin iyice tükendiğini hissettim. Şimdilerde pilleri en kısa ve etkili yoldan nasıl şarj edebileceğimi bulmaya çalışıyorum. Sanırım tek yol anneanneye doğru kısa bir yolculuk. Hem bana hem de Zeyno'ya çok iyi geleceğine eminim bu molanın. Belki eski düzenimize de geri döneriz böylece. Zeyno'nun annemin yanında neden çok uslu bir bebek olduğunu çözemiyordum ya... Geçen gün bebeklerin 7. ay gelişimiyle ilgili okuduğum bir yazıda buldum cevabı. Aynen şöyle diyordu: "Bakıcım gündüz benim bir melek kadar uslu olduğumu söylüyor ama yemeği siz yedirirken patatesleri duvarlara fırlatıyorum, neden mi? Çünkü sizin sevginizin ve beni kabullenmenizin sonsuz olduğunu biliyorum (sabrınızın olmasa da!)

Sil baştan

Yeni bir haftaya daha başladık. Hem de ne başlama, sil baştan. 1,5 ay öncesine geri döndü Zeyno. Ek gıdalara ağzını bile sürmüyor. Bayıla bayıla yediği meyve püresine bile. Zorlamıyorum, çünkü böyle bir inatlaşmaya girersem kaybedeceğimi baştan biliyorum. Zaten çoğu doktorun ek gıdaya 6. ay bitiminde başladığını bildiğimden ve Zeyno'nun son kontrolünde kilo alımı normal sınırlar içinde olduğundan endişe de etmiyorum. Zaten emiyor da. Ama üzülüyorum yine de. Çünkü bu değişimin nedenini çözemiyorum. Birkaç gece önce ateşlenmesi? Sürekli kaşınan dişler? Huysuzluk? Geçici bir dönem? Zaman, her şeyi zaman gösterecek...
Bu arada Zeyno'daki tek değişim ek gıdaları reddetme değil. Birkaç gündür çok da sinirli ve huysuz. Çığlık atmayı keşfettiğinden beri isteklerini bu şekilde yaptırmaya çalışıyor. Yanından bir saniye bile ayrılınca bağırmaya başlıyor. Gece uykuya geçme faslını yazmaya bile sinirlerim dayanmayacak. Durum böyle olunca gün içinde O'nu oyalamak da çok zorlaştı. Çamaşır sepetini oyun alanına çevirmek sevgili Arınç'ın fikriydi. Duru gayet keyifli vakit geçirmesine rağmen, maalesef bizde işe yaramadı. Belki bu genel huzursuzluğu geçince o da keyif alır...

10 Mart 2008 Pazartesi

Zeynep parkta

Bu Pazar Osman işte olacağından aslında dışarı çıkma konusunda hiç umudum yoktu ama öğleden sonra saat 3 gibi eve geldiğinde, sorduğu ilk soru "dışarı çıkalım mı?" oldu. Yolda iş arkadaşını ve eşini görmüş, Değirmenburnu'na küçük çaplı pikniğe gittiklerini öğrenmiş. Bunu duyunca ben de hemen çayı ocağın üstüne koyup, hazırlanmaya başladım. Kısa bir süre sonra termos ve fincanların olduğu torba Zeyno'nun arabasının kulpuna asılmış şekilde düştük yola. Hem hafta sonu hem de Pazar olunca, Değirmenburnu piknikçi turistlerle dolmuştu bile. Mangal dumanları arasından geçip, arkadaşlarımızın masasına doğru ilerledik. Ağaçlı yoldan yürürken, ağaçların gölgesiyle üşüyen vücudumuzu güneşe doğru çevirip, daldık koyu sohbete. Uzunca bir süre arabasında sessiz sessiz bizi dinleyen Zeyno mıkırdanmaya başlayınca, kısa bir tura çıkardı Osman O'nu. Daha doğrusu ben öyle sandım. Oysa birkaç dakika sonra kafamı arkaya çevirdiğimde, Zeyno'yu mutlu mesut salıncakta sallanırken gördüm. Aslında nerede olduğunun ve ne yaptığının çok da farkında değildi ama içinde bulunduğu durumu sevdiği her halinden belliydi. O sevincini belli ettikçe daha da bi havalara çıkardı Osman O'nu. Bununla da yetinmeyip, bir de kaydıraktan kaydırdı. Sanırım bunu da anlamadı Zeyno. Ama yakın zaman hayallerinden birine ilk adımını böylece atmış olan Osman da, farklı bir şeyler deneyimleyen Zeyno da çok mutluydu...

9 Mart 2008 Pazar

Sihirli değnek: Ada havası

Dün gece boyunca ateşini kontrol ettim Zeyno'nun. Şükürler olsun ki, çıkmadı. Anlaşılan ateşin nedeni aşılarmış. Daha önce Hepatit ve Karma aşının ilk iki dozu Zeyno'da ateş yapmamıştı ama bu kez minik bedeni ikisini birden kaldırmadı herhalde? Sabah uyandığında ateşi yoktu ama hala hasta hasta bakıyordu. Bugün Ankara'dan Anlı geldi bize. Eve yeni birinin gelmesiyle her ne kadar biraz neşelense de, tam olarak keyfi yerine gelmedi. O meşhur gülücüklerini gösterip, çığlıklarının atamadı uzun bir süre Anlı'ya. Güzel havayı fırsat bilip, kısa bir Ada turuna çıktık hep beraber. Biz yol boyunca bol bol Kubilay'ın kulaklarının çınlatırken, Zeyno da arabasında şekerleme yaptı. Ve eve döndüğümüzde sanki sihirli bir değnek değmişçesine birden canlanıverdi. Bakışları canlanmış, her zamanki gülücüğü yüzüne oturuvermişti. Ada havası yaradı sanırım. Gider ayak bol bol gülüştüler Anlı'yla. Hatıra fotoları çektirdiler. Zeyno'nun keyfi yerine gelince, bizim de keyfimiz yerine geldi.
* Üstteki foto Anlı'nın objektifinden...

7 Mart 2008 Cuma

İki aşı=39.6 ateş

Kuvvetli bir hissetme gücü demek bence annelik. Sanki dün gece yaşayacaklarımızı önceden biliyormuş gibi "umarım geceyi iyi geçirir" diye bitirmiştim dünkü yazıyı. Ama umduğum gibi olmadı. Zeyno her zamanki gibi gece 02:00 civarı uyandı. Sütünü emdi. Buraya kadar her şey normaldi. Olanlar sonra oldu. Bir türlü dalamadı uykuya. Daha doğrusu kucağımda daldı, yatağına bırakmaya her kalkışımda canhıraş bir şekilde ağladı. Her ağlayışla ve akan zamanla birlikte de ateşi çıktı. Saat 04:00'da Osman'ı uyandırdığımda her yeri ateş gibiydi artık. Poposundan ateşini ölçünce anladık durumun ciddiyetini. Dijital derece 39.6'yı gösteriyordu. Hemen bir ölçü daha ateş düşürücü şurup verip, koltuk altlarına ve eklem yerlerine ıslattığımız tülbentleri koymaya başladık. Ama ıslak tülbentler tenine deydikçe Zeyno'nun huzursuzluğu daha da arttı. Ağladı, ağladı, ağladı... Kah Osman'ın, kah benim kucağımda ara sıra sızarak uyudu ama o da iniltiler eşliğinde. Ara ara ateşini ölçtük. Artmıyordu ama pek düşmüyordu da.
Günışığı odaya dolmaya başlarken göğsümde uyuyakaldı. Vücudunun ısısı beni bile yakmaya başlamıştı neredeyse. Başı ise adeta sıcak hava üfleyen bir klima gibiydi. Üzüldüm, hem de çok. O'na baktıkça içimin acıdığını hissettim. Ve o zaman anladım, hastalandığım zaman Osman'ın bana çok iyi bakmasına rağmen neden annemi yanımda istediğimi.
Sabah Hüsniye Abla'nın temizlik için geldiği, Osman'ın da işe gitmek için hazırlandığı saatte Zeyno'nun ateşi 38'e düşmüştü. Ama ne kadar yorgun ve bitkin olduğu gözlerinden başta olmak üzere her halinden belliydi. Her şey yolundayken kısa bir süre sonra yeniden ağlamaya başladı. Hem de ne ağlama. Vücudunun ısındığını fark edince ateşini ölçtüm, yine 39.5. Bu kez şurup yerine ateş düşürücü fitilden koydum bir tane. Sakinleştirmek için kucağıma almak üzere kanepeden kaldırır kaldırmaz kustu. Hem de iki ağız dolusu ve fışkırtarak. Bunun üzerine son dönemdeki yaygın virüs salgınlarından birinden şüphelenip, hemen Hilal Hanım'ı aradım. Ne yapmam gerektiğini anlattı telefonda bana. Önce ılık bir duş aldıracaktım. Evdekine ek olarak parasetamollü bir şurup adı daha verdi. 3 saat arayla iki şurubu dönüşümlü olarak vermem gerekiyordu.
Hüsniye Abla'yla Zeyno'ya ılık bir duş aldırdık acele tarafından. Duştayken pek hoşlanmamıştı ama rahatlattı. Duşun peşine biraz sakinleşip, yine kucağımda uykuya dalmıştı ki, annem yetişti imdadımıza. O'nu aradıktan sonraki ilk vapurla gelmişti. Zeyno daha bi toparlamış ve ateşi hafiflemiş uyandı uykudan. Emzirip, anneme teslim ettim O'nu. Ben de birkaç saat uyuyup, kendimi toparlamak için odaya geçtim.
2,5 saat sonra uyandığımda, temizlik bitmiş, ateşi iyice düşen Zeyno da uykuya dalmıştı. Hilal Hanım'la haberleştim tekrar. Ateşi düşmüştü ama yine de zamanı gelince bir ölçü daha ateş düşürücü verecektim. Gece ise kontrolde olacağım. Ateşinin nedeni dün olduğu aşılar olabileceği gibi bir enfeksiyon da olabilirmiş. Bunu da zaman gösterecek.
Şu an baba kız karşılıklı uyuyorlar. Zeyno arada mıkırdansa da henüz yattığından bu yana (yaklaşık 1,5 saat) uyanmadı. Başka ne diyebilirim ki, "umarım bu geceyi iyi geçirir".

6 Mart 2008 Perşembe

6. ay kontrolü

6. ayı tamamlamaya 2 gün kala kontrole gittik bugün. Önce ölçülere bakıldı yine hemen. Zeyno'nun boyu geçen aya göre 1 cm uzayarak 67 cm olmuş. Kilo ise 630 gr artarak 7600 gr. Baş çevresi de 43. 8 cm. Hilal Hanım'a göre çok edepli büyüyormuş Zeyno. Muayene sonucuna göre genel durumu iyi. Geçen hafta yaptırdığımız kan testinin sonucunda bazı değerler referans aralığından çok ya da az çıkmıştı. Bu normalmiş. Ancak fazla değerlerden biri Zeyno'nun alerjiye yatkın olduğunu gösteriyormuş. Diğer bir fazla değer de bir süre önce bir üst solunum yolu enfeksiyonu geçirdiğini. Sanırım tek tük öksürüklerinin ve hapşırmalarının nedeni buymuş.
Bu kontrolde iki aşı birden vardı. Hepatit aşısı ile 5'li karmanın üçüncü dozları. Biri sağ, biri sol bacaktan yapıldı ve Zeyno biraz huzursuzlanmasına rağmen bizi şaşırtarak hiç ağlamadı.
Vitamine, demir damlasına ve flour'a devam edeceğiz. Ama beslenme konusunda yeni bir reçete daha aldık. Artık kahvaltı yapacak Zeyno. Güne yine anne sütüyle başlayacak ama ardından mükellef bir kahvaltı yapacak. İşte kahvaltısının içeriği: 2 kaşık Nestum bisküvi (toz halindeymiş ve trans yağ içermiyormuş), 1 çay kaşığı üzüm pekmezi, fındık kadar tereyağı, tuzu iyice alınmış beyaz peynir (zamanla kibrit kutusu kadar konabilecek), 1/8 iyice pişmiş yumurta sarısı (zamanla 1/2'ye çıkarılacak), 2 ceviz ve 2-3 fındık (toz gibi dövülmüş). Tüm bunlar anne sütüyle sulandırılacak ve 1 kaşık 5 tahıllı - meyveli mama eklenecek. Ve diğer öneriler:
* Meyve çeşidine mandalina ve portakal suyu, kivinin çekirdeksiz kısmı, siyah üzüm suyu ve muz eklendi.
* Çorbaya da tavuk eti ile balık. Haftanın iki günü balık olacak sebze çorbasında. İlk 1 sene hamsi ve somon yasak. Öncelikli olarak önerilen dil balığı ancak bulunamazsa mevsim balıkları konacak.
* Yoğurdu pek severek yemediğinden içine muz ezip, koyacağım.
* Çorbasını limon suyuyla tatlandırmamım bir mahsuru yokmuş. (Şaşırtıcı ama Zeyno limon sıkmadan sebze püresini yemiyor)
* Bebekler genelde yer elması ve balkabağının tadını seviyormuş. Deneyeceğiz.
* Zeyno ekşi tadı sevdiğinden kahvaltısına portakal - mandalina suyu da ekleyebilirmişim.
Her şey yolunda olduğu için biz mutluyduk ama sanırım iki aşı birden olduğundan Zeyno biraz keyifsizdi. Takside uyuyakaldı (bakınız foto), vapurda da biraz huzursuzdu. Huzursuzluğu evde de devam etti. Yatmadan önce bir ölçü ateş düşürücü verdik. Umarım geceyi iyi geçirir...

Tay tay tay tay...

Zeyno'yla annemin en sık oynadığı oyun tay tay. Ayakta durmaya bayılıyor Zeynep. Sanırım önemli bir iş yaptığını fark edip, bunun keyfini sürüyor. Annem de onun ayakta durmaya çalışmasını seviyor. Sık sık da "ay, vallahi tay tay duruyor bu!" diye sesleniyor bana. Fotoya bakıp, sakın Zeyno'nun yürüdüğünü sanmayın. Sadece birkaç saniyelik tay tay durma aşamasında. Ama anneanne ve baba ısrarıyla erkenden yürüyecek herhalde?

Kız mı, oğlan mı?

Saçları dökülünce, evde "Ali", "Keloğlan" vs. diye sevmeye başlamıştık Zeyno'yu. Ama bu konu artık iyice ciddileşti. Dün hem gidiş, hem de dönüş vapur yolculuğunda, Zeyno'yu seven herkes "kız mı, oğlan mı?" diye sordu bana. Hatta "oğlan değil mi?" diyenler bile oldu. Bu soruların etkisiylemidir bilmem, bugün elbise giydirdim Zeyno'ya. Bakışlar ve eda oğlan gibi, bari kıyafetlerle kurtaralım işi...

İdrar tahlili işkencesi

Geçen Cumartesi başarısızlıkla sonuçlanan idrar tahlilinin hikayesini yazmıştım. Bu sabah Bostancı'da babamla buluşup, yeniden gittik Düzen Laboratuvarı'na. Sanki sözleşmiş gibi çocuklu ailelerle dolmuştu laboratuvar. Evden çıkarken, daha önce aldığım torbayı bağlamıştım ben Zeyno'ya. Tek umudum, bezini açtığımızda torbada idrar görebilmek ve bir an önce burdan çıkmaktı. Çünkü içerde kan almaya çalıştıkları daha birkaç günlük bebek ağladıkça benim içim parçalanıyordu. Üstelik ağır derecede hasta olduğu belli bir erkek çocuk da annesinin kucağında ağlıyordu bekleme salonunda. Uzun bir bekleyişten sonra maalesef Zeyno'nun tüm çişlerinin beze gittiğini gördük. Bir damla bile yoktu torbada. Ve sil baştan. Yeniden torba bağlandı, Zeyno'yu yeniden emzirdim. Bekledik, bekledik ve sonuç yine aynı: Çişle ıslanmış bir bez, bomboş bir torba. Neredeyse bu işten vazgeçmişken son bir umut, yanıma iki torba alıp, doğru annemlerin evin yolunu tuttum. Evde torbaları ve Zeyno'yu anneme teslim edip, bu işten elimi eteğimi çektim tamamen. Yaklaşık 1 saat sonra annemin sevinçli haykırışını duyduk içerki odadan. Dibinde 1 parmak idrar bulunan torbayı sıkı sıkı tutuyordu elinde. Bu kadarının bile yeterli olduğunu öğrendiğimden, babam torbayla yeniden laboratuvarın yolunu tuttu. Ben de artık iyice uyku sıkıştıran ve sabahtan beri perişan olan Zeyno'yu sakinleştirmeye çalıştım. Umarım bir daha idrar tahlili vermek zorunda kalmayız. Zor, hem de çok zormuş bu iş. Annemle benim bu konudaki ortak yorumum şu: Ne kadar dik tutarsanız tutun, yapıştırılan torbanın kaymamasına imkan yok. Bu nedenle en kestirme yol, torbayı yapıştırıp, bebeği yatar pozisyonda ve altı açık bırakıp, torbayı da elle tutmak...

4 Mart 2008 Salı

Zeyno'nun tavşan kulakları

Tam bahar havası işte... Bir gün pırıl pırıl, bir gün kapalı. Bugün kapalı günlerden biri. Üstelik lodos da var hafiften. Yani evde geçecek tüm gün. Ama iskeleye kadar indik. Nurcan Kadıköy'den Büyükada'ya geçerken, bir torba verdi bize. İskelede ayaküstü öpüştük, koklaştık ve vapurun arkasından el salladık. Bugünkü ganimetimiz 3 tulum, bir Selocan (Turkcell) şapkası ve pembe tavşan kulağı şeklinde tokalar... Rüzgar gezinmemize müsade etmeyince çarşıdan eve doğru saptık hemen. İlk iş Zeyno'nun olmayan saçlarına pembe kulak tokaları taktık. Ve bol bol güldük. O da, biz de... (Fotoda toka yok. Tavşan kulaklı foto saçlar biraz daha uzayınca)

2 Mart 2008 Pazar

Yeni oyuncak ve 6. ay check-up'ı

Ankara'dan görevli olarak 1 hafta önce İstanbul'a gelen Aydın Abi, bu hafta sonu bizde kaldı. Zeynep'e oyuncak almış. Üstünde diş kaşıyıcı ile üstündeki düğmeyi çevirince ses çıkaran bir bölüm olan turuncu maymun. Çok sevdi Zeyno. Nasıl sevmesin? Ses çıkarıyor, yüzü var, renkli ve ısırılabiliyor. Tek kelimeyle süper yani. O'na bu kadar güzel bir oyuncak getirdiğinden midir bilinmez Zeyno çok ısındı Aydın Abi'ye. Kucağından da inmedi.
Bugün hep beraber Çiftehavuzlar'daki Düzen Laboratuvarı'na gittik. Hilal Hanım'ın istediği 6. ay check-up'ı için tam kan sayımı, idrar tahlili ve idrar kültürü yapılacak. Zeyno'dan kan alma işi umduğumuzdan çok daha kolay oldu. Elinin üstündeki damara iğne takıldıktan sonra elini bileğinden birkaç kez oynatmak yetti. İğnenin ucundaki kataterden damla damla akan kanla doldu hemşirenin elindeki tüp. Zeyno ağlamadı ama elini tuttuğumuz için biraz sinirlendi. İdrar için yapışkanlı bir torba bağladılar. Hemen emzirdim Zeyno'yu çiş yapması için. Yarım saat sonra baktığımızda çişini yaptığını ancak torba kaydığı için bezine geldiğini gördük. Laboratuarın kapanma saati geldiğinden bu işi Pazartesiye bıraktık. Bu bekleyiş sırasında iyice acıkan karnımızı Sultanahmet Köftecisi'nde doyurup, güzel havayı fırsat bilerek Çiftehavuzlar'dan Bostancı'ya kadar yürüdük. Vapura binmeden önce Kahve Dünyası'nda kahve içip, tatlı yemeyi ihmal etmedik tabii...

Dişlerim kaşınıyorrrrr

Ne bulsa ağzına sokuyor, bununla da kalmayıp bir güzel kemiriyor Zeyno. Buna benim parmaklarım ve çenem de dahil. Sanırım dişleri fena halde kaşınıyor. Dün akşam markette dişlik görünce hemen attık sepete. Hani şu içi sıvı dolu olan ve buzdolabına koyulup soğutulanlardan. Pembe bir balık şeklinde. Ama şekli ve rengi pek de umrunda değil Zeynep'in. O iştahla kemirmekle meşgul. Sanırım bu dişliği almakla doğru bir karar verdik.

Kendi kendine...

Zeyno hala her an ilgi istiyor. Sürekli birileri (bu birisi çoğunlukla benim) onunla ilgilenmeli. Oynatmalı, konuşmalı, dans etmeli, şarkı söylemeli vs vs... Ama birkaç gündür çok kısa süreli de olsa kendi kendini oyalıyor sanki. Bu oyalama sırasında da, daha önce şöyle bi elinde tuttuğu oyuncaklarını daha bi dikkatli inceler oldu.

Parmak emme stili

Zeyno henüz 1 aylıkken, bir gece O'nun parmak emme şapırtısının sesiyle uyanmıştım. O zamanlar ara sıra, tesadüfen giriyordu parmağı ağzına. Şimdilerde ise resmen, bilerek ve isteyerek emiyor parmağını. Ama ilginç bir stili var bu konuda. Alışılageldiği gibi baş parmağını değil, serçe parmağını emiyor. Ancak fotodaki gibi. Bu alışkanlık devam edecek mi, yoksa diş kaşıntıları geçince bitecek mi bilmiyorum ama şimdilik çok gülüyorum...

Kadıköy gezisi

2 günlük saltanatın sonunda eve dönme zamanı geldi. 16:50 Kadıköy vapuruyla geçeceğiz Ada'ya. Zeyno'nun sabah şekerlemesinin ardından annem, kardeşim, ben ve Zeyno gittik Kadıköy'e. Çok uzun zaman olmuş Bahariye'ye çıkmayalı. İndirimin devam ettiği mağazalara girdik çıktık önce. Yemek vaktinde de Çiya'ya gittik. Restoranlarda genelde bizim evdeki IKEA mama sandalyesinden olduğundan hiç yabancılık çekmiyor Zeyno. Biz kebaplarımızı beklerken Zeyno da sebze püresini yedi. Tabii yine anneanne elinden. Son ana kadar keyfini sürmeli anneanne desteğinin :))

Anneanne eli deyince

Gökçe geldi bugün anneme. Birlikte çalıştık, dergilerin Mart sayısını kontrol ettik. Emme zamanlarının dışında anneanne torun başbaşa kaldılar. İkisi de hayatlarından çok memnundu. Her zamanki gibi anneanne eli deyince, Zeyno her zamankinden daha çok yiyip, daha uzun uyudu. Artık hiç kafa yormuyorum bu işin nasıl olduğuna.

Bebekler arası iletişim

Ana kız hiçbir şeyden eksik kalmıyoruz. 2 gün kalmak üzere annemlere gittik ve ayağımızın tozuyla Gülden Teyze'deki altın gününe katıldık. Birkaç ayrı siteden ay ay bebek gelişimini anlatan yazıları takip ediyorum. Aile.org.tr'deki 6. ay yazısında "Dışarılarda dolaşırken bebekli başka anne-babalarla karşılaşacaksınız. Biz bebeklerin birbirimize ne kadar dikkat ettiğimizi fark ettiniz mi? Bebekler bebeklerden çok hoşlanır çünkü! Bebekli ailelerle parkta veya evde biraraya gelseniz hem ben eğlenirim hem siz. Ayrıca başka bebekli aileleri sadece izlemek bile size çok şey öğretir. Tabii sizi izlemek de onlara!" diyordu. Çok doğru diyormuş. Güne Zeyno'dan 3 hafta büyük kızıyla, annemin arkadaşının kızı Funda da gelmişti. Bennu ve Zeyno birbirini görür görmez kaynaştı hemen. Hem de ne kaynaşma, karşılıklı konuşmalı, bol bol dokunmalı. Bundan böyle sık sık bebekli ailelerle bir araya gelmeliyiz.