29 Şubat 2008 Cuma

Pembe domatesler

Dışarı attık bir kere kendimizi, durmak olmaz. Bugün de sabah 08:30 Kabataş vapurundayız. Esat Abilerle buluşup, "pembe domates toplantısı"na gideceğiz. Geçen sene sardı Osman bu pembe domates olayına. Yine geçen sene bugünlerde yapılan toplantı dönüşünde elinde, içinde pembe domates tohumları olan küçük bir torba tutuyordu. Heyecanla anlatmıştı bana neler yapacağını. Anlattıkları bitince, ben de O'na, daha birkaç gün önce okuduğum bir yazıdan bahsetmiştim. Yazıda anlatılanlara göre, baba adayları eşinin hamileliği boyunca çiçek yetiştirme, hayvan besleme gibi şeylere veriyordu kendini. Zeyno benim içimde büyürken, Osman'ın pembe domatesleri de bahçede büyümeye başlamıştı. Tabii özenli ve heyecanlı bir bakım eşliğinde. Önce çiçekleri açtı fidelerin, ardından da domatesler çıkmaya başladı bir bir. Osman heyecanla ilk domatesi koparıp, eve getirdiğinde anladım bu pembe domatesin neden bu kadar önemli olduğunu. Unuttuğumuz domates tadı vardı bu eğri büyrü koca domateslerde. İşte o gün bugündür de pembe domates hayatımızın içinde. Bu sene PDA'dan Avniye Hanım'ın davetiyle ailecek gittik toplantıya. Böylece Zeynep de hayatının ilk toplantısına katılmış oldu. Keyifle ve Armada Otel'in güzel sunumuyla lezzetle geçen bir Pazar sabahının ardından, yine Esat Abi'lerle Kastamonu Yerel Pazarı'na uğrayıp, onların evine gittik. Esat Abi'nin Kumkapı Balık Mezatı'ndan aldığı çeşit çeşit balıkları ve Serdal'ın hazırladığı diğer lezzetleri de keyifli ve yemek ağırlıklı bir sohbet eşliğinde midemize indirip, Kabataş'tan 18.15 vapuruna yetiştik.

24 Şubat 2008 Pazar

Ek gıdalı ilk gezme

Yapacağımı market alışverişi ve Zeyno'ya almamız gereken önlükleri bahane edip, attık bugün kendimizi dışarı. Sanki daha birkaç gün önce kar, tipi olan şehir burası değil. Güneş, vücudumuza değdiği yerleri hemencecik sıcacık yapıyor. Çantam her zamankinden daha bi ağır çünkü ek gıdalara geçtikten sonra ilk kez dışarı çıkıyoruz. Hazırladığım sebze püresinin olduğu kavanoz, 50 cc kadar yoğurdun olduğu biberon, içinde su olan biberon ve 2 tane kaşık var çantamda her zamanki malzemelere ek olarak. Tabii tüm bunların hazırlığı nedeniyle, dışarı çıkma hazırlıkları da bu kez daha bi telaşlı oldu, "acaba bi şey unuttum mu?" listesi daha bi uzadı.
Alışveriş işini hallettikten sonra sigara içilmeyen bölümü ve mama sandalyesi olan bir yer aramaya başladık Bağdat Caddesi'nde. Ama nerde? Sonunda Zeyno da açlıktan mızırdanmaya başlayınca, istemeye istemeye Kentucky'e girdik. Üst kat sigara içilmeyen bölüm. Arabayı sırtlayıp çıktık merdivenleri. Asma kat olduğu için son derece basık olan yer adeta bir hamam hücresi. Neyse ki, çok rahat olmasa da mama sandalyesi var. Osman yiyecekleri almak için aşağı inince ben de Zeyno'nun sebzesini yedirmeye çalıştım. Ama olmadı, yemedi yine. Sonuç, O afiyetle sütünü emdi, O'nun için acilen burayı seçen biz ise fast food yemek zorunda kaldık. Ne kadar heyecanla beklemiş ve içten içe ısrarla istemiştim bir an önce ek gıdalara geçmeyi. Oysa ne kadar da kolaymış eskiden her şey.

Zeyno'nun kuralları

Bugünlerde yaşadıklarımız, Zeyno'nun kendine göre kuralları olduğunu gösterdi bana. İşte şimdilik çözebildiğim birkaç kural:
1. Gece 21:00 civarı uykum gelir. Beni emzirirsen hemen uykuya dalarım. Ama sakın bırakıp da bir yerlere gidebileceğini sanma. Arada sırada aniden ağlayarak uyanır, sen gelene kadar da ağlamaya devam ederim.
2. Sabah 07:30 gibi uyanırım. Sütümü emip, biraz oynadıktan sonra şekerlememi yaparım. Ama uyanınca yoğurdumu yiyip yemeyeceğim konusunda söz veremem. Sen yaklaşık 50 cc kadar yoğurdumu hazır et. Hiç içmeyebileceğim gibi tamamını bir nefeste de götürebilirim.
3. Sebze püremi yiyip yemeyeceğim de tamamen benim keyfime bağlı bi şey. Sen her gün taze sebze püremi hazırla. Ama öyle saat kuralına bağlı kalamam ben. Öğlen tadar tatmaz yüzümü buruşturup, yememek için ağzımı sıkı sıkı kapattığım sebze püresini, akşam büyük bir iştahla yiyebilirim.
4. Meyve püresini seviyorum. Elma ve armut favorim. Ama sakın içine havuç katayım deme.
5. Ben oyuncaklarımla oynarken sen sakın başka işlere dalma. Direkt oyunuma katılmasan bile her an benimle ilgilendiğini bana belli etmelisin.
6. O gün kaç kere kaka yapacağımı ben bile bilmiyorum. Sen her an hazırlıklı ol. 1 saat içinde 3 kez bile bez değiştirmek zorunda kalabilir veya bütün gün gözlerimin içine bakarak bekleyebilirsin.
7. Önlüklerimi her an hazır et. Birkaç gün kusmamış olmam demek, bugün de kusmayacağım anlamına gelmez.

21 Şubat 2008 Perşembe

Baharın işaretleri

Pırıl pırıl bugün hava. Fırsatı kaçırmıyoruz, öğlen yine dışardayız. Daha yokuşun başında ellerinde bavullarıyla bir aile görüyorum. Bu, insanlar yavaş yavaş da olsa Ada'ya gelmeye başlıyor demek. Çarşı'nın içinden geçiyoruz; faytonlar sıraya girmiş durakta. Demek ki, binenler var. Ve çarşı sokağından sahile doğru bir giriyoruz, restoranlar masa atmışlar önlerine. Üstelik oturmuş yemek yiyen, birasını içen bile var bu masalarda. Bundan sonra hava ne kadar soğursa soğusun, bu kadar işarete göre kış bitti demektir. Artık hiçbir fırsatı kaçırmamalı sokaklarda dolaşmak için...
Bu arada bugünün yeme durumuna gelince. Sabah elma püresinin yarısı yendi, öğlen sebze püresi hiç yenmedi, akşamüstü yoğurt hiç yenmedi. Yani dünün kerameti birkaç damla limon suyunda değil, anneanne elindeydi herhalde. Başka da bir açıklama bulamıyorum...

Şaşırmaya devam

Bugün bir değişiklik yapacağım. Yoğurtla meyve yer değiştirecek (son günlerdeki en önemli değişikliğim) Zeyno Hanım sabah şekerlemesine dalamıyor ama bir türlü. O arabasında, ben O'nu itiyorum; dört dönüyoruz evin içinde. Gözlerinden uyku akıyor ama ı ıhhh... Tam arka odanın kapısından çıkacakken gözüm raftaki emziğe takılıyor. Acaba? Deniyorum. Ve emiyor. Oysa yaklaşık bir ay önce net bir şekilde belli etmişti artık emzik emmeyeceğini. Hiç sorgulamıyorum neden şimdi emiyor diye. Bir iki cokurdatıyor ve gözler kapanıyor. Bu bir zafer mi?
Öğlene kadar, pazardan gelen tüm sebzeler yemek olup, tencerelere dolduruldu yine annem tarafından. Bu arada bizbizeyken, benim mutfakta iş yaptığım (daha doğrusu yapmaya çalıştığım) zamanlarda, yanımda, mama sandalyesinde 10-15 dakikadan fazla durmayan Zeyno, yaklaşık 2 saat uslu uslu oturup bizi izledi.
Çorba vakti geldiğinde, alışıldık manzara. Önce dudak ucuyla tadına baktı, sonra da suratını ekişitip, ağzını kapadı. Denedim, denedim, denedim... Ama yok. Vazgeçtim, emzirdim. Bir saat sonra annem "bu çocuk bi tat arıyor, ne yapsın bu tatsız tuzsuz şeyi" dedi ve birkaç damla limon sıktı sebzelerin üstüne. Arkamı bir döndüm, kasenin dibini bulmuşlar bile.
Akşam her zamanki gibi 08:30 civarı, beni emerek daldı uykuya. Göğsümü ağzından çeker çekmez verdim emziği. Yine cokur cokur ve derin uyku...
Kısacası bugün sabahtan akşama kadar şaşırttı beni Zeyno. Bakalım daha neler neler olacak?

20 Şubat 2008 Çarşamba

Sorun bitti Mİ?

"Havuç gitti, sorun bitti!" mi demiştim? Ne büyük konuşmuşum... Bugün, neredeyse sebzelerinin tadına bile bakmadı Zeyno. Şöyle bir dudaklarını dokundurdu kaşıktaki püreye ve yüzünü buruşturup, ağzını sıkı sıkı kapadı. Bir iki kez daha denedim ama tabii ısrar yok bende yine. Sadece önemli bir ders aldım bu olaydan. Bir daha erkenden "sorun bitti" gibi büyük laflar edilmeyecek. Dünden bu yana akşam uyku saatinde de eskiye dönüş yaptı küçük hanım. Bir haftadır 20:00 gibi yatıyordu. Ama artık yatış yine 21:00-21:30 civarı. Kalkışta bu kadar bir gecikme yok ama tabii. Yarım saat daha uyku hakkı tanıdı bize. 07:30'da kalk borusu çalıyor evde.

18 Şubat 2008 Pazartesi

Havuç gitti, sorun bitti

Dün gece Zeyno'yu emzirmek için uyandıkça camdan dışarı baktım. Her yer iyice bembeyaz. Kar da devam ediyor. Sıcacık yatağıma dönerken kuşları, martıları, köpekleri, kedileri, dışarda kalmak zorunda olanları düşündüm. Bir de sokağa bırakılan bebekleri. Hiç aklım almıyor zaten bu işi. Artık iyice erken uyanıyor Zeyno. Saat 09:30'lara kadar yattığı günler çok gerilerde kaldı. Son bir haftadır saat 07:00'de uyanıyoruz. O son derece enerjik, kıpır kıpır, bense ayılmaya çalışıyorum... Hani hep Pazartesi başlanır ya rejimlere, ben de bugün sanki yeniden başlayacağım ek gıda verme işine. Sabah şekerlemesinden uyanınca meyve püresini hazırladım. Yarım elma, yarım armut rendeledim yine. Ama dün çok iştahla yemeyince bugün tülbente geri döndüm. Bardağa önce rendelerden birer kaşık (ölçü Zeyno'nun kaşığı tabii) koydum, kalan rendeyi de tülbentten geçirip, üzerine ekledim. Çıkan miktarı ölçtüm, 50 cc. Yani hiç de benim sandığım kadar az değilmiş. Doktorumuz "yavaş yavaş arttırırsınız, 100 cc'yi geçmeyin" demişti zaten. İlk etabı sorunsuz, hatta çok başarılı atlattık. Böyle bol su, az püre halini çok sevdi meyvelerin. İkinci etapta sebze var. Bugün hiç düşünmeden havucu eleyip, yerine soğan ekledim. Birkaç küp patates, birkaç küp kabak ve birkaç parça soğanı haşlayıp, blender'dan geçirdim. Bir tatlı kaşığı da zeytinyağı. Ve tam tahmin ettiğim gibi, havuç olmayınca sebzeleri yedi küçük hanım. Akşam üstü 30 cc kadar da yoğurt. Haftaya sıkı bir başlangıç yaptık, bakalım nasıl devam edeceğiz? Havucu neden sevmediğine dair bir öngörüm var. Bir ara yazacağım bu havuç hikayesini de.

Blender görev başına

Camdan karşı kıyıya bakıyorum... Hiçbir şey görünmüyor çünkü sıkı bir tipi var bugün Ada'da. Giydik yine kazakları, evdeyiz... Öğlenin gelmesini iple çekiyorum çünkü dünkü başarısız sebze denemesinden sonra bugün neler olacağını merak ediyorum. Sabah oyunları, meyve saati, şekerlemeler, alt değiştirmeler ve öğle... Yarım kabak, yarım patates, yarım havuç var yine sahnede. Haşlıyorum ve bu kez blender'dan geçiriyorum. Görüntüsü daha bi bebek maması gibi oluyor. Geçiyorum Zeyno'nun karşısına. Düne göre daha başarılıyız. En azından birkaç kez tadına baktı. Ama ı ıhhh... Yine yemiyor. Bu kez eminim, sorun havuçta. Zorlama yok, yarını bekleyeceğiz...

17 Şubat 2008 Pazar

Iyyy! Bu da ne?

Dün dışarı çıkıp, güneşi değerlendirmekle ne kadar doğru bir karar verdiğimizi bugün daha iyi anladık. Aniden soğuyan havayla birlikte kar da başladı. Rüzgar da tam gaz devam yine... Yani bu hafta sonu da evde geçecek (Kaçıracağız galiba Benetton indirimini). Bugünün en önemli olayı Zeyno'nun sebze deneyecek olması. Yarım patates, yarım kabak ve yarım havucu iri küpler halinde doğrayıp, bir bardak suda 20-25 dakika kadar haşladım. Aslında doktorumuz buharda pişirmemi önermişti ama bu benim daha kolayıma geldi. Zaten 25 dakikanın sonunda sebzeler iyice yumuşamış, su da kalmamıştı. Zeynep meyve püresinden pütüre alışık olduğu için blender'dan geçirmeden, çatalla ezdim sebzeleri. İçine bir tatlı kaşığı da zeytinyağı. İşte hazır... İlk kaşıkta, O da biz de her zamanki gibi temkinliyiz. Ne olduğunu anlamadı galiba? İkinci kaşık için açıyor ağzını. Alıyor bir parça. Bekliyoruz gözünün içine bakarak. Ve sonuç fotoda. Hiç ama hiç sevmedi. O sevmeyince biz de zorlamadık. İlk deneme kötü kalmasın aklında. Şimdi neden sevmemiş olabileceğini düşünüyoruz. Bence iki neden olabilir. Blender'dan geçirmemiş olduğum için veya içinde suyunu da hiç sevmediği havuç olduğu için. Deneye yanıla bulacağız sanırım orta yolu.

Güneşi kaçırmayalım

Evden çıkmayalı o kadar uzun zaman oldu ki... Aslında çok daha soğuk havalarda Zeyno'yu dışarı çıkarmıştık ama bu kez işin içine Ada rüzgarı da girdi. Soğuğa bir de denizden esen soğuk rüzgar eklenince, biz bile dayanamaz oluyoruz soğuğa. Hal böyle olunca da maalesef günlerdir sadece pencereden gelen temiz havayla yetiniyoruz. Üstelik ben "bahara az kaldı, oley!" diye sevinirken meteoroloji bastıracak kara karşı uyarıp duruyor günlerdir. Benim için tam buhran durumları yani. Ama bugün inanılmaz bir şekilde pırıl pırıl hava. Tabii bu fırsatı kaçırmak olmazdı. Öğlen Osman yemeğini yer yemez, hemen kızı giydirip attık kendimizi dışarı. Tabii sahile değil, güneşli güney tarafa doğru. Kısa da olsa bu gezinti Zeyno'ya da, bana da çok iyi geldi. Uzun zamandır ilk defa alışveriş ya da ziyaret için değil, sadece gezme için dışarı çıktık.

Öneriler...

Bir süredir aklımda olan ancak yazmaya bir türlü fırsat bulamadığım şeyleri nihayet aşağıda sıralıyorum:
* Ek gıdalara meyve suyu ile başlamıştık. Zeyno ilk gün elma suyunu çok sevince, ikinci gün direkt püresini vermeye başladım. Amacım ilerde pütürlü gıdaya geçişte sorun yaşamamak.
* Yine ilerde sorun yaşamamak için ek gıdaları direkt kaşıkla vermeye başladım. Zaten uzmanlar tarafından önerilen de bu.
* Zeyno kaşıkla beslenmede sorun çıkarmayınca, yoğurdunu bugün biberona koyarak verdim. Böylece hem daha çabuk (ve biraz daha fazla) yedi, hem de dışarı çıkarken yoğurdunu biberonuna koyarak daha kolay taşıyabilir ve yedirebilirim.
* Doğduğundan beri hiç su içmediği için çok üzülüyorduk ama zamanı gelip de verince gördük ki, Zeyno suyu hiç sevmedi. Annemin önerisiyle suyuna birkaç damla limon damlattım, daha bi sevdi. Sanırım illa bir tat arıyor. Bir de rezene ve papatya çayını çok sevdi. Doktorumuzun önerisiyle onlardan da veriyorum arada birkaç kaşık.
* Birkaç elbisesinin üstüne meyve püresi dökünce anladım ki, ruj lekesini, kurumuş domates lekesini, çimen lekesini çıkardıklarını söyledikleri Kosla, meyve püresi lekesi çıkarmıyormuş. Bu nedenle kaşıkla besleme sırasında, bu dönem için özel olarak hazırlanmış büyük ve temizlemesi kolay önlüklerden kullanmakta fayda var. Biz kar ve fırtına nedeniyle hala alışveriş için dışarıya çıkamadığımızdan eldeki eski önlüklerle idare ediyoruz ama artık bu önlüklerin yüzüne bakılacak hali kalmadı.
* Demir damlası her açıdan iğrenç bir ilaç. Zavallı Zeyno her ne kadar 5 damlayı sesini çıkarmadan yutsada, sanki büyük bir işkence çekiyormuş gibi azap çektiği de her halinden belli. Üstelik o kadar kötü kokuyor ki (tıpkı paslı demir gibi) ne onun ağzından ne de eğer değmişse benim elimden kokusu uzun süre çıkmıyor. Ve Zeyno'nun diliyle beraber, damladığı her yeri anında simsiyah yapan bu ilacın lekesini de hiçbir şey çıkarmıyor. Bu nedenle Zeynep'e verirken, hemen ağzını silmek için bir kağıt peçeteyi ve damlanın hemen ardından içirmek için birkaç kaşık suyu hazır bulunduruyorum.
* Evde bebekler için hazırlanmış birkaç cd var. Ama Zeyno üzerinde en etkilisi arkadaşım Ahu'nun hediye ettiği BEBEKlasik serisi oldu. Gündüz uyuması için Zeyno'yu arabasına yerleştirip, gezindirmeye başladığımda koyuyorum bu cd'lerden birini. Hem daha rahat uykuya geçiyor, hem de uyku süreleri az da olsa uzamaya başladı. Ancak sesin biraz açık olması lazım. Bir de sizin göz kapaklarınızın da müziğin etkisiyle uykuya yenik düşmemesi.

16 Şubat 2008 Cumartesi

Şimdi yakalıycam...

Bugün anneanne destek günü. Sohbet arkadaşımız, aşçımız, dadımız annem bugün desteğe geldi yine bize. Bugünün en önemli desteği, Osman'ın pazardan getirdiği sebzelerin daha dolaba girmeden yemeğe dönüşmesi oldu. 2 saat içinde tam beş çeşit yemek vardı masanın üstünde. Hani birkaç tencerem daha olsa, kimse durduramayacaktı annemi. Yemekler hazır oldumu, acayip rahat ediyorum ilerleyen günlerde ama. Üstümden koca bir yük kalkıyor sanki. Aşçılık desteği dışında Zeyno'yla da oynadı bol bol annem. Bir ara içerki odadan seslerini duyunca yanlarına gittim. Annem Zeyno'nun dönencesine renkli toplar asmış, O'da bunları tutmaya çalışıyor. Son günlerde en büyük eğlencesi bu zaten bizimkinin. Her şeye el atıp, yakalamaya çalışmak. Her ne kadar hala çoğunlukla ıskalasa da, ellerini artık çok daha ustaca kullanıyor. O bu konuda ustalaştıkça bize de daha dikkatli olmak düşüyor. Her an her şeyi tutup, çekebilir...

12 Şubat 2008 Salı

Arabada şekerleme

Zeyno'nun gündüz uykularını şekerleme gibi yaptığını ve son dönemde bu şekerlemeler için bile ancak memede uykuya geçebildiğini daha önce yazmıştım. Hayat ne garip, sürekli seçim yapmak zorundayız. Ama anne olunca seçimler de değişiyor. Daha önce sallayarak uyutmakla emzik arasında bir seçim yapmıştım. Şimdi de memede uyutmakla arabada uyutmak arasında. Demir'den bize miras kalan bebek arabasını sonunda annemlerden bize getirdik. Zeyno'nun uykusu geldimi koyuyorum bu arabanın içine. 90 metrekarelik evimizde birkaç tur attık mı Zeynocuk dalıveriyor uykuya. Uyku süresi artmadı ama en azından ben günümün büyük bir çoğunluğunu koltuğa bağlı geçirmekten kurtuldum. Umarım havalar bir an önce ısınır da, evde değil, Ada sokaklarında gezmeye başlarız...

Bebek fotoğrafı nasıl çekilir?

Bugüne kadar Zeyno'nun fotoğraflarını çekerken hiç flaş kullanmadık (makineyi flaşlı modda unuttuğumuz birkaç kare hariç). Göz sağlığı açısından da, bebek fotoğrafı çekerken ilk 6 ay flaş kullanmamak gerekiyor. Zaten doğal ışıkta çekilenler çok daha güzel çıkıyor. Ama son günlerde karanlık hava ve eldeki makinemizin teknik imkanları nedeniyle evde flaşsız fotoğraf çekmek çok zorlaştı. Bu nedenle sıkışınca flaşlı çekiyoruz arada. Bu foto da flaşlı çekildi. Yeni fotoğraf makinemizi alınca çok daha güzel olacak inşallah Zeyno'nun fotoğrafları. Bu arada Osman geçenlerde "bebek fotoğrafı nasıl çekilir?" konusunu araştırdı internette biraz. Maalesef Türkçe sitelerde adam gibi bir bilgi yok. Aşağıdaki metinde yabancı birkaç siteden bulduğu bilgiler ve kendi deneyimiyle eklediği yorumları var. Belki bu konuda bilgi arayanlara yardımcı olur.

Bebek fotoğrafı çekmenin zorlukları nasıl aşılır ya da başka bir ifadeyle bebek fotoğrafı nasıl çekilir? Anne ve babalar çocuklarının gelişimlerini belgelemek, gelecekte onlara hatıra bırakmak ve en önemlisi de en değerli varlıklarını büyükanne ve büyükbabalara göstermek maksadıyla hemen bir fotoğraf makinesi edinirler. Özellikle dijital fotoğraf makineleri ile bu iş çok daha kolay hale gelmeye başladı. Ancak her işin olduğu gibi bu işinde dikkat edilmesi gereken püf noktaları var. Ayrıca fotoğrafı çekilen "nesne"nin laftan anlamayan kıpır kıpır bir bebek olması işin en zor kısmı... İşte sizlere bebeklerinizin fotoğrafını çekerken yararlanabileceğiniz birkaç öneri:
1. O anı yakalamak için çok fazla deklanşöre basın. Yani tek bir kare ile yetinmeyin. Unutmayın ki fotoğraf makinenizin tft ekranı bilgisayarınızın ekranı kadar ayrıntı gösteremez. Sizin "tamam oldu bu iş" dediğinizde o an farkedemediğiniz bir sorun olabilir.
2. Duyguları yakalayın. Bebeğinizin fotoğraflarını çekerken çok mutlu ya da heyecanlı anlarını belgeleyin.
3. Uzaktan çekmeyin. Onun seviyesine eğilin. Fotoğrafınızı uzaktan "zoom" yaparak çekmek yerine yakından geniş açı çekin. Zoom kullanmak özellikle karanlık alanlarda flaş kullanmayı gerektirebilir. Unutmayın ki uzmanlar bebeğin ilk 6 ayında flaşlı fotoğraf çekimi tavsiye etmezler.
4. Değişik açılar deneyin. Bebeğinizi fotoğrafını hep karşıdan "vesikalık" kıvamında çekmeyin. Oyun oynarken, parmağını emerken, banyo yaparken, sağdan, soldan vs. her açıdan görüntüleyin.
5. Bebeğinizin arka fonu siz o anda farkında olmasanızda fotoğrafı etkiler. Basit yalın bir arka fon seçin. Evin boş bir duvarı, yatak örtüsü, koltuklar vs. sade arka fonlardır. Mutfakta, balkonda, alışveriş merkezlerinde çekeceğiniz fotoğraflarda bebeğiniz karenin içinde "kaybolabilir".
6. Doğal ışık kullanın. Flaş kullanmamaya özen gösterin. Doğal ışık bebeğinizin cildinin gerçek rengini ortaya yansıtır. Flaş ise hem donuk bir renk verir hem de 3. maddedeki endişeyi yaratabilir.
7. Makinenizin ayarlarını bebeğinizi getirmeden önce hazır edin. Aksi takdirde bir elinizde bebek diğer elinizde taze kusmuklu bir dijital fotoğraf makinesine sahip olabilirsiniz.
8. Yüksek enstantane (shutter speed) kullanın. Bazı dijital makinelerde çocuk fotoğrafı modu hazır olarak (scene) vardır. Ancak "auto" modunda çekiyorsanız düşük enstantanede makinenizin titreme uyarılarına dikkat edin.
9. Oda sıcaklığının iyi olduğundan emin olun. Özellikle banyo fotoğraflarını çekerken kendinizi kaptırırsanız bebeğinizi üşütebilirsiniz.
10. Bebeğinizin fotoğrafını çekerken onunla oynayın. Yoksa işiniz daha da zorlaşacaktır. Fotoğraf makineleri genellikle 2. aydan sonra bebeklerin dikkatini çeker. Ama çabuk sıkılabileceklerinide aklınızdan çıkarmayın. Amaç fotoğraf çekmek değil, bebeğinizi eğlenirken fotoğraflamak.
11. Bütün maddeleri unutsanız bile 1.sini unutmayın.

Hoşgeldiniz gülücüğü

Hafta sonu için yaptığımız plan iptal olunca, iki gün boyunca çıkmadık evden. Hava yine çok soğuktu zaten. Öğleden sonra Nurcan arayıp, Benetton'da %70 indirim ve çok güzel şeyler olduğunu söyleyince bir ara Kadıköy'e geçmeye niyetlendik ama dönüş için vapur saatleri Zeyno'nun uyku saatine uymadığından vazgeçtik. Klasik Pazar rehaveti içinde günü bitirmek üzereyken, akşam çatkapı misafirlerimiz geldi. Yan komşularımız ve Büyükada'dan arkadaşları Figen. Zeyno gün boyunca bizden sıkılmış olmalı ki, daha kapıda gülücüklerle karşıladı onları. Odada ise daha da bi kocaman oldu gülücükler. Güldü, eğlendi, tüm maharetlerini gösterdi. Eğlence dolu saatin üstüne bir de banyo yapıp, süt emerek karnını doyurunca mutlu mutlu uyudu...

10 Şubat 2008 Pazar

Bu daha da güzelmiş

Dün gece yatmadan önce Zeyno'nun yoğurdunu mayalamıştım. Küçük bir cezve sütü (bildiğimiz UHT kutu süt) kaynatıp, ılıktan biraz daha sıcak (annemin tabiriyle elimi ısırana kadar) olana kadar beklettim. Bir çay kaşığı yoğurdu bu sütten aldığım birkaç kaşıkla pütürsüz olana kadar iyice ezip, sütün içine akıttım. Ağzı kapaklı küçük cam bir bardağa alıp, mutfak beziyle iyice sarıp sarmaladım. Mutfak masasının üzerine (kalorifer borularının geçtiği yere yakın), içimden "inşallah tutar" diyerek bıraktım. Bu sabah ilk işim yoğurdu kontrol etmek oldu. Kıvırdım galiba bu işi, süper olmuştu. Akşam üzeri yedireceğimden öylece dolaba koydum. Kahvaltının ardından meyve püresini hazırladım. Ama Osman'ın "ben yedireceğim" acelesiyle Zeyno daha tam acıkmadan verdiğimizden, geçen günlerdeki gibi büyük bir iştahla yemedi. Oysa ek gıdalara geçişte en önemli püf noktalarından birisi bu: Yeni gıdaları bebek açken vermek. (Bu konudan okuduğum yazılardan çıkardığım diğer püf noktaları aşağıda). Bu tecrübeyle, ilk yoğurt denemesini akşam üzeri, karnı iyice acıkmışken yaptım. (Tabii vermeden bir saat önce, ısınması için yiyeceği kadar miktarı dolaptan çıkardım) Temkinle tattığı ilk kaşığın ardından havada kaptı neredeyse yoğurt dolu kaşıkları. (Fotoğraftaki suratı asık hali yoğurdu beğenmediğinden değil, fotoğraf çekmek için yedirmeye ara verdiğimden). O böyle iştahla yiyince ben yine abarttım biraz miktarı. Oysa doktorumuz birkaç kaçıkla başlayın demişti. Ama biz ana-kız laf dinlemeyince bir süre sonra yoğurtların bir kısmını kustu. Kalan yoğurdu yarın yiyeceğiz (mayaladığım yoğurdu iki gün yedirebileceğimizi söyledi doktor). Tabii biraz daha az...

Ek besinlere geçerken...
* Ek besinlere tek gıda olarak, çok az miktarlarda başlanmalı, miktar giderek arttırılmalıdır. Böylece bebeğe yeni besine alışması için zaman tanınmış olur. İstenmeyen bir reaksiyon geliştiğinde hangi yiyecekten olduğu kolayca saptanır.
* İlk kez verilecek besinler, bebek açken denenmelidir.
* Bebek ilk kez denediği besini beğenmezse zorlanmamalıdır.
* Ek besinler kaşık ile verilmelidir.
* Bebeğe verilecek yiyecekler doğal ve taze ürünler kullanılarak hazırlanmalıdır. Konserve, dondurulmuş yiyecekler, katkı maddeli hazır besinler bebeğe verilmemelidir.
* Yiyecekler, kullanılan su ve kaplar temiz olmalıdır.

Püre kokteyli

İlk tadımların ardından nihayet bugün "ilk kokteyl"e geldi sıra. Elma ve armut karıştı birbirine. Ama artık tülbenti kaldırdım bir kenara. Direkt rendeleyip, pürelerini karıştırdım. Durum yine şapur şupur. Sadece ben miktarı biraz abarttığımdan (orta boy yarım elma ve armut) hepsini bitiremedi. Darısı yoğurdun başına... Bu arada ek gıdalarla birlikte Zeyno'nun kaka sayısı ve şekli de hızla değişti. Altın sarısı renk daha bi yeşile çalmaya başladı, zaten çokça olan sayı ise ne siz sorun ne ben söyleyeyim durumunda. Ama Gölcük'teki komşularımdan Melek'in kızı Aylin'in, günlerce kaka yapamadığı için ne kadar huzursuz olduğu aklıma geldikçe, hiç şikayetçi olmuyorum bu durumdan...

Bi parça ekmek kabuğu

Havuç suyuna net şekilde red cevabı alınca bu sabah armut hazırladım Zeyno'ya. Yine pütür eklenmiş suyundan. Elma kadar çok sevmedi ama yine de yedi. Bu arada pütür konusunda şimdilik bir sorunun olmadığı da ortaya çıktı. Halil (Zeyno'nun dayısı) izinde olduğundan bugün bir sürpriz yapıp annemle birlikte bana geldiler. Maksat bana arada kısa da olsa nefes aldırmak. Anneanne gelince "bu çocuk aç" muhabbetleri bugün de son hız devam etti. Ve benim artık bu konuya itiraz etmememden cesaretle, biz sofradayken Zeyno'nun eline bir parça ekmek kabuğu tutuşturuldu. Bizimki büyük bir iştahla emdi emdi ve minik birkaç parçayı da mideye indirdi. Sebze çorbalarının yanına bi dilim de ekmek mi kızartsam? :))

7 Şubat 2008 Perşembe

Havuç suyuna HAYIR!

Zeyno 3 gündür elma suyunu büyük bir iştahla içince bugün havucu denemeye karar vedim. Havuç sert olduğu için porselen rendeden geçirmek biraz zor oldu ama yarım havuçtan epey su çıktı sonunda. Ama o da ne? İlk kaşıkta yüzünü buruşturan Zeyno, ardından sıkı sıkı kapadı ağzını. Bir kez daha denedim ama istemeyince ısrar etmedim. Hemen elma suyunu hazırlamaya giriştim. Sorun yoktu, elma suyunu yine şapırtılar eşliğinde içti küçük hanım. Sadece havuç suyunu sevmemişti. Zaten daha önce yalaması için bir parça eline verdiğimizde de havucu sevmemişti. Bu nedenle pek de ümitli değildim. Bir süre sonra yine deneyeceğim. Ama sıra armutta. Armutu da elma gibi seveceğini düşünüyorum. Daha sonra elma ve armutu karıştıracağım. Bunu da beğenirse, azar azar havuç suyu katarım belki içine.

Biraz da pütüründen...

Zeyno iki gündür elma suyunu bayıla bayıla içince, hiç sevmediği demir damlasını bugün meyve suyuna kattım. Ama katmamla elma suyunun renginin ve kokusunun değişmesi bir oldu. Daha kaşığı yaklaştırır yaklaştırmaz kafasını çevirdi Zeyno. Daha sonra tadına baktım, haklıydı. Hemen onu imha edip, geriye kalan yarım elmayla yenisini hazırladım. Ama havuca geçmeden önce işin içine biraz da pütür katmaya karar verdim bu kez. Yine her zamanki gibi elma rendelerini tülbentten süzerek suyunu çıkardıktan sonra bir-iki kaşık da rendeden ekledim içine. Yani yarı pütürlü bir meyve suyu oldu. Biraz çekinerek verdim ama hiç sorun olmadı. Aynı şapırtılarla elma suyunun bu halini de mideye indirdi Zeyno. Yani gayet mutlu hayatından...

Bu arada bugün çok ilginç bir şey oldu. Kanepenin üzerinde her zamanki "hoooppp, dön bakalım" oyununu oynuyorduk. Zeyno gülerek hooppp diye dönüverdi yüzüstü. Ben de poposuna hafif hafif pıt pıt yapıp, şarkılar mırıldanmaya başladım. Birkaç dakika sonra bir baktım, bizimki uyuyakalmış. Hem de öylece, döndüğü gibi kalarak. Bir eli altında, yüzü neredeyse tamamen koltuğa gömülü. Şaşırdım kaldım. 20 dakika sonra uyandığında o da şaşkındı :))

"Bu çocuk aç"

Bu sabah Zeynep'in elma suyunu annem içirdi. Dolayısıyla ilk günkü 5-6 kaşıklık tadımın ardından bugün direkt yarım bardağa geçiş yapıldı. Annem, Zeyno'nun boğazından nihayet anne sütü dışında bir şey geçtiği için çok mutluydu ama tüm gün "bu çocuk aç" demekten de kendini alamadı.

6 Şubat 2008 Çarşamba

Ek gıdaya resmi başlangıç

Bu sabah saat 10:00'u iple çektik. Vakit gelir gelmez Zeynep Hanım'ın taze sıkılmış meyve suyunu hazırlamak için mutfağa girdim. Kolay değil, anne sütünden sonra ilk defa tadacağı sıvı olan elma suyunu hazırlayacaktım. Kolları sıvayıp, işe giriştim. Önce eldeki elmaların en güzelini seçtim. İkiye bölüp, porselen rendede rendeledim. (Nurcan son yurtdışı seyahatinden tasarımı çok şık porselen bir rende getirdi bize) Rendeleri tülbentten geçirip, suyunu süzdüm. Sonuç birkaç kaşık meyve suyu ve bir sürü bulaşık :)) Bu heyecanlı "ilk tadım" olayını Osman'a bırakıp, ben de makineyi video konumuna getirdim. İlk birkaç kaşıkta temkinli davranan Zeyno, daha sonra şapur şupur içti elma suyunu. Ek besinlere geçişin ilk adımı gayet başarılıydı yani.

3 Şubat 2008 Pazar

5. ay kontrolü

Bugünle ilgili yazacak o kadar çookkk şey var ki... Sabah 11'deki doktor randevumuza yetişmek için 08:40 Kabataş vapuruyla geçtik karşıya. Ordan da taksiyle Fulya'ya. Kısa bir beklemenin ardından girdik muayene odasına. Önce ölçümler yapıldı. Son durum: Ağırlık 6970 gr, boy 66 cm. Büyüme grafiğine göre kilo %50'nin üzerinde, boy da %75'teymiş. Yani doktorumuza göre gayet güzel gelişimi. Bana göre de, ince uzun, manken gibi olacak kızım :)) Yine aşı vardı; prevenar aşısının 2. dozu yapıldı. Kısa bir ağlamanın ardından pembe saçlı bebek yetişti yine imdadımıza. Osman Zeyno'yu giydirirken Hilal Hanım da başladı bana anlatmaya:
İlk reçete de ilaçlar vardı. Günde 1 ml multivitamine devam. Buna iki öğün arasında 5 damla verilecek demir damlası ve gece yatarken bir kaşığın içinde suda eritilerek içirilecek flor tableti eklendi. İkinci reçetede tam kan, TİT (tam idrar tahlili) ve idrar kültürü yazıyor. Bunlar da 6. ay check-up'ı için. Ve bu ay verilecek ek gıdaları yazdığı üçüncü reçete. İşte Zeyno'nun bu ay anne sütüne ek olarak yiyecekleri:
1. İlk hafta sabah 10:00-10:30 arası meyve suyu vereceğiz. İki-üç kaşık elma suyuyla başlayıp, miktarı her gün yavaş yavaş arttıracağız. Daha sonra armut ve havuca geçeceğiz. Sonra da üçünün karışımından oluşan kokteyle. Miktar arta arta 100 cc'ye kadar çıkacak ve bir süre sonra meyve suyundan meyve püresine geçilecek. Meyve suları için meyveler cam rendede rendelenip, tülbentten süzülecek. İçilmeyen meyve suyu olursa daha sonra Zeyno'ya VERİLMEYECEK! Bizim tarafımızdan afiyetle içilecek.
2. İkinci hafta meyvelere yoğurt eklenecek. Yoğurt UHT sütle mayalanabiliyor. O gün mayalanan yoğurt ertesi gün de yedirilebiliyor. Yoğurt verme saati 16:00-16:30 civarı. Ama arada meyve ve yoğurt saati değiştirilecek.
3. Üçüncü hafta öğlen sebzelere başlanacak. İlk denenecek sebze kabak, havuç ve patates karması. Sebzeler buharda haşlanıp, ezilecek ve 1 tatlı kaşığı zeytinyağı eklenecek. İlk günlerde blender kullanılacak ama daha sonra çatalla ezilecek sebzeler. Zamanla bu üçlüye birkaç yaprak ıspanak, biraz semizotu, birkaç yeşil fasulye yani mevsim sebzeleri eklenecek. Ama patlıcan, bakla, karnabahar ve lahana YASAK! 1 hafta sonra sebzelere 1 tatlı kaşığı mercimek ve 1 tatlı kaşığı pirinç ilave edilecek. Bundan 1 hafta sonra da çift çekilmiş dana kıyma.
4. Verilen ek gıdaların ardından azar azar su da içirilecek.
5. Eğer sütümde bir azalma hissedersem geceleri bir öğün pirinçli mama verebilirmişim. Acil bir durum olursa verebileceğim mama da Aptamil 2. Eğer mama verirsem 1 hafta sonra içine 1 tatlı kaşığı 5 tahıllı mama ekleyeceğim. Ve yine eğer mama verirsem su miktarını biraz arttıracağım. (Niyetim mamaya hiç bulaşmadan anne sütü ve ek gıdalarla bu işi halletmek)
Yüzümüzde ek gıdaya geçmiş olmanın verdiği mutlulukla çıktık klinikten. Şimdi kaşık almamız gerekiyordu. Cevahir Alışveriş Merkezine gitmeye karar verdik çünkü daha önce burayı görmemiştik. Ama daha girişte hiç de doğru bir karar vermediğimizi anladık. Girişteki koca merdivenlerde bebek arabası için rampa yoktu. Dün gece Nurcan'dan aldığım indirim bilgileri doğrultusunda önce girişteki Debenhams'a girdik. %50-70 indirim vardı. Zeyno'ya 2 t-shirt ve yeni doğum yapan arkadaşımızın oğlu için bir takım aldık burdan. Ardından Oysho'ya uğradık ve üzerinde Miki olan kıpkırmızı bir t-shirt aldık. Mothercare'e girmeden önce zil çalan midemizin sesini dinleyip, bu tür alışveriş merkezlerinde alışılageldiği üzere en üst bulunan yemek katına çıktık. Alternatif boldu ama maalesef herkes her yerde sigara içiyordu. Sigara içilmeyen yer olarak sadece birkaç masalı ve en dipte yer alan bir bölüm ayrılmıştı. (Sigarayla ilgili yasa bir an önce çıkmalı bence. Hem de gayet radikal bir biçimde) Aslında çok da dolaşmamıştık ama sanırım kalabalık ve gürültü yormuştu bizi. Bir an önce çıkmak istiyorduk burdan. Bu nedenle hiç vakit kaybetmeden Mothercare'e gidip, Nurcan'ın bir gün önce gözüne kestirdiği ikili polar takımı ve yeni bir bezden kitap aldık. Çıkmadan önce Zeyno'yu doyurmak ve altını temizlemek için Mothercare'in "bebek bakım odasına"na doğru yöneldim. Ama bir hayal kırıklığı daha... Sadece 1 metrekarelik, içinde küçücük hem de pis bir puf bulunan boş bir oda. Bağdat Caddesi'ndeki Mothercare'in bebek bakım odasından sonra burası çok şaşırtmıştı beni. Mümkün olduğunca çabuk bir şekilde Zeyno'yu emzirip çıktım. Epey bi alışveriş yapmıştık ama henüz asıl malzeme olan kaşıkları almamıştık. Onları da ToyzzShop'ta bulduk. Büyük bir hızla çıkışa doğru yönelip, kendimizi taksiye attık. 16:30 vapuruna 1 saat kala Kabataş'ta olunca artık klasikleştiği üzere Kahve Dünyası'na girdik. Günün yorgunluğunu Mozaik Pasta, Vişneli Bademli Pasta ve filtre kahvelerle atıp, kalkmasına birkaç dakika kala vapura bindik. Foto da ToyzzShop'ta çekildi...

Geri sayım başladı

Benim için büyük geri sayım bugün başladı; bahara sadece 29 gün kaldı. Oleyyyy! Bahar demek havalar ısınacak demek... Zeyno kullanımı daha pratik olan baston tipi arabasına geçecek demek... Bunlar daha çok dışarı çıkılacak demek... Kabanlar, kalın şapkalar kalkacak demek... Yaşasınnnnnn... Biraz daha sabır kızım. Yakında her gün uzun uzun vuracağız kendimizi Ada sokaklarına. Birlikte keşfedeceğiz bizim de bilmediğimiz yerleri.

2 Şubat 2008 Cumartesi

Ne oluyor orada?

Zeyno'nun el tırnakları inanılmaz bir hızla uzuyor. Hemen her hafta kesmemiz gerekiyor. İlk günden beri tırnak kesme işi Osman'ın. Zaten genelde babalar yapıyor bu işi galiba. Bebeklerin tırnak bakımıyla ilgili olarak aşağıdaki yazıyı okumuştum doğumdan önce. O zaman çok karışık ve korkutucu gelmişti. Oysa ben Zeyno'yu emzirirken Osman da kesiveriyor el tırnaklarını. Ayak tırnaklarını ise fotoğraftaki gibi ikisi başbaşa hallediveriyor. Yani gayet kolaymış bu iş :))

Yeni doğmuş bebeğinizin tırnaklarını kesmek önceleri biraz zor görünebilir. Ama bebeğiniz uzun tırnaklarıyla kendini tırmalayabileceği için, bu işe en kısa zamanda alışmanızda yarar var. Tırnakları daha rahat kesmek için size birkaç ipucu:
* Öncelikle hafif kıvrık ve yuvarlak uçlu bir tırnak makası edinin. En iyisi bebekler için yapılmış makasları kullanmaktır.
* Eğer tırnaklarını makasla kesmekten çekiniyorsanız, yumuşak bir tırnak törpüsüyle de tırnaklarını kısaltabilirsiniz.
* Bebeğinizin tırnaklarını o uyurken kesmek daha kolaydır çünkü bebek hareketsiz olacaktır. Ancak bebeğiniz yüzü koyun yatarken bu işlemi yapmak zor olabilir.
* Bu işi uyanıkken yapmak isterseniz öncelikle bebeğinizi düz bir yüzeye koyun ve bir elinizle parmaklarını tutup, diğer elinizle tırnaklarının beyaz kısmından biraz bırakarak ve düz bir şekilde kesin.
* Eğer siz, bebeğinizin tırnaklarını keserken onu incitmekten korkuyor ve heyecanlanıyorsanız, bu heyecanınız ona da geçeceği için sürekli hareket ederek bu basit işlemi oldukça güç hale getirecektir. Böyle bir durum söz konusuysa, tırnak bakımının bir kabusa dönüşmemesi için siz bebeğinizin tırnağını keserken başka birinin de onun ellerini tutarak size yardımcı olmasını sağlamalısınız.

1 Şubat 2008 Cuma

Son durum değerlendirmesi

Yılın ilk ayı biterken bir son durum değerlendirmesi yapmak istedim. Beslenme: Kilonun son durumunu 3 gün sonraki kontrolde öğreneceğiz. Zeyno hala sadece anne sütüyle besleniyor. (Anneannesi tarafından yalatılan turşu suyunun, limonun ve kaşar peynirinin; babaannesi tarafından "ama kokar, yazık" diyerek kaşla göz arasında tattırılan sarmısaklı yoğurdun ve bizim verdiğimiz elmanın, armudun, muzun ve havucun tadını da biliyor!) Ama artık sadece benim sütümün ona yetmediği belli. Gün içinde tüm oyalamalara rağmen yaklaşık 1,5-2 saatte bir emmek istiyor. Geceleri de artık 3 hatta 4 kez uyanıyor. Bu kontrolde ek besinlerin verileceği artık kesin. Lütfen, lütfen, lütfen...
Emzik: Daha doğduktan sonra hastanedeyken emzik emmeye başlayan Zeyno, eve geldikten sonra 2,5 ay reddetmişti emziği. Sonra anneannenin sabırlı ısrarları sonucu bir gün aniden cokur cokur emmeye başlamıştı. Tıpkı başladığı gibi yine birden bıraktı ama. Üstelik şimdi daha şiddetle reddediyor. Ya ağzını kapatıveriyor, ya ağzında geveliyor ya da kendi elleriyle sıkı sıkı tutup, ittiriyor. Günün birinde bu lastiği emmesini bu kadar isteyeceğim hiç aklıma gelmezdi.
Uyku: Emzik bitti, uyku şekli de değişti. Eskiden uykuya dalması için birkaç dakika emziğini emmesi yeterliydi. Şimdi ise emzik olarak beni kullanıyor. Üstelik uykuya daldıktan sonra yerine koyduğumda bazen 5, en fazla 30 dakika sonra ağlayarak uyanıyor. Yok sonuna kadar kucağımda tutarsam en az 1 saat uyuyor ama. Şu andaki en önemli sorunumuz bu. Bu işe bir çözüm bulmam lazım. Tüm tavsiyelere açığım.
Oyun: Her geçen günle aramızdaki bağ kuvvetlenip, Zeyno çevresinde olup bitenlerin farkına daha çok vardıkça birlikte zaman geçirmek de daha eğlenceli olmaya başladı. Ama uyku süresi azaldığından, O'nunla keyifli vakit geçirmek için artık daha yaratıcı olmak gerekiyor. Şu sıralar O kucağımdayken kulağına radyoda çalan şarkıyı mırıldanıp dansetmemden, pencereden dışarıyı seyrederken O'na olanları anlatmamdan, gözlerinin içine bakarak konuşmamdan ve parmak kuklalarını konuşturmamdan çok hoşlanıyor. Evde birlikte yapılabilecekler konusundaki yaratıcı fikirlerinize de açığım. Havalar ısınınca işimiz kolaylaşacak sanırım. Atacağız kendimizi dışarlara...
Ve bir not: Aslında bunu uzun zamandır yazmak istiyordum ama bir türlü olmadı. Hazır yeniden aklıma gelmişken bu kez hemen yazayım. Buzdolabımızın üstünde, dünyanın dört bir yanından gelmiş magnetler var. Londra, Amerika, Tunus, İspanya, Yunanistan, Portekiz, Fransa... Bunları biriktirdiğimi bilen, yurtdışına giden her arkadaşımız mutlaka bir tane getiriyor. Hepsi de birbirinden renkli. Bu nedenle Zeyno'nun ilgi göstermesi normal. Ancak içlerinde sarı renkli bir Paris magneti var ki, bunun sırrını henüz çözemedik. En huzursuz anında, hatta ağlarken bile Zeyno'yu buzdolabının önüne götürdüğümüzde, kısa bir taramanın ardından bu magnete odaklanıp, gülmeye başlıyor. Hem de çığlık ata ata. Bizim yorumumuz Paris'e gitmek istediği yönünde. Zaten bundan 3 sene önce Paris'e gittiğimizde Disneyland'ı gezme planımıza almamış, çocuğumuz olunca Paris'e bir kez daha gelir, o zaman Disneyland'a gideriz demiştik. E, verilen sözü tutmamak olmaz di mi ama? :)

Fotoşoplu vesikalık

Bloğun adına uygun olsun diye bugünden bir fotoğraf seçip, yükledim. Ama yazacağım konu alttaki iki fotoğrafla ilgili. İyi bakın bu iki fotoğrafa; aslında ikisi birbirinin hemen hemen aynı. Merak etmeyin 7 farkı bul oyunu oynamayacağız :) Soldaki Zeynep'in 127. gün fotoğrafı. Zaten daha önce de bu blogda yer almıştı. Şimdi gelelim sağdakinin hikayesine. Uzun zamandır savsakladığımız yeşil pasaport olayını nihayet hallettik. Ada'dan bir yere giderken, unuttuğun bir şeyi almak için eve dönme şansı genelde olmadığından, akşamdan hazırladık gerekli belgeleri: Nüfus cüzdanları, eski pasaportlar, yeşil pasaport için doldurduğumuz belge ve Osman'la benim 4'er adet vesikalık fotoğrafı. Kendi fotoğraflarımızı koyarken gülüştük aramızda: "Zeyno'ya da vesikalık isterler mi acaba? Ha ha ha..." Sakın siz de gülmeyin ha, istiyorlar(mış). Sabah erkenden evden çıkan Osman, öğlene doğru gülerek aradı: "Artık kızımızın vesikalık fotoğrafı var" Bebeğinize pasaport çıkarmak isterseniz, O'nu ya annenin ya da babanın pasaportuna kayıt ettirebiliyorsunuz. Bu durumda diğer kişinin muvaffakat vermesi yeterli. Yani pasaport için başvurduğunuz emniyet müdürlüğünde bir kağıt dolduruyorsunuz. Yok eğer ayrı bir pasaport çıkarmak isterseniz o zaman noterden hem annenin hem de babanın imzalayacağı bir kağıt almak gerekiyor. Biz Zeyno'yu benim pasaportuma kaydettirdik. Ama yine de bebek için de vesikalık gerekiyormuş. Sakın "4,5 aylık bebeğin vesikalığı mı olur? Zaten bir süre sonra o resimdekine benzemeyecek ki..." diye düşünmeyin. Ben düşündüm, işin içinden çıkamadım. Sonuçta vesikalık istenince Osman gayet pratik bir çözüm bulmuş. İnternet bağlantısı olan bir fotoğrafçıya girmiş, blogdan soldaki fotoğrafı kopyalamış ve bu fotoğraf, fotoğrafçının ufak bir fotoşop müdahalesiyle sağdaki hale gelmiş. Pek güzel olmamış ama en azından işi kurtarmaya yetmiş. Hem benim kızımın Hülya Avşar'dan neyi eksik? Nihayet yeşil pasaportlarımızı aldık, bakalım Zeyno'yla ilk yurtdışına çıkış nereye kısmet olacak?