29 Aralık 2007 Cumartesi

Erkeklere doğum izni

Keşke erkeklere de doğum izni olsa. Mesela 6 ay izne çıkabilseler. Madem annelerin böyle bir hakkı var, babaların neden olmasın? Bebeğin büyümesi için sadece emzirmek yeterli değil ki... Osman izinde olduğu için İzmir'den döndüğümüzden beri evde. Her şey süper... Zeyno'yla bol bol vakit geçiriyorlar. Eğleniyorlar, gülüşüyorlar, konuşuyorlar, geziyorlar. Güneşi görünce, baba-kız bugün başbaşa Ada'yı gezmeye bile çıktılar. Geldiklerinde fotolarını görünce gitmediğime pişman oldum. Ada'nın arka tarafı yemyeşil olmuş. Atlar, kuşlar... Biraz üşümüşlerdi ama yine de güzel vakit geçirmişler. Osman Pazartesi işe başladığında Zeyno'yla başbaşa kalacağız evde yine. Keşke hep tatil olsa... Keşke erkeklere de doğum izni olsa... Tamam 3 aya da razıyım...

Kızımla sohbet ediyoruz

Yaşasın, Zeyno gülüyor. Salya sümük durumları, arada hapşırmalar ve tek tük öksürük hala devam ediyor ama keyfi yerine gelmeye başladı. Hem de ne gelme. Yine susmak nedir bilmiyor. Bugün uzun uzun konuştuk kızımla. Ben anlatıkça o da çığlıklar attı. Ama her biri birbirinden farklı tonda ve vurguda çığlıklar. Yani rastgele değil, anlamlı. Bu gidişle, kelimeler ağzından dökülmeye başladımı onu nasıl susturacağız bilmiyorum ama varsın susmasın. Bu keyif her şeye değer... Kızımla göz göze konuşmak çok, çok keyifli.

Hala keyifsizim...

Bugün ailecek tam kadro evdeyiz. Osman'ın izni devam ediyor. Ama maalesef Zeyno genel olarak hala keyifsiz. Bu problemi daha önce, Zeyno henüz 19 günlükken yaşadığımız için yapmamız gerekenleri biliyoruz. Anne sütüne aralıksız devam, serum fizyolojik desteği ve arada aspiratörle burun temizliği, odada soğuk buhar makinesi çalıştırma. Zeyno henüz sadece anne sütüyle beslenmeye devam ettiğinden ve tıkanıklığı emmesine engel olmadığından ilk adım kolay. Serum fizyolojik işi biraz zorlaştı. O zamanlar bu işi yapmak çok basitti. Şimdi daha burnuna yaklaştırır yaklaştırmaz kafasını hızla sağa sola çevirdiğinden tutturmak zor. Aspiratörle burnunu temizleme işi ise artık tamamen onun keyfine bağlı. Kimi zaman avazı çıktığı kadar ağlıyor, kimi zaman bunu bir oyun olarak algılayıp, çok eğleniyor. Buhar makinesinin bir işe yarayıp yaramadığını ise henüz anlayabilmiş değilim. Bütün gece boyunca çalıştı ama Zeyno'nunkinin dışında bizim burnumuz bile hafif tıkanmıştı sabah. Yine de devam edeceğiz çalıştırmaya. Hem de tüm gürültüsüne rağmen. Zaten Zeyno doğmadan önce yattığım odada en ufak bir saat sesine bile dayanamayan ben, bu gürültüde uyumaya çoktan alıştım bile... Yeter ki O bir an önce iyileşsin ve keyfi yerine gelsin.

27 Aralık 2007 Perşembe

Mutsuzum...

Dün gece tam 11:30'da yattı Zeyno. Hem de uyumadan önce canhıraş biçimde yaklaşık 2 saat ağladıktan sonra. Neden böyle ağladığını anlayamadık. Sanırım havaalanından eve dönerken uyuduğu derin uykudan uyanmak zorunda kaldığı için... Gece mutsuz uyuyan Zeyno bugün de mutsuz uyandı. Ama asıl nedeni bu sabah anladık. İzmir'deyken pek de dikkate almadığımız (hatta yeni öğrendiği bir numara sandığımız) öksürüklerin nedeni, burun akıntılarının habercisiymiş. Tıpkı 2 ay önce olduğu gibi yine burnu sümükle doluyor Zeyno'nun. Hatta bu kez akıyor bile... Zor aldığı nefes nedeniyle de çok mutsuz. Serum fizyolojik ve aspiratör ikilisi yine masanın üstündeki yerini aldı. Umarım en kısa zamanda atlatır. Eve dönerken alışveriş için uğradığımız market ve oradaki rengarenk raflar bile keyfini yerine getirmedi çünkü. Bütün gün küçük bir domuzcuk gibi bakındı durdu etrafa.

Dönüş zamanı

Neden tatiller bu kadar çabuk geçer? İşte İzmir'den eve dönüş vakti geldi bile. Ben yine bavul toparlama telaşına girmişken, Zeyno son günün keyfini de doya doya çıkardı. Bugün susturamadık adeta onu. Kimin kucağına kurulsa, birkaç zamandır aguların yerini alan çığlıklar neredeyse durmaksızın dökülüverdi ağzından. Boş kaldığı zamanlarda ise afiyetle parmaklarını yemeye devam etti. Adeta geliş gününü tekrar yaşıyorduk. Kaka konusunda tüm gün tık yoktu yine Zeyno'da. Başımıza gelecekleri önceden bildiğimizden havaalanında uçağa binene kadar gözünün içine baktık, ama yok. Havalanmamızın üstünden 10 dakika kadar geçmişti ki, korktuğumuz oldu. Eve varana kadar durumun ne kadar vahim olabileceğini bildiğimizden tuttuk tuvaletin yolunu. Bir kişinin bile zor sığdığı o daracık kabinde temizleyiverdik Zeyno Hanım'ı. O mutlu, biz kan ter içinde döndük koltuklarımıza. Şimdi düşünüyorum da, 7000 metrede ve küçücük bir kabinde bu işi yapmak yerine, sonuç ne kadar vahim olursa olsun eve dönmeyi beklese miydik acaba?

Yaşasın Kipa

Ne Carrefour, ne Tansaş ne de diğerleri... Bence Kipa 1 numara. Keşke İstanbul'da da olsa... İzmirlilerin vazgeçemediği bu alışveriş merkezinin bir şubesi de Balçova'da (yani kayınvalidemlerin eve sadece birkaç dakika uzaklıkta) olduğundan her gidişimizde mutlaka uğrarız. Zeyno'ya da göstermeden olmazdı. Karnını doyurup, onu arabasına koyar koymaz yine tuttuk Kipa'nın yolunu. Hoş bir tesadüf sonucu 23 Aralık hem Osman'ın hem de babasının doğumgünü. 1 gün rötarlı da olsa dedeye hediyemizi de buradan aldık. Yaklaşan yılbaşı nedeniyle her yer rengarenk ve ışıl ışıl olduğundan Zeyno da Kipa'ya bayıldı. Bu kez uyumadan etrafını bile seyretti.

İzmir mi, İstanbul mu?

Yıllarca inat edip, "İzmir mi daha güzel, İstanbul mu?" tartışmalarında hiç duraksamadan İstanbul tarafını tutuverdim. Aslında bir İstanbullu olarak hala aynı taraftayım ama artık biraz daha düşünüyorum. Bu konudaki katı çizgilerim de esnemiş durumda. İzmir'de en az İstanbul kadar güzel bir şehir bence. Sadece her iki şehrin birbirinden daha üstün yanları var. Artık her gidişimizde İzmir'i daha çok keşfe çıktığımızdan, ben de daha çok seviyorum bu şehri. Bu kez hem tatil süresinin kısa olması hem de bayram ziyaretleri nedeniyle pek İzmir'i gezme fırsatı bulamadık. Ama iş arkadaşım Hasan'la buluşma bahanesiyle bir ara Konak Pier'e attık kendimizi. Eskinin balık hali, şimdinin alışveriş merkezi Konak Pier, her şeyden önce büyüleyici bir yapı. (Bu kez sadece Home Store'de oturup kahve içtik ama ilk fırsatta daha detaylı gezmeli burayı) Sanırım Zeyno da burayı çok sevmiş olmalı ki, biz sohbet ederken o da parmaklarıyla oynamanın keyfini çıkardı uzun uzun. Mıkırdandığı durumlarda ise Osman ve hala yetişti imdadıma. Böylece ben de Hasan'la uzun uzun dedikodu yapabildim :) İnsan şirketten uzak home office çalışınca, işten birini gördüğünde yapışıyor yakasına "e, anlat bakalım" diye...

Kız halaya...

Kız halaya oğlan dayıya benzer derler. Bizde sağ yanaktaki ufak gamzenin dışında maalesef pek tutan bir taraf yok. Oysa gözleri Elif'inki gibi mavi, gamzesi de yine onunki gibi iki yanakta ve daha derin olsa ne güzel olurdu... (Şimdi fotoğrafa bir kez daha dikkatli baktım da, aslında benziyorlar galiba...)

İlk uçak yolculuğu

Bayramın ikinci günü. Bu akşam 18.30 uçağıyla İzmir'e gideceğiz. Yani Zeyno ilk kez uçacak... Yine heyecanlı ve meraktayım çünkü bilmem kaç bin metre yukarda Zeyno'nun neler yapacağını bilmiyorum. (Zeyno'nun bu endişeli bakışı da heyecandan mı acaba?) Uçuş saatine 45 dakika kala havaalanındayız. (Artık daha erken gitmenin bir anlamı olmadığını iyice anladım. Hatta bu bile erken) Bavulumuzu ve Zeyno'nun arabasını bagaja verip, pusetini yanımıza alıyoruz. Check-in'de bittiğine göre sıra beklemede. Uçuşa 30 dakika kala kapılara çağrı yapılıyor. Sabiha Gökçen Havaalanı'nın salonları o kadar küçük ki, zaten kapının hemen önünde oturduğumuzdan acele etmiyoruz. Kuyruk bitsin geçiveririz hemen... Diye düşünüyoruz biz. Ama olmuyor tabii. Tam kuyruk sona gelmiş, biz kalkmaya hazırlanırken Zeyno gözümüzün içine baka baka kakasını yapıyor. Hem de ne yapma. Bu iş için bütün gün kılını bile kıpırdatmamışken neden şimdi? Bir an Osman'la birbirimize bakıp, sessiz düşünüyoruz. Uçakta temizlemekle uçağa binmeden temizlemek arasında gidip geliyor düşüncemiz. Bir anda saatimize bakıp, fırlıyoruz tuvaletlerin olduğu bölüme doğru. Daha 20 dakikamız var. Ama o da ne, geldiğimiz taraftaki bebek bakım odası personel ofisine dönüşüvermiş. Haydi koştur bakalım koridorun öbür tarafına. Daha koşarken çıkarmaya başlıyoruz bezi, ıslak mendili... Hayatımızın en kısa alt değiştirmesini yapıp, tekrar koşturmaya başlıyoruz. Çıkış kapısına vardığımızda soruyor görevli: "Gençtürk ailesi?" Assolist edasıyla en son yolcular olarak 18:25'te biniyoruz uçağa. Ve hoppp havadayız. Süper, acaba bunu hep yapsak mı? Yanımızdaki koltuk boş. Uçaklarda koltuk araları gitgide daraldığından boyuna değil ama enine doğru yayılıyoruz. Hemen emzirmeye başlıyorum Zeyno'yu, keyfi gayet yerinde. O gazını çıkarana kadar inişe geçiyoruz. Yani neredeyse aralıksız emmeye devam... İnsan oğlu kuş misali. Öğlen İstanbul'da yemeğimizi yiyoruz, akşam İzmir'de... Zeyno'yla ilk uçak yolculuğunu gayet iyi atlatmışız. Keyfimiz gayet yerinde. Darısı dönüşün başına...

Bayramlık ciciler

Hamileliğimin ortalarıydı sanırım. İş seyahati için Paris'e giden Nurcan, koca bir torbayla dönmüştü Zeyno için. Geldiğini duyar duymaz yeni cicileri görmek için onlara gitmiştik. Neler yoktu neler... Elbiseler, hırkalar, ayakkabı ve hatta bir bikini. Günlerce dolaptan çıkarıp çıkarıp bakmıştık bunlara. O günden beri bu elbiseyi ve kadife ayakkabıyı Zeyno'ya giydirmek için heyecanla bekliyorduk. Sonunda zamanı geldi. Saçları döküldüğü için son dönemde Alican'a dönen Zeyno, bu kıyafetle bir anda hanım hanımcık oluverdi. Aslında bu elbise için hayalim düz pembe bir t-shirt ve düz pembe bir çorapla giydirmekti ama eldeki uygun t-shirt kısa kollu olduğundan ve alınan çorap büyük geldiğinden bunlarla idare ettik şimdilik. Bu arada fotoğrafta tam olarak belli olmuyor ama Zeyno anneanne desteği sonucu böyle ayakta durabiliyor. Yoksa bir mucize gerçekleşmiş değil. Bayramlık elbise de giyildiğine göre sıra bayram harçlıklarını toplamada :)

Yolculuğa hazırlık...

Bugün Arife. Bayramın ilk gününü İstanbul'da geçirdikten sonra ikinci gün İzmir'e gideceğiz. Yani yaklaşık 1 hafta kadar yokuz evde. Bu da koca bir bavul hazırlamak demek(miş). Sabah erkenden açtım bavulu odanın ortasına. Bir şey unutmamak için aklıma geleni koyuyorum içine. Akşama doğru bavul tıkabasa doldu ama hala pek çok şey dışarda. Üstelik bavulun neredeyse tamamı Zeynep'in eşyalarıyla dolu. Bayramlık cici kıyafetler, tulumlar, pijamalar, çoraplar, önlükler, tülbentler, şapkalar... Ve tabii tüm bunların yedekleri. Battaniyeler, ilaçlar, oyuncaklar... Sonunda bazı şeylerden vazgeçiyorum. Yoksa çıkamayacağım bu işin içinden. Ben tüm gün evi toparlamak ve bavul hazırlamakla uğraşırken Zeyno'da sık sık şekerleme yaparak yardımcı oldu bana. Hatta bu şekerlemelerden birkaçını pusetinde yaptı. Akşam yataklarımıza yattığımızda yolculuk için tamamen hazırdık. Ama ben "acaba bir şey unuttum mu?" diye düşünmekten, bavula koyduklarımı tekrar tekraraklımdan geçirmekten bir türlü uykuya geçemedim. Oysa ne kolaydı eskiden bizim için seyahat etmek, bir yerlere gitmek. Çantanın içine birkaç çamaşır ve diş fırçası attın mı tamam... Ama ne yalan söyleyeyim daha yorucu olan bu yeni hazırlığımız çok daha eğlenceli. Hele hele götürülecek kıyafetlerin seçimi.

18 Aralık 2007 Salı

Çok soğuk...

Birkaç gündür hava çok soğuk. Ada ise uçuyor adeta. Sabahları yattığımız odayı biraz havalandırıp, hemen kapıyorum camı çerçeveyi sıkı sıkı. Soğuk havanın benim için en sıkıcı yanı ise Zeyno'yu kat kat giydirmek zorunda kalmam. Ben üşüdükçe Zeyno'yu da giydiriyorum. En ufak bir tuvalet kazasında ise soyundur hepsini, yenileri giyindir yine kat kat. Üstelik bu soyundurup giyindirme işini hala çok iyi becerdiğim söylenemez. Zeyno hiç durmadan hareket halinde olduğundan bu iş benim için daha da zor bir hal alıyor. Baharın gelmesini dört gözle bekliyorum. Hele yazı... Giydir bir kolsuz elbise ya da bir şort-t-shirt, yallah dışarı... Ya sabır, bahara kaldı 2,5 ay. Bahar geldimi yaz geldi demektir zaten...

ve 100. gün

Bir takım 100. yılını doldurdumu büyük kutlamalar yapar. Bir firma eğer kuruluşunun 100. yılını kutluyorsa sırtı yere gelmez artık kolay kolay. Biz de bir kutlamayı hak ettik, çünkü bugün 100. günü geride bıraktık. Bu fotoğraf 100. günün akşamından. Gün içinde bol bol şekerleme yapan Zeyno, akşamları uyku öncesi şekerlemesini mutlaka bir omuzda yapıyor. Saat 20:00 civarı. Arka fonda 102.0 Radyo Lounge müzikleri. Zeyno babasının omuzunda, yarı uyur yarı uyanık halde keyif yapıyor. Her ne kadar omzunda taşıyanın beli biraz ağırsa da, biz de büyük keyif alıyoruz bu durumdan. Kafasını omzunuza gömüp, elleriyle de size şöyle bir sarıldı mı... Kim şikayet eder bel ağrısından. Hatta akşamları "sen-ben kavgası" bile çıkıyor aramızda Osman'la :)

Ana kız başbaşa

Bugün Pazar. Osman nöbetçi. Bugüne kadar Zeynep'le hiç yalnız kalmamıştık evde. Daha önce Osman'ın nöbetçi olduğu günlerde annem gelmişti hep yanımıza. Bu kez Osman'ın bugün nöbetçi olduğundan haberdar değil. Şu sıralar bayram temizliği, bayram hazırlığı derken epey yoruldu. Bir de bana koşturmasını istemediğimden söylemedim. Zaten hava da çok soğuk. Yani bu Pazar ana kız başbaşayız evde. Zeyno'da ben de pijamalarımızı çıkarmadık üstümüzden. O günlük kuş uykularını yaptıkça ben de ona eşlik ettim. Yani bol bol tembellik yapıp, soğuk bir Pazar gününün hakkını verdik birlikte. Bu arada fotoğraftaki emziği görünce aklıma geldi. Emzik maceramızı bir ara epey yazmıştım ama sonra bıraktım. Oysa düzene girdi artık bu olay. Zeyno sadece uykuya dalarken emzik emiyor. Emiyor, emiyor, derin uykuya geçerken de fırlatıveriyor... Ama bu emzik sayesinde sallayarak uyutmaktan kurtulduk çok şükür. Böylece uyumak için beşiğini tutturmaktan da vazgeçti...

15 Aralık 2007 Cumartesi

Hamam sefası

Çarşamba günkü doktor kontrolümüzden iki reçeteyle ayrılmıştık. İdrar tahlili ve reflü sintigrafisi... İdrar tahlili konusunda sorun yoktu ama sintigrafi hakkında en ufak bir fikrim olmadığından ertesi gün önce internette sonra da telefonla kısa bir araştırma yaptım. İlk bulduğum bilgi sintigrafi denilen şeyin nükleer görüntüleme merkezlerinde çekildiği oldu ki, bu bile başlı başına moralimin bozulmasına yetti. İnternette nasıl çekildiğine dair detaylı bir bilgi olmadığından birkaç görüntüleme merkezini telefonla arayıp bilgi aldım. Zeyno sadece anne sütüyle beslendiğinden, sütümü sağıp yanımda götürecektim. Buna bir ilaç katarak Zeyno'ya içireceklerdi. Ardından da anladığım kadarıyla ultrasonvari bir aletle 40 dakika kadar süren görüntüleme işlemi başlayacaktı. Zeyno'nun 40 dakika nasıl kıpırdamadan duracağına gelince... Bir merkeze göre, birisi onu tutacaktı. Bir diğerine göre ise anesteziyle uyutulması gerekiyordu. Doktorumuza çok güvenmemize rağmen bu iki görüşmenin ardından sintigrafi çektirmekten vazgeçtik. O günden bugüne kadar Zeyno'yu emzirirken biraz daha dik tutup, emzirme sonrasında da gazını çıkarırken tam olarak dik tutmaya dikkat edince aşırı kusma olayımız geçiverdi zaten. Hal böyle olunca bugünkü programımız tamamen değişti. Sabah uykusunun ardından keyifli bir banyo yaptı Zeyno. Başına su dökerken biraz ağlamanın dışında gıkını bile çıkarmadı bu kez. Sabahtan beri güneş alan odası hafif yollu hamam kıvamına geldiğinden olsa gerek, O'da tam bir hamam sefası yaptı. Sonrasında nemlendiriciyle yapılan masajın keyfini çıkardı. Ve ardından güzellik uykusu...



Cimnastik arkadaşı

Bir Bağdat Caddesi buluşması planlamış, bu buluşmada almıştık cimnastik arkadaşını Nurcan'dan. Pamir'in pek çok kıyafeti gibi, oyuncakları da yavaş yavaş bize transfer olmaya başlamıştı. Aldığımdan bu yana paketinde duruyordu bu oyuncak. Zeyno 3 ayını geride bırakıp, hem sırtüstü hem de yüzüstü daha uzun süre vakit geçirmeye başlayınca ortaya çıkarma vakti geldi diye düşündük. Dün akşam kısa bir deneme yaptık. O şaşırdı, biz çok eğlendik :) Bir süre vakit geçirdi üstünde ama yine de tam olarak neler olduğunu anlayamadı. Her şeyin tam olarak farkına vararak bu oyuncağın keyfini çıkarması için biraz daha vakte ihtiyacı var sanırım. Önce kasları biraz daha kuvvetlendirmeli...

Yılbaşı süsünden oyuncak

Yeni yıla sayılı günler kaldı. Her yer ışıl ışıl. Caddeler, vitrinler, mağazalar... Annemlerde kalırken, Zeyno sabah uykusunda olduğu bir gün, bolca Nivea ıslak mendil almak için Carrefour'a gittik babamla. (En ucuz orda. Paketi 3.95) Carrefour'da da dağ taş yılbaşı süsü olmuştu. Yılbaşında ev süsleme adetimiz olmadığından normalde pek dikkatimi çekmez bu süsler ama annemin de önerisiyle bu kez Zeyno'ya oyuncak yapmak üzere ilk iş o raflara yöneldim. Rengarenkti her yer. 3'ü 1.75'e satılan renkli toplardan 3 renk aldım. Mavi, sarı ve tabii ki kırmızı. Niyetim bu topları yatağındaki dönenceye asmaktı. Ama eve gelir gelmez pusetinin kulpuna bağlayıverdim. Zeyno bayıldı bunlara. Ayağını hareket ettirdikçe puset sallanıyor, puset sallandıkça da bu renkli toplar. Onun için tam bir mucize. Hayran hayran bakıyor bu parlak toplara. Kıssadan hisse oyuncak için para dökmeye gerek yok. Biraz yaratıcılık yeterli. Zira daha önce bence gayet pahalıya satın aldığımız, içinde renkli toplar olan balığın yüzüne bile bakmıyor...

12 Aralık 2007 Çarşamba

Doktor dönüşü

Bugün 3. ay kontrolü için doktora gittik. Geçen aydan bu yana 640 gr almış Zeyno. Bu rakam geçen aylardaki artışa göre oldukça az ama ayda 600-1000 gr arası bir artış beklendiğinden normal sınırlar içindeymiş. Boyu da 2,5 cm daha uzayarak 61,5 olmuş (kısalan pantolonların nedeni belli oldu). Bu kontrolde yine aşı vardı. Prevenar aşısının ilk dozu yapıldı. Bu aşının karışımı yaktığından Zeyno ağladı ama umduğumuzdan daha kolay sakinleşti. Bir süredir gün içinde sık sık kustuğundan iki reçeteyle ayrıldık kontrolden. İdrar tahlili-kültürü ve reflü sintigrafisi yapılacak. Çünkü kusmasının nedeni gizli ilerleyen bir enfeksiyon veya reflü olabilirmiş. Eğer gelecek ay kilo alımı normal değerlerin altında kalırsa doktor anne sütüne ilave yapacak...
Her zamanki gibi 14:00 vapurunu kaçırdığımızdan, dönüşte 16:30 vapuruna kadar Kahve Dünyası'nda vakit geçirdik. (Burada her ay merhabalaştığımız Ahmet'e göre Zeyno çok büyümüş) Ve tabii dayanamayıp sandviçlerin üstüne koca birer dilim de pasta yedik. Bu kez Zeyno'nun arabasını almadığımızdan vapurda üst kata çıktık. Kaloriferlerin sıcağından neredeyse herkes mayışmıştı vapurda. Bir gece önce nöbetçi olan Osman'la, bacağından aşı yiyen Zeyno'da daha fazla dayanamayıp, vapur koltuğunda uykuya yenik düştü. Hem de başbaşa...

Uzun bir uykunun ardından...

Zeynep'in sabah hallerine bayılıyoruz. Biz ona "günaydın" derdemez onun da gülmesi, uzun uzun gerinmesi, şaşkın şaşkın bakması, ayılmaya çalışması... Onun sayesinde artık güne her zamankinden çok daha erken başlamamıza rağmen hiç şikayetçi değiliz bu durumdan. Çünkü yine onun sayesinde çok daha eğlenceli başlıyoruz güne. 24 saat canlı youtube gibi Zeyno :))


Yeni oyun

Geçen Pazar Osman'ı iş seyahatine yolcu ettikten sonra biz de tasımızı tarağımızı alıp, bir sonraki vapurla annemlere gitmiştik. Her şey süperdi. Sürekli ilgi, gezme, hazır yemek... Ama artık evimizdeyiz, ana-kız bir haftalık saltanatımız sona erdi. Valizimizi (tamamı Zeynep Hanım'ın kıyafetleri ve aksesuarlarıyla dolu!) boşalttıktan sonra ilk iş bir haftadır yıkanmayan Zeyno Hanım'ı banyo yaptırdık. Tabii yine ağlama eşliğinde. Ama artık alıştık bu duruma. Ben suyu yavaş yavaş dökerken önce "kurtar beni" dercesine Osman'a, ardından bana bakıyor, istediği yanıtı alamayınca da ağlamaya başlıyor. O ağlayınca biz yıkamaya hız veriyoruz, banyo sonrası bakımını yaparken o hırstan ağlamaya devam ediyor, sonunda da emzirilerek sakinleştiriliyor... Bu bizim için bir banyo klasiği artık. Bu fotoğraf da bu klasiğin son adımından bir kare. Zeynep Hanım temizlenmiş, bakımı yapılmış, memede sakinleşiyor... Ve yeni numarasını gösteriyor bize... Birkaç kez em, sonra bakışlarını annenin yüzüne dikip gülümse ve ağzından sütler aka aka "agu" sesleri çıkar. Sonra yine geri dön emmeye...

9 Aralık 2007 Pazar

Heyytt! Kızdırmayın beni

Saçları iyice dökülen Zeyno şu sıralar tam bir oğlan çocuğu havasında. Hele bir de kızdı mı, anında oluyor Alican. Baksanıza şu fotoğraflara :))

Pembe ayıcık, mavi ayıcık

Dışarı çıkarken bir süredir Yasmin'in gönderdiği "pembe ayıcık" montunu giyiyordu Zeyno. Ama artık bu montun içine sığmamaya başlayınca, Nurcan'dan aynısının bir boy büyüğünü aldık. Tabii bu mont Pamir'in olduğundan bu kez ayıcık mavi geldi. Aslında bence Zeyno'nun mavi giymesinde hiçbir sakınca yok ama genel istek üzerine birkaç pembe anneanne dokunuşuyla mavi ayıcığı pembe ayıcığa dönüştürüverdik. Cep ağızlarına pembe kapakçık, kulakların içine pembe toplar ve sol cebin üzerine pembe bir çiçek... 3 aylık annelik tecrübem sonucu emin olduğum bir şey var, özellikle kıyafet konusunda anneler arası dayanışma şart. Çünkü sadece birkaç giydirme sonrası, kıyafetler yepyeniyken küçülüveriyor. Bakalım bizden sonra bu montu kim giyecek? Ayıcık yoluna ne renk devam edecek?

Zeynep brownie yapıyor

Bugün ayrılığın son günü, Osman akşam seyahatten dönüyor. Hazırlık yapmak lazım. Ana-kız brownie yapmak üzere mutfağa girdik. Hani şu Dr. Oetker'in, un karışımı kutuda satılanlarından. Sonuç muhteşem oldu. Kutunun üstündeki tarifi aynen uygulamak yeterli. Üstelik çok da pratik. Hazırlık aşaması yaklaşık 15 dakika kadar sürüyor. Ama bizde araya karşılıklı agulaşmalar, gülüşmeler ve gözgöze söylenen şarkılar girince biraz uzadı :))

Sadece Zeynep

Daha önce birçok kez denedim ve çok şükür kötü bir tecrübe yaşamadım ama yine de internetten alışveriş konusunda hala biraz tedirginim. Kredi kartı tedirginliğimi ödemeyi havale yolu ile yaparak hallediyorum. Bir malı görmeden, ellemeden, hatta biraz mıncıklamadan almak ise huzursuz ediyor beni. Ancak internette yaptığım son alışveriş, bu konudaki tüm tabularımı yıktı. Takip ettiğim bloglardan Civciv Zeynep'in giydiği "özel t-shirt"lere hem bayılarak hem de hafif yollu kıskanarak bakıyordum ki, sonunda babası nereden aldıklarını yazdı, simply colors. Bu bilgiyi alır almaz ilk iş siteye girdim, girmekle de kalmayıp hemen sipariş verdim. İşin bu kısmı çok eğlenceli. Önce ne almak istediğinize karar veriyorsunuz, ardından da ne renk istediğinize. Ve en vurucu kısım, seçtiğiniz ürünün üstüne yazılacak yazı... Kopya çekmek için daha önceki sipariş örneklerine tıkladım. Çok yaratıcı ve çok komik olanlar var. Onları okurken aklıma geldi, "sadece Zeynep". Akşam Osman'a soruyorum ne yazalım diye. Cevap veriyor: "Sadece Zeynep" :)) İki anlamı var bunun bizim için. Birincisi "ikinci ismi ne?" diye soranlara cevap. İkincisi ise hayatımızda şu sıralar her şeyin artık "sadece Zeynep" için olduğu. Yazının karakterini de seçtikten sonra siparişi verip, ödemeyi yine internet üzerinden havaleyle yapıp, heyecanla beklemeye başladım. Ve inanılmaz sonuş. Ada'nın gayet kısıtlı kargo ulaşım şartlarına rağmen siparişim ertesi gün kapıda! T-shirtler çok eğlenceli. Hala biraz büyükler ama sonunda dayanamayıp birini giydirdim.

5 Aralık 2007 Çarşamba

Tatlı niyetine

Derin uykuda olduğu zamanlar hariç hiç durmuyor Zeyno'nun ayakları ve elleri. Ayaklar sürekli pedal çevirir durumda. Eller ise ağızda. Emmeye başlamadan önce iştah açıcı, emdikten sonra da tatlı niyetine... Her daim eller yalanıyor, emiliyor. Hem de büyük bir iştahla, şapırdata şapırdata... 3. ay gelişiminin bir parçasıymış bu el emme durumu. Yani endişe edilecek bir durum yok. Ancak sürekli tükürükle ıslandığından maalesef Zeyno'nun elleri hep soğuk. Ama üşümüyor sanırım...

Büyükdede ziyareti

Bugün büyükdedeyi (annemin babası) ziyarete gittik. Daha doğrusu büyükdedenin evinde toplandık. Sayımız eskiye oranla biraz azdı ama yıllar önce genelde cumartesi günleri çoluk çombak toplandığımız masanın etrafındaydık yine. Bu kez annem anneanne, ben ise anne olarak oturdum masaya... Günün iki önemli anı vardı bence. Biri Zeyno'yla Hacıbabamın (büyükdede) buluşması. Onun sevgi dolu bakışlarına gülerek cevap verdi Zeyno. Diğeri ise Pamir'le Zeyno'nun yanyana geldiği an. Bizim küçükhanım Pamir'e pek yüz vermedi ama Zeyno'yu görünce heyecanlanan Pamir önce ellerini sonra da yüzünü öptü Zeynep'in. Ne de olsa o artık abi... :))

3 Aralık 2007 Pazartesi

Sabah keyfi

Sabah uynadıktan sonra, altı değiştirilip bir de üstüne emdi mi Zeyno'dan mutlusu yok. Sonra alın karşınıza başlayın gülüşüp, mıkırdanmaya. Şimdiye kadar bu keyfi babasıyla yapmaya alışık olan Zeyno, bugünki sabah keyfini biraz şaşkınlıkla karışık da olsa dedesiyle yaptı. Çünkü Osman iş nedeniyle 1 hafta bizden ayrı olacak. Daha önce nöbetler nedeniyle Zeyno'yla günlük ayrılıkları çok olmuştu ama ilk kez bu kadar uzun zaman ayrı kalacaklar. Yoğun ilgi nedeniyle Zeyno ilk günü ayrılığın pek de farkına varamadan geçirdi. Acaba baba cephesinde durum nasıl? Maalesef bir hafta boyunca telefonla iletişim de yok :((

Fotoğraflardaki tek el

Her iki fotoğrafa da dikkatlice bakın. Her ikisinde de sol taraftan kareye girmiş tek bir el göreceksiniz. Tek el var çünkü diğer el fotoğrafları çekiyor. Her iki fotoğraf da benden gizli şekilde Osman tarafından çekildi. Gizli çekti çünkü bu hareketler için daha erken olduğunu düşündüğümü ve hafif yollu kızacağımı biliyor. Ama özellikle Zeyno'nun kucağımızda oturmaya başlaması çok hoşuma gidiyor... :)

Bırrrr...

Zeynep 84. gününde ilk kışına merhaba dedi. Bugün 1 Aralık yani resmen kışa girdik. Ama güneşe aldanan biz attık yine kendimizi dışarı. Aşıklar Yolu'ndan kısa bir Ada turu yaptık. Her zaman arabasında kıpır kıpır olan ve ellerini bir türlü battaniyesinin altında tutamadığımız Zeyno bu kez hiç kıpırdamadı. Yaklaşık 1 saat süren yürüyüş boyunca ellerini battaniyesinin altından hiç çıkarmadığı gibi, ara sıra gözlerinin üstüne kayan şapkasına bile ses çıkarmadı (ki başka zaman olsa buna sinir olur ve hemen kıyameti koparır). Dönüş yolunda ise patlıcan burnu, kızaran yanakları ve "hadi artık sıcak evimize gidelim lütfen" diyen gözleriyle bakıyordu bize. Galiba bugün hava gerçekten çok soğuk :))