31 Ekim 2007 Çarşamba

Emzikte son noktamız

İlk günden beri bu emzik olayını bir türlü çözemedim ben. Aslında başlarda son derece karşıydım bu kauçuğu emmesine ama sonradan anladım ki, bebeklerin emme refleksiyle başa çıkmanın başka bir yolu yok. Ya emzik, ya parmak ya da tulumunun kolları... İlla sakinleşmek için bir şeyler emilecek. Bu durumda ben tercihimi emzikten yana kullandım ama Zeyno Hanım benimle aynı fikirde değildi. Ancak galiba bugün bu işi başardık. Daha önce sadece birkaç kez yalancı memeyi kabul eden Zeyno, dün uykularına dalmadan önce şapur şupur emziğini emdi ve sakin sakin uyudu. Bakalım ilerleyen günlerde neler olacak?

Koltukta koltuk keyfi

Tatilin son günü ve biz yine dışarlardayız. Zeyno vapur yolculuklarına iyice aşina artık. Üstelik kendi koltuğu ve eşyaları sayesinde genelde tek başına bir büyük koltuk kapatıyor. Sonra da yolculuk boyunca gel keyfim gel...

28 Ekim 2007 Pazar

Bugün neler oldu neler...


Dün gece saatler bir saat geri alındığı için şaşırdığından mıdır, yoksa tatil günü bize torpil yapıp, biraz daha fazla uyumamızı istediğinden midir bilinmez, Zeyno her zamankinden bir saat daha geç, 08:30'da uyandı bugün. Sütle yapılan sabah kahvaltısının ardından keyfine diyecek yoktu. Ama bu keyifli mıkırdanmaların yorgunluğuna daha fazla dayanamadı ve bir saat sonra tekrar uykuya daldı. O uyurken güneşin iyice yükselip, ısıtmaya başladığını görünce, dünden kalma hızla, bugün de kendimizi sokaklara atmaya karar verdik. Önce Ada'da kısa bir tur attık... Ama daha evden çıkar çıkmaz yeniden uykuya dalan ve sadece arada sırada gözllerini biraz aralayan Zeyno, maalesef çevresindeki hiçbir şeyin farkına varamadı. Onun bu derin uykusundan istifade, yürüyüş dönüşü sahildeki çay bahçelerinden birine attık kapağı. Gazetemizi burada içtiğimiz çayların eşliğinde okuduk. Eve döndüğümüzde, ne olur ne olmaz diye hediyesini sabah verdiğimiz Ceren'in doğumgünü partisine denk geldik bahçede. Böylece Zeynep daha 51 günlükken hayatının ilk partisine katılmış oldu. Biz de artık Zeynep sayesinde çocuklardan doğumgünleri için davet almaya başladık :) Eve dönüşte Zeyno'yu iki sürpriz bekliyordu: Banyo ve yeni yatağına geçiş. Banyoyu her zamankinden daha sakin bir krizle atlattık. Yeni yatak olayını ise pek kavrayamadı sanırım. Önce uzun uzun tepesinde dönüp duran oyuncaklara baktı. Biz tam "oldu bu iş" derken kolik saati geliverdi ve ağlama eşliğinde yataktan baba omuzuna geçildi. Ama gecenin finalinde yine yeni yatağındaydı. Zaten sallanan beşiği çoktan odadan çıkardık bile. Yani bugün Zeyno için çok dolu bir gündü. Neler oldu neler...

27 Ekim 2007 Cumartesi

50 uçurması

Böyle bir şey olmadığını biliyoruz. Ama bugün ilk kez gerçek anlamda gezme için dışarıya çıktık. Ne doktora gittik ne de büyük ziyaretine. Saat 12:00 vapuruyla karşıya Bostancı'ya geçtik, biz daha açılmadan önce gözümüze kestirdiğimiz Köfteci Ramiz'de köftelerimizi yedik (Akhisar'da çarşı içinde yediklerimiz kadar lezzetli değildi), Zeyno sütünü emdi. Ardından Nurcan ve oğlu Pamir'le buluşuldu. Nurcan Teyze'nin eli yine boş değildi, bir torba dolusu ganimetle gelmişti. Bu kez kıyafet dışında oyuncak da vardı üstelik. Ardından birkaç çıngırak ve ses çıkaran oyuncak almak üzere oyuncakçılar dolaşıldı ama maalesef istenen şeyler bulunamadığından eli boş çıkıldı dükkanlardan. Ve iskelede bir saat beklemek için koşa koşa 18:00 vapuruna yetişildi. 6 saat süren bu gezinti sırasında Zeynep ne mi yaptı? Keyif... Fotoğraf gidiş yolculuğundan ama 6 saatin çoğunda Zeyno bu durumdaydı...

Nur topu gibi koliğimiz oldu


Hani 40'ı çıktıktan sonra her şey düzene girecekti? Bunu söyleyenleri esefle kınıyoruz. 40'ına kadar gayet düzenli ve sakin giden Zeyno, 40'ından daha doğrusu 45'inden sonra zıvanasından çıktı. Nur topu gibi bir koliğimiz oldu. Artık her akşam saat 19:00 - 21:00 arası aynı şeyleri yaşıyoruz. Önce yavaş yavaş başlayan ağlama krizi, ardından bacakların karna doğru hareketiyle daha da şiddetlenen ağlamalar, arada kısa molalar ve son nokta baba kucağında sakinleşme. Aslında bu da bir düzen galiba değil mi? Şimdi 3 ayın bitmesini bekliyoruz. O zaman her şey düzene girecekmiş. Öyle diyorlar :))

İşte bir uyku pozu daha


Zeynep'in hemen hemen her gün uyurken bir fotoğrafı var. Aslında uykuları çok uzun sürmese videoya çekmek lazım. Canlı yayın youtube gibi olur herhalde. Özellikle yüz ifadesi o kadar çok değişiyorki... Gülüyor, kızıyor, şaşırıyor... İşte uykuda bir kızgınlık anı

İlk oyuncak


Zeynep henüz anne karnında 5. ayının sefasını sürerken, battaniye, nevresim takımı vs. almak üzere gitmiştik IKEA'ya. İşte o zaman vurulduk bu kırmızı hipopotama ve hemen attık sepete. Böylece Zeynep'in ilk oyuncağı da o zaman babası tarafından alınmış oldu. Şimdiye kadar bu oyuncağın Zeynep için pek bir anlamı yoktu ama artık çok seviyor. Çünkü henüz o tutamadığı için annesi tarafından sallandığında ses çıkarıyor bu hipopotam...

23 Ekim 2007 Salı

Böyle nasıl uyunur ki?

Zeynep'in kolları hala hiç durmaksızın ve saçma sapan hareket ettiğinden uyku zamanı ince bir örtünün altına giriyorlar. Ancak gördüğünüz gibi kollardan biri yine firarda. Üstelik öylece havada asılı kalmış. Böyle nasıl uyunur ki?

Yukarıda biri mi var?

Birkaç gündür Zeynep'in bakışlarıyla sesleri takip ettiğinden şüpheleniyorduk. Şüpheleniyorduk diyorum çünkü bazen bunu çok net belli ederken, bazen bütün gürültülerimize rağmen bizi dikkate almıyordu. Ama artık iyice eminiz; Zeynep sesin geldiği yöne doğru dönmeye ve bakışlarıyla hareketi takip etmeye başladı. İşte kanıtı...

İkinci keyif yeri


Baba omuzunun dışında ikinci keyif yeri de anne göğsü. Tabii sadece süt içildiği zamanlarda. Birinin ihtiyaçtan, diğerinin zevkten tercih edildiği düşünülürse insan kıskanmıyor değil hani...

Kocaman gülüş


İşte ikinci ayın beklenen hareketi: Anlamlı kocaman gülüşler. Zeyno her ne kadar baba omuzunda keyiften kendinden geçse de, ilk kocaman gülüş anne omuzunda atıldı. :))

19 Ekim 2007 Cuma

Bir de endamını görelim


Fark ettik ki, Zeynep'in yakın plan fotoğraflarını koymuşuz hep bugüne kadar. Oysa 49 cm doğan kızımız 1. ay kontrolü sonunda 54 cm'e ulaşmıştı bile. Şimdi birkaç santim daha uzamıştır herhalde. Zaten geçen gün televizyondaki bir spor programında seyrettiği şampiyon kıza özenen babası sırıkla atlamacı yapacak Zeyno'yu... :))

Bilin bakalım nerdeyim?


İşte yine günün en keyifli anlarından biri. Babamın omuzunu seviyorummm...

17 Ekim 2007 Çarşamba

Ve nihayet "40"

İlk geri sayım bitti ve nihayet 40. güne ulaştık. Aslında bugüne en uygun foto, Zeynep'in dışarıda yani "40 uçurması"nda çekilmiş bir fotosu olurdu. Ancak doğduğundan bu yana ilk kez dün gece aralıksız 6 saat uyuyan kızımız, bütün günü de yine uyuyarak geçirmeyi tercih etti. Bu nedenle 40 uçurması ancak akşamüstüne kaldı ve sadece baba kucağında sahile kadar inilebildi. Bugünün "uyuyan güzel" fotosunu sabah çektik. Bu kareyi çeker çekmez de aklımıza yazın Datça'da fotoğrafını çektiğimiz kediler geldi. Ama bakmayın siz Zeynep'in "patileri" önünde bir yavru kedi kadar masum yattığına, istediği zaman bir anda kaplana dönüşüveriyor...

Acaba mavi olur mu?


Bütün bebekler mavi gözlü doğuyor, hatta mavimsi gri. Ne zaman renk değiştiriyorlar bilmiyorum ama 40. güne yaklaşırken Zeynep'in gözlerinin rengi açılmaya başladı. Bu durumdan çıkardığımız sonuç: acaba gözleri mavi olur mu? Aslında ben her ne kadar "fark etmez" desem de, içten içe çok istiyorum bunu. Babaannenin ve halanın renkli gözleri de ümidimi arttırıyor. Siyah saçlar ve lacivert gözler, harika olur. Osman ise bu "harika" durumuna biraz temkinli yaklaşıyor...

Kokoş


Zeynep'in kaşları, burnu ve dudakları hiç şaşırtmadı bizi. Aynı o siyah-beyaz ultrason kağıtlarındaki gibi. Ama saçlar konusunda hiçbir fikrimiz yoktu tabii. Saçlı bebek çok mide bulantısı yapar derler ama bence bunu çok reflü yapar diye değiştirmek lazım. Kaynaklara göre hamileliğimin son 3 ayında geçmesi, en azından azalması gereken reflü, bende iyice azmıştı çünkü. Bu arada hamileliğimin sonuna doğru çıktığımız son alışverişte, sanki bilmiş gibi bir tarak-fırça takımı almıştık kızımıza. Şimdi bol bol kullanıyoruz. Biz onun saçlarını fırçalamayı çok seviyoruz, o da saçlarının taranmasını...

14 Ekim 2007 Pazar

Seçim yapamayınca...


Bugünün fotoları arasından bir seçim yapamayınca, daha doğrusu tüm bu bakışları görmenizi istediğimizden bir kolaj yaptık. Zeyno'da daha bakış çookkk. Ama işte birkaçı...

Kızsal bakışlar


Hemen hemen tüm bebekler bir süre birbirine benzer. Eğer üzerlerinde pembe ya da mavi renkte, ayırt edici bir kıyafet yoksa, görenlerin "kız mı, erkek mi?" diye sorması da bundandır. Bu fotoda Zeyno'nun üzerinde pembe tulum var ama mavi olsaydı bile, hangi erkek çocuğu böyle bakabilir ki?

Bayram ziyareti


Bugün Zeynep'in ilk bayramı. Önce Ada'dan karşıya geçilerek dedeyle anneannenin eli öpüldü, ardından hep beraber büyük dedeye (anneannenin babası) gidildi. Ve tabii bayram harçlıkları cebe indirildi...

11 Ekim 2007 Perşembe

Ağlasam mı, ağlamasam mı?


Bebekler büyüdükçe akıllanmakla kalmıyor, büyükleri parmağında nasıl oynatacağını da gayet iyi biliyor. Mesela bu ağlasam mı, ağlamasam mı yüz ifadesi, "beni burdan kaldırmanızı istiyorum. Şimdilik biraz mızırdanarak sizi uyarıyorum ama elinizi çabuk tutmazsanız birazdan yaygarayı koparacağım" demek.

Zafer benim


Çok çaba harcadım ama sonunda karnımı iyice doyurdum, zafer benimdir... Bu arada bu anı belgelemek için ağzımı silinceye kadar bekleseydiniz ya...

9 Ekim 2007 Salı

Aşı zamanı


Bugün doktora 1. ay kontrolüne gidildi, bu kontrolde Hepatit aşısının 2. dozu yapıldı. Foto doktora gidiş yolculuğundan, yine vapurda... Bir günü bir gününe uymayan Zeynep, bugüne kadar reddettiği "yalancı meme"yi, yol boyunca şapur şupur emdi...

Ada sefası


Bugün yazdan kalma bir gün var. Çiçekler de coşmuş durumda. Öğlen ailecek Ada turuna çıktık. Yüzüne Ada meltemini yiyen Zeynep mışıl mışıl uykuya daldığından maalesef etrafındaki güzellikleri göremedi...

Eee... daha daha...


07.10.2007. Bugün bir ayı geride bıraktık. Bu foto yine bir vapur yolculuğundan. Zeynep lafla bizim sohbetimize katılamasa da, çok iyi bir dinleyici...

6 Ekim 2007 Cumartesi

Özgür eller


Sonbahar geldi ama bu Cumartesi yazdan kalma bir hava var. Ailecek yine Adalar-Kabataş vapurundayız. Kabataş'tan Mecidiyeköy'e geçeceğiz. Bugün, doktorunun isteği üzerine kalça ultrasonu çekilecek. Zeynep'in yolculuk keyfinin üzerine bir de ellerinin açıkta olmasının keyfi eklenmiş. Artık elleri eskisi kadar üşümüyor. Dün akşam o karnını doyururken tırnakları da kesildi. Yani artık özgürce dokunma zamanı...

Baba omuzunda


İşte Zeynep'in en keyifli anı. Altı temizlenmiş, karnı doyurulmuş, gazı çıkarılmış, ve... Ve baba omuzunda uyuya kalınmış.

Detaya dikkat


İşte Zeynep'in bir uyku fotosu daha. Ancak bu kez detaya dikkat! Zeynep'in başucunda küçük bir radyo var. Kızımız müzik dinleyerek uyuyor. Daha doğrusu biz onu böyle uyumaya alıştırıyoruz. Kendimizce iki nedeni var bunun: Rahatlaması ve sese alışarak uyuması. Bu arada radyonun frekansı çoğunlukla 88.2'ye yani TRT3'e ayarlı. O bu müzikleri dinlemekten hoşlanıyor mu bilmiyoruz ama biz bu frekansı dinleyerek uyumaya alıştık bile. Özellikle caz ve rock programlarında çalınan parçalar harika. Klasik müzik seçimleri de çok iyi...

4 Ekim 2007 Perşembe

Kartpostal gibi


Bu fotoğrafı gören herkes aynı yorumu yaptı: Kartpostal gibi. Aslında daha önce fotoğraflarda Hülya Avşar'ın selülitlerini ortaya çıkaran ışık, bu kez benim kızımın güzelliğini ortaya çıkardı sadece. Bu arada her ne kadar fotodan belli olmasada Zeynep yine yolda. Ama bir farkla, bu kez arabada değil, Adalar-Kabataş vapurunda. Hem de televizyon çekimine gitmek üzere...

Uyku biraz uyku...


Fotoğrafların çoğu Zeynep'in uyku halinden ama sakın bu duruma aldanıp, onun sürekli uyuduğunu sanmayın. Sadece en masum ve güzel pozlar genellikle uykuda yakalandığı için durum böyle. Zaten gündüz uykularının süresi şu sıralar gitgide azalıyor...

Bu da yeni pozum

Boşuna kız çocukları bi başka olur demiyorlar. Şu poza bakar mısınız? Hangi erkek bebek böyle hınzır bir poz verebilir ki? Bu kızı büyütürken işimiz çok zor olacak çok...

Büyüyorum...


Tüm annelerin ortak yorumu, Zeynep'in 40'ı çıktıktan sonra her şeyin birden düzene gireceği yönünde. Daha 23. gündeyken ve her gün yeni bir sürprize uyanırken, insan böyle bir mucizeye kolay kolay inanamıyor tabii. Ama herkes sözleşmiş gibi aynı şeyi söylediğine göre gerçek olmalı. Bu arada Zeynep'in ne kadar hızla büyüdüğünü fotoğraflardan daha iyi anlıyoruz. Birkaç gün önceki fotoğrafa bakmak yeterli...

Uykuda da mı rahat yok kardeşim


Her gün fotoğraf çekmeyi kendimize vazife edindik, bu blog'un adına uygun olması için de her gün çekmek lazım zaten. Bazen günün koşturmacasından unutunca son dakikaya kalıyor bu iş. O zaman Zeynep Hanım'ın fotoğraf çekimi için uygun olup olmadığına dikkat eden yok tabii. Flaş kullanılamadığı için gün ışığı gitmeden bu işi halletmeli...

Çekebilirsin...


21. gündeyiz. Zeynep kameraya iyice alıştı artık. Objektif ona yönelince 3 numaralı bakışını bile atıyor artık...

I ıhh, olmaz...


Bebekler konuşamıyor diye isteklerini anlatamıyor mu sanıyorsunuz. Anlatmakla kalmıyor, hem de öyle bir yaptırıyorlar ki...

Heh he he... Uyumıycam ki...


Siz Zeynep başını her yere koyduğunda uyuduğunu mu zannediyorsunuz? Bilimsel verilere göre yenidoğan bebekler günde ortalama 18 saat uyuyormuş. Zeynep canı ne zaman isterse o zaman uyuyor. Kimi zaman gece, kimi zaman gündüz. O istemeden uykuya zorladığımızda ve uyuması için saatlerce yanında beklediğimizde ise işte sonuç...

Gülünce...


Gülünce sadece sağ yanaktaki gamze çıkmakla kalmıyor, hafif çekik gözler de çizgi oluyor.

Gamzemi göstermiş miydim?


Annesinin dualarla desteklediği siparişi üzerine Zeynep'in tek yanakda da olsa gamzesi var. Bu gamzeyi gösterebilmek için güler yüzlü bir bebek olması şart...

Uyusun da, büyüsün...


Yine beşik, yine uyku, yine huzur... Büyüme hormonu en çok bebekler uyurken salgılanırmış. Her uykudan sonra yanaklarının daha da pembe ve tombiş olması ondan herhalde. Bu arada kontrolsüz hareketler nedeniyle uyurken ellerini yüzüne vurup, kendi kendini uyandırdığından eller uykudan önce battaniyenin içine hapsediliyor. Ama kollardan birinin firar etmesi sadece birkaç dakika sürüyor...

Koca göbiş


Giydiği kıyafete göre bir anda büyüyüp, küçülen Zeynep'in gerçekte aslında ne kadar büyüdüğü çıplakken daha iyi anlaşılıyor. Tüm bebekler gibi kafası doğduğundan beri vücuduna göre iri ama karnının büyüklüğü tamamen oburluğundan...

3 Ekim 2007 Çarşamba

Yaşasın, arabadayız...


İlk kontrolde test için topuktan kan alınması unutulduğundan, 8. gün yine Zeytinburnu yollarındayız. Görüldüğü üzere Zeynep yine pusetinde, yine yollarda ve yine keyfi yerinde. Topuğundan kan alınırken çok ağladı ama dönüşte keyif durumu yine aynıydı...

Havalar soğudu, yelekler giyildi


Havalar soğuyunca, anneanne tarafından itinayla örülen yelekler tulum üstüne giyildi. Yelek giyilip, fotoğraf da yakından çekilince Zeynep bir anda büyüdü sanki. Ama kameralara hazırlıksız yakalandı bu kez...

Bebekler rüya görür mü?

Bebekler rüya görür mü, görse de ne görür bilinmez. Ama uyurken çok keyifli ve güzel oldukları kesin...

12. gündeyiz, bu da mı refleks?


12. gün... Hala birbirimizi tanıma, anlama, çözme ve anlaşma aşamasındayız. Ama Zeynep'in bu ifadeyle ne demek istediğini hala çözemedik...

Beşikte de hep uyunmaz ki...


Dedik ya, bu beşik sadece uyku değil, keyif merkezi Zeynep için. Uykudan önce rahavetinin ve uykudan sonra mıkırdanmalarının en güzeli de yine bu beşikte yapılıyor...

Yine beşik, yine keyif

Daha önce başka iki bebeği daha ağırlayan beşik, Zeynep'e keyif mekanı olmaya devam ediyor. Bu beşikte geçirdiği anların ardından, onun için özene bezene hazrlanan asıl yatağına nasıl alışacak Allah bilir...

Çekmeyin be...

Her gün fotoğraf çekimine katılmak zor iş. Zeynep sonunda isyan etti ve kameralara saldırdı :))

Yine düştük yollara...

Bu kez artık sürekli devam edeceğimiz doktorumuza gitmek üzere yoldayız. Kime ve nereye gittiğimiz Zeynep için hiç önemli değil. Yeterki yolda olsun.

Kim demiş refleks diye

Uzmanlara göre bebeklerin ilk haftalardaki gülümsemesi sadece bir refleks, yani bir anlamı yok. Ama Zeynep'in genellikle karnı doyduktan sonra, beşiğindeyken ya da derin uykusunda güldüğünü düşünürsek, kim demiş refleks diye...

Beşiğini seviyor...


Ağzında emzik olduğuna bakmayın, aslında bu "yalancı meme"yle arası hiç iyi değil. Ama beşiği ile ilk günden beri arası çok iyi...

Kıyafetler küçüldü bile

Kızımız hızla büyüyor. 5. gün giydirdiğimiz tulumun küçük geldiğini fark ettik.